Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
merkel

Merkel’in Tahtı Sallanır Mı ?

Giriş

Angela Merkel, Almanya’nın başbakanı ve hepimizin de aşina olduğu bir siyasi isim.Kendisi üç dönemdir Almanya’nın başbakanlığını yapmakta. Öyle ki bir nesil Almanya’ya dair sadece onun yönettiği yılları hatırlıyor.
2017, Avrupa’daki pek çok devlet için olduğu gibi Almanya için de bir seçim yılı.Öyle ki 12 Şubat’ta Almanya’da cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşecek. Tabi Almanya’da cumhurbaşkanlığı sembolik sayılabilecek bir nitelik taşıyor. Dolayısıyla Merkel başbakanlığa adaylığını koydu. Cumhurbaşkanlığı için ise Merkel’in koalisyonla kurduğu kabinesinin dışişleri bakanı olan Frank-Walter Steinmeier hem Hristiyan Birlik partileri olan CDU ve CSU’nun hem de kendi partisi olan Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) ortak adayı olarak seçim yarışına başladı. 12 Şubat’ta seçilmesine ise kesin gözüyle bakılıyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi de bizim yazının devamında yapacağımız analize bir katkı sunacaktır şüphesiz. Ancak bizim için önemli olan eylül ayında gerçekleşecek olan parlamento seçimleri.2016-2017 sezonu bilindiği üzere herkesi şaşırtan sonuçlarla başladı ve dünyada aşırı sağ güçlenerek yoluna devam ediyor. Almanya’da durum şu an için Fransa kadar ürkütücü olmaya yakın görünmüyor aşırı sağ konusunda. Ancak CDU çok uzun bir süredir hiçbir ankette SPD’nin gerisine düşmemişti. Bu durum Merkel için tehlike çanlarının çalıyor olabileceğinin sinyalini veriyor bizlere. Almanya için de kısmı radikalleşmenin bir göstergesi diyebiliriz.

Almanya’da Radikalleşmenin Ayak Sesleri

Almanya aslında yıllardır oradaki göçmenlerimize olan düşmanlıklarıyla tanıdığımız, bu düşmanlığın sebebini Nazilerden kalma bir ırkçılığa bağladığımız bir ülke çoğumuzun gözünde. Tabi ki bütün Almanlar, Türkiyelilere düşmandır diyemeyiz ama ara ara da olsa televizyondan izlediğimiz Almanya’da bir Türk apartmanında yangın var, saldırı olduğu düşünülüyor tarzında haberler izlediğimizi anımsarız.
Irkçılık, Almanya’nın genetiğinde olan bir olgu diyebiliriz aslında. ”Üstün Germen Irkı” diye bir kavramın zihinlerinde hep var olduğu gerçeğini yok saymak biraz fazla iyimserlik olacaktır. Nitekim Hitler’e istediklerini yapma gücü veren, demokrasi ile onu başa getiren düşünce bu düşünceydi.
Dolayısıyla dünyadaki aşırı sağa kayışın Almanya için tehlikesiz olabileceğini iddia edemeyiz. Zira dünyanın hiçbir yerinde bu akım güçlü sesler çıkaramazken Almanya’da PEGİDA[1]ortaya çıktı, eylemleri ile adını duyurdu. Basın PEGİDA’yı İslam ve göçmen karşıtı olarak ilan etti. 2014-2015 sezonunda Almanya’da ciddi ses getiren PEGİDA eylemlerine karşılık, anti-pegida[2]eylemleri yapmak için insanlar sokaklara döküldüler. Merkel hükümeti PEGİDA’ya karşı çıktığını duyurdu ki zaten PEGİDA’da Merkel hükümetini desteklemiyordu. Merkel kendince bu kesimin sesini kestiğine inanıyordur belki. Zira 2016 ve 2017’de PEGİDA’ya dair her hangi bir haber en azından Türk basınında yok gibi görünüyor.

”Merkel Gitmeli” pankartı ile PEGİDA eylemi
Almanya’nın aşırı sağ ile imtihanı sadece PEGİDA ile sınırlı değil. 2001’den bu yana kapatmaya çalıştıkları bir parti olan Nasyonal Demokrat Parti’yi (NPD) burada anmamız gerekiyor.[3]Bahsettiğimiz parti aralıklarla hakkında kapatma davası açılıp bir türlü kapanmak bilmeyen bir parti. En son dava ocak ayında neticelendi ve Alman Anayasa Mahkemesi NPD’nin ”Demokrasi için ciddi bir tehdit oluşturmadığı” gerekçesi ile partiyi kapatmayı reddetti. Sıradaki dava ne zaman olur bilinmez.

PEGİDA ve NPD bir yana dursun, en önemli ve en yakın tehdidi aslında Almanyaiçin Alternatif Partisi (AfD) oluşturuyor. AfD aşırı sağcı bir parti. Kendileri PEGİDA ile depek çok ortak noktalarının olduğunu söylüyorlar. Eyalet meclislerinde seçilmiş temsilcilerininde olması sebebiyle onu bu noktada Almanya’nın Fransa’da başkan olmasından çok korktuğu Marine Le Pen’in partisi Front National’a (FN) benzetiyorum. Zira FN’de senelerdir seçimlere giren ve 2017’ye kadar kayda değer rakamları görememiş olan aşırı sağ bir partiydi. Şu an ise her yerde Le Pen’in başkan olma ihtimali tartışılıyor, bütün dünya Fillon ya da Macron’u değilLe Pen’i tartışıyor. 2017’de AfD’nin zafer kazanacağını düşünmüyorum ama eylüle kadar neolur bilinmez. Eylül 2016’da Almanya’nın Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde yapılan seçimlerde 1. sırada SPD varken 2. sırada AfD’nin olması kendi partisinin 3. sıraya düşmesi[4] de Merkel’in mülteci politikasının yarattığı rahatsızlığın bir kere daha görülmesine sebep oldu.

PEGİDA, Merkel’e karşı tepkilerle ortaya çıktı. AfD, Merkel’e karşı tepkilerle oylarını yükseltti. Ama Merkel’in hatalarının kaymağını en çok Sosyal Demokratlar yiyecek gibi. SPD’nin başbakan adayı, Avrupa Parlamentosuna başkanlık yapmış deneyimli siyasetçi Martin Schulz. Schulz, ABD’deki gelişmelere güçlü bir Avrupa ile cevap verilebileceğini savunuyor.
Sonuç

SPD’nin güçlü isimlerinden olan, partinin yedi yıldır başkanlığını ve şansölye yardımcılığını yürüten Sigmar Gabriel’in görevi bırakacak olması da Martin Schulz’un önünün açılmasına neden olan gelişmelerden.[5] Schulz da gelse, Merkel’de kalsa güçlü bir Avrupa görmek istiyorlar. Bu noktada Schulz’un Brexit kararına karşı gösterdiği tepkiyi de göz önünde bulundurabiliriz. Güçlü Avrupa idealinden dolayı İngiltere sorun yarattığı gibi Fransa’da başkan olma ihtimali taşıyan AB karşıtı Marine Le Pen’de oldukça büyük bir sorun.

Frank-Walter Steinmeier’ın hem Merkel’in partisi olan CDU’nun hem de SPD’nin ortak adayı olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Zira eylül ayında gerçekleşecek seçimlerde başbakanın bu iki partiden birinin adayı olacağı öngörülüyor. Bu durumdan kim gelirse gelsin Steinmeier ile de uyumlu çalışabilir izlenimini ediniyorum.

Dipnot
[3] Bkz. http://www.dw.com/tr/npd-kapatma-davas%C4%B1nda-karar-g%C3%BCn%C3%BC/a-37121126
Kaynakça