Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Muhteşem Dörtlü: AB-Şangay-Türkiye-NATO

Muhteşem Dörtlü: AB-Şangay-Türkiye-NATO

Giriş

AB ile müzakerelerin ne olacağına dair soru işareti şu an hepimizin kafasında biraz daha derinleşmiş halde fakat önemli bir gerçeği kaçırmamamız gerekir ki bu anlık karar, anlık bir olayın değil aksine bir sürecin sonucudur. Her ne kadar bağlayıcılığı olmasa da bir tavsiye niteliği görecek olan karar önemli bir durumdadır.  

Aralık ayında toplanacak olan liderlerin alacağı karara göre Türkiye ve AB ilişkileri belli olacak. Peki, ne oldu da bu noktaya geldi durum? Uluslararası sistemde Türkiye yaklaşık 60 yıldır Batı düzleminde devam ederek Asya bloğuna biraz daha mesafeli olmayı tercih ediyordu. Gerek iktidarlar gerekse sistem Türkiye’yi buna biraz da mecbur kılıyordu.

Uluslararası sistemin başlıca dinamiklerinden olan güç dengesinin içinde Türkiye birçok kez Batı için ‘de facto’ kavramını oynamıştı. Güncel sorunların baş gösterip kapımıza dayandığı ana kadar Batı ile ilişkilerimiz yine benzer seyirde devam ederken, sorunlar sonrası başlayan ABD düşmanlığı şu an en yüksek seviyesine ulaşmış durumda ve bu sorunun Türkiye’yi ne tarafa doğru kaydırdığı ise çok net karşımızda durmakta. Bu sistemi biraz yorumlamak açısından elimizde gerekli malzemelerin olduğu kanaatindeyim ve bunları sıralamanın doğru olacağına inanıyorum.

1-) Uluslararası Sistem

21. yüzyıl uluslararası sistemi[1] dengeli bir şekilde ilerlerken sistemin tarafları kendilerini en iyi şekilde gösterme niyetinde ama bu gösteriş şu an için ciddi bir hegemonya yarışına dönüşmüş[2] durumda değil.

Bir tarafta ABD ve Avrupa Birliği diğer tarafta Rusya-Çin ve Şangay İşbirliği Örgütü burada aslında üstü kapalı bir halde NATO-Varşova Paktı benzetmesi yapma gereğini duyuyorum. Bloklar arasındaki soğuk rüzgâr o döneme göre daha az esiyor olsa da Rusya’nın sistemde en öne geçme isteğinden söz edilebilir ki bunu Suriye Krizi çerçevesinde gördük ve hala görüyoruz. Rusya’nın Türkiye’ye yakınlaşması ise 21. Yüzyıldaki hegemonya olma arzusu ile alakalı. Bu dönemde rakip olan devletler kendi üye oldukları ulus üstü kurumlarla ya da direkt bir kriz üzerindeki etkileriyle kendilerini göstermeye çalışıyorlar. Ukrayna Krizi ve Suriye, Rusya’nın kendini gösterdiği olaylardı ve bir sonraki krizde ABD ve AB bu Rusya yükselişine nokta koymak isteyecektir.

Rusya bir yandan söz konusu krizlerde etkinliğini artırırken diğer yandan bu krizlerin olduğu bölgelerdeki kilit devletlerle iyi ilişkiler kurmaya önem veriyor. Türkiye stratejik bir ortak konumundayken bu ortaklıktan 60 yıldır fayda sağlayan Batı, yerini Rusya’ya bırakıyor. Rusya bu durumda -AB ve ABD’nin FETÖ terör örgütü için çekindiği adımları- Türkiye’ye darbe teşebbüsü istihbaratını vererek akıllıca bir hamle yaptı. Darbe girişiminden 1 gün önce Türkiye’ye gelen Dugin, (Putin’in Danışmanı) darbe girişiminden haber verdiğini sonradan açıklayacaktı. Türkiye Davutoğlu’ndan bu yana gelen ‘Doğu Medeniyeti’ kavramına da atıf yaparak Asya’ya doğru bir kayış içerisinde güç geçişini[3] hızlı fakat çok da ses çıkarmadan gerçekleştiriyor. Güç dengeleri ise tekrar doğu-batı doğrultusunda dengeleniyor.

2-) Şangay İşbirliği Örgütü’ne Yöneliş

Dünya şu an tek kutuplu sistemde yaşıyor diyen birçok insan olsa da, bunun tamamıyla gerçek olmadığı ve hegemonun tehdit edici takibi olmasa bile dengeyi sağlayan bir rakibe sahip olduğu çok net bir şekilde söylenebilir. Bunu daha genel bir şekilde ifade etmek istersek Batı’ya karşı Doğu’yu yani NATO-AB gibi ulus üstü kuruluşlara karşı Şangay İşbirliğ Örgütü’nü koymak hiç sırıtmayacaktır

Rusya ile ilişkilerin artmasının ardından meydana gelen yakınlaşmada FETÖ terör örgütüne duyulan nefret büyük etkenlerden biri olmalıydı. ABD’nin herhangi bir işlem başlatmayışı ve Avrupa’nın bu durum hakkında eleştiri yapmayışı ve tutuklamalara karşı takındığı tavır, Türk hükümeti tarafından hiç hoş karşılanmamıştı. New York Times da çok net bir şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki ifadelerine yer verecekti. Ve vermiştir de.

Durum ise şöyle gelişecekti; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan işe AB’ye rest çekerek başlayacak ve bir konuşmasında Şangay İşbirliği Örgütü’ne girmelerinin herhangi bir zararı olmadığını söyleyecekti. Bu açıklama Türkiye’yi Şangay İşbirliği Örgütü’ne götüren bir yolu çok net izah ediyordu. Ek olarak Şangay İşbirliği Örgütü’nün kurucularından olan Orgeneral Leonid İvaşov ve Rusya Ulusal Güvenlik Akademisi Başkan Yardımcısı Talat Enveroviç Çetin Türkiye’nin en kısa zamanda ŞİÖ ile birleşmeleri gerektiğini söyleyeceklerdi.

Türkiye yıllar boyu uyguladığı denge politikasını bu kez daha riskli ve daha keskin uyguluyor. Dengeler arası geçişi benimsemesi daha sert ve daha somut adımlara dayalı ki bu adımlardan biri Şangay Enerji Birliği’nin 2017 başkanının Türkiye seçilmesidir. Burada bahsetmek istediğim bir başarı ya da başarısızlık değil, sistemin gidiş yönüdür. Bu durumları anlamak istiyorsak sistem yorumu yapmak her araştırmacının yapması gerekenlerin başında gelir. Bu rest karşısında ise NATO Türkiye’yi kaybetmeyi göze almak istemezken AB Batı için son 10 yıldır bir tehdit aracı olarak kullanılmakta. Avrupa Parlamentosu’nun tavsiye niteliğinde aldığı son karara binaen Türkiye ile üye görüşmelerinin durdurulmak istenmesi de tam buna uygun bir tehdit niteliğinde; fakat Aralık ayında toplanacak olan Avrupa Birliği’nin liderleri ise bu yaklaşıma sıcak bakmıyor. İsveç’in eski başbakanlarından birinin dediği gibi böyle bir karar almak birinci dereceden stratejik aptallık olur.[4] Türkiye Avrupa için Doğuya açılan bir kapı iken Avrupa sürüncemede bıraktığı bu süreci durdurmakla tampon bölgesini kaybetmiş olacak ki bu ne Avrupa’nın ne de ABD’nin işine gelecek bir şey. Bunu bir gözdağı olarak nitelemek belki de daha yerinde olacak, tıpkı Ukrayna Krizi’nde Rusya’ya uygulanan yaptırımlar gibi. Yine de yaptırım gücü azalan AB’nin siyasi alanda tampon bölge veya müttefik kaybetme lüksü şu aşamada bulunmamakla beraber bunları yaparken kendi geleceğini ve sistematiğini düşünmelidir.

3-) Sistemin Geleceği ve Türk Dış Politikası

Türkiye’nin gündemine almaya çalıştığı ölüm cezası, insan haklarına karşı takındığı tutum, AB tarafından rahatsız edici olarak görülmekle beraber Türkiye’ye gözdağı vermesi için de yeterli sebep sayılmaz. Görüyoruz ki bu tehdit ve atıf net bir şekilde 1945 sonrasında savaşa katılmadığı için cezalandırılma gereği duyulan Türkiye’nin 1960 öncesi ABD’den umduğunu bulamayınca Sovyet yardımına ihtiyaç duyup Sovyetler ile anlaşmasınadır. Benzer sistem paradokslarını her yüzyılda farklı aktörler üzerinden görmekteyiz. Türk Dış Politikası 1800’lerden bu yana uyguladığı güç dengesi politikasından hala vazgeçmiş değil; fakat bu sefer Ortadoğu üzerinde söz sahibi olmayı isteyen, statükoculuğu bir kenara koyup revizyonist hareketlerle Ortadoğu’daki sistemin hegemonyası olma peşinde olan ve bu bölgede istediği liderlerle çalışmayı arzulayan bir Türk Dış Politikası’ndan söz etmekteyiz. Burada herhangi bir Challenger’dan[5] söz etmek mümkün olmasa da etnik karmaşa ve çatışmalar hegemon[6] olma isteğini baltalayan yerel sebeplerdir.

4-) Sonuç

Dış politika yapımları sistemi okumanın yanı sıra ikili oynayabilmeyi de gerektiren bir meziyet gerektirir. Doğu’yu bildiğimiz kadar Batı’yı da bilmemiz ve okumamız gerekir. Bugün Doğu, yarın Batı ile beraber olunabilir fakat bir dış politika geleneği oluşturmak Türk Dış Politikası açısından ve konumundan dolayı önemlidir. Statükoculuğun[7] evrimini yaşıyoruz. Peki neye evriliyor bu statükoculuk? Ortadoğu denetimi uğruna eviriyoruz. Rusya’nın politikasına uymayan Esad’ın son açıklaması Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizi dış politika evrimine götürüyor, tıpkı açıklamaların her gün başka bir hale evrildiği gibi.

Dipnotlar

[1] Daha ayrıntılı bilgi için: George Modelski Long Cycles in World Politics and The Nation-State

[2] Robert Cox, Gramsci, Hegemonya ve Uluslararası İlişkiler.

[3] Organski Power Transition.

[4] www.tesadernegi.com Türkiye ile Avrupa Birliği’nin Üyelik Görüşmeleri Kırılma Noktasında. Çevirenler: Atilla Arda Beşen & Ufuk Ekdal

[5] George Modelski, Long Cycles in World Politics and The Nation-State, ”Sistemin Hegemonunu Tehdir Eden Güç veya Güçler”

[6] Daha ayrıntılı bilgi için lisans bitirme çalışmam olan Diplomasinin Hegemon Devletlerarası Yükselişi ve Diplomasinin Ezici Zaferi Küba Krizi isimli çalışmama bakabilirsiniz. (www.tesadernegi.com sitesindedir.)

[7] Türk Dış Politikası, Cilt 1, Baskın Oran, Revizyonizm ve Statükoculuk.

Kaynakça:

Yazar Hakkında 

Atilla Arda Beşen

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir