Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Mısır'da
Kaynak: İda'at

Mutlu Ol, Yarın Öleceğiz: Antik Mısır’da Kriz Dönemlerinde İnsanların Tutumları

Bu günlerde tüm dünya, her yere yayılan koronavirüs ile mücadele etmektedir. Bazı ülkeler sokağa çıkma yasağı ilan ederken, diğerleri virüsün yayılmaması adına daha önce görülmemiş çok sıkı izolasyon tedbirleri aldı. 14 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü yayınladığı raporda, Avrupa’nın salgının merkezi haline geldiğini duyurdu.

Mısırlıların virüse karşı görüşleri farklılık gösterdi; kimi virüsün Çin üretimi olduğu ve doğal olmadığı fikrini savunuyor, kimi paniğe kapılmış durumda, kimi de duruma mantıklı bir şekilde  yaklaşıyor. Mısırlılar arasındaki krize karşı gösterilen tutumlardaki bu farklılık Antik Mısır’dan beri görülmektedir.

Eski Mısırlıların kriz dönemlerindeki tutumları bir değildi. Bu tutumlar bazen komik olurken  bazen de kötümser olmaktaydı. İngiliz Müzesinde, 12. Hanedan’dan kral II. Senusret döneminden (MÖ.1878-1897) iki parça papirüs bulunuyor. İlki Heliopolis kahini Ka Habr Ra Snb’e ait ve bu şekilde geldi:

Keşke daha önce hiç görülmemiş, kimsenin bilmediği bir şeyi bilsem. Keşke bu şeyi kalbime söylesem, onu rahatlatsam ve o da bana cevap verse. Keşke felaketimi görsem ve bu yükü omzumdan indirsem. Keşke büyük sorunlara dayanacak bir kalbim olsaydı o vakit ona dayanıp derdimi anlatırdım… Yaklaş da sohbet edelim kalbim, gel sana sorayım ve sen bana cevap ver, bana rehber ol ve etrafımızda neler olduğunu anlat’.

Yazılanlardan, o dönemde yaşanan krizlerin Ka Habr Ra Snb’ı nasıl etkilediğini ve onun kalbinin nasıl olanlara dayanamadığını görüyoruz.

Aynı dönemde yazılmış Berlin Papirüsü adında başka bir papirüste yine bir kötümserlik örneği görüyoruz. Papirüste Snu adında bir adam kendini yakarak intihar etmek istiyor. Papirüsün ilk kısmı kayıp fakat Snu’nun ruhu öbür dünyada ona dönmemekle onu tehdit ediyor;

Ruhum onu dinlemem için tehdit ediyor, bana gelmeden benim ölüme gitmemi, kendimi ateşe vermemi engellemek istiyor. Aklım bunu istiyor. Ruhum da dinlemeli ve bu durumda yanımda durmalı, öbür dünyada beni bekliyor olmalı.’’

Mektupta Snu, ruhunu öbür dünyada onunla kavuşması için ikna etmeye çalışıyor. Çünkü ruhunun öbür dünyada ona dönmemesi yok olması demek. Ruhunu ikna etmeye çalışan Snu şöyle devam ediyor:

Adım, yaz aylarında çören etin kokusundan daha kötü oldu, adım eşine ihanet eden bir kadın için çıkartılan söylentilerden daha kötüdür. Kime derdimi anlatacağım bugün? Dostlarım gaddar olmuş, arkadaşını seven gerçek dost kalmadı. Kime derdimi anlatacağım bugün? Gönüller kötülükle dolu, iyilik sona ermiş ve insanlar iyilik yapmak istemiyor. Kimse acılarımı anlamıyor. Felaket yeryüzüne sığındı ve belli ki biteceği yok. Hasta bir adamın iyileşmesi gibi duruyor önümde ölüm… Uzun süreden sonra hapisten çıkıp hava almak gibi.”

Aynı dönemde çalan bir şarkıda: “Bazı nesiller gider ve diğerleri gelir, krallar piramitlerinde gömülü. Bize olanları anlatacak kimse kalmadı, gittikleri yere gönül rahatlığıyla nasıl gidebiliriz ki? Yaşıyorsak o zaman kalbimizi dinleyeceğiz. Kokulu yağları başına sür, lüks ketenleri giy, kalbin zayıflamaması için mutlu olmaya çalış, yeryüzündeki işlerini bitir, ölüm sana gelene kadar kendini yorma. Kalbi güçlü olanlar için zor olmayacak, kimse mezardan uzak değil, bak kimse eşyalarını bile yanına almadı, bak gidenlerden kimse dönmedi.

Kral Enf’in evinde bulunmuş ve lirle çalınan bir şarkının başlığı “Ye, iç, mutlu ol, yarın öleceğiz.’’

Bu dönemlerde olan felaketler sonucunda yazılan bu metinler, insanları hayatın zevklerinin tadını çıkarmaya ve hiçbir şeyi kafaya takmamaya teşvik ediyor. Hatta öbür dünyanın varlığı ile ilgili birtakım şüpheler ortaya atıyor.

Zoser döneminde MÖ 2668 tarihinde çıkan kıtlık zamanında insanlar farklı bir tutum olarak dine sarıldı. O dönem her 7 yılda bir Nil Nehri seli zamanında gelmedi. Zoser büyük danışmanlarından Emohutup’a danıştı ve Zoser’ın şelale tanrısı Hanum’dan yardım istemesini söyledi. Zoser uyuduğunda Hanum rüyasına geldi, ve ona “Ben Hanum senin tanrın, ben ezelden beri varım, ve istediğim zamanda geleceğim.’’ dedi. Emohutup’un ertesi gün Hanum’a verilen kurbanların sayısını artırılmasını ister, ve bir süre sonra Nil Nehri seli gelir.

Bu hikaye Mısır güneyinde Aswan kentinde bulunan Shil adasında bir taş üstünde nakşedildi. Bu hikaye hem Hanum’un rolüne hem de felaket anında insanların dine ne kadar önem verdiklerine vurgulamaktadır.

Bazen de Mısırlılar kriz döneminde dalga geçerek süreci atlatmaya çalıştılar. MÖ 12. yüzyılda devlet birçok yenilgiye uğramıştır. O dönem Mısır’da bulunan yabancılar saraylarda görev almaya başladı. Fakat halk bu durumdan hiç memnun kalmadı ve kediler tarafından korunan bir kaleyi çizerek olanlarla dalga geçti.

Bu durumlara baktığımızda, Antik Mısır’da kriz dönemlerinde insanların tutumlarının zaman zaman nasıl değiştiğini ve bugünlerde yaşadıklarımıza ne kadar benzediğini görüyoruz.

Kaynak: İda’at