Ölümünün 41. Yılına Özel 10 Maddede Oğuz Atay

Günümüzde sosyal medya kullanımının artmasıyla beraber sözleri her yerde paylaşılır olsa da acaba gerçekten Oğuz Atay’ı biliyor muyuz? Onun yazdığı kitapları okuduk mu? Anlamaya çalıştık mı? Bu listeyi ölümünün 41.yıldönümünde Oğuz Atay’ı biraz olsun anlayabilelim, anlayabileyim diye yazıyorum. Hayatı boyunca herkesin istediği gibi yaşadığı o uzak ülkenin özlemini duymuş yazarımızı saygı ve özlemle anıyorum.

1.12 Ekim 1934 yılında İnebolu’da dünyaya gelmiştir. Hukukçu bir baba ve ilkokul öğretmeni bir annenin çocuğudur. Babası 1939’da milletvekili seçilince Ankara’ya taşınırlar. İlk, orta ve lise eğitimini burada tamamlar. TED Ankara Koleji’nden mezun olur. Derslerinde oldukça başarılıdır. Ve o dönemlerdeki meslek algısına baktığımızda mühendislik, doktorluk ve hukukçuluktan başka bir meslek olmadığını görürüz. Başarılı olan öğrenciler ‘büyük adam’ olmalıdır. Bunun üzerine İTÜ İnşaat Fakültesi’ne başlar ve 1957’de mezun olur. Tabi Oğuz Atay’ın ‘büyük adam’ algısı çok daha farklıdır. Bununla ilgili olarak şu cümleleri söylemiştir.

“Lisede iyi bir öğrenci olduğum için zor bir meslek seçmeliydim. Bu nedenle mühendis olmaya mecburum. Bu açıklamayı çok mu beğendin? Bütün ümidim Dostoyevski gibi mühendis olduktan sonra istifa etmekti. Hangi görevden istifa edecekti? Bilmiyordu. Babasıyla her gün kavga ediyordu.” –Tutunamayanlar

2.Pazar Postası Gazetesi’nde yazmaya başlar. 1957 yılında yedek subay olarak vatani görevini yapmaya gider. Bitirip İstanbul’a döndüğünde ise yazmaya devam eder. Daha sonra Denizcilik Bankası’nda işe girerek düzenli bir hayatın içerisinde kendisini bulacaktır.

3.Düzenli bir hayata girdikten sonra evlenmeyi seçmiştir Oğuz Atay. 19 Mayıs 1961’de askerlik arkadaşı ve meslektaşı Avşin Baysal’a bir mektup yazar. Evlilik kararını nasıl aldığını anlatır. Ve o mektupta şöyle demiştir:

“İnsanlara ait şeyleri sevdiğim için onların severek yaptığı bir şeyi ben de yapıyorum: evleniyorum.”

“Sonra biliyor musun ben saadetten hoşlanıyorum. Onun için de evleniyorum. Saadet derken güzel ve yumuşak bir şeye dokunuyor gibi oluyorum.”

4.İlk eşi Fikriye Fatma Gürbüz ile ilk tanışmaları 1956 yılında olmuştur. Fikriye Hanım 1957-58 yıllarında Ankara’da sınava giriyor ve tasarımcılık eğitimine gidiyor. Eğitimini bitirip döndüğünde ise Oğuz Atay ile karşılaşıyorlar ve evlenme teklifi alıyor kendisinden. Fikriye Hanım kendisiyle yapılan röportajda şu cümleleri söylüyor:

“Evlenme teklifi edince hemen kabul ettim. ‘Hemen kabul ediyor musun? dedi.’ ‘Evet’ dedim. ’Hani düşüneyim denir. Ne yapıyorsun, kaç para alıyorsun falan denir değil mi?’ ‘Evet.’ dedim. Şimdi düşünüyorum da büyük cesaret.”

Ve bu evlilikten Özge adında bir de kızı olur. Yıllar geçer, evlilikte aradığı mutluluğu bulamamıştır ve Fikriye Hanım ile yolları ayrılır.

5.Hayatını devam ettirmek, para kazanmak için Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlar. Ve artık bir roman kurguladığı dönemleri başlamıştır. Tutunamayanlar’ın ilk baskısının kapağını Sevin Seydi çizmiştir. 1969 yılında yakınlaşmaya başlarlar. Sevin Seydi bir ressamdır. Bu birliktelik evliliğe dönüşmez. Sadece birbirlerine iyi gelirler. Oğuz Atay bu birliktelikte romanını yazıya döker. Daha sonra Sevin Seydi Londra’da yaşamaya karar verir ve yolları ayrılır. 1974 yılında ise Pakize Kutlu ile ikinci bir evlilik yapacaktır.

   

6.Romanı yazmak bir yana onun yayımlanması aşaması oldukça zorlu olur. Çünkü ilk etapta çok kalın olduğundan çoğu yayınevi okumadan geri çevirir. Ayrıca romanlarında kullandığı bilinç akışı tekniğine de oldukça yabancıydılar. Daha sonra 1971 yılında Tutunamayanlar’ı TRT Roman Ödülü yarışmasına gönderir. Bu yarışmada ödülün sekiz ayrı roman arasında bölüştürülmesine karar verilir. Belki böyle bir şey yapılmasaydı o ödülün sahibi olamayacaktı Oğuz Atay, kim bilir? Kısacası Oğuz Atay yaşarken yazdıklarının değeri bilinmeyen yazarlarımız arasındadır.

7.Hayati Asılyazıcı, Sinan Yayınları’nın sahibiydi. Oğuz Atay’ın romanını ödül alanlar arasında görünce merak etmiş, Tutunamayanlar’ı okumak istemiştir. Onun öncesinde de Oğuz Atay’ın Topografya adlı kitabını görür. Bu Oğuz Atay’ın doçentlik tezidir. Daha sonra Tutunamayanlar’ı okur ve çok etkilenir. Yayımlamak ister, Oğuz Atay ile görüşür. Tahmin edersiniz ki çok şaşırmış ve sevinmiştir. Ama maliyeti çok tutacağından iki cilt halinde yayımlanmasını teklif eder. Oğuz Atay da kabul eder. Böylelikle ilk defa iki cilt halinde yayımlanmıştır. Hayati Asılyazıcı ondan bahsederken çok titiz olduğunu, kitapların tanıtımı için uğraştığını ve kitabevlerini tek tek kontrol ettiğini söyler.

8.Daha sonra ise Tehlikeli Oyunlar, Bir Bilim Adamının Romanı, Korkuyu Beklerken, Oyunlarla Yaşayanlar (ilk versiyonunda adı “Hayat Bir Oyundur”), Günlük, Eylembilim (tamamlanmamıştır.) adlı eserlerini vermiştir.

9.Arkadaşı Bülent Korman’a yazdığı son mektupta şunları der:

“Gençliğimden beri bilirim ki insan başkalarındaki kötülükleri görerek iyi olmaz. ‘Sen herkesi kötülemez misin?’ diyeceksin. Bana da bakma. Benden de ‘varsa’ iyi şeyler öğren.”

10.1976 yılında hastalanır ve tedavi için Londra’ya gider. Beyninde tümör vardır. Londra’dan sonra İstanbul’a geri döner ve 13 Aralık 1977’de arkadaşı Altay Gündüz’ün evinde vefat eder.

Yaşamı boyunca değeri bilinmemiş ancak öldükten sonra anlaşılmıştır. Ve sanki bu durumu sezmiş gibi Tutunamayanlar’da şöyle demiştir:

“Önce kendini tanıtmalısın, yaptıklarınla ispat etmelisin kendini. Başkaları nasıl yapmışsa, nasıl yapıyorsa öyle davranmalısın. Kendini önce başkalarına kabul ettirmelisin ki biz de kabul edebilelim. Bunun için de belki ölmelisin. Unutulmalısın. Unutulan herkesin hatırlanması için ne kadar zaman geçiyorsa, o kadar zaman geçirmelisin mezarda. Orada bile acele etmemelisin. Senden önce ölüp unutulanlar ve hatırlanmayanlar var. Dur bakalım, dur hele. Sıranı bekle.”

 


Kaynakça

http://www.biyografya.com/biyografi/8176

https://www.goodreads.com/author/quotes/139434.O_uz_Atay

Masa Sanat Kültür ve Edebiyat Dergisi, Kasım 2018, Yıl:3, Sayı:22

Kafkaokur, Sayı:7,Yıl:2, Eylül-Ekim 2015

Kafa, Haziran 2017, Sayı:34

#tarih dergi, Aralık 2017,Sayı:43