Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / MÜLKİYET VE ÖZGÜRLÜK İLİŞKİSİ ÜZERİNE TASLAK

MÜLKİYET VE ÖZGÜRLÜK İLİŞKİSİ ÜZERİNE TASLAK

Özgürlüğün bir tanımının olmaması özgürlük üzerine konuşmayı oldukça zorlaştırmaktadır. Genel bir özgürlük tanımı yapmak farklı alanlarda özgürlük tanımları yapmaya çalışmaktan zor değildir yine de. Siyasal özgürlük, iktisadî özgürlük tanımlamaları da (Hayek’e göre bunlar birbirinden ayrı değildir.) aynı şekilde tartışmalıdır. Tarihsel gelişimine baktığımızda özgürlük teriminin algılanışında da büyük değişiklikler görülür. Aynı dönem içinde bile farklı özgürlük tanımları ve algıları olmuştur. Örneğin Mill, Marx’ın insanlık tarihini sınıf savaşımları tarihi olarak görmesine benzer şekilde, özgürlük ile otorite arasındaki mücadeleyi bilinen en eski çağlara kadar götürür. (Mill, 2005, s. 11) O halde özgürlük, bakış açısına bağlı olarak, oldukça eski dönemlerden bu yana insan ve toplum faaliyetlerinin hedefi olarak görülebilecek denli önemli bir kavram olarak karşımızdadır. Tüm siyasal söylemlerin, ideolojilerin temel vaatlerinden birisinin de özgürlük olduğunu düşünürsek, bir fikir ya da hedef olarak özgürlüğün insanlık tarihinde ne kadar önemli bir yeri olduğunu tekrar hatırlayabiliriz.

Burada tartışılacak olan siyasal özgürlüğün de üstünde “liberal özgürlük” kavramıdır. Açıkça belirtmek gerekir ki liberal özgürlük kavramı iktisadî özgürlük fikrinde temellendirilir. Hayek, özgürlüğün ekonomik özgürlüğü belirttiğini söylerken bu temele işaret ediyordu. (Yayla, 2012, s.52) Ekonomik özgürlük elbette ifadesini özel mülkiyette bulmaktadır. Locke da özel mülkiyeti ilginç bir biçimde onaylıyordu.

Locke, insanlar arasında iktidar meselesine bakarken “ilahi seçimleri” reddediyor; fakat konu mülkiyet olduğunda dünya, insanlar ve “diğer bütün ast yaratıklar” olarak ikiye ayrılıyordu. Locke’un akıl yürütmesine göre insanlar birbirlerine eşit oldukları için birinin diğeri üzerinde bir hakkı yoktur, fakat dayanağı belli olmayan bir karşılaştırmaya göre insan türü diğer tüm türlerden daha üst bir rütbe kazanıyor. Böyle bir karşılaştırmanın nesnel olarak mümkün olmamasından dolayı Locke, işin içine “ilahi mekanizmayı” dahil ediyor. Bir insana diğerleri üzerinde hak veremeyecek olan Tanrı, şimdi diğer tüm yarattıkları üzerinde insanlara hak veriyordu. (Locke, 2012, s. 24)

Buna rağmen Locke mülkiyeti gerekçelendirmek için emek gücünü ortaya koymak zorunda kalıyordu, çünkü insanlar arasında mülkiyetin çözümü ancak bu yolla sağlanır görünüyordu. Diğer türlü, her şey insanlığın ortak yararınaydı. Doğadan bir şey insan emeğine maruz kalırsa, o şey emek harcayan insanın mülkünde olur. İşte, mülkiyetin emek temeli bu şekilde siyasal özgürlüğe kapı açıyordu. Bu şekilde mutlak monarkın her şey üzerindeki sınırsız mülkiyetine bir itirazın geldiğini düşünebiliriz.

Locke, başta mülkiyete bir sınır getirmiştir. Bu, kullanım sınırıdır. Stok yapma hakkı yoktur. İnsanın kullanımı için payına düşenden fazlası başkalarınındır. Çünkü “hiçbir şey Tanrı tarafından insanın çürütmesi ya da yok etmesi için yapılmamıştır.” (Locke, 2012, s. 26) Ancak bu sınır para ile ortadan kalkmıştır. Para stoklanabilir bir malzemedir ve asla çürümez.

Prof. Dr. Atilla Yayla’nın aktardığına göre Hayek için özgürlük bireyin keyfî müdahalelerden masun bir alana sahip olmasıdır; bu alan özel mülkiyet olmadan tanımlanamaz ve teşhis edilemez. (Yayla, 2012, s. 12)

İşte burada yeni bir sorun ortaya çıkıyor. Locke paranın kullanımıyla stok yapmanın serbest kalmasından bahseder. Eğer özgürlük bireyin keyfî müdahaleden korunabileceği bir alana sahip olmasıyla açıklanıyorsa, sermaye birikimi özgürlüğün kişiler arasında farklı dağılmasına neden olur. Bu durumda özel mülkiyetin sınırsızlığı özgürlüğün belli birkaç sınıf arasında daha fazla paylaşılmasına neden olacaktır.

Burada bireylerin bir şeyi yapmaya özgür olmaları ile o şeyi yapmaya muktedir olmaları arasında bir ayrıma gidilerek her bireyin yasalarca eşit haklara tabi tutulduğu söylenir. Ancak eğer Norman P. Barry’nin iddia ettiği gibi “özgürlük tercihte bulunmaktan ibaret olmayıp, genişletilmiş fırsatlar çerçevesinde belli bir eylem biçimine karar vermek” (Barry, 2012, s. 341) ise insanların güçlerinin yetmediği eylemler, olası fırsatlardan sayılmayacağına göre, bu kişilerin özgürlükleri tanım gereği zarar görecek ya da kısıtlanacaktır.

Bu durumda bireylerin ekonomik özgürlüğü daha sonra toplumsal özgürlüğe zarar vermektedir. Hayek’in işbölümü vurgusu da bu anlamda önemlidir. Devlet tarafından ortaya konmuş amaçlar uğruna çalıştırmak yerine insanların bilgi ve hünerleri sayesinde kendi amaçlarına uygun çalışmalarını sağlayan bir sistemin olması durumunda otoriter bir yapının ortaya çıkması mümkün değildir. Toplumun bu genişliği otoriterleşmeye karşı en büyük silah olacaktır.

Marx’ın yabancılaşma iddiasıyla taban tabana zıt bir fikir bu şekilde işlenmişti. Ancak Hayek’in ortaya koyduğu bu fikrin tam tersine yeni bir tür otoriter sistem oluşturulduğu söylenebilir. Marx, işçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmadığını söylüyordu. Bugün ise bu durum geçerli değildir. Yaratılmış ve şişirilmiş orta sınıf bugün kaybedeceği çok şeye sahip. Ancak buradan Marx’ın gösterdiği şekilde bir savaş alanı da çıkmaz; çünkü bu yeni sınıfın sistemle bir sorunu yok. Kendi sistemlerini yaşıyorlar.

Mutlulukları bu sistemin içinde ve bu sınıf bireyselleşmenin bir ifadesi. Liberal bireyciliğin ortaya koyduğu bir paradokstur bu. Hatta daha ileri gidip liberal bireyciliğin bir sonucu olduğu da iddia edilebilir. Bireyselleşme arttıkça toplumsal tepki imkanı ve olasılığı azalır. Her birey, kendi alanında birer “krala” dönüştükçe dışarıda olanlara karşı tepkisiz kalma ihtimalleri artar. Böylece, kamusal olanla özel olan arasındaki ayrımın büyüklüğü, 21. yüzyıl bireyi ve toplumu için önemli bir sorun oluşturuyor.

Bununla birlikte özgürlüğün sınırlandırılmış olduğunu da söylemek gerekir. Soğuk Savaş sonrasının yeni özgürlük algısı, sistem içi özgürlüktür. Anlamı da giderek değişen özgürlük bugün artık politik bir inşa ürünüdür. 21. yüzyılda beğenilerini “seçme”, istediğini tüketme özgürlüğü ön plandadır ki Adorno’nun işaret ettiği kültür endüstrisinin “katı birliği” beğenilerin seçilmesi konusunu da tartışmaya açar. Adorno’ya göre filmler, dergiler vb. medya ve yayın organları arasındaki farklılıklar temelde tüketicilerin sınıflandırılmasına hizmet ettiğinden, nitelik hiyerarşisini kabullenen alıcı, izleyici ya da okur, kendisi için önceden belirlenmiş “düzeyine” uygun davranıp ve kendi sınıfı ya da seviyesi için hazırlanan üretim kategorilerinden birine yönelecektir. (Adorno, 2014, s. 51)

Böyle bir inşa süreci, insan tercihlerini etkileyeceğinden dolayı sistem içindeki özgürlük de aslında en başında zarar görmüştür. O halde “liberal” dünyanın bireyci yapısı da, milliyetçilerin ulus inşasına benzer bir inşa süreci geçirmektedir. Bu inşa sürecinin diğerlerinden temel farkı ise liberalizmin kendisinin artık bir seçenek olarak görülmemesi olabilir. Bugün karşımızda faşizm ve sosyalizmi “yenmiş” ve tek ihtimal olarak kalmış olan liberal kapitalizm, kendisini bir seçenek olmaktan çıkararak doğallık iddiasında bulunuyor. 1990 sonrası yapılan çalışmalar – Fukuyama’nın Tarihin Sonu ve Son İnsan çalışması bunun en temel örneğidir – büyük zafer çığlıklarının arasında bu inşa sürecini başlatmışlardı bile. Bu temel bizi özgürlük hakkında daha geniş tartışmalara taşıyacaktır.

Kaynakça:

Adorno, T. W. (2014) Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi, çev: N. Ülner, M. Tüzel ve E.Gen, İstanbul: İletişim Yayınları

Barry, N. P. (2012) Modern Siyaset Teorisi, çev: M. Erdoğan ve Y. Şahin, Ankara: Liberte Yayınları

Hayek, F.v. (2014) Kölelik Yolu, çev: T. Feyzioğlu vd. Ankara: Liberte Yayınları

Locke, J. (2012) Yönetim Üzerine İkinci İnceleme: Sivil Yönetimin Gerçek Kökeni Boyutu ve Amacı Üzerine Bir Deneme, çev: F. Bakırcı, Ankara: Ebabil Yayınları

Marx, K. ve Engels, F. (2011) Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri,çev:M.Erdost, Ankara: Sol Yayınları

Mill, J. S. (2005) Özgürlük Üstüne ve Seçme Yazılar, çev: A. Ertan, İstanbul: Belge Yayınları

Yayla, A. (2012) Hayek’in Liberalizm Anlayışı, İstanbul: Kesit Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir