NÖROPLASTİSİTE
Epsikologtv'den Alınmıştır.

Nöroplastisite

60 yıl öncesinde sinir dokusunun değişebileceği görüşü nörobilim tarafından afaroz edilmişti. Olgun beynin değişmez yapısı olduğu ve bu nedenle yaşlı bir köpeğe yeni numaralar öğretilemeyeceği inancı hakimdi. Nöroplastisite pek çok farklı yoldan değişebileceğini gösteren kapsamlı bir terimdir. Öyleyse ‘’beyni yeniden bağlantılamak’’ ne demektir? Beyni yeniden bağlantılamak sinir sisteminde herhangi bir değişim anlamına gelen, tanımı bir hayli zor nöroplastisite kavramına karşılık gelmektedir. 50 yıl önce bu fikir sapkınlık olarak nitelendirilirdi. Araştırmacılar olgunlaşmamış beynin çocuklukta şekillenebileceğine kabul etmekle birlikte büyüdükçe tıpkı alçının kurudukça sertleşeceği gibi değişmeyeceğine inanıyorlardı. Ayrıca doğduğumuzda olan hücre sayısının değişmediğine ve bu nedenle herhangi bir hasarın veya yaralanmanın onarılmayacağına inanıyorlardı. Aslında bunların hiçbiri doğru olmamakla birlikte erişkin beyni sadece değişme yetisine sahip olmayıp yaşadığımız her deneyimle değişmektedir.

Nöroplastisite sıklıkla devrimsel bir keşif olarak tanımlansa bile 200 yıldan uzun süredir bilinmektedir. 1780’lerin başlarında İsviçreli doğabilimci Charles Bonnet ile İtalyan anatomi uzmanı Michele Vincenzo Malacarne aralarındaki yazışmalarda beyin egzersizlerinin beyni geliştirme ihtimalini tartışmış ve bu görüşü deneysel olarak sınamanın çeşitli yollarından bahsetmişlerdir. Malacarne aynı batında doğmuş köpek ve kuş yavrularını eğitmiş ve eğitilenlerin eğitimsizlere göre daha büyük beyne sahip olduğunu iddia etmiştir. Alman hekim Samuel Thomas von Sömmerring bu görüşe 1791 tarihinde etkili bir anatomi kitabında yer vermiştir. ‘’Zihinsel güç kullanılması ve gayret gösterilmesi beynin maddesel yapısını-sözgelimi, fazla kullanılan kasların güçlenmesi ya da ağır işçiliğin üst deriyi kalınlaştırması gibi yavaş yavaş değiştirir mi? İhtimal dışı olmasa bile bunu neşter darbesiyle göstermek kolay değil’’ diye yazmıştır.

19. yüzyılın başlarında frenolojinin kurucularından Johann Spurzheim, zihinsel becerilerin ve ilişkili beyin yapılarının, egzersiz ve eğitimle uyarılabileceğini ileri sürmüştür. Evrimin edinilmiş özelliklerinin kalıtımıyla gerçekleştiğini ileri süren Darwin’in muhalifi Jean-Baptiste Lamarck da özelleşmiş beyin bölgelerinin, ilgili becerilerin uygun kullanımıyla gelişebileceğine inanıyordu.

1830’larda fizyolog Teodor Schwann ve botanikçi Mathiass Schleiden, hücrelerin bütün canlıların temel yapısal birimi olduğunu söyleyen hücre kuramını geliştirdi. Ancak o dönemin mikroskopları sinir dokusunun ince yapısını gösterecek kadar iyi değillerdi. Hücre kullanımının sinir sistemi içinde geçerli olup olmadığı bilinmiyordu. 19. yüzyıl boyunca beyin ile omuriliğin yapısı tartışma konusu oldu. Araştırmacılar ikiye ayrıldı. Sinir sisteminin de diğer tüm canlılar gibi hücrelerden oluşması gerektiğine inanan nöronistler ve kesintisiz bir doku tabakasından oluştuğunu iddia eden retikülaristler.

Tartışma 1890’larda İspanyol nöroanatomi uzmanı Santiago Ramon y Cajal’ın çalışmaları sayesinde son buldu. Cajal gerek kendisinin gerek başkalarının çalışmalarından hareketle, bilim camiasını sinir dokusunun nöron denen, birbiriyle temas halindeki hücrelerden oluştuğuna ikna edecek kanıtları toplamayı başardı. Böylelikle kendi içinde bir disiplin olarak çağdaş nörobilimi kuran Cajal günümüzde bu alanın kurucusudur.

Ancak ‘’plastisite’’ kavramını ilk kullanan isim William James olmuştur. 1890’da yayınlanan psikolojinin ilkeleri kitabında kullanmıştır. James kitabında plastisiteyi ‘’bir etkiye teslim olacak kadar güçsüz ama hepten teslim olmayacak kadar güçlü bir yapıya sahip olma’’ şeklinde tanımlar ve alışkanlık oluşumunu, sinapsların güçlendirilmesi ve yeni bağlantıların kurulmasıyla açıklar.’’ Eğer alışkanlıkların maddelerin harici etkenlere karşı plastisitesine bağlıysa, beyin maddesinin-eğer varsa- hangi harici etkilere karşı esnek olduğunu hemen anlayabiliriz… yarımkürelerin korteksi (duyusal sinir köklerinden) içeriye boşalan son derece zayıflamış akımlara karşı özellikle duyarlı gözükmektedir. Akımlar bir kere içeri girdi mi, dışarı çıkmak için kendine bir yol bulmak zorundadır. Çıkarken de izledikleri yollar üzerinde izlerini bırakırlar. Özetle yapabilecekleri tek şey ya eski izleri derinleştirmek ya da yenilerini oluşturmaktır.’’

1. Duyusal İkame 

Sinir hücresinin yapısı - Nöroplastisite
Yeni Biyoloji’den Alınmıştır.

Frenolojinin kurucusu Franz Joseph Gall görüşlerini 9 yaşında öğrenciyken üstün kelime hafızasına sahip arkadaşının gözlerinin pörtlek olmasıyla başladığını söylemiştir. Bu iki özelliğin başkalarında da birlikte ortaya çıktığını düşünüyordu. ‘’ Bu konuda bir önbilgim olmamakla beraber; bu şekilde oluşmuş gözlerin mükemmel bir belleğin göstergesi olduğu fikrine kapıldım’’ diye yazmıştı. ‘’ Daha sonra… kendi kendime dedim ki bellek kendini fiziksel bir özellikle belli ediyorsa, diğer özellikler niye öyle olmasın? Bütün araştırmalarımın ilk kıvılcımı bu oldu.’’

Yirminci yüzyılın başlangıcında modern nörobilim doğuşu sırasında beyin korteksinin özelleşmiş işlevlere sahip farklı anatomik bölgelerden oluştuğu görüşü kesinlik kazanmıştı.

Beyin işlevi lokazisyonunun sabit olmadığı ilk olarak 1960’lı yıllarda dokunma duyusuyla görmeyi sağlayan bir cihaz geliştiren Paul Bach’ın çalışmalarında elde edilmiştir. Yoğun bir eğitimle bu cihazı kullananlar görsel sahneler halinde doğru biçimde yorumlamayı öğrendiler.

Görme sistemi genellikle, beynin arkasındaki artkafa lobunda (oksipital lob) paralel ilerleyen iki yolağa ayrılır; Uzamsal enformasyonu işleyen üst yolak ve nesne tanımayla ilgili alt yolak. Görünüşe göre görme engellilerde bu organizasyon korunmaktadır. Yani görme korteksi normalde aldığı duyusal girdilerden mahrum kaldığında rol değiştirip başka duyusal enformasyon tiplerini de işleyebilir. İşitme engelli kişilerin beyni de önemli esnek değişimler gösterir. İşitme engelli doğan bireylerde beynin temporal lobu görsel uyaranlara cevaben etkinleşir.

Görme ve işitme engellilerde yapılan çalışmalarda görüldüğü gibi beyin korteksi dikkat çekici bir esnekliğe sahiptir.  Beyin işlevi lokalizasyonu 19. yüzyıldaki araştırmacıların inandığı kadar katı değildir.

2. Gelişimsel Plastisite

Sinir hücreleri (Nöron)
Düşünen İnsanlar’dan Alınmıştır.

İnsan beyni 86 ila 100 milyar nöron, daha fazla sayıda glia hücresi ve ileri derecede hassas katrilyonlarca sinaptik bağlantı içeren akıl almaz karmaşıklıkta bir organdır. Sinir sisteminin doğru işlemesi tüm bu bağlantıların doğru oluşmasına bağlıdır. Ancak böylesine karmaşık bir organ nasıl meydana gelir? Gelişmekte olan beyin ihtiyaçtan fazla sinir hücresi üretir ama bunların çoğunu öldürür ve hayatta kalanlar yanlış yola sapanlar veya ihtiyaç fazlası olanlar budanmadan önce mebzul miktarda sinaptik bağlantı oluşturmaya devam eder. Bu süreçler doğum sonrası erken dönemde kurulmakta olan sinirsel devrelerin ince ayarını yapan çevresel etkene ve deneyime bağlıdır.

Hücre ölümü genetik kontrol altındadır. Kaspazlar adı verilen ‘’infazcı’’ genler gerektirir. Hücresel intihar programı bir kez etkinleştikten sonra kaspaz proteinleri hücreyi içerden parçalamaya başlar. Hücre DNA’sı ve iskele proteinler parçalara ayrılır ve sonuçta kromozom yoğunlaşması, hücre büzüşmesi ve zarda balonlaşma ortaya çıkar ki bunların hepsi ölmekte olan bir hücreye karakteristik görünümünü verir. Sonunda makrofaj adı verilen bağışık sistemi hücreleri, hücresel enkazı yutarak ortamı temizler.

Sinaps oluşumu ve budama embriyo ise yaygın olarak gerçekleşir. Beynin uygun biçimde gelişmesinde hayati öneme sahiptir. Her iki işlem gelişim dönemine bağlı değildir. Erişkin beyni daima sinaps üretmeye ve budamaya devam eder. Bu süreçlerin her ikisi de öğrenme, bellek ve normal beynin diğer işlevlerinde önemli rol oynar.

3. Sinaptik Plastisite

Sinaptik Plastisite
Biyoloji Portalı’ndan Alınmıştır.

Sinir hücreleri, bilgiyi işlemek ve elektrokimya dilini kullanarak kendi aralarında haberleşmek üzere özelleştirilmiştir. Bilgiyi kodlayan ve ince sinir lifleri boyunca taşınmasını sağlayan sinirsel uyartılar(impuls) üretir, kimyasal ulaklar(mesajcılar) yoluyla bu mesajları birbirlerini gönderirler. Sinapslar, sinir hücreleri arasında bu sinyalizasyonun gerçekleştiği yerlerdir ve sinaptik plastisite sinapsların çeşitli yollardan değiştirilebilmesini ifade eder.

Çoğu nöronun dentrit adı verilen çok sayıda dalı ve aksonu vardır. Dentritler diğer hücrelerden sinyaller alır ve bunları yerel olarak işlemeye başladıktan sonra hücre gövdesine geçirir. Gelen sinyaller burada toplanır; daha sonra hücre gövdesine yakın akson segmentinin başlangıcında oluşturulan yanıt sinyali, aksondan sinir ucuna doğru ilerler. Sinirsel uyartılar sinapsı aşamadığından, uyartı sinir ucuna ulaşınca kimyasal bir sinyale dönüşür.

Beyinde iki tür sinaps bulunur; Uyarıcı sinapslar, postsinaptik hücrenin bir sinir impulsu oluşturma ihtimalini artıran glutamat adlı nörotransmitteri salıverir. Ket vurucu sinapslar ise postsinaptik hücrenin ateşlenme ihtimalini azaltır.

Bellek oluşumunun sinaptik bağlantılarının modifikasyonu ile ilgili olduğu görüşü 200 yıldan öncesine dayanır. 1780’li yıllarda İsviçreli doğa bilimci Charles Bonnet ile İtalyan anatomi uzmanı Michele Vincenzo Malacarne, aralarındaki yazışmalarda zihinsel egzersizin beyin gelişimini uyarabileceği fikri üzerine tartışmışlardır. Malacarne köpek ve kuş çifterinden birini eğiterek bu görüşü sınamıştır ve eğitilmiş hayvanların beyinlerinde daha çok kıvrım olduğunu bulmuştur.

Yaklaşık yüz yıl sonra filozof Alexander Bain ‘’belleğin yaptığı her iş, bedensel yeteneklere ilişkin her egzersiz, her alışkanlık, anımsama, düşünce silsilesi için hücre kavşaklarındaki özgül büyümelere binaen duyumsama ve hareketlerin belli biçimde gruplanması ya da eşgüdümü söz konusudur.’’ görüşünü ileri sürmüştür.

1940’larda Kanadalı psikolog Donald Hebb çocukları için eve götürdüğü laboratuvar sıçanlarını tekrar laboratuvara götürdüğünde problem çözme yeteneklerinin daha üstün olduğunu bulmuştur. Bu durum erken deneyimin beyin gelişimi ve işlevi için kalıcı etkilerini gösteriyordu. Bu bulgularını ‘’Davranışın organizasyonu’’ adlı kitabında bildirmiştir.

Bu tür çalışmalar sinaptik modifikasyonun öğrenme ve belleğin nöral temeli olduğuna dair en etkili kanıtları sunmaktadır ve sinapsların güçlenmesi ve zayıflaması her iki süreç içinde elzem olduğu düşünülmektedir. Güncel düşünceye göre anılar, dağınık bir hipokampus nöron ağında belirli sinaps kümeleri güçlenip zayıfladığında oluşur ve geri çağırma aynı nöron ağının yeniden etkinleşmesini gerektirir. Yine de sinaptik modifikasyon, diken oluşumu ve bellek arasındaki kesin ilişki belirsizdir ve yeni dikenlerin bellek içinde aslında gerekli olmadığına dair kanıtlar bulunmaktadır. Kış uykusuna yatan sincapların beyninde diken yoğunluğunda dikkat çekici bir azalma gözükmektedir. Yine de kış uykusuna yatmadan önceki öğrendiklerini hatırlayabilmektedir. Bu gibi bulgular, anıların uzun süre depolanmasında dentirik dikenlerin kalıcılığının gerekli olmadığı düşünülmektedir.

Gelişmekte olan beyin istenmeyen sinaptik bağlantıları ortadan kaldırmak üzere bağışıklık sistemi moleküllerince işaretlenir. Mikroglianın beyin gelişimi sırasındaki yaygın budamadan da sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Erişkin beyninde sinapslar sürekli olarak budanır. Mikroglia hücreleri bulundukları beyin bölgesinde sürekli devriye gezer ve yeni oluşan dikenler arasında genellikle güdük kalan dikenlere temas eder. Sonuç olarak sinapsları yutar.

4. Erişkin Nörogenezi

Erişkin Nörogenezi
Bizsiziz’den Alınmıştır.

Sinir sisteminin ince yapısı 19. yüzyılın tartışma konusu olmuştur. Bitki ve hayvan dokularını inceleyen Alman bilim insanları Thedor Schwann ve Matthias Schleiden daha sonra adı hücre kuramı olan hücre kuramını yani bütün canlıların temel yapı biriminin hücre olduğunu öne sürmüşlerdi. Ancak o dönemde kullanılan mikroskoplar yeterli derecede iyi olmadığından sinapslar çözülemiyor ve sinir sistemi için geçerli olup olmadığı bilinmiyordu. Araştırmacılar iki gruba ayrılmıştı. Bazıları beyin ve omuriliğin bir şebekeden ya da kesintisiz bir doku ağından oluştuğuna inanırken, diğerleri bütün canlılarda olduğu gibi sinir sisteminin de hücrelerden meydana geldiğini savunuyorlardı. Mikroskobik incelemelerin ve örneklerin boyanarak görünür hale gelmesini sağlayan yöntemle kaydedilen gelişmeler sayesinde daha detaylı görebildiler. Araştırmacılar büyük ölçüde Cajal’ın çalışmaları sayesinde, nöron denen özelleşmiş hücrelerin beyin ve omuriliğin temel yapısal ve işlevsel birimleri olduğunu ileri süren nöron doktrinini kabul ettiler. Cajal ve diğerleri insanda ve hayvanlarda sinir sisteminin nasıl geliştiğini incelediler ve nöronların olgunlaşırken geçtiği evreleri şöyle tarif ettiler: Hücre bölünmesiyle yeni hücre oluşumu, bunu takiben yavru hücrelerin göçü, liflerin büyümesi ve uzaması, son olarak sinaptik bağlantıların hassas oluşumu. Erişkinlerde daha önce hiç olgunlaşmamış nöron görmediklerinden, beyin yapısının doğumdan sonra sabitlendiği sonucuna vardılar. Cajal 1913 yılında ‘’Sinir Sisteminin Dejenerasyonu ve Rejenerasyonu’’ adlı kitabında erişkin beyni ve nöral yolakların ‘’sabit, sonlanmış ve değişmez’’ olduğunu yazmıştır. Bu modern nörobilimin dogması haline gelmiştir.

Fakat çok geçmeden ötücü kuşların beyinleriyle ilgili kanıtlar geldi. Ötücü kuşlar her yıl yeni bir şarkı öğrenir. Sonraki yıl bunu unutur ve yeni şarkı söylerlerdi. Nottebohm bunu sağlayan çekirdeklerdeki sinaps ve nöron sayısındaki artışın ve azalışın olduğu varsayımında bulundu. Nottebohm beyin ile davranış arasındaki açık ve doğrudan bir bağlantı bulmakla kalmamış aynı zamanda ‘’yetişkin çağda yeni nöronların oluştuğu ve mevcut devrelere eklendiğini kuşkuya bırakmayacak şekilde gösteriyordu.’’

5. Beyin Antremanı

Beyin Antremanı - Nöroplastisite
Men’s Health’den Alınmıştır.

Günümüzde beyin antremanlarının milyon dolarlık bir piyasası vardır. Genellikle Alzheimer ve diğer demans tipleri gibi hastalıkları olanları hedef alır. Oysa elimizde beyin antremanın psikologların söylemiyle aktarım etkilerine yol açtığını gösteren pek az kanıt vardır. Beklendiği gibi oyunda iyi performans gösterdikleri alanda başarılı olurlar ama oyunla ilgili olmayan diğer bilişsel işlevleri de geliştirip geliştiremedikleri hala belirsizdir. 2014 Ekim ayında ileri gelen araştırmacılardan oluşan ortak bir grup bir bildiri yayınladı. ‘’ Ortada ikna edici bilimsel bir kanıtlar yokken beyin oyunlarının tüketicilerde bilişsel gerilemeyi azalttığına ya da geriye çevirdiğine dair bilimsel temele dayanan bir yol olduğu iddiasına itiraz ediyoruz.’’ diyorlardı.

Beyin deneyimlerimiz tarafından sürekli biçimlenmektedir ve başka beyin antremanlarının da organ üzerinde anlamlı etkisi olduğunu gösteren epey kanıt vardır. Örneğin, sıçanları ayrıntılı zaman muhakemesi için eğitmek işitsel nöronların bant genişliğine duyarlılığını artırırken, baykuş maymunlarını dokunma ayrımı için eğitmek beynin dokunma enformasyonunu işleyen kısmı olan birincil somatosensoriyel korteksteki alıcı nöron bölgelerinde küçülmeye neden olur.

Uzun süreli değişikliklerin hayvanlarda çalışılması zordur. İnsanlarla çalışmak daha zordur. Fakat son 20 yıl içinde çıkan nörogörüntüleme teknolojileri ile antremanın nöral sonuçlarını ulaşabilir. Araştırmacılar bu yöntemlerle ikinci bir dil öğrenmenin beyinde çeşitli anatomik değişikliklerle ilişkili olduğunu göstermiştir. Klasik müzikle uğraşan ve eğitime 7 yaşından önce başlayan müzisyenlerin korpus kallozumu gelişmiş olup müziğe daha geç başlayanlarla hiç başlamayanlar arasında fark vardır. 2000 yılı da University College London’daki araştırmacılar, Londra’daki kalifiye taksicilerin arka hipokampustaki gri madde yoğunluğunun kontrol gruplarındakine göre anlamlı derecede fazla olduğunu gösteren bir çalışma yaptılar. Mevcut verilere göre bir işte uzmanlaşmak için 10 yıl günde 4 saat çalışmak gerekir.

6. Sinir Yaralanması ve Beyin Hasarı

Sinir Yaralanması ve Beyin Hasarı
Approby’den Alınmıştır.

İnme ve diğer hasarlara bağlı sinir yaralanması ve beyin hasarında çeşitli değişiklikler ortaya çıkar. Sinir yaralanmasında zarar gören liflerin değişmesinin yanı sıra gerek beyin gerekse nöronal devre sisteminde işlevsel yeniden organizasyon süreci olur. Sinir yaralanmasını veya bir uzvun kesilmesini(ampütasyon) takiben gelişen değişiklikler özellikle ciddi bir yaralanma söz konusuysa, işlevde anlamlı bir düzelmeye yol açmaz; hatta daha çok fantom (hayalet ağrı) duyulanmaları ya da ağrısına neden olan bir adaptasyon problemi ortaya çıkar. Tersine inmeden sonra kendiliğinden gelişen nöroplastik değişiklikler beynin gelişen hasarı telafi etmesine yardımcı olur.

Ancak beyin tarama teknolojileri henüz yeterince gelişmediği için korteksin yeniden organizasyonun hücresel mekanizmalar bağlamında açıklamak zordur.

İnme sonrası iyileşme süreci bu yeni nöral yolakları kullanarak hareketlerin kontrolünü yeniden öğretir. Yeni yolakların verimi yerini aldıkları hasarlı yolaklardan daha düşüktür. Ama rehabilitasyon güçlendirmesine yardımcı olup işlevlerin kolaylaşmasını sağlayabilir.

7. Bağımlılık ve Ağrı

Bağımlılık ve Ağrı - Nöroplastisite
Pusula’dan Alınmıştır.

Anı oluşturmak ve yeni beceriler edinmek için deneyimlerden öğrenme yetimiz dışında beyin hasarı sonrası iyileşmemizi sağlayan ya da oluşan hasarı telafi etmemizi sağlayan durumun altında nöroplastisitenin kapasitesi yatar. Ancak beyin ile davranış arasında ilişki tek yönlü değildir. Deneyimlerimiz ve davranışlarımızın beyinde yarattığı değişimler karşılığında gelecekteki davranış ve deneyimlerimizi etkileyebilir. Ve nöroplastisite her zaman arzulanan sonuçları getirmeyebilir.

Uyum bozukluğuyla ilgili en iyi örnekleri bağımlılık ve ağrıdır. Bağımlılık yapan maddeler beynin ödül sistemini ele geçirir. Sonuçta ortaya çıkan değişiklikler beyin söz konusu maddeden temizlendikten sonra bile devam edebilir. Şiddetli bir arzuya ve madde arama davranışına yol açabilir.

Bağımlılık yapan maddeler beynin ödül ve motivasyonla ilgili olan yerini etkiler. Bağımlılık yapan bütün maddeler ventral tegmentumu hedef alarak o ya da bu şekilde dopamin iletimini ve nörotransmitterin derişimini artırır. Nikotin ventral tegmentum nöronlarının yüzeyindeki nikotinik reseptörler üzerinde etki göstererek dopamin üreten nöronların ateşlenmesini artırır.

Bağımlılık; maddenin keyif verici etkileri için istemli kullanımdan, alımı üzerindeki kontrolün ortadan kalktığı ve kullanıcının istenmeyen etkilerine rağmen maddeyi bulmak zorunda kaldığı bir alışkanlığa dönüşmesi olarak düşünülebilir.

Kullanıcı maddeyi belirli ortamlar veya insanlarla ilişkilendirir ve alınan her doz madde kullanımına yol açan davranışları pekiştirir. Beyin kullanıcının maddenin ödüllendirici etkilerine olduğundan fazla değer biçer ve buna adapte olur. Madde kullanımı bir alışkanlık ve zorlanıma dönüşür.


Kaynakça:

Moheb Costandı, Nöroplastisite, Pan, Gerekli Bilgiler Dizisi.(ET:05.11.2019).

Sharon Begley, The plastic mind, Little, Brown Book Group, 2009.(ET:12.11.2019).

Moheb Costandi, 50 Human Brain IdeasYou Really Need to Know, Quercus Publishing, 2013.(ET:13.11.2019).

Osman ÖZOCAK, Seda GÜNDÜZ BAŞÇIL ve Asuman GÖLGELİ, Egzersiz ve Nöroplastisite,Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi.(ET:15.11.2019).

Selçuk Apak, Gelişim Nörolojisi, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 2001.(ET:17.11.2019).

Turhan B, Özbay Y., Erken Çocukluk Eğitimi ve Nöroplastisite, Uluslararası Erken Çocukluk Eğitimi Çalışmaları Dergisi, 2016, 58-68. (ET:22.11.2019).