Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Araştırma Yazıları / Milliyetçiliği Anlamak: İlkçiler

Milliyetçiliği Anlamak: İlkçiler

Yazan: Muhammed Emin ŞAHİN

Milliyetçiliği Anlamak: İlkçiler

Milliyetçilik her ne kadar bir ideoloji olsa da diğer ideolojilerden bazı konularda farklıdır ve başlı başına sosyolojik bir fenomendir. Öncelikle Liberalizm’den ya da Marksizm’den farklı olarak milliyetçiliğin bir kurucu teorisyeni yoktur ancak toplum nezdinde çok daha etkili olduğu iddia edilebilir, bunun yanında ulus devletler çağında devletin de artık bir ulusu sahiplenmesiyle birlikte milliyetçilik çok daha etkili olmuştur. Birçok zaman devletin inşaasında, krizlerinde içinde bulunduğu birçok durumda başat rol oynamıştır.

Milliyetçiliğin bu kadar etkili olmasında daha çok duygulara hitap eden ve farklı damarlardan beslenmesinin büyük etkisi vardır. İşte bunun milliyetçiliğin sosyolojik bir olgu olmasının en önemli nedeni olduğunu söyleyebiliriz.

Milliyetçiliğin bu farklı karakteri, onun nasıl ortaya çıktığına, topluma kendisini nasıl benimsettiğine dair kuramların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu kuramlar genel olarak İlkçilik(Primordialism), Modernizm ve Etno-sembolizm diye üçe ayrılmaktadır. Bu çalışmada bu kuramlardan ilkçiliği genel hatlarıyla anlatmaya çalışacağız.

İlkçilik ve Türleri

İlkçilik aslında milliyetçilik kuramlarına etnisite kuramları arasından geçmiştir. İthal bir kuram olsa damilliyetçilik kuramları içinde en eskisidir ve basitçe bir tanımla milletlerin çok eski çağlara kadar dayandığı düşüncesine dayanır. İlkçilik milliyetçiliği insanın bir içgüdüsü gibi değerlendirir, bu düşünceye sahip kuramcılar için ilkçilik bir şemsiye terimdir.[1] Bu düşünceye de daha çok milliyetçi yazarlar sahipti ve özellikle milliyetçiliğin ortaya çıktığı dönemlerde kuramcılar arasında baskın bir görüştü.[2]

İlkçiyaklaşımetnisiteyi, insanındoğduğuyerden din, dil, gelenekgibisosyalpratiklerdenkaynaklanan, doğalvedeğişmezbirbağlılıkduygusuvebundandoğansosyaldayanışmaolarakgörmektedir.[3]Bu niteliğinden dolayı ilkçiliğin aslında ulus inşa ederken kullanılan bir tarih anlatımı aracı olduğunu söyleyebiliriz ve bunu kendi tarihimiz başta olmak üzere – ki bunun en bariz örneği Türk Tarih Tezi’dir – birçok ulus inşa sürecinde görebiliriz. Her ne kadar bu görüşteki insanları literatürde “doğalcı ilkçiler” arasına koyabiliyor olsak da “doğalcı” terimi bir sosyolojik bakışı yansıtır. Bu yüzden milliyetin sosyolojik bir bakışla değil de ideolojik bir bakışla binlerce yıl öncesine belki de insanın var oluşuna kadar dayandığını söyleyen bu görüşe de “ideolojik ilkçilik” adının verilmesi görüşündeyim.

İdeolojik ilkçiliğe samimi olarak inananlar olsa da bu birçok kitleleri manipüle etmek için kullanılan metinlerde siyasetçilerin konuşmalarında birçok kez ulusun binlerce yıl önce var olduğundan bahsedilir, bilinmeyen çağlardaki destanlara atıflar yapılır. Ulus devletlerle birlikte ortaya çıkan marşların içlerine bu görüşler nakşedilir, Onuncu Yıl Marşı’nda olduğu gibi “tarihten önce de tarihten sonra da” var olunduğuna inanılır.[4] Bu yazarlara göre millet fenomeni tarihin her çağında vardır, olmadığının söylendiği çağlarda ise en fazla uyumaktadır.

İlkçilik terimini ise ilk kullanan Edward Shils bu terimi aile içindeki ilişkileri incelemekte kullanır. Ona göre aile üyeleri arasındaki bağlılık aralarındaki sürekli iletişimden kaynaklanmaz, aralarında kan bağından kaynaklanan kelimelerle ifadesi zor bir bağlılık duygusu vardır. Kişinin ve ailenin ortaya çıkışıyla bu bağ ortaya çıkmıştır, ilk olma niteliği taşır.[5]

Milliyetçiliğe ilkçilerin bu bakışının yanında, milliyetçiliğe farklı açılardan bakan ilkçiler de vardır. Anthony Smith ilkçiliği 3’e ayırır; doğalcı, biyolojik ve kültürel ilkçilik.

Doğalcı ilkçilik; bir millete – ki milletle etnisite bu görüşe göre aynı şeylerdir – mensup olmanın insanın görme, duyma, tat alma melekeleri gibi doğuştan gelen bir vasfı olduğunu söyler. İnsanların farklı etnik gruplara mensup olmasının doğanın bir gereği olduğunu iddia eder, bu etnik gruplar ise kendilerinden olmayanı dışlama eğilimindedirler.[6] Bu yüzden etnisiteler daima saf kalırlar düşüncesine ulaşmak mümkündür.

Doğalcılığa kuşkuyla bakan bazı yazarlar milletlerin ezelden beri var olduğu düşüncesinden sıyrılıp milletlerin yalnızca çok eski topluluklar olduğuna inanırlar. Kanımca etno-sembolcülerin selefi olarak görebileceğimiz bu görüşe Smith “eskilcilik(perennialism)” der. Eskilcilere göre ise millet çok eski bir şeydi ve değişen tek şey büründüğü biçimdi. Bununla birlikte eskilciler milli özün hiçbir zaman kaybolmadığı ve yalnızca uyuduğu düşüncesinde diğer ilkçilerle benzer görüşlere sahiptiler.[7]

Biyolojik ya da sosyobiyolojik ilkçilik ise son zamanlarda revaçta olan bir türdür. Etnisiteyesosyo-biyolojik bir fenomen olarak bakar. Bu bakış açısına göre etnik bağlılığın kökeni genlerde ve içgüdülerdedir, insanlar içgüdüsel bir dürtü olarak kendilerine benzeyen insanlarla evlenirler çünkü bir sonraki neslin kendilerine benzemesini isterler, bu yüzden de kendileriyle aynı kökenden gelen eşler bulurlar. Bu benzeşmede de kültür çok önemli bir faktördür.[8]

Etnik benzeşmede kültürün bu denli önemli olmasının nedeni kanaatimce günümüz dünyasında insan görünüşleri farklılaşmakta ve farklı etnisiteye sahip olanlar benzer görüşlere sahip olabilmektedir. Bu yüzden etnik geçmişe, aynı soya atıf yapan en önemli etken kültürdür. Çünkü kültür genelde aynı toplum içinde yaşayan insanlar arasında yayılır ve bu da aynı kültüre sahip insanların aynı geçmişe sahip olduğu düşüncesini uyandırır.

Bu yaklaşımın bir diğer önemli yanı ise toplum içindeki işleyişlerde geçerli olan ilişkilerde akrabalığın dikkat edilen bir nokta olması ve millet, etnisite, ırk gibi fenomenlerdeki bir izdüşümü olduğunu savunmasıdır. Kişinin kendisiyle aynı kökenden gelenleri kayırması – ki buradan hareketle ulus devletin de böyle bir nepoitizm ilişkisi düzeni olduğunu düşünebiliriz – içgüdüsel bir davranış olarak görülebilir.[9]

Kültürel ilkçilik yaklaşımı Edward Shils’in de bu yaklaşıma yakın olması nedeniyle ilkçiliğin en köklü yaklaşımıdır diyebiliriz. Eller ve Coughlan, Shils ve Geertz’in çalışmalarında ifadesini bulan bu yaklaşımın üç temel ilkesi olduğundan bahsederler:

  • İlk olma niteliği taşıyan bağlar, insanın doğasında verili, doğal bağlardır. Bu bağların ne zaman ortaya çıktığı bilinmez, kestirilemeyecek kadar eskiye dayanır.
  • İlkçil duygular kelimelerle ifade edilemezler ve zorlayıcıdırlar. Kişi bu bağlılıklara tabi olmak konusunda başka bir seçeneğe sahip değildir. Edward Shills, II. DünyaSavaşı’nagidenesiraskerlerüzerindeyaptığıaraştırmadaetnisiteyiyalnızcakişiselözelliklerinoluşturmadığınıaynızamandabaşlangıçta var olanbağların da belirlediğinivebubağlarınçokdahabaskınolduğunusöylemiştir.[10]
  • Bu bağlılıklar duygu ve heyecanla ilişkilidirler, akıl, mantıkla veya kişisel çıkarlarla açıklanamazlar.

Şunu da belirtmek gerekir ki bu yaklaşımı savunan yazarlar, ilkçi bağlılıkların yukarıdaki ilkelere sahip olduklarını düşünmezler, buna toplum tarafından kültür gereği inanıldığını düşünürler.Başka bir deyişle bağlılık duyulan öğeler ilk olma niteliği taşımazlar toplum böyle olduğunu sanır. Bu yüzden yaklaşıma kültürel ilkçilik adı verilir.[11]

Geertz de bu konuda milletin üyeleri arasında olan ortak kökten gelme düşüncesinin önemine dikkat çeker. Çünkü devletler ortak duygu üzerine inşa edilirler. Bu ortak duygu günümüz devletlerinde millet olma, aynı kökten gelme duygusudur.[12]

İlkçilik her ne kadar farklı noktalara atıf yapan yaklaşımlara sahip olsa da genelde milletin, etnisiteyle aynı ya da birçok noktadan ortak bir kavram olduğuna dikkat çeker. İlkçilere göre millet kavramı modernistlerin ya da etno-sembolcülerin dediği gibi modernleşmeyle birlikte ortaya çıkmamıştır. Bununla birlikte etnisite kavramının tartışmalı bir kavram olduğunu düşünmekteyim. Çünkü etnik topluluklar belirli bir kültürleri olan topluluklardır ve bu kültürler kimi zaman dinî geleneklerle, kimi zaman aynı kökenden gelmeyle yani ırkla çakışır, kimi zaman ise din ve ırk dışında oluşan birlikte yaşayan bir ortak geçmiş anlayışıyla çakışır. Bu da etnisiteye melez bir kavram görüntüsü verir. Bu yüzden etnisitenin tanımı yetersizdir. Bu da etnisiteye ve ilkçilerin onunla direk bağlantısını kurduğu millete bakışta birçok farklı yaklaşımın oluşmasına neden olur.

Kaynakça

Gökalp, Emre, “Milliyetçilik: Kuramsal Bir Değerlendirme”, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 1 (2007)

Özkırımlı, Umut, Theories of Nationalism. A Critical Introduction(London: PALGRAVE MACMILLAN, 2010),

Özkırımlı, Umut, Milliyetçilik Kuramları. Eleştirel Bir Bakış (İstanbul: Sarmal Yayınevi 1999)

Selçuk,Senem Sönmez “Milliyetçilik Üzerine Bir Literatür Taraması”, Journal of Yasar University, Cilt: 6, Sayı: 23(2011)

Taştan, Yahya Kemal, “Etnisite Kuramları”, Düşünce Dünyasında Türkiz, Sayı: 6(2010)

Dipnotlar

[1] Umut Özkırımlı, Theories of Nationalism. A Critical Introduction(London: PALGRAVE MACMILLAN, 2010), s. 62

[2] Umut Özkırımlı, a.g.e.,

[3]Senem Sönmez Selçuk, “Milliyetçilik Üzerine Bir Literatür Taraması”, Journal of Yasar University, cilt: 6, sayı: 23(2011), s. 2

[4] Emre Gökalp, “Milliyetçilik: Kuramsal Bir Değerlendirme”, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 1 (2007), s. 281

[5] Umut Özkırımlı, Milliyetçilik Kuramları. Eleştirel Bir Bakış (İstanbul: Sarmal Yayınevi 1999), s. 76

[6] Umut Özkırımlı, a.g.e., s. 76

[7] Umut Özkırımlı, a.g.e., ss. 79-81

[8] Umut Özkırımlı, a.g.e., ss. 83-84

[9] Yahya Kemal Taştan, “Etnisite Kuramları”, Düşünce Dünyasında Türkiz, Sayı: 6, s. 204

[10]Yahya Kemal Taştan, “Etnisite Kuramları”, Düşünce Dünyasında Türkiz, Sayı: 6, s. 200

[11] Umut Özkırımlı, age, ss. 84-85

[12] Yahya Kemal Taştan, “Etnisite Kuramları”, Düşünce Dünyasında Türkiz, Sayı: 6(2010), s. 202

 

Yazar Hakkında

Muhammed Emin Şahin / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir