Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Makaleler / Nükleer Güç Ekseninde Stratejik Diplomasi

Nükleer Güç Ekseninde Stratejik Diplomasi

Yazan: Atilla Arda BEŞEN

NÜKLEER GÜÇ DİPLOMASİSİNİN KAPASİTE DEĞERLENDİRMESİNİN OYUN TEORİSİYLE TARTIŞILMASI VE STRATEJİK DİPLOMASİNİN ORTAYA ÇIKIŞI – KUZEY KORE ÖRNEĞİ ÜZERİNDE TAHLİL EDİLMESİ 

 Giriş

Nükleer güç ve diplomasi kelimeleri yan yana geldiğinde oluşan kavram aslında dünyadaki hegemon devletlerin birbirini tehdit etme biçimi şeklinde tasvir edilebilir. Nükleer güç bir araçken diplomasi ise amaç haline gelecektir. Herhangi bir savaş durumunda nükleer güç amaç, diplomasi araç haline gelmek zorunda kalacaktır. Bu çalışmanın içeriğinde nükleer gücün alışılagelmiş tanımının dışına çıkılarak farklı bir tanımlama ve yorum getirme amacı açıkça görülecektir. Diplomasinin gelişimi ile birlikte ise nükleer gücün günümüzde dahi nasıl bir diplomatik hamle olarak kullanılacağı odak noktasını oluşturacaktır. Çalışmanın örnekleri arasında nükleer güç diplomasisinin nispeten küçük devletler arasında nasıl kullanıldığı ve sonuca ulaşmada ne derece yarar sağladığı tartışılacaktır. Gücün ne olduğu üzerine yapılacak tartışmalar ise devletler arası ilişkilerle incelenecek olup, ortaya yeni bir diplomatik güç tercihi koymak ana hedeflerden olacaktır. Bunu yaparken karşılaştırmalı siyaseti ön plana çıkararak farklı görüşlere sahip düşünürlerin düşüncelerinin teorik kısımlarından yararlanılacaktır.Çalışma sadece bir teori içermeyecek olup, teorilerin gerekli gördüğüm savlarını kullanacağım. Oyun teorisini ise diplomatik olarak politika karşılaştırmasıyla çalışma içinde vereceğim.

Anahtar Kelimeler: nükleer güç, diplomasi, oyun teorisi, hegemonya          

Abstract

When the words of nuclear power and diplomacy combined side by side, this combination created a new concept between hegemonic states and this concept actually as the way in which hegemon states threated each other in the world. Nuclear power will become a device and diplomacy will become a goal. In the event of any war situation, nuclear power will become a goal and diplomacy will become a mandatory tool. In contexts of this work, the purpose is bringing a new description and interpretation out of conventional definition of nuclear power and it will be clearly visible. Along with the development of diplomacy, nuclear power will be the focus on how it is available to used as diplomatic move even today. Among the examples of the paper, how the nuclear power is used between relatively small satetes and how much its benefits in reaching the conclusion. Discussions on what the exactly power is, will be examined through inter-state relations. To set a new diplomatic power concept will be the main goal. In doing so, comparative politics will be brought to the fore and draw from theoritical parts of different philosophers, who has the different ideas apart from each other. This paper will not be contain only theoritical practice, also I will use some thesises of those philosophers’ ideas. Finally, I will show the game theory practice as a theory of issues in terms of policy comparisons.

Key words: Nuclear power, diplomacy, game theory, hegemony

 

1. Güç Nedir?

‘Güç nedir?’ olarak bir soru sorduğumuzda, bu kavramı farklı yönlerden açıklamamız gerekmekte. Gücün kavramı konusunda iki karşıt fikre sahip olan Hobbes ve Waltz’un yaklaşımlarını ön plana almamız gerekmektedir. Gücün uluslararası sistemdeki izdüşümünü de görmek için Organski, Modelski ve Schweller’in görüşlerini açıklamaya çalışacağım.

Güç, saf anlamıyla insan doğasında bulunan kötülüktür.[1] İnsan doğasında bulunan bu saf kötülük, güvenlik ihtiyacı doğurur ve güvenlik ihtiyacı beraberinde silahlanmayı ve dış dünyaya karşı temkinliliği beraberinde getirmektedir. İnsanların oluşturduğu devleti de tek bir insan olarak uluslararası sistemde ele aldığımızda devletler arası güvensizliği ve silahlanma arzusunun nereden ulaştığına varmış olma ihtimalimiz yükselir. Konstrüvist yazar Alexander Wendt’e göre ise anarşi devletlerin ne yaptığı ile ilgilidir. Örneğin ABD, Kuzey Kore nükleer gücü için İngiliz nükleer gücünden daha çok endişelenmektedir.[2]

Waltz ise bambaşka bir deyişle gücün oluşumunun insan doğasındaki kötülüğün değil, uluslararası sistemdeki anarşinin devletleri güç arttırmaya zorladığını ifade eder ve bunun aslında sistemdeki devletlerin yeteneklerinin dağılımına bağlı olduğunu savunur Waltz. Güç mücadelesi dediğimiz söz öbeği ise aslında sistem içerisinde mümkün olan en fazla otonomiyi kazanma mücadelesidir. Neorealizme göre aslolan iki kutuplu sistem olup gücün bölünmesidir. Barışı ve güvenliği bu güç dengesi durumu sağlayacaktır.[3]

Güç konusundan bahsederken sistemin denge durumuna geldiği ve bazı yazarlar tarafından savunulan (Waltz da bu düşünceyi destekler.) sistemin güç dengesi halidir. Bir diğer durum ise yine bazı yazarlarca savunulan tek bir ”baba” devletin olduğu güç geçişi halidir.

Schweller ise ”Çıkarlar Dengesi Kuramı” ile bu durumu açıklama amacını gütmüştür. Çıkar dengesi kuramına göre asıl olan devletlerin çıkarlarının yanında alacağı ödüllerdir aynı zamanda. Çünkü devletler ödül almak içinde çıkar ilişkileri kurup denge sağlayabilmektedirler.

 

1.1. Güç Dengesi

Vestfalya Antlaşması’ndan sonra oluşmaya başlayan bir sistem tipi olarak görülebilen güç dengesi[4] günümüze kadar uluslararası sistemde öncül rol oynayarak gelişmiştir. Ulus devlet sisteminin ortaya çıkışıyla beraber devletlerin belli alanlardaki yetenek ve kapasiteleri de kendini göstermeye başlamıştır, bir devletin yeteneği X konusunda yeterli hatta fazla olabilirken, Y konusundaki yetenek ve kapasitesi daha az bir seviyede kalabilmektedir. Y konusunda kapasitesi az kalan devletin komşusu ya da ilişkili olabileceği diğer devlet Y konusunda kapasitesi yüksek ve otonomisi sağlam olabilir. Bu durumu (periphery)çevre devletler dahil olmak üzere uluslararası sistemdeki bütün devletler arası ilişkiler için söylememiz mümkündür. Bu kapasiteleri etkileyen belli faktörler bulunmaktadır:

  • Coğrafi Konum
  • Askeri Kapasite
  • Ekonomik Kaynaklar
  • Uluslararası Statü

Birçok faktör olmakla beraber bu dört ana faktör, devletlerin kapasitelerini belirlemede önemli rol oynamaktadır. Coğrafi konumundan gelen avantajlar, askeri kapasitesini tehdit algısı yaratmadaki ve caydırıcı güç olarak kullanmadaki yeterliliği, ekonomisinin kaynağının verimliliği ve uluslararası alanda bağlı bulunduğu ve üstlendiği rol ona bir statü kazandıracaktır. Devletler güç dengesini uygularken yeteneklerini ve kapasitelerini göz önüne koyarak birbirleri arasında diplomatik anlaşmayı seçeceklerdir. Waltz’ın fikrine göre de iki kutuplu ve dengede bulunan sistem en iyi sistem olacaktır.

Güç dengesinin dünya sahnesine çıkışının asıl zamanı olarak 1814 Chaumont Antlaşması’ndan sonra İngiltere-Rusya-Prusya-Avusturya & Macaristan İmparatorluğu’nun Napolyon’a karşı oluşturdukları ittifak olarak gösterilebilir. Napolyon’un Avrupa’ya doğru genişlemesi esnasında karşısında onun hareket alanını kısıtlayacak herhangi bir güç bulunamıyordu ve bu durum Avrupa’nın diğer devletleri ve İngiltere için oldukça rahatsız edici bir seviyeye gelmişti. 1815’te Napolyon’un devrilmesinin ardından Avrupa’daki bu devletler kendi aralarında Fransız Devrimi’nin getirdiği yeniliklere izin verilmeyeceğini beyan eden bir işbirliği içine girdiler Avusturya Başbakanı Metternich ve İngiliz Dış İşleri Bakanı Castleragh’ın hazırlığı dönemin güçler dengesini oluşturacaktı Avrupa içinde. ‘Napolyon yenildi, güçler dengesi çöktü.’ denilse bile Napolyon’un ikinci sefer imparator oluşu unutulmamalıdır. Güç dengesi devletler arası sürekli giden bir politika olmanın yanında bozulmaz bir denge özelliği taşımamaktadır.

Günümüze gelindiğinde ise güç dengesi İngiltere – Almanya iki kutuplu sisteminden sonra 1. Dünya Savaşı’nın ardından İngiltere – ABD iki kutuplu sistemine dönüşecekti ve İngiltere’nin yaşadığı iki dönemlik hegemonya rolünü 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD üstlenecekti. Uzun döngü[5] gerçeklemiş olacaktı. ABD’yi tehdit edecek iki kutuplu sistemde challenger[6] ise Sovyetler Birliği olacaktı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından günümüz sisteminde güç dengesinin bahsedilebilirlik oranı %35 – %40 civarına düşerken, güç geçişi ise %65 – %60 civarında konuşulacaktır. ABD ve liberal dünya tarafından yeni rakip olarak algılanan güç ve dengeyi sağlayacak challenger ise Çin olarak algılanmaktadır.[7] Modelski’nin uzun döngü olarak nitelediği, aslında tam Braudel’in Longue Durée[8] kavramına benzemektedir. Longue durée sadece daha uzun tarihsel sistemlerin analizini yapmaktadır.[9]

 

1.2. Güç Geçişi

”Baskın devletlerin hayati çıkarını tehdit etmeden meydana gelen sistemler dengelidir. Bu tür istikrarlı sistemler güç hiyerarşisine sahiptir ve hegemonik güçleri olan bir devleti içlerinde barındırırlar. Hegemonik gücü zayıflatıcı sistemler ise istikrarsızdır.”[10] Tukididdes

Güç geçişini ifade ederken aslolan ve kullanacağımız tanım ise şu olacaktır: Çevre devletlerin üstünde yukarıda bahsettiğimiz X Y ve hatta Z gibi özelliklerin tamamına yeterli derecede sahip olabilen, sahip olamadığı yetenekleri ise kendi mekanizmalarıyla kullanma becerisine sahip devlete, uluslararası sistemde ‘baba’ rolünün verilmesi ve barışı hatta gerektiği durumda güvenliği sağlayacak yetkinin kendisinde bulunmasına rıza gösterilmesi gereken sistem modelidir.[11]

Güç geçişi kavramı ise gücün günümüz liberal sisteminde ABD’ye bahşedilmesi şeklindedir. ABD mahkemeleri, özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra, kendilerine dünyadaki terör örgütlerini ve teröristleri yargılama yetkisi sunmakta ve bunu hiçbir yasaya dayandırmadan dünyanın barış gücü olduğu iddiasıyla beraber yapmaktadır. Liberal dünya, ABD’nin bu hareketinden sonra aynı kararları hem Avrupa Birliği’nde almış hem de İngiltere kendi içinde terörle mücadelede devlete böyle bir yetki tanımıştır.

Hegemonun özellikleri arasında olması gerekenlerden biri, tabi ki kullanacağı mekanizmalardır[12] ve bu mekanizmalardan biri yargı yetkisidir. Yargı yetkisinin dünya çapında kullanılabilmesi ise açık bir hegemon devlet hamlesidir. Saddam Hüseyin’in ABD mahkemelerinde yargılanması ve idamı bunun bir örneğini teşkil etmektedir. Bir başka örnek ise ABD’nin müttefiklerinin kendi topraklarında ABD üstlerinin bulunması, bir koruyucu hegemon devlet modeline işarettir. Asıl soru ise kime ya da kimlere karşı korumacı baba modeli üstlenildiğidir.

 

2. Nükleer Güç Kavramı

Kavram kelimesi denildiğinde mutlak doğru arasına sıkıştırılmış bir kelime ya da sözcük öbeği beklenir, aksine bir kavram oluşurken sadece fikrin doğması yetmez. Bu fikrin içinin doldurulması ve desteklenmesi gerekir. Kavram oluştuktan sonra ise oluşan kavram kendi gelişiminde de aynı süreçlerden geçerek reel kimliğine ulaşacaktır.

Nükleer gücün yaygın olarak bilinen tanımı ise bir ülkenin nükleer silah üretebilmesi olarak gösterilmektedir.[13] Dünya üzerinde hegemon olarak bulunan devlet dahil birçok nükleer silah üreten devletten bahsetmemiz mümkün olacak olup yaygın tanımı göze aldığımızda bu devletlerin hepsine nükleer güç denildiğini göreceğiz. Tanımı alışılagelmiş bu kalıptan çıkarmamız yeni bir nükleer güç diplomasisi tanımı yapmak için gerekli olacaktır. Bir başka yandan bakıldığında nükleer güce sahip olan ülkeleri bir çemberler sistemine yerleştirmemiz gerekmektedir. Her çemberin (Bu çemberler bölgeler olarak adlandırılabilir.) kendi nükleer gücü ve kendine ait diplomasisi olacaktır, çemberlerin çıkar noktaları çatışmadığı müddetçe aralarındaki süreç en üst çemberde bulunan hegemonun isteği doğrultusunda seyredecektir. Aslında nükleer silah üretmeye başlayan devlet nükleer güç olarak sadece kendi çemberinde anılabilecek tüm çemberler arasında karşılaştırma yaptığımızda nükleer güç etiketine sahip olması imkansızlaşacaktır. Bunun sebebi ise eldeki nükleer gücün üst çemberlere etki edebilecek kadar geniş olmaması ve yarışabilecek kapasiteye ulaşılamamasıdır. Hobbes’un bahsettiği güvensizlik durumu, tıpkı Küba Krizi’nde meydana geldiği gibi dünya sahnesinde tekrar yer ederse, üst çemberde bulunan nükleer güçlerin alt çemberdeki nükleer güçlerin yanıt vermesine olanak vermeden bu gücü ortadan kaldırabilecek kapasitelere sahip olmalarıdır.

Bu kapasitenin üst çemberdeki nükleer güç diye adlandırılan devletlerde bulunması uluslararası ilişkilerde onlara belli kural koyucu avantajlar sağlamaktadır. Bu avantajların somut halde reel politik olarak gerçekleşmesi ise diplomatik istekler ve hamlelerle gerçekleşmektedir. Nükleer güç olmanın tanımı daha net ifade etmek istersek; bir ülkenin sadece nükleer güç üretmesi değil, aynı zamanda nükleer kapasite üretmesi ve bu kapasitenin hegemonun ya da hegemonun rakibinin desteği olmaksızın bir alt seviyedeki çemberin nükleer kapasitesinden daha büyük olması gerekliliği diyebiliriz.

2.1. Çemberlerin Ayrımı

Bahsettiğimiz çemberlere hegemonu, nükleer güç sayılabilecek devlet modellerini ve nükleer güç sayılamayacak ama nükleer silah üreten devletleri koyduk. Bu çemberlerin hangi kriterlere ve modellere göre belirlendiğini ise bu başlık altında açıklamaya çalışacağım.

Çemberlerin asıl ayrımı devletlerin sadece nükleer güçlerine odaklı yapılmamakla beraber aslında bunun yanında birçok faktörü de barındırmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda nükleer güç çemberleri oluşturmak daha uygun olacağı için bu şekilde ilerleyeceğimi belirtmem gerekir. Fakat nükleer gücü etkileyen diğer faktörleri kısaca açıklamak yerinde olacaktır.

3. Çember ağının açıklaması, dünya üzerinde nispeten nükleer başlıklara sahip olup bunları kullanma eğiliminde direkt bulunmayan ülkelerdir. Kuzey Kore ve ABD arasındaki nükleer gerilimin ve bu süreçteki gelişimin asıl odak noktası Kuzey Kore’nin ABD’nin saldırısına cevap verecek kapasiteye sahip olmamasıdır. Kuzey Kore’nin uyguladığı politikalar kapsamında baktığımızda ise birçok Kuzey Kore liderinin nükleer gücü caydırıcılık olarak kullanmasıyla beraber yaptıkları anlaşmalar göze çarpmaktadır. Bu siyaset geleneği de Kuzey Kore’nin ABD karşısında 1953’ten bu yana duyduğu düşmanlık hissinin göstergesidir. 1953’ten beri iki devlet arasında herhangi bir barış antlaşması imzalanmamıştır. Caydırıcı güç nükleer kapasitesi en sınırlı olan devletler tarafından kullanılması bir o kadar zor bir güç olarak uluslararası sistemdeki yerini almaktadır.

4. çember ise bize farklı bir eğilim sunmakla beraber bölgelerinde yerel bir güç oluşturan ve kendi bölgeleri içinde hegemon olma mücadelesi içinde olan ama asıl hegemon ile herhangi bir nükleer tehdit aşamasına girmeyen ülkeleri tasvir etmektedir. Hindistan ve Pakistan arasındaki mücadele bölgesel bir güç mücadelesi olup birbirlerine karşı nükleer güçlerini caydırıcı nitelikte kullanmak istemektedirler. Nükleer güç üretimleri ise ardı ardına gerçeklemiş olup yapılan en son anlaşmayla birbirlerine nükleer güç tesislerinin yerlerini söyleme kararı almışlardır.

5. derece çember ise, hegemon devletin ya da onun rakiplerinin birbirleriyle güç mücadelesine girebilecek nükleer güç kapasitesi gelişmiş ve nükleer saldırıya yanıt verme yeteneği bir hayli fazla olan devletlerden oluşacaktır. Bu gibi devletler dünya sahnesinde ciddi roller üstlenmekte olup diplomatik ilişkilerinde uluslararası hamleleri kullanabilmektedirler.

Son çember olan ve içinde ”H” yazan çember ise hegemonu ve onun rakiplerini bize göstermektedir. ABD, Rusya ve Çin gibi ülkeler buna örnek oluşturacaktır. Cevap verme kapasiteleri her alanda fazla olan devletler ise bu kısımda kendilerini göstereceklerdir.

 

2.1.1. Neoliberal Etkiler

Neoliberalizm ile birlikte 1980’lerden sonra küreselleşme ve evrensel kavramlar ün kazanmaya başladı bunlar arasında evrensel normlar, evrensel kurumlar ve evrensel mekanizmalar yer almaktaydı.[14]

Küreselleşme (globalisation), hümanizm, gibi evrensel normların gelişmesinin ve kullanımının hemen artmasının ardından, evrensel kuruluşların arttığını görmemiz de mümkündür. Dünya Bankası, OECD, EEA, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Kant’ın ebedi barışı için gerekli olan ulus üstü örgütler olarak karşımıza çıkmaktadır. Cox’un görüşü ise bir yanda felsefik bir nitelikte taşımaktaydı. Neoliberal etki aslında bir dünya siyaseti felsefesi olarak kendini göstermekteydi. Evrensel mekanizmalara ise verilecek en açıklayıcı örnek ise mahkemelerdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dünyaca kabul görmüş evrensel bir ceza mekanizmasını temsil etmektedir. Dönemin hegemonu olarak kabul gören ABD mahkemeleri de kendini dünya mahkemesi olarak görmekle beraber bunu Saddam Hüseyin’i yargılayarak bir kez daha dünya kamuoyuna göstermiştir. Evrensel mekanizmalar bir hegemon devlet ve müttefikleri için gerekli araçlar arasında gösterilebilmektedir.

 

2.1.2. Ekonomik Etkiler

Ekonomik Etkiler denildiğinde ulusların gelişmişlik düzeyleri ve büyüme durumları büyük önem arz etmektedir. Ulusların ekonomik büyümeleri ”balon büyüme” şeklinde gerçekleşiyorsa ne kadar nükleer güce sahip olursa olsun yine bölgede güç olmak sadece buna bağlı olmayacak olup, üretim ve yenilik gerektirecektir. Ekonomisi güçlü bir şekilde ilerleyen devletlerin nükleer kapasite arttırma imkanı, yukarda bahsettiğimiz ölçüde fazla ve buna bağlı uluslararası işbirliği şansları yüksek olacaktır.

 

2.1.3. Uluslararası Örgütler

Hegemon bir devlet ve hegemon devletin etrafındaki nükleer güç olan ve kural koyucu roller üstlenen devletlerin dünya üzerindeki tek diplomasi araçları nükleer güç olmamakla beraber, kendilerinin üyeliklerini üstlendiği ve piyasaları yönlendirdikleri çok uluslu şirketler bir hamle mekanizması sunmaktadır. Bu hamle ise nükleer yatırımlar dahil olmak üzere ülkelerin dünya üzerindeki ekonomik varlıklarını doğrudan etkilemekte olup, uluslararası sistemin, uluslararası örgütler ayağını oluşturacaktır.

 

3. Stratejik Güç Olarak Diplomasi

Diplomasinin ne olduğunu konusunda kafamızda sorular bulunmaktadır. Diplomasi genel anlamıyla iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin yürütülmesinde ve sorunların çözümünde başvurular ve 19. yüzyıl Avrupası[15] ile gelişmeye başlayan bir kavramdır. Diplomasinin çözemediği olayları 19. yüzyıldan itibaren savaşlar ve neoliberal etkiyle küreselleşmenin bir parçası olan uluslararası örgütlerin hamleleri çözmektedir. Fakat diplomasinin işlemesini sağlayan hala bir Clausewitzyen bir silah gücünün caydırıcı kapasitesi mevcuttur.

Diplomasinin kullanımını ise belli bölgelere kategorilere bölmek mümkündür.

*Hegemon Güç Diplomasisi

*Nükleer Güç Diplomasisi

*Stratejik Güç Olarak Diplomasi ve Tavizleri

*Periferi Ülke Diplomasisi

*Hegemonaltı Ülke Diplomasisi

*Uluslararası Diplomasi

Bizim bu bağlamda açıklamaya çalışacağımız ve aralarındaki bağı açıklamaya çalıştığımız türler ise Nükleer Güç Diplomasisi ile Hegemon Güç Diplomasisi’nin kesişimidir. Yukarıda nükleer gücün yanında hegemon stratejileri genel anlamda çizilmeye çalışılmıştır lakin bahsetmediğimiz diplomasi türü ise Stratejik Güç olarak diplomasi ve tavizleridir.

 

3.1. Stratejik Güç Diplomasisi Tavizleri

Taviz dediğimizde aklımıza ilk gelen avantajımıza olacak ve bizim isteğimiz olan bir şeyden geri adım atmak canlanır düşüncemizde. Diplomasi tavizlerinin rolü ise bu tanımdan biraz daha önemli bir yerde durmaktadır. Diplomasi tavizleri güç dengesini, hatta ve hatta dünya barışını sağlayan şeylerden biridir. Taviz burada kötü bir anlamda kullanılmamakla beraber hegemon devletlerin karşısında duran devletler topluluğunun oluşturduğu dengeye ya da sistemi tehdit eden tek bir devlete karşı takındığı tavırla ilgilidir.

Küba Krizi’nde ABD’nin gizli olarak Jupiter füzelerini Türkiye’den kaldırması, Kuzey Kore ve ABD’nin yumuşamaya girip belli konularda net bir anlaşmaya varması, diplomatik ilişkilerin arka boyutu, Irak’ın Sovyetlerin görüşüne başvurulmada ABD tarafından işgali, Sovyetlerin nükleer faciası Çernobil’de alacağı yardıma karşılık vereceği tavizler. Eğer o yardımlar alınmasaydı Sovyetler, hatta dünya, bir radyasyon bataklığına sürüklenebilirdi. Bu yardıma karşılık son demlerini yaşayan bir SSCB’nin tabi ki diplomatik taviz vermesi gerekliydi. Tavizleri sadece bir kalıba ya da sadece çatışma için düşünmek tek bir olaya indirgemek olacaktır. Diplomasiyi devletlerarası her türlü ilişki olarak görmek değerlendirmemizi kolaylaştıracaktır.

 

3.2. Stratejik Diplomasiyi Etkileyen Unsurlar

Stratejik diplomasi denilince bunu etkileyen faktörleri aşağıda denklemsel olarak vereceğim lakin bundan önce bu unsurları kısaca açıklamak gerekmektedir. Bunları sıralamak gerekirse:

*Coğrafi Konum – Jeopolitik

*Siyasi – Diplomatik Değerlendirme

*Askeri Değerlendirme

*Nükleer Kapasite

*Uluslararası Etki Kapasitesi

*Ekonomik Kapasite

 

3.2.1 Coğrafi Konum ve Jeopolitik

Devletlerin uluslararası alandaki yetkinliğini güçleri belirlerken bu uluslararası alandaki hiyerarşiyi belirleyen en önemli faktörlerden biri coğrafi konumdur. Bölgesel uzaklıklar, çevre ile ilişkiler, iletişim hatları, enlem, boylam ve doğal sınırlar gibi faktörler ülkelerin konumsal güçlerinde belirleyici rol oynamaktadır.[16] Bunun devamında ise bir devletin coğrafi konumu belli zamanlarda Spykman’ın dediği gibi farklı özelliklerinin değerini değiştirebilmektedir. İletişim yolları, iletişim araçları, savaş teknikleri ve dünya merkezinde kaymalar olduğu sürece bir devletin coğrafi konumunun önemi sürekli değişim halinde olacaktır. Spykman bu tanımı yaparken o yerin iki sistemle bağıntısından hareket etmiştir: Tarihsel sistem ve coğrafi sistem.[17]

Bir ülkenin iklimsel olarak bulunduğu nokta bile o ülkenin sanayi, tarım ve diğer kazanç faktörlerini etkileyecektir. Bu etkinin yanında bulunduğu coğrafi konum açısından kendi müttefiklerine yakın ya da onlarla çevrili ülkeler ise bir adım önde konuma sahip olacaklardır. Bunun en büyük sebebi ise herhangi bir savaş durumunda çevresel atakların ne yönden gelebileceğinin ihtimallerinin düşürülmesi ve müttefiklerce korunacak bir bölgede olması bir avantaj olarak görülebilecektir.

Kuzey Kore’nin coğrafi konum bakımından bir adım öne çıkmasının sebebi ise etrafında Çin gibi yüz ölçümü çok geniş bir müttefikinin bulunmasıdır. ABD’nin coğrafi olarak bir avantajı ise Kıta Avrupası’ndan kendini ayıran Atlas Okyanusu’nun varlığıdır. Türkiye’yi ise coğrafi açıdan zorlu kılan bir nokta ise üç kıtanın orta noktasında yer alıp Orta Doğu coğrafyasına temas etmesidir.

 

3.2.2. Siyasi ve Diplomatik Hamleler ve Uluslararası Kapasite

Siyasi açıdan bakıldığında bir siyaset ve politika geleneği olarak kendini uluslararası ilişkilerin kurucusu olarak gören ABD’nin yanı sıra, karşısında mevcut SSCB ideolojisinin etkisinde kalan bir Kuzey Kore Devleti görülmektedir. Gelenek anlamında ortaya konmaya çalışılan Juche idealine karşılık bir ABD siyaset geleneğini unutmamak gerekir. Her ne kadar belli alanlarda düşüş yaşasa da buna ekonomik yapının stabil olarak düşmesi örneği verilebilir.[18]

Diplomatik anlamda bakıldığında ise diplomatların ve diplomasi tarzlarının farklılığı ön plana çıkmaktadır. Kuzey Kore ve ABD arasındaki diplomasi tarzlarını genel bir şekilde değerlendirmemiz gerekirse, Kuzey Kore diplomasisi nükleer savaş başlığı tehdidi ve caydırıcı niteliği ön plana sürerek uluslararası alanda kazanımlar elde etmek iken ABD diplomasisi daha çok stratejik diplomasi tavizleri üzerinden gitmektedir.

 

3.2.3 Askeri Değerlendirme, Nükleer Kapasite ve Ekonominin Etkisi

Askeri değerlendirmeden kastımız, orduların büyüklüğü ve yapılan savunma harcamaları olarak göze çarpmaktadır. ABD’nin hegemon devlet anlayışı ile yaptığı kendinden önce gelen üç ve daha fazla devletin askeri harcamaları toplamından daha fazla askeri harcama yapması ve ekonominin büyük bir kısmını buna ayırması bilinen bir özelliğidir. Ayrıca yapılan harcamaların birçoğu savaş teknolojileri üzerine yöneltilirken askeri kapasite ve nükleer kapasite, nükleer savaşın koruyuculuğu yani dünyanın koruyucu rolü altında yapılmaktadır.

Askeri ve nükleer anlamda bakmamız gereken 2. saldırı boyutudur. Savaş teknolojileri ve kitle imha silahlarının artmasıyla ki ABD’nin kabul ettiği ve nükleer gücünü paylaştığı belli devletler varken artık onun izni dahi olmadan nükleer saldırı kapasitesine ulaşan birçok devlet bulunmaktadır (Kuzey Kore, Hindistan, İran, Pakistan).[19] Herhangi bir savaş ya da saldırı durumunda devletler arasında görece zayıf olanın değerlendirmesi gereken noktaların başında cevap vermek kapasitesi gelmektedir. Bu kapasiteden kastımız, olası bir Kuzey Kore’nin ABD’ye saldırı durumu, ABD’nin Kuzey Kore’ye cevabından sonra Kuzey Kore’nin 2. saldırı imkanını yok edecektir. Askeri kapasite ve nükleer kapasite karşılaştırmaları bunu olanaklı kılmaktadır. Geldiğimiz noktada ise bakacağımız görünüm şöyle olacaktır: bir devlet saldırmadan önce saldırı sonrasında kendisine oluşabilecek tahribat oranını da hesap ederek bir hamlede bulunmalıdır. Bu durumu göz önüne aldığımızda ABD’ye olası saldırının Kuzey Kore’den gelmesi imkansıza yakın bir durumu teşkil etmektedir Rusya ya da Çin’in cevap verme kapasiteleri ile kıyaslandığında.

Ekonomik olarak ise bahsetmemiz gereken sadece ülkenin askeri harcamalara ayırdığı ekonomisi değil elbette. Piyasada birçok para birimi dolara endeksli iken bunların devamında Amerikan şirketleri ve piyasası birçok markete ulaşmış durumdadır. Düşüşten söz etsek bile market ve piyasa anlamında büyük bir güçten söz etmek mümkündür bu da askeri harcamaların bile kaynağı olan parayı büyük ölçüde etkilemektedir. Dışa kapalı bir ekonomi olan Kuzey Kore’den bahsediyorsak; teknoloji alımı, silah alımı gibi kategoriler baştan dünyanın 40 yıl gerisinden gelmektedir. Ekonomik olarak bir cevap kapasitesi dahi tanınmayabilecektir.

 

4. Diplomasinin Nükleer Güç Olarak Yansıması ve Kuzey Kore – ABD Arasındaki Caydırıcı Niteliği

Diplomasi denildiğinde akla gelen ilk olarak bir yaptırım gücünün anlaşma-antlaşma yoluyla uluslararası alanda yürürlülüğe konmasıdır. Diplomasinin kullanım şekli uluslararası alanda devletlerin yaptırım gücüne paralel olarak değişmektedir. Bu yaptırım güçlerinin hepsini bu makalede incelememiz mümkün görünmemektedir. Bizim ele alacağımız yaptırım gücü ise nükleer güç diplomasisi etrafında şekillenecek olup Kuzey Kore ve ABD arasındaki diplomatik hamleleri ”Stratejik Diplomasi Tavizleri” ve ”Nükleer Güç Diplomasisi” altında incelemek olacak.

Yapılacak analizlerin varması gereken nokta ise Kuzey Kore’nin herhangi bir çatışma durumunda coğrafi, askeri, uluslararası ve nükleer kapasite bakımından ABD’ye bulunabileceği hamlelerin Kuzey Kore bazlı karşılaştırılması sunulacak olup ABD’nin verebileceği cevaplar üzerinden bir denklem oluşturulmaya çalışılacaktır.

 

4.1. Oyun Teorisinin Kuzey Kore ve ABD Arasındaki Çatışmada Kullanımı

Oyun teorisi, basit bir ifadeyle, aslında risk değer kumarıdır uluslararası ilişkilerden bahsediyorsak. Bu risk, sistemde avantajlı duruma geçmenizi de sağlayabilir, sistemde yok olmanıza da sebep olabilir. Oyun teorisi kurarken ve uluslararası sisteme uyarlarken Jacques Lacan’ın “Matematikle bir şeyleri açıklamak daha kolaydır, matematiksel terimler düşüncenin izahını kolaylaştıran metaforlardır.[20]” düşüncesinden yola çıkacağım. Aynı zamanda Nolan McCarty’nin ve Adam Meirowitz’in ”Political Game Theory An Introduction” kitabında açıklamaya çalıştığı şekilde matematiksel bir açıklama vermeye çalışacağım.[21]

Bu bağlamda verilerimizi şu şekilde seçmemiz gerekmektedir:

1= Kuzey Kore

2= ABD

Coğrafi Değerlendirme = X1 ve X2

Siyasi – Diplomatik Değerlendirme = Y1 ve Y2

Askeri Değerlendirme = Z1 ve Z2

Nükleer Kapasite = Q1 ve Q2

Uluslararası Etki Kapasitesi = B1 ve B2

Ekonomik Kapasite = A1 ve A2

X, Y, Z, Q, B, A arasındaki bağıntı bize dış politika analizinde bir fonksiyonel denklem verecek ve bu denklem üzerinden sonuca doğru gideceğiz.

①Q1 +X1 ≠B2 +A2

Bu ilk denklem bize Kuzey Kore için hareket alanı sağlayan eşitsizliği sunmakta. Çünkü Q1 VE X1 avantajı Kuzey Kore’nin manevra yapma imkanını arttırmaktadır.

②Q2 + Z2 ≠ Y1/4 + Z1 + Q1 + B1/2 + A1

ABD için manevra durumunu göstermekte olan 2. denklem bize bazı toplamların etkilerin toplamı kapsamında hangi alanlarda nelerle yarışabileceğini göstermektedir.

* Q2 ≥ Z1 + Q1

Yukarıda bulunan basit denklem ise ABD açısından dünyanın dengede olduğu durumun matematiksel ifadesidir.

* f(Q) = Q1 ≥ Q2 + Z2 + A2

Yukarıdaki denklem nükleer güç kapsamında bize olası bir savaş durumunu işaret etmektedir.

* f(Q) = Q2 ≥ Q1

Bir diğer denklemimiz ise nükleer gücün caydırıcılık anlamında diplomatik araç olarak kullanımı bize güç dengesi ve barış durumunun denklemleştirilmiş halini göstermiştir.

Artık dengeler Clausewitz’in dediği “Savaş diplomasinin aracıdır[22]” teorisini de aşarak nükleer güç ve kitle imha kapasiteleri diplomasinin araçlarından biri halini alacaktır.

 

4.2. Kuzey Kore’nin Nükleer Kapasitesi ve ABD Üzerine Diplomasisi

Kuzey Kore kendi ideali olan Juche’yi gerçekleştirmek için 1951 yılından bu yana bir mücadele sürdürmektedir. Kuzey Kore’nin Juche ideali[23] kendi ekonomisiyle kendini geçindirecek bir ekonomi (Self-sufficiency), bağımsız bir uluslararası politika üretmesidir. Bu politikanın tarihsel geçmişinden ziyade nükleer güç anlamında nasıl geliştiğini ve sisteme nükleer güç diplomasisi bakımından nasıl tezahür ettiğini açıklayacağım.

Kuzey Kore nükleer gücünü aktif olarak kullanmaktan ziyade diplomatik kazanımlar elde etmek için kullanmıştır.[24] Bu kullanım sırasında ise tarttığı ve önüne koyduğu denklemler yukarıdaki gibidir. Birçok farklı etkeni kendi coğrafi konumu ölçüsünde değerlendirerek, uzun süredir nükleer güç diplomasisini kullanarak stratejik diplomasi tavizi elde etmeye çalışmaktadır. Tıkanılan noktalarda ise nükleer güç denemeleri arttırılmış, hatta ve hatta ABD ile görüşmeden önce yapılan kıtalararası balistik füzeler (Hwasong-12)[25] Japonya üzerinden fırlatılarak denenmiş ve büyük bir tehdit algısı yaratmıştır. Aslında yaratılmak istenen de biraz da bu tehdit algısı idi. Coğrafi konumu bakımından arkasını Çin’e dayamış, önünde Güney Kore, Japonya ve biraz ilerisinde ABD’nin olduğu bir coğrafyada yer edinmiştir. Bu ise belli yerlerde avantaj sağlarken belli yerlerde Kuzey Kore için dezavantaj olacaktır.

Kuzey Kore ve ABD arasında herhangi bir olası saldırıda ise iki tarafın da değerlendirmesi gereken savaş durumundaki ikinci saldırı kapasitesi büyük önem arz etmektedir. Bu savaş kapasitesinin en önemli sonucu ise ilk hamle yapan tarafın diğer bir tarafın nükleer kapasitesine ne derece zarar verebileceğidir. ABD bu ikileme Küba Krizi’nde de düşmüştü ve Kuzey Kore’de bu ikilemi taşımaktaydı. Füzeler vardı peki ya bilinmeyen füzelerin olması durumunda ne yapılacaktı?

Herhangi bir gerginlik durumunda Kuzey Kore’nin ihtimallerini inceleyelim:

1-) Haritadan baktığımız ilk etabın Çin desteğinin alınıp Güney Kore’ye saldırmak ya da Japonya’ya saldırmak olabileceğini tahmin etmemiz gerekiyor.

2-) Güney Kore’ye yapılabilecek bir nükleer şantaj ise oldukça olası ABD nükleer tehdit çemberinin en son halkası.

3-) Japonya’yı çatışmanın içine çekebilecek herhangi bir saldırgan tutum buna en büyük örnek olarak yine bir nükleer şantajdan söz edebiliriz.

4-) Dünyayı yok etme boyutuna getirecek olası bir ABD’ye nükleer saldırı.

5-) Rusya’nın herhangi bir çatışmada nerede olacağı ise yine belirleyici olabilecek etmenler arasındaki Kuzey Kore’nin biraz üstünde toprağı bulunduğunu unutmamak gerekir.

 

4.3. ABD’nin Nükleer Kapasitesi ve Kuzey Kore Üzerine Diplomasisi

Dünya sisteminde hegemon diye gördüğümüz bir düşüşten söz etsek bile hegemon olma seviyesinin altında olmayan ABD’nin diplomasisi ise Trump yönetimi ile birlikte farklı bir boyuta girmiş olup Kuzey Kore’nin tehditkar tavrına aynı şekilde karşılık verilip nükleer savaş olması durumunda herhangi bir müsamaha gösterilmeyeceğine yönelik açıklamalar yapılmıştır. Bu nükleer gücün esası nedir peki?

ABD’nin nükleer güç kapasitesi teknoloji ve savunma harcamalarına verdiği değerin sonucu olarak hızla artmaktadır. Bu durum ise bize hegemon gücün askeri olarak da tehdit kapasitesinin yeterli olması gerekliliğini göstermektedir. Kuzey Kore’nin herhangi bir saldırı durumunda ABD’nin hem önleyici hem de 2., 3. hatta 6., 7. cevabı verebilecek kapasitesi bulunmaktadır. Bilinen Kuzey Kore nükleer tesislerini belki tek bir saldırıyla bile bitirebilecekken bilmeyenlerin şüphesi diplomasi yapmaya zorlamaktadır her iki tarafı da.

Stratejik diplomasiyi kullanırken ise ABD’nin yaptığı aslında bir nükleer savaştan kaçınmayacağı mesajıyla açık tehditkar tavrıdır. Kuzey Kore’nin Güney Kore ile müzakereye oturup daha sonrasında ABD ile böyle bir girişimde bulunması da tehditkar tavırların eski Kuzey Kore liderlerine kazandırdığı şeyleri Kim Jong Un’a kazandırmamasıdır. Şu ana kadar Kuzey Kore tarihinin en az diplomasi uygulayan lideridir.

Herhangi bir gerginlik durumunda ABD’nin yapabileceği hamleleri inceleyelim:

1-) Kuzey Kore’yi Güney Kore ya da Japonya ile birlikte abluka altına almak.

2-) Küçük askeri tacizlerle yapılacak minik çatışmalar

3-) Çin’in desteğinin alınmaya çalışılması ve Rusya’nın bu müzakerelerde yer alması

4-) Uluslararası örgütlerin devreye geçirilmesi buna en büyük örnek ise Birleşmiş Milletler ve NATO olacaktır. 1950’lere geri dönme riskinin 100 kat daha kötü sonuçlar doğuracağı gerçeğini de görmek gerekir.

5-) Coğrafi konumundan ve kapasitesinden faydalanacak olan ABD, Trump yönetimi ile beraber bir güç gösterisinde bulunmak isterse ütopik bir seçenek olarak nükleer tesisleri normal bir saldırıyla yok etmeyi seçebilir.

6-) Japonya ve Güney Kore ile yapılacak baskıya ek olarak uluslararası örgütlerin baskısı Çin ve Rusya üzerine de olacaktır herhangi bir karşıtlık durumunda. Diplomasi sıkışana kadar ABD herhangi bir sıcak çatışma boyutuna girmeyecektir.

Görüldüğü üzere iki devletin de herhangi bir çatışmaya girmesi şu aşamada imkansız görülmektedir. Soğuma evresi adı altında yapılan anlaşmalar en azından şu an bir durgun hava gösterirken bize daha sonrasında bu durgunluk havasının devam edeceğine dair büyük şüphelerim bulunmakta. İki devlet de nükleer güç diplomasisini belli sınırlar çerçevesinde kullanmaya devam edecektir. ABD’nin nükleer tesisleri kapatma ve önleme stratejisi[26] bir yerde çöküşe uğradı ve bunu yaşamaya hatta yüzleşmeye devam edecekler.[27]

 

Sonuç

Sonuç kısmını bu tarz uluslararası ilişkiler konularında yazmak bir hayli zordur çünkü sonucu olmayan olaylar için bir sonuç üretmek zorundadır yazar ve sonucun ne olacağı hakkında sadece tahmin yapılabilecektir. Burada vermeye çalışacağımız asıl nokta ise uluslararası ilişkilerde Nükleer Güç Diplomasisi’nin nelere bağlı olduğu konusu olacak. Diplomatik ilişkiler birbiriyle bağlantılı birer adım gibi olarak düşünülürse Stratejik Diplomasi’ye bağlı bir kavram olarak görmemiz çok olasıdır nükleer güç stratejisini fakat burada bu kavramı diplomasi haline getiren saf bir güçten ya da güç olma isteğinden söz etmek mümkündür. Hegemon olma isteğinin yanında bölgesel hegemon ve söz sahibi olup avantaj kazanmak isteyen devletlerin kendi bölgelerinde oluşturduğu tehdit de aslında hegemona dolaylı yoldan yapılan bir isyan örneği oluşturmaktadır. ”Baba” rolündeki devletin ise buna bir şekilde müdahale etmesi gerekmektedir. Baba rolü diyoruz çünkü bu durumun sonunda hegemon sorun yaratan daha küçük bir çevre devlete cezalandırma güdüsüyle yaklaşacaktır. Bunu engellemeye ise diplomasi ve saldırgan tavırlar engel olmaktadır. Stratejik diplomasi tavizlerini daha net anlayabilmemiz için ise ikili görüşmelerin ayrıntılarının çıkacağı günü takip edip gelişen olayların ne gibi tavizler verildiği üzerine yorumların yapılması gerekmektedir. Dünya düzeni değişirken, bahsedilmesi gereken yeni dünya düzeninden ziyade yeni dünyanın düzensizliğinin nasıl ve kimler tarafından dengeye getirileceğidir. Bölgesel devletlerin çevre devlet statüsünden çıkıp kendi bölgelerindeki hegemon olma anlayışı dünyaya bakış açımızı değiştirecektir, belki ”hegemon devlet” kelime grubunu bile kategorize etmek durumunda kalacağız.

  

Kaynakça

Kitaplar

  • Bilge Remzi, Sokal ve Bricmont’un Lacan Eleştirilerine Eleştiri: Sosyal Bilim Cephesinin Psikanaliz Müdafaası, Düşünbil, sayı 69, Jacques Lacan, sf. 13.
  • Diri Esra, Uluslararası İlişkilerde Anahtar Metinler, İstanbul 2013, sf. 3-43, 423-443, 509-551, 551-567.
  • McCarty Nolan & Meirowitz, Political Game Theory, 2 The Theory of Choice, Cambridge University Press, sf. 6-26.
  • Nye Josehp S., & Welch David A., Understanding Global Conflict and Cooperation An Introduction To Theory And History, Pearson, Ninth Edition, sf. 9-10
  • Wallerstein Immanuel, Jeopolitik ve Jeokültür, İz Yayıncılık, İstanbul 1998, sf. 144.
  • Wallerstein Immanuel, Güncel Yorumlar, Aram Yayınları, Eylül 2001, sf. 36-40
  • Hobbes Thomas, Leviathan, Yapı Kredi Yayınları, çeviren: Semih Lim, sf. 99-103, ikinci kısım Devlet Üzerine sf. 133.
  • Savaş Üzerine, Carl Von Clausewitz, Doruk Yayınları, Savaş Teorisi, sf 100’e kadar.
  • Sönmezoğlu Faruk, Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, Der Yayınları, Kasım 2014, sf. 595
  • R. Bridge & Roger Bullen 1815 – 1914 The Great Powers and the European States System sf. 27.

Makaleler

  • Cox Robert, Sosyal Kuvvetler, Devletler ve Dünya Görüşleri, UİK, sf. 509-551
  • Gilpin Robert, Hegemonik Savaş Teorisi Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi Yayınları, sf. 423-425
  • Modelski George, Long Cycles in World Politics and Nation States, Cambridge University Press, çevirisi: Uluslararası İlişkiler Dergisi’nde yayınlanmış bulunmaktadır.
  • Hancı Yaren, Kuzey Kore’nin Nükleer Tarihi (Kore Savaşı Yazı Dizisi 3. Bölüm) bkz: https://www.tesadernegi.org/kuzey-korenin-nukleer-tarihi-kore-savasi-yazi-dizisinin-3-yazisi.html
  • Spykman J. Nicholas, Dış Politika ve Coğrafya, Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi, 2013 sf. 13.
  • Organski A.F.K., Power Transition, Çeviri metni için bkz: https://www.tesadernegi.org/organski-guc-gecisi.html çeviren: Atilla Arda Beşen / Özen Ayşe Özbasa

Tezler

Konferanslar

  • Joseph Nye, Pera Müzesi Konferans, Amerikan Yüzyılı Bitti mi? 19 Nisan 2016.

Siteler

[1] Thomas Hobbes, Leviathan, YKY, sf 99-103

[2]Nye Josehp S., & Welch David A., Understanding Global Conflict and Cooperation An Introduction To Theory And History, Pearson, Ninth Edition, sf. 9-10

[3] Gizem Ay, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin Halk Cumhuriyeti Arasındaki Güç Dengesi: Kore Halk Cumhuriyeti Nükleer Politiği, sf 8.

[4]http://www.stratejikanaliz.com/guc-dengesi/

[5] George Modelski, Long Cycles in World Politics and Nation States

[6] a.g.e, Modelski, Meydan okuyan rakip.

[7] Joseph Nye, Pera Müzesi Konferans, Amerikan Yüzyılı Bitti mi? 19 Nisan 2016.

[8] Uzun vade.

[9] Wallerstein Immanuel, Jeopolitik ve Jeokültür, İz Yayıncılık, sf. 144.

[10] Hegemonik Savaş Teorisi Robert Gilpin Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi Yayınları, sf. 423-425

[11] Organski A.F.K., Power Transition, çeviri için bkz: https://www.tesadernegi.org/organski-guc-gecisi.html

[12]Beşen Arda Atilla, Diplomasinin Hegemon Devletlerarası Krizlerde Yükselişi Ve Diplomasinin Ezici Zaferi Küba Krizi, Lisans Bitirme Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2016, sf. 7-13.

[13] Sönmezoğlu Faruk, Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, Der Yayınlarıü, sf. 595

[14] Robert Cox, Sosyal Kuvvetler, Devletler ve Dünya Görüşleri, UİK

[15]Ayrıntılı bilgi için bkz: F.R. Bridge & Roger Bullen 1815 – 1914 The Great Powers and the European States System sf. 27.

[16] Spykman J. Nicholas, Dış Politika ve Coğrafya, Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi, 2013 sf. 13.

[17] a.g.e., Spykman, sf. 13

[18] Wallerstein Immanuel, Güncel Yorumlar, Süper-Güç Ne Kadar Güçlü, Aram Yayıncılık, sf. 14-15

[19]a.g.e., Wallerstein, sf. 36-39

[20] Sokal ve Bricmont’un Lacan Eleştirilerine Eleştiri: Sosyal Bilim Cephesinin Psikanaliz Müdafaası, Düşünbil, sayı 69, Jacques Lacan, sf. 13.

[21] McCarty Nolan & Meirowitz, Political Game Theory, 2 The Theory of Choice, Cambridge University Press, sf. 6-26.

[22] Savaş Üzerine, Carl Von Clausewitz, Doruk Yayınları, Savaş Teorisi, sf 100’e kadar olan bölümün tamamı.

[23] Ayrıntılı bilgi için bkz: https://www.vox.com/world/2018/6/18/17441296/north-korea-propaganda-ideology-juche

[24]Hancı Yaren, Kuzey Kore’nin Nükleer Tarihi (Kore Savaşı Yazı Dizisi 3. Bölüm) bkz: https://www.tesadernegi.org/kuzey-korenin-nukleer-tarihi-kore-savasi-yazi-dizisinin-3-yazisi.html

[25] BBC Türkçe Kuzey Kore’nin Nükleer Programı ve Füze Kapasitesi Hakkında Bilinenler, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41279950

[26] a.g.e., Wallerstein, Güncel Yorumlar, sf. 37.

[27] Politico Trump’s fuzzy timeline on North Korea denuclearization, https://www.politico.com/story/2018/06/12/trump-north-korea-denuclearization-timeline-641672, Çeviri metni için bkz: https://www.tesadernegi.org/trumpin-kuzey-korenin-nukleersizlestirilmesi-uzerindeki-bulanik-zaman-cizelgesi.html çeviren: İlkay Türkeş.

 

Yazar Hakkında

Atilla Arda Beşen / TESA Siyaset Masası Direktörü / İngilizce – Almanca Çevirmeni

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir