Zorba (1964)
Imdb'den Alınmıştır.

Nikos Kazancakis’in Özgürlüğe Bakışı ve Aleksi Zorba

Orwell, özgürlüğü Bin Dokuz Yüz Seksen Dört‘te ”İki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmek” olarak tanımlar. Bu tanım özgürlük için genel bir çerçeve çizse de detaylı bir tanımlanmaya girişildiğinde yetersiz görünüyor. “Özgürlük nedir? Özgürlükten mahrum bırakılan birey nasıl özgürlüğünü elde eder?” tarzı sorular cevapsız kalmakta. İşte bu sorulara cevap verme noktasında Yunan Edebiyatının en önemli yazarlarından (belki de en verimlisi) Kazancakis imdadımıza yetişmekte. Kazancakis, Aleksi Zorba karakteri ile özgür insan tanımını formüle eder. Zorba, Kazancakis’in özgür insan tiplemesinin vücut bulmuş halidir.

Zorba kendisi dışında hiçbir şeye inanmaz: ”Hayır, hiçbir şeye inanmam! Sana kaç kez söyleyeceğim? Zorba’dan başka hiçbir şey ve hiç kimseye inanmam. Zorba, ötekilerinden iyi olduğu için değil; asla! O da canavardır. Zorba’ya inanırım ama. Çünkü yalnız ona söm geçer. Yalnız onu bilirim. Bütün ötekiler hayaldir. Ben, onun gözleriyle görüyor, kulaklarıyla işitiyor, bağırsaklarıyla sindirim yapıyorum. Bütün ötekiler hayaldir diyorum sana! Ben ölünce hepsi ölür. Bütün Zorba dünyası güme gider…” [1]

Kafka, huzuru tanımlarken “Huzur mu istiyorsun? Az eşya, az insan!” der. Kazancakis özgürlük noktasında Zorba vasıtasıyla benzer bir tanım sunar okuyuculara. Zorba özgürdür çünkü kendisi dışında inandığı kimse yoktur, boyunduruk altında değildir. Dünya Zorba’nın var olması ile anlam ifade etmeye başlamış, yok olması ile anlamını yitirecektir. Öncesi, sonrası veya kendisi dışında cereyan eden olaylar Zorba’nın ilgi alanına girmez. Zorba geçmiş veya gelecekle ilgilenmez, sadece şu anda ne oluyor o umurundadır. Anın önemini idrak ettikten sonra bu farkındalığı yaşama gayesi haline getiren Zorba, özgürdür. Ne geçmişle ne de gelecekle bir bağlantısı vardır, her türlü fuzuli durumdan arınmıştır; dünden, yarından onun için var olan sadece yaşadığı an yani bugündür. O anın değerinin bilincinde yaşar ne çok fazla ne çok az, sadece gerektiği kadar.

  “Artık dünküleri hatırlamaktan, yarınkileri istemekten vazgeçtim; şimdi şu anda ne oluyor, o ilgilendiriyor beni. Şimdi ne yapıyorsun Zorba? diyorum, uyuyorum, diyor. İyi uyu öyleyse. Şimdi ne yapıyorsun Zorba diyorum? Bir kadına sarılıyorum, diyor. İyi sarıl öyleyse Zorba, hepsini unut, dünyada başka bir şey yok, yalnız o ve sen. Vira![2]

Zorba
Can yayınları tarafından basılan Kazancakis Külliyatı ve Zorba

Zorba karakteri incelendiğinde ütopik unsurlar göze çarpabilir ancak Kazancakis’in bize ideal bir tip sunduğunu unutmamalıyız. Bu karakterin ütopik olup olmaması Kazancakis’in ilgi alanına girmez.

Kazancakis kendi özgürlük tanımını şu şekilde yapar: ”Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm.” Bu bağlamda Zorba ile Kazancakis son derece tutarlı olarak gözümüze çarpmakta.

Kazancakis’e göre özgürlüğün temeli korkudan ve inançtan arınmış bir bünyedir, eğer bu sağlanırsa birey özgürleşecektir. Sağlanamaması durumunda bireyin özgürlüğünden söz edemeyiz sadece tutsaklığın boyutu konusunda farklılık olacaktır.

Bu noktada Nietzsche‘nin sözünü hatırlamamızda fayda var:

”Özgür mü diyorsun kendine? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim…”

Nietzsche, özgürlük kavramını Kazancakis’ten farklı olarak kişilerden ve eşyalardan ziyade bireye hâkim olan düşünceler çerçevesinde ele alır. Nietzsche’ye göre herhangi bir düşüncenin boyunduruğunda olan insanın özgürlüğünden söz edemeyiz.

Kazancakis, özgür insan tipini Zorba vasıtasıyla inşa ederken, Zorba’nın inanç ve inancın beraberinde gelen sorumluluklardan ne kadar uzak olduğunu birçok kez vurgular. Anı yaşayan Zorba, yeri gelir matem tutması gerekirken toplumsal normları görmezden gelerek içinde geldiği şekilde hareket eder ve dans etmeye başlar. Çevresi tarafından ayıplanması umurunda değildir, çünkü dünya Zorba etrafından dönmektedir; insanların düşüncelerine takılmaz. Eğer insanların düşüncelerine takılırsa onların boyunduruğu altına gireceğinin bilincindedir. Böylelikle özgürlüğün tanımı noktasında Nietzsche ile Kazancakis’in ortak bir paydada buluştuklarını ifade edebiliriz.

Nikos Kazancakis
Gaia Dergi’den Alınmıştır.

Kazancakis aynı zamanda iki zıt karakter üzerinden birçok soruya cevap arayışına girer; bir tarafta hayata dair hiçbir tecrübesi olmayan, hayata dair tüm bilgisi okuduğu kitaplarla sınırlı olan ”Patron”, diğer tarafta her türlü hayat tecrübesi tadan ve en önemlisi bu tecrübeler ile yoğrulmuş bir hayat felsefesine sahip Zorba.

”Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk’tür, bu Bulgar’dır, bu Yunanlıdır. Ben vatan için öyle şeyler yaptım ki patron tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… Neden? Çünkü bunlar Bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum, hay kahrolasıca herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır bu kötü adamdır. İster Bulgar olsun ister Rum, isterse Türk. Hepsi bir benim için. Şimdi iyi mi kötü mü yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça buna da bakmamaya başladım. Ulan ister iyi ister kötü olsun be. Hepsine acıyorum işte… Boş versem bile bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum bu fakir de yiyiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, (…) o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be… Hepimiz kurtların yiyeceği etiz.”[3]

Kazancakis'in Kandiye'deki mezarı - Zorba
Kazancakis’in Kandiye’de bulunan mezarı Mezar Taşında şu sözler yazmaktadır: Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm. (Wikipedia’dan Alınmıştır.)

Geçmiş ve gelecekten son derece uzak olan Zorba, bu yaşam felsefesine elbette ki tecrübeleri ile ulaştı. Bu durumda ilginç bir ironi karşımıza çıkmakta: Özgürlükten dem vuran Zorba, bu düşünceye nasıl ulaştı nasıl bir süreçten geçti? Kitapta yer yer geçmişinden bahseden Zorba bize çok güzel ipuçları vermekte; bu hayat felsefesini benimserken kullandığını argümanlardan sıyrılmış bir Zorba var karşımızda. Geçmişini reddetmiyor, sadece önemsemiyor üzerine düşünmeye değer görmüyor ama bu noktaya nasıl geldiğini de inkâr etmiyor.

İşte bu noktada Zorba’nın tavrı ve geçmişe bakışı arasında ilginç bir bağ kurmuş oluyoruz. Belirttiği üzere “İnsan, uçurumun kenarına varmadan kanatlanamaz.” Zorba bir anda bu düşüncelere erişmedi; aynı matem tutması gereken durumda dans etmesi gibi, eğer dans etmeye başlamasa delirmesi muhtemel olan bir Zorba var karşımızda. Spontane bir tavırla bu durumdan sıyrılıp sonrasında yaşadığı olumsuzluklarda aynı çözüm yöntemine başvuran bir Zorba. Geçmiş ve gelecekten uzak olduğu kadar bir o kadarda yakın bir karakterden bahsediyoruz kısaca.

Zorba’nın anı yaşamaktan bahsederken geçmişi ve geleceğini tam anlamıyla unutmamız gerektiği sonucuna varmamızı istediğini sanmıyorum. Zorba geçmiş ve gelecek gibi müdahale şansımızın olmadığı kavramların insanı boyunduruk altına aldığını ve bu tutsaklıktan ancak yaşanan anı ön plana koyarsak kurtulabileceğimize dair verdiği mesaj son derece değerli. Zaten Zorba’nın, geçmişten ve gelecekten sıyrılamamış olan Patrona söylediği şu söz bu felsefeyi özetler nitelikte: ”Hayır özgür değilsin. Senin bağlı olduğun ip, öbür insanlarınkinden biraz daha uzun, hepsi bu kadar…!’[4]


Dipnotlar

[1] Nikos Kazancakis, Zorba, Çeviren: Ahmet Angın, 21. Baskı, Can yayınları, 2015, s. 75

[2] A.g.e, s. 263

[3] A.g.e, s. 257

[4] A.g.e, s. 323