Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Mehmet Akif Ersoy

Mehmed Âkif’in İnsan Şiiri Üzerine Psikolojik Bir Eleştiri Denemesi

ÖZ

İnsanoğlu bu dünyaya gelmiş olduğu andan itibaren kendisini anlamaya, kendi hakkında düşünmeye devam edegelmiştir. Bu anlamda fert olarak muhtelif düşünceler geliştirmiş insan olmanın anlamı hakkında zihnini yormuştur. Bunun bir ürünü olarak zamanla insan olmayı anlamak üzerine sistemli düşünceler geliştirmiş ve bunları zaman içerisinde disipline ederek insan temelinde edebiyatını, felsefesini, fikriyatını şekillendirmiştir. Edebiyat ve psikoloji de insan olmanın üzerine düşünen insan zihninin bir ürünüdür. Kendisi hakkında düşünen insan duygularını edebiyat vasıtasıyla muhatabına aktarmış psikoloji vasıtasıyla bu duyguları anlamaya çalışmıştır. Bu bağlamda, Mehmed Âkif’in insan şiiri hakkında insanın teo-morfik oluşunu, insan olmanın özünü idrak etme çabasının duygusal bir ifadesidir, denebilir. Bu çalışmada insan olmanın hususiyetlerine dair bir edebi metine psikoloji perspektifinden bakılmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: İnsan şiiri, Mehmed Âkif, eleştiri-tahlil.

ABSTRACT

The human race tries to understand itself, continues to think about itself from the moment human beings came into this world. In this sense, they develop various thoughts and think over the meaning of being a human as being a member of that community. In progress of time, as a consequence, they developed systematic ideas to understand and discover the humanity, also they gave a form to their literature, philosophy and opinions by discipline them over time. Literature and psychology are a production of human mind which thinks about being human, too. People who think about themselves transfer their feelings and emotions to the collocutor through literature; try to understand these feelings through the psychology. In this regard, it may be called an emotional expression of the attempt to comprehend the essence of being human and human’s being theomorphic about the poem; “Human”; by Mehmet Âkif. It will be tried to consider in a psychological sense to an literary text about being human in this study.

Keywords: “Human” poem, Mehmed Âkif, review.

1. GİRİŞ

İnsan, kendisini anlamak arzusu taşıyan yegâne varlıktır. Bu arzusunu var olduğu günden itibaren teskin etmeye gayret etmiş bunun için muhtelif düşün akımları tesis etmiş, geldiği yeri, bu dünyada oluşunun hakikatini filozofik ve/veya teolojik fikriyatın içerisinde anlamaya çabalamıştır. Mezkûr çabanın neticesinde çeşitli edebi, felsefi, bilimsel eserler hâsıl olmuş ve tabiri caizse böyle böyle insan, insan olmak üzere umumi bir kütüphane oluşturmuştur.  Bu yazının oluşmasına sebebiyet veren İnsan şiiri de arkaik düzlemde mezkûr bağlamda gelişen bir fikriyatın ürünü olabilir.

Filibe Gayret gazetesinin takdimiyle Baytar müfettişi, şâir ve edîb-i mâhir, izzetlü Hâfız Mehmed Âkif Beyefendi[1], kelimelerle izahı mümkün olmayan sanat kudreti ve yine bu makalenin yazarı fakirin kelîmiyle ifadesi ancak sûreten tarif ölçüsüne yaklaşabilecek iman kuvvetiyle İnsan düşüncesinin Kur’anî ifadesini bu şiirle dile getirmiştir. Ahsen-i tagvîm[2]ölçüsünü tekrar hatırlara getiren bu şiiri kritik etmek liyâkatı fakirde olmamakla birlikte okunduğunda hâsıl olan zaptı mümkün olmayan duygu bu yazıya temel olmuştur. Maksat insan olmak düşüncesinin yüksek şuurunu bu şiirle tekrar hatırlamaktır, denebilir.

2. ŞİİR

İNSAN

“Ve tez’umu enneke cirmun sağîr,

Ve fîke’ntava’l-âlemu’l-ekber.”

(İmam Ali)

Haberdâr olmamışsın kendi zatından da hâlâ sen,
“Muhakkar bir vücûdum!” dersin ey insan, fakat bilsen…
Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:
Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir:

Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,
Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.
Musaggar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;
Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!

Edîb-i kudretin beytü’l-kasîd-i şi’ri olmuşsun;
Hakîm-i fıtratın bir anlaşılmaz sırrı olmuşsun.
Esirindir tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;
Senin ahkâmının münkâdıdır, mahkûmudur dünya.

Bulutlardan sevâ’ik sayd eder irfân-ı çâlâkin;
Yerin altında ma’denler bulur nakkâd-ı idrâkin.
Denizler bisterindir, dalgalar gehvâre-i nâzın;
Nedir dağlar, semâ peymâ senin şehbâl-i pervâzın!

Havâ, bir refref-i seyyâl-i hükmündür ki bir demde,
Olur dem-sâz-ı âvâzın bütün aktâr-ı âlemde.
Dayanmaz pîş-i ikdâmında mâni’ler müzâhimler;
Kaçar, sen rezm-gâh-ı azme girdikçe muhâcimler.

Karanlıklarda gezsen, şeb-çerâğın fikr-i hikmettir,
Ki her işrâkı bir sönmez ziyâ-yı sermediyyettir;
Susuz çöllerde kalsan, bedrekan ilhâm-ı sa’yindir,
Ki her hatvende eyler sâye-küster vâhalar zâhir.

Ne zindanlar olur hâil, ne menfâlar, ne makteller…
Yürürsün sedd-i râhın olsa hattâ âhenîn eller.
Yıkar bârû-yı istibdâdı bir âsûde tedbîrin;
Semâlardan inen te’yîdisin gûyâ ki takdîrin!

Teharrîden usanmazsın, teâlîden teâlîye;
Atıldıkça, atılsam şimdi, dersin, başka âtîye!
Senin en şanlı eyyâmında, en mes’ûd hâlinde,
Bir istikbâl-i dûra-dûr vardır hep hayâlinde.

O istikbâledir şevkin, odur ma’şûk-i vicdânın,
O kudsî neşvenin şeydâ-yı bî-ârâmıdır cânın.
O şevkin dâim ilcâsıyle seyrin ıztırârîdir;
Terakkî meyli artık fıtratında rûh-ı sârîdir!

Bütün esrâr-ı hilkatten haberdâr olmak istersin,
Bu gaybistân-ı hîçâ-hîçten kurtulmak istersin!
Meâdın, mebdein, hâlin ki üç müdhiş muammâdır…
Durur edvâr-ı müstakbel gibi karşında hep hâzır.

Koşarsın bunların sevdâ-yı idrâkiyle durmazsın,
Hakîkatten velev bir şemme duymazsan oturmazsın.
Serâir perde pûş-i zulmet olsun varsın isterse…
Düşürmez düştüğün yeldâ-yı hirman ruhunu ye’se:

Emel, meş’al-keşin, bir reh-nümâ hem-râhın olmuşken,
Tehâşî eylemezsin sîne-i deycûra girmekten.
Gelip bir gün tecellî etse mâhiyyât-ı mesnû’ât,
Taharrîden geçer, bir dem karâr eyler misin? Heyhât!

Tutar mâhiyyet-i Sâni’, o en heybetli mâhiyyet,
Olur âteş-zen-i ârâmın, artık durma cevlân et!
Tevakkuf yok seninçün, daimî bir seyre tâbi’sin…
Ne zîrâ hâle râzîsin; ne müstakbelle kâni’sin!

Dururken böyle bî-pâyân terakkî-zâr karşında;
Nasıl dersin ya “Pek mahdûd bir cirmim” tutarsın da.
Meleklerden büyük, hem çok büyük tebcîle mazharsın:
Tekâlîfin emânet-gâhısın bir başka cevhersin!

Hayâtın eksik olmazken ağır bin bârı arkandan;
Ölümler, korkular savlet ederken hepsi bir yandan;
Şedâid iktihâm etmekte müdhiş bir mekânetle,
Yolundan kalmayıp dâim gidersin… Hem ne sür’atle!

Senin bir nüsha-i kübrâ-yı hilkat olduğun elbet,
Tecellî etti artık; dur, düşün öyleyse bir hükmet:
Nasıl olmak gerektir şimdi ef’âlin ki, hem pâyen
Behâim olmasın, kadrin melâikten muazzezken.[3]

3. TAHLİL DENEMESİ

3.1.

“Ve tez’umu enneke cirmun sağîrun,

Ve fîke’ntave’l-âlemu’l-ekber.”

(İmam Ali)

Kırık manası verilmeye çalışılırsa Ve tez’umu, kelimesi Arapça ze’m kelimesinden gelerek çekimlenmiş ve “(Ey İnsan!) Sen sanırsın,” anlamına kullanılmıştır. Burada “İnsan, bu sanmak işini ne üzerine yapmaktadır?” sorusunun sorulması gerekebilir. Enneke, “muhakkak sen,” anlamında kullanılıp “Ey İnsan!” manasını vermek içindir. Ne sanırsın? “Cirmun sağîrun,”  küçük bir şey. İlk satır toparlanırsa, “Ey İnsan! Sen kendinin küçük bir şey olduğunu sanırsın.” manasına ulaşılabilir. İkinci satır için ve fîke, “sende bulunur, senin içinde vardır,” şeklinde izah edilebilir. “(e)ntavæ” kelimesi ve fîke’den sonra gelerek onun niteliğini belirtmek için kullanılmış olabilir. “Dürülmüş, katlanılmış halde” manalarındadır. Buraya kadar, “Ey İnsan! Sen kendinin küçük bir şey olduğunu sanırsın ama sende dürülmüş halde bulunan bir şey vardır…” şeklinde toparlanabilir. İnsanda dürülmüş halde bulunan şey nedir? “âlemu’l-ekber” kelimesi bu hafi sorunun cevabı niteliğinde olup anlamı “en büyük âlem, tüm âlemdir.” Beyit tam olarak toplanırsa “Ey İnsan, kendini küçük bir şey olarak zannedersin ancak sende dürülüp, katlanmış halde bütün âlem bulunur.” şeklinde bir anlam elde edilir.

“Ey İnsan, kendini küçük bir şey olarak zannedersin ancak sende dürülüp, katlanmış halde bütün âlem bulunur.”

Burada Hz. Ali insanoğlunun teo-morfik boyutuna bir ima yapmış olabilir. Âkif Bey’in şiirine efendimiz Hz. Ali’nin bu beytiyle başlaması kendi şiirinin hususiyetini beyan niteliğinde olabilir. Şiir insanın yukarıda da değinildiği üzere ahsen-i tagvîm oluşunu vurgular niteliktedir. Ahsen-i tagvîm oluş sorumluluğunu alabilir olmak, akla, madden ve mânen namütenahi bir terakkiye açık olarak yaratılmış ya da olmuş olmak manasına gelebilir[4].

Buradaki sözle insanın mikrokozmotik özelliği vurgulanmaktadır. Bu özellik bağlamında akla İsmail Daimî’nin “kâinatın aynasıyım,” ismiyle maruf türküsü gelmektedir:

İlim bende kelam bende

Nice nice âlem bende

Yazar levh-ü kalem bende

Mademki ben bir insanım[5].

3.2. 

Haberdâr olmamışsın kendi zatından da hâlâ sen,
“Muhakkar bir vücûdum!” dersin ey insan, fakat bilsen…
Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:
Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir:

Buradaki dörtlük için yukarıda tarife çalışılan Hz. Ali efendimizin beytinin bir izahı, açıklaması var demek caizdir, denilebilir. İnsanın terakki potansiyelinin vurgusu burada da görülmektedir.  İnsan özü itibariyle kendini geliştirme ve ilerleme üzerine terkip olunmuş bir varlıktır. Bu, insanı tanrılaştırmak gayesiyle yola çıkan “hümanizma ruhunun” da üzerinde durduğu bir durumdur. İnsan, kendisini, kendisi, kendisi olarak geliştirip ileri-insan boyutuna taşıyabilir.  Nitekim sonraları Maslow gibi hümanist psikologlar bu terakki potansiyelini “kendini gerçekleştirme” olarak isimlendirecek ve kuramsallaştıracaklardır.[6]

Muhakkar kelimesi sözlükte hor görülmüş hakarete uğramış anlamlarına gelmektedir.[7] Buradan ilk iki satırı, “Kendini küçük görmektesin, kendini tahkir etmektesin fakat bununla kendinden bî-haber olduğunu göstermektesin, kendini tanımadığını ifade etmektesin…” şeklinden toparlamak mümkündür. İnsanoğlunun kendi hakkındaki bilmediği şey Hz. Ali’nin beytinde de ifade buyrulduğu üzere kendisinde dürülü âlemler gizli olduğu olabilir. Âkif Bey burada dürülü âlemler ifadesini teşrih ediyor, diyebilmek belki kabildir. Yahut da ahsen-i tagvîm kavramının bir izahı yapılıyor olabilir.

Ahsen-i tagvîm kavramının bir tezahürünü de üçüncü satırda görmekteyiz. “Mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir,” yaratılış olarak Allah-u Teâlâ Hz. İnsanı melek diye isimlendirilen varlıklardan üstün yaratmış olduğunu hatırlatmaktadır.[8] Onlarda, meleklerde, herhangi bir sorumluluk alma hassesi bulunmamakta sadece kendilerine denileni yapmakla yükümlüdürler fakat insan, kendi davranışlarından sorumlu tutulmakta, kendisine verilen akıl ve seçme istidadı ile dünyaya ve dünyada birbirlerine halife olmak durumundadırlar.[9]Bu durum insanı, insan olmaklıkla var-olan canlı ve cansızdan üst bir konumda olduğunu açıklamaktadır.

Dördüncü satırdaki “pinhan” kelimesi, gizli anlamındadır; “matvî” kelimesi ise “(e)ntavæ” kelimesiyle aynı anlamda olup dürülmüş, katlanmış anlamındadır. Bu, bize dördüncü satırın Hz. Ali efendimizin ikinci beytinin Türkçesi olduğunu göstermektedir.

Şimdiye kadar olan Hz. Ali efendimizin beyti ve Âkif Bey’in ilk dörtlüğü bize insanoğlunun kendisiyle alakalı bir şeyi belki maişet sıkıntısından, belki günlük siyasetin derdinden dolayı unuttuğunu belirtmekte ve bunun insanın kendi vücudu içerisinde dürülüp, gizlenmiş bir kâinat merhalesinde kuvvete sahip bir öz-oluş potansiyeli olduğunu hatırlatmaktadır.

Ek olarak “Haberdar olmamışsın…” beytinin bize Eşrefoğlu Rûmî Pirin “Sen ezel sultan idin şimdi niye oldun esîr/Eksiği yok bay idin şimdi niye oldun fakir”[10] beytini hatırlattığını belirtmek yerinde olabilir.

3.3. 

Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,
Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.
Musaggar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;
Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!

“Zeminlerden, semâlardan…” satırıyla Allah’ın her an için yepyeni bir surette husule gelen yaratım işinin saikı konumundaki feyz-i Rabbâni’nin transandantal yapısını tarif gerçekleştirilmiş diye söylenebilir. “Olur, kalbin…” satırıyla mezkûr taşkın feyz-i Rabbâni’nin muhatabı, feyz-i Rabbâni’nin yegâne mekânı olarak İnsanın kalbi tarif edilmiştir. Bu anlamıyla insanoğlunun halifet’ullah fi’l-ard oluşunun, yaratılmışın en üstü oluşunun nüansları, yansımaları fark edilmektedir.

 Musaggar, kelime anlamı olarak küçültülmüş, ufaltılmış anlamlarına gelir. Cirm, kelimesi ise hacim manasına gelmektedir.[11]İnsanoğlunun fiziken diğer canlılara nazaran zayıf bir yapıda olduğu vurgulanır fakat gâye-i sun’-i İlâhîsin lafzı ile bu durumun istisnası olarak insanoğlunun o zayıf hali içine gizlenmiş âlemler yapısına ithafla ilahi sanatın zirvesi olduğu gösterilmektedir. “Bu haysiyyetle…” satırında ise önceki satırlarda bahsedilen insanın zayıf yapısına rağmen içindeki gizli âlemlerle ilahi sanatın kutbu mertebesini referans göstererek nihayetin bulunmaz, gelişiminin bitişi olmaz denmektedir. Burada insanın özünü iyi ve gelişme potansiyelinin nihayetsiz olduğunu kabul eden İslami görüş kendini izhar etmektedir. Acaba bu aynı zamanda batının Tanrı’ya karşı hareketlenmesine sebebiyet veren hümanist ekolün de argümanı olabilir mi? Bu basit bir eleştiri denemesi, burada bunun teferruatına girmeye ne kuvvet ne de imkan bulunmakta fakat akıllara görme biçimleri mevzuu gelmiyor değil.

3.4. 

Edîb-i kudretin beytü’l-kasîd-i şi’ri olmuşsun;
Hakîm-i fıtratın bir anlaşılmaz sırrı olmuşsun.
Esirindir tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;
Senin ahkâmının münkâdıdır, mahkûmudur dünya.

Bu dörtlükte de öncekinde olduğu gibi kendisinin kendilik potansiyelini unutmuş insana bu durumu hatırlatma gayesi güdülmektedir. “Edîb-i kudret” ifadesi Allah’ı, kudretli bir edip istiaresiyle yansıtmaktadır. “Beytü’l-kasîd-i şi’ri” tamlamasıyla da bu istiarenin bir devamı gözlenmektedir. En kudretli edibin şiirinin, ser-tâcı olan beytin insan olduğu vurgulanmaktadır. Bu bağlamda şiir boyunca Hz. Ali efendimizin beytinde geçen insanın içerisindeki dürülü âlemler ifadesinin açılarak tarif edildiği düşünülebilir. “Hakîm-i fıtratın…” satırındaki hakîm kelimesi sözlükte “Varlıktaki şeylerin mâhiyet ve hakîkatlerini aklı (hikmetiyle) ile bilen kimse”[12]anlamına gelmektedir. Burada Hakîm kelimesine muhatap olarak hikmeti kendi özüyle yaratan Allah-ü Teâlâ’dır. Mana bu boyutuyla “hikmetle yaratanın bilinmez bir sırrı olmuşsun,” şeklinde toparlanabilmektedir. “Esirindir tabiat…” beyti bir önceki beyitteki sırrın kısmî tezahürlerini gösteriyor olarak düşünülebilir. Halifet’ullah fi’l-ard sıfatının bir tecessümüyle fen ve bilimde mahir hale gelmiş insanın elinin altına verilmiş olan eşya ve tabiatın insan nazarında ancak esîr konumunda olabileceği ve bunlara hâkim olmakla insanın teo-morfik oluşunun fiili bağlamda bir izahı burada yapılıyor, şeklinde bir düşün geliştirilebilir. Yine aynı şekilde son beyit için bu durumun geçerli olduğu düşünülebilmektedir.

3.5. 

Bulutlardan sevâ’ik sayd eder irfân-ı çâlâkin;
Yerin altında ma’denler bulur nakkâd-ı idrâkin.
Denizler bisterindir, dalgalar gehvâre-i nâzın;
Nedir dağlar, semâ peymâ senin şehbâl-i pervâzın!

Sevâ’ik, sâik kelimesinin çoğulu olup sebepler-nedenler anlamına gelmektedir. Sayd etmek ise avlamak manasına gelir. Çâlâk kelimesinin anlamını da çabuk iş gören, hızlı şeklinde açıklayabiliriz. Böylelikle ilk beytin günümüzcesi[13] “bulutlardan kendisi için sebepler bulur insanın kavi anlayışı,” şeklinde izah edilebilir. Fakat bu beyit için Fethi Güngör “Bulutlardan yıldırımlar avlar senin güçlü bilgin;” ifadesini kullanmıştır[14]. Buradaki alt metin insanın zayıf oluşuyla birlikte zekâsının üstün oluşuyla bulutlardan dahi zihni melekelerinin tekâmülü için sebepler bulabilecek kuvvette bir üstünlüğü içinde barındırdığını vurgulamak ve içteki âlemin bir ufkunun tarifi olabilir. Yine aynı şekilde “yerin altında…” beyti de bu meyanda bir anlam taşımaktadır. Buradaki nakkâd kelimesi münekkit kelimesi ile eş anlamlıdır ve tamlamayı eleştirel zihin gücü şeklinde günümüzceye tebdil edebiliriz. Denildiği gibi buradaki mana da bir önceki beyitteki gibi insanın zayıf olmasına rağmen zihni melekesiyle bulduğu kudretin örneklerini beyandır. “Denizler bisterindir,” beytindeki bister kelimesi yatak anlamına gelmektedir. Gehvâre-naz ise nazlı nazlı salınan beşik anlamındadır. Bu dörtlükte bir anlam bütünlüğü tesis eder nitelikte bir yapı bulunmaktadır. Temelde insanoğlunun aklıyla cirmun sağîrun, zayıf oluşunu alt etmesini ve böylelikle özündeki üstünlük nüvesiyle dest-i teshîrindedir eşya sırrını açığa çıkarmaktadır. Üçüncü beyitte zayıflığa rağmen üstünlük manası küçücük varlığıyla koca koca gemiler inşa edip denizleri kendisine yatak ve nazlı bir beşik yapmış olmak istiaresiyle sağlanmıştır. Son beyitteki dağlar vurgusu dikkate şayandır. Şair dağları insanın kanadının uzun bir tüyü olarak niteler ve bununla göğü ölçtüğünü söyler. Burada da aklın, gönlün kılavuzluğunda insanın dağlar gibi büyüklük benzetiminin imgesi olan bir yapıyı insanın kanadını tüyü konumunda ifade etmiştir. Bu bize insanın içindeki gelişim imkânıyla, terakki imkânıyla aşılmaz engelleri aşma kudretine sahip olduğunu ifade etmektedir.

Burada sadece insan yüceltimi mi yapılmaktadır? Bilakis bu bakış açısıyla insan muhteşem bir potansiyel olarak görülürken aynı zamanda esfel-i sâfilîn olarak da görülmek de ve seçimleriyle bu dikey boyutta hareket edebileceği düşünülür. Bu bize seçim teorisini, insanın ne iyi ne kötü olduğunu savunan hümanist psikolojiyi, pozitif psikolojinin muhtelif boyutlarını çağrıştırmaktadır.

3.6.

Havâ, bir refref-i seyyâl-i hükmündür ki bir demde,
Olur dem-sâz-ı âvâzın bütün aktâr-ı âlemde.
Dayanmaz pîş-i ikdâmında mâni’ler müzâhimler;
Kaçar, sen rezm-gâh-ı azme girdikçe muhâcimler.

İlk beyitteki refref Miraç hadisesinde Efendimiz (sav.)’in üzerine bindiği aracın ismidir. Burada verilen bilgiden mülhem olarak bir kullanım söz konusudur, denilebilir. “Refref-i seyyâl-i hükmündür,” tamlama olarak hüküm yayıcı araç olarak çevrilebilir. Şair havanın, hava gibi bir tabii unsurun[15] insan için peygamberin (sav.) refrefi konumunda bir araç olduğunu vurgulamıştır. Fıtrî olarak, öz-oluş itibarıyla tabiatın içinde ve tabiatın üstünde bir varlık olan insan düşüncesinin şiir genelinde hâkim olduğunu görmekteyiz. “Dayanmaz pîş-i ikdâmında…” beytiyle son beyit mana bütünlüğü taşımaktadır. Genel olarak insanın azmi ve gayreti karşısında hiçbir engelin duramayacağını ifade etmektedir. Şiirde insanın mükemmelleşme ihtimalinin derdine düşüldüğü görülüyor. İnsanın kâmil bir noktaya gelmesi, olgunlaşması dinin, tasavvufun, psikolojinin ortak gayeleridir. Son iki beyitteki azim ve gayret vurgusu çok ilginçtir. Yakın zamanlarda Aziz Sancar hocanın biz gençlere yapmış olduğu çalışma ve gayret temalı konuşmayı hatırlatmaktadır.[16] İnsan, iradesi karşısında hiçbir güç duramamaktadır.[17]

3.7.

Karanlıklarda gezsen, şeb-çerâğın fikr-i hikmettir
Ki her işrâkı bir sönmez ziyâ-yı sermediyyettir;
Susuz çöllerde kalsan, bedrekan ilhâm-ı sa’yindir
Ki her hatvende eyler sâye-küster vâhalar zâhir.

Karanlıklarda kalsa insan, bahsolunan zayıflığı ile bu dünyanın türlü cefasına maruz kalsa, derdi ile boğuşacak kudreti kendini bulamaz bir hal içinde olsa bu hal içerisinden nasıl çıkar? İlk beyit bu karanlığın defedici ışığının insanın fikr-i hikmeti olduğunu söylemektedir. Bu fikir ve hikmet lambası nasıl bir ışık yayar? İkinci beyit bu soruyu, her bir huzmesi için sonsuz bir kuvvete malik olma değerini biçerek cevaplıyor. Üçüncü beyitte de bir çöl istiaresiyle insanın yaşamında düştüğü, düşme ihtimalini taşıdığı dert, tasa, keder çukurlarından kurtuluş kılavuzu tarif edilmektedir. Bu kılavuz insanın içinde dürülü halde bulunan akıl âleminin bir envaı olan çalışma isteği, ilhamıdır. Son beyit bu ilhamın insanın yaşam seyrini gerçekleştirdiği yolda kendisini bir gölge gibi takip ederek insanın şahsi çölünün içindeki yaşam kaynakları olan vahaları korumaktadır.[18]

3.8. 

Ne zindanlar olur hâil, ne menfâlar, ne makteller…
Yürürsün sedd-i râhın olsa hattâ âhenîn eller.
Yıkar bârû-yı istibdâdı bir âsûde tedbîrin;
Semâlardan inen te’yîdisin gûyâ ki takdîrin!

Ey insan! Sana ne zindanlar, ne sürgünler, ne idamlar engel olabilir ki sen özündeki Hüdâ nefesinin[19]kuvvetiyle Allah takdirinin, hükmünün te’yidi, pekiştiricisisin. Bu halinle demirden eller yoluna engel olsa, sessiz bir tedbir ile o istibdat kalesinin surlarını yıkmaya yetecek gücü bulundurmaktasın.

Bu dörtlük insanın tanrı yaratımı oluşunun ve bu haliyle şairin beytü’l-kasîd-i şi’ri olmak durumunun te’kidi niteliğindedir. Okuyucuya kulağa küpe bir mesaj vermektedir. Bu mesajı rahmetli Ömer Lütfi Mete’nin şu şiirinde[20] de görmek mümkündür:

Sen bir bakımlı saraydın,

Nicedir bakmaktan caydın

 Gündüz aydın, gece aydın

Loşluk senin yüreğinde

Yazıyla örülü çevren,

Okumayı bir denesen;

Şen fıkradır koca evren;

Başlık senin yüreğinde.

3.9. 

Teharrîden usanmazsın, teâlîden teâlîye;
Atıldıkça, atılsam şimdi, dersin, başka âtîye!
Senin en şanlı eyyâmında, en mes’ûd hâlinde,
Bir istikbâl-i dûra-dûr vardır hep hayâlinde.

Teharrî kelimesi araştırma anlamındadır. Buradan ilk beytin anlamını “araştırmaktan bıkmaz, teâlîden teâlîye yani bir yücelikten bir başka yüceliğe bu araştırma iştiyakın sayesinde seyahat eder durursun,” şeklinde toparlamak belki mümkün olur. İkinci beyitte insanın özünde var olan, içinde bulunan gelişme potansiyelinin açığa çıkarma arzusuna uygun ortamlar yaratmak için geleceğe doğru seyrettiğine vurgu yapılmaktadır. Son iki beyit mana itibarıyla birbirini tamamlamakta ve “en mutlu gününde, en şanlı günlerinde dahi senin geleceği ihya etmek düşüncen vardır, sen hep daha iyiyle kaim olmak arzusundasındır,” şeklinde düşünülebilir. Bu durum kör mükemmeliyetçilik durumunu mu ifade etmektedir? Burada belki canlılık özünün[21]kendi tekâmülünü tamamlamak arzusunun bilinçdışı bağlamda sürekli berdevam olduğu düşüncesi zihinlerin düşlemine uğrayabilir.

3.10.

O istikbâledir şevkin, odur ma’şûk-i vicdânın,
O kudsî neşvenin şeydâ-yı bî-ârâmıdır cânın.
O şevkin dâim ilcâsıyle seyrin ıztırârîdir;
Terakkî meyli artık fıtratında rûh-ı sârîdir!

Az önce geçen canlılık özünün kendi tekâmülüne ilişkin fikrin bir yansıması olarak bu dörtlük bir tezahürdür. Şair, ifade buyurmaktadır ki insanın arkaik-arketipik manevi iştiyakı o kutlu ve daha güzel olmak ihtimalini barındıran gelecek üzerine meyletmektedir. Hatta üçüncü beyitte bu yönelimin zorunluluk vasfına sahip olduğu ifade edilmektedir.  Terakkî meyli artık fıtratında rûh-ı sârîdir! Gelişmek, insanın kanının, damarının ta en özüne nakşedilmiştir.

3.11. 

Bütün esrâr-ı hilkatten haberdâr olmak istersin,
Bu gaybistân-ı hîçâ-hîçten kurtulmak istersin!
Meâdın, mebdein, hâlin ki üç müdhiş muammâdır…
Durur edvâr-ı müstakbel gibi karşında hep hâzır.

Bu dörtlükte zaman, kader ve geleceğin bilinmezliğinin insanda oluşturduğu gerilim ifade edilmiştir. İlk iki beyit insanın yaratılış sırlarının tümüne ulaşmak arzusunu ve bunun oluşturduğu bilinmezlikten kurtulmak isteğini ifade ederken acaba alt metinde insanoğlunun yaşamda alması gereken riskin, bilinmezliğin giderilmesi ile teskin edilmesi isteği vurgulanıyor olabilir mi? İnsan, günlük düzlemde yaşamaya kapıldığında mümkün mertebe risk almamaya gayret eder. Çünkü her riskin bir sorumluluğu vardır. Sorumluluk, nefse, egoya bir yük doğurur. İnsan, özündeki dürülmüş âlemden uzaklaştıkça o yükün altına girmekten korkar. Bu durum bilinmezlikten uzaklaşmaya, kaçmaya sebebiyet verir. Bu dörtlüğü ikişer beyit olarak tasnif ettiğimizde ilk iki beytin bahsedilen bilinmezlik riskinden kaçıp tüm yaratılış sırlarına bilmek arzusunda olan Hz. Ali’nin kendini bilmeyen insanı anlattığını metnin tahtından[22]anlaşılabilir. Âkif Bey, bu bilmek isteğiyle zuhur eden kaçışın bir çözümünü belki son iki beyitte vererek kendindeki dürülü âlemlerin yerini insana gösteriyor olabilir. Bu son iki satır geçmişin, geleceğin, şimdinin yaratım sürecinin, belki buraya kader de eklenebilir, üç büyük bilinmez olduğunu ancak önünde bahsi geçen istendik, arzulanan, içinde muhtemel iyilikler barındıran gelecek gibi duran bir şimdinin insanın önünde durduğunu ifade etmektedir. Âkif, burada ontolojik bir derde Hûş der-dem[23] ya da şimdi ve buradayı tarif ediyor olabilir mi?

3.12. 

Koşarsın bunların sevdâ-yı idrâkiyle durmazsın,
Hakîkatten velev bir şemme duymazsan oturmazsın.
Serâir perde pûş-i zulmet olsun varsın isterse…
Düşürmez düştüğün yeldâ-yı hirman ruhunu ye’se:

Burada insana hitaben: “Anlamanın sevdasıyla yaşamını devam ettirirsin, hiçbir zaman anlamak sevdasından caymazsın. Ancak hakikatten bir koku alırsan kendini teskin edebilirsin. Senin karşında sırlar perdesi zulmetten bir duvar oluşturabilse; yokluk çukuruna dahi düşsen ruhunu ye’se düşüremez, bu durum…” denmektedir.

3.13.

Emel, meş’al-keşin, bir reh-nümâ hem-râhın olmuşken,
Tehâşî eylemezsin sîne-i deycûra girmekten.
Gelip bir gün tecellî etse mâhiyyât-ı mesnû’ât,
Taharrîden geçer, bir dem karâr eyler misin? Heyhât!

“Arzun, isteğin sana kılavuz olmuşken karanlıklara girmekten asla geri durmazsın. Eğer o öğrenmek arzusuyla yanıp tutuştuğun yaratılış sırlarını öğrenmiş olsan, dünü, anı, yarını bilsen kendini araştırmak işinden alıkoyar mısın? Teskin olmuş olur mu hiç bilmek arzun? Heyhât! Hayır.”

3.14.

Tutar mâhiyyet-i Sâni’, o en heybetli mâhiyyet,
Olur âteş-zen-i ârâmın, artık durma cevlân et!
Tevakkuf yok seninçün, daimî bir seyre tâbi’sin…
Ne zîrâ hâle râzîsin; ne müstakbelle kâni’sin!

Bu dörtlükte de genel olarak bir önceki dörtlüğü tamamlar nitelik bir anlam bulunmaktadır. “Bütün o manaları, yaratılış sırlarını, bildiğinde teskin olmazsın da ne yaparsın? Bu sefer Tanrının sırrına vakıf olayım arzusu seni kaplar ve bu arzunun tatmini için koşarsın, yanarsın. Senin için durmak, yorulmak fıtraten yoktur. Ne şimdiyle ne gelecekle varoluşunu itminana kavuşturabilirsin.” Burada insanoğlunun arayışının berdevam oluşu vurgulanmakta ve bununla aslında insanın olmaklığının aslında durmak bilmez bir hareket, merak ve arzu ile müterekkip olduğu ifade edilmektedir. İnsanın dinamizmine onun varoluşsal kökenleri olan anlama arzusu ile bir vurgu söz konusudur denebilir belki?

3.15.

Dururken böyle bî-pâyân terakkî-zâr karşında;
Nasıl dersin ya “Pek mahdûd bir cirmim” tutarsın da.
Meleklerden büyük, hem çok büyük tebcîle mazharsın:
Tekâlîfin emânet-gâhısın bir başka cevhersin!

Bu dörtlük, “Muhakkar bir vücudum, …” dörtlüğüne matuf bir hüviyettedir. Mezkûr dörtlükte insanın kendisini güçsüz, kuvvetsiz ve aciz olarak gördüğü ifade edilmiş ve gerideki dörtlüklerde bunun hilafına deliller getirilmişti. Burada ilk beyitte “Sana buraya kadar anlatmış olduğum özelliklere sahipken nasıl kendini sınırlı, basit bir varlık olarak gördüğünü söylersin!” diye toparlanabilecek bir sitayiş söz konusudur. Mehmed Âkif, imanı ve inancının getirdiği insanın yüce oluşu, ahsen-i tagvîm oluşu, fikrini o denli içselleştirmiş olacak ki yazdığı bu beyitte bir yerde toplumdaki insanın yüce oluşu fikrinden uzaklaşmış davranışlara şaşkınlıkla sesleniyor, olabilir. Buna bir nevî şiir anlayışını ifade ettiği şu sözleri yorumlayarak ulaşabiliriz: “Bize bugün hey’et-i ictimâiyyemizin gözünü açacak, hissiyatını yükseltecek, haysiyyetini galeyana getirecek, ahlakını tehzib edecek, hülasa bize her manasıyle ders-i edep verecek bir edebiyata muhtacız…”[24]Devam beytinde tekrar insanın meleklerden büyük olduğu vurgulanmakta ve bu vasfı Allah’ın emir ve nehyine muhatap olmakla bir cevher olma haysiyetine ererek kazandığı ifade edilmektedir. Burada insanın temelde sorumlu olmak gibi sûreten ağırlık, bağ fakat sîreten insanlık özü vasfı ifade edilmektedir. Seçim teorisi acaba böyle bir şey vurguluyor olabilir mi? Ya da danışma ve terapi odalarında, kliniklerde danışanlara terapistler sorumluluk duygusunun önemini ifade ederken insanlık şuurunu vurgulamış oluyor olabilir miyiz? Mehmed Âkif burada tekâlifin emânet-gâhısın derken fakire bunu ifade ediyor.

3.16.

Hayâtın eksik olmazken ağır bin bârı arkandan;
Ölümler, korkular savlet ederken hepsi bir yandan;
Şedâid iktihâm etmekte müdhiş bir mekânetle,
Yolundan kalmayıp dâim gidersin… Hem ne sür’atle!

“Hayat tüm yükü arkandan gelir ve ölümler, korkular ve sair dertler etrafını sararken sen tüm bunlara hatta en ağırlarına göğüs gererek ilerlersin ve aynı zamanda yaşam serüvenine sür’atle devam edersin…”

3.17.

Senin bir nüsha-i kübrâ-yı hilkat olduğun elbet,
Tecellî etti artık; dur, düşün öyleyse bir hükmet:
Nasıl olmak gerektir şimdi ef’âlin ki, hem pâyen
Behâim olmasın, kadrin melâikten muazzezken

Âkif artık son dörtlükte kendi anlattığıyla bir tecellinin zuhur ettiğini düşünerek belki, insana “Sen büyük yaratılışın bir nüshasısın, bunun farkına var, bu sözler bir tecellidir, üzerine düşünmek icap eder. Düşün ve artık nasıl davranman gerekiyorsa, hangi davranışlar insan olma şuuruna ve payesine uygun düşüyorsa öyle davran, düşün yap ki kıymetin meleklerden yüceyken hayvanlardan aşağı mertebeye düşmeyesin,” demektedir.

Bu dörtlükte insan olmanın mahiyeti hakkında bir kavramsallaştırma görülmektedir. İlk satırda nüsha-i kübrâ-yı hilkat kavramı teo-morfik insan düşüncesi işlenmekte ve bunun mucibinde bir hal beklendiği üçüncü satırda ifade edilmektedir. Dördüncü satırda anlatılan zihinlerde adeta bir “insan olmak kartezyeni” oluşturmaktadır. Bir uçta  Behâim olan insan ve diğer uçta melâikten muazzez insan. Bu kavramsallaştırmayı nefs-i sultanî, nefs-i hayvâni isimleriyle İslami literatürde görebildiğimiz gibi[25]psikoloji literatüründe de görebilmekteyiz.[26]Bu hususta insan-beşer ayırımına da görebilmekteyiz.[27]İnsan şiiriyle bu kavramsallaştırmadan hareketle tekamülün, tekamül etme güdüsünün insanın özünü oluşturan temellerden kabul eden Mehmed Âkif gerçek bir dert ile bunu şiir haline getirerek belki de Asım Nesline öğüt vermektedir.

Şekil 1: İnsan Olmak Kartezyeni

İnsan Olmak Kartezyeni

4. SON YERİNE

Bu basit, limen[28] suretteki çalışmadaki maksat Mehmed Âkif gibi büyük bir sanatkârının büyük bir problem olarak gördüğümüz insan hadisesine yaklaşımını psikolojik bir çerçeveden bakarak incelemek,  “Behâim olmasın, kadrin melâikten muazzezken” nüktesini şahsi olarak idrak edebilmektir.

Maksadın tam manasıyla gerçekleştirilemediği aşikâr olup istendik olana yaklaşmış olması umulmaktadır. İnsan problemini Behâim olmaktan arileşerek çözebilmek temennisiyle…

[toggle title=”Kaynak” state=”close”]

Aria (Besteci). (2014). Hoşluk Senin Yüreğinde. [Böyle Bitmesin; YouTube Kanalı, Hazırlayan]

Ayverdi, Z. İ. (2011). Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, 4. 03 10, 2019 tarihinde Kubbealtı Lugatı: http://lugatim.com/s/anlam adresinden alındı

Daimî, A. İ. (2015). Kainatın Aynasıyım 1. 03 23, 2019 tarihinde antoloji.com: https://www.antoloji.com/kainatin-aynasiyim-1-siiri/ adresinden alındı

Düzdağ, M. E. (2016). Mehmed Âkif Ersoy: Hayatı. M. Â. Ersoy, & M. E. Düzdağ (Dü.) içinde, Safahat: Eski ve Yeni Harflerle Karşılaştırmalı Neşir ve Safahat Dışında Kalmış Şiirler (4. b., s. 3-70). İstanbul: İz Yayıncılık.

Ersoy, M. Â. (2016). Safahat; Eski ve Yeni Harflerle Karşılaştırmalı Neşir ve Safahat Dışında Kalmış Şiirler (4 b.). (M. E. Düzdağ, Dü.) İstanbul: İz Yayıncılık.

Gezer, B. F. (2018). Psikolojik Danışma ve Psikoterapi Kuram ve Teknikleri. Ders Notu, KTÜ, Trabzon.

Güngör, F. (2015, 03 23). İnsanı Tanımak. Diriliş Postası.

Hey’et-i Ilmiyye. (2015). El- Fıkh’ul Muhtasari alâ Mezhebi’l-imâm Ebî Hanîfe . İstanbul: Fadîlet .

Hürriyet Kampüs. (2017). Aziz Sancar’dan gençlere tavsiyeler. 03 24, 2019 tarihinde http://www.hurriyet.com.tr/kampus/aziz-sancardan-genclere-tavsiyeler-40492463 adresinden alındı

Jung, C. G. (2015). Kırmızı Kitap. (O. Gündüz, Çev.) İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Komisyon. (2006). DİB Kur’an Yolu Tefisiri. Ankara: DİB Yayınları.

Maslow, A. (2018). İnsan Olmanın Psikolojisi (7. b.). (O. Gündüz, Çev.) İstanbul: Kuraldışı Yayıncılık.

Merter, M. (2014). Psikolojinin Üçüncü Boyutu Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili. İstanbul: Kanknüs Yayınları.

Rumî, E. (2014). Divân-ı İlâhiyât. (M. Tatcı, Dü.) Ankara: DİB Yayıınları.

TRT 2 . (2019, 03 21). Evrim, Beşer ve İnsan. Teoman Duralı ile Felsefe Söyleşileri.

Dipnotlar

[1] Düzdağ, M. E. (2016). Mehmed Âkif Ersoy: Hayatı. M. Â. Ersoy, & M. E. Düzdağ (Dü.) içinde, Safahat: Eski ve Yeni Harflerle Karşılaştırmalı Neşir ve Safahat Dışında Kalmış Şiirler (4. b., s. 3-70). İstanbul: İz Yayıncılık.

[2] Kur’an-ı Kerim 95/4-5.

[3] Sırâtımüstakîm Mecmuası, c.I, no.23, s.357, 5 Muharrem 1327/15 Kânunusani 1324 (28 Ocak 1909).

[4] Komisyon. (2006). DİB Kur’an Yolu Tefisiri. Ankara: DİB Yayınları.

[5] Daimî, A. İ. (2015). Kainatın Aynasıyım 1. 03 23, 2019 tarihinde antoloji.com: https://www.antoloji.com/kainatin-aynasiyim-1-siiri/ adresinden alındı.

[6] Maslow, A. (2018). İnsan Olmanın Psikolojisi (7. b.). (O. Gündüz, Çev.) İstanbul: Kuraldışı Yayıncılık.

[7] Ayverdi, Z. İ. (2011). Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, 4. 03 23, 2019 tarihinde Kubbealtı Lugatı: http://lugatim.com/s/muhakkar adresinden alındı.

[8] Komisyon. (2006). DİB Kur’an Yolu Tefisiri. Ankara: DİB Yayınları.

[9] Komisyon. (2006). DİB Kur’an Yolu Tefisiri. Ankara: DİB Yayınları.

[10]Rumî, E. (2014). Divân-ı İlâhiyât. (M. Tatcı, Dü.) Ankara: DİB Yayıınları.

[11] Ayverdi, Z. İ. (2011). Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, 4. 03 23, 2019 tarihinde Kubbealtı Lugatı: http://lugatim.com/s/cirm adresinden alındı.

[12] Ayverdi, Z. İ. (2011). Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, 4. 03 23, 2019 tarihinde Kubbealtı Lugatı: http://lugatim.com/s/hakim adresinden alındı.

[13] Bu ifadeyi Hayati İnanç Bey konuşmalarında dilimizle aramızdaki ünsiyetin olumsuz niteliğini tariz için kullanmaktadır.

[14] Güngör, F. (2015, 03 23). İnsanı Tanımak. Diriliş Postası.

[15] Bkz. “Esîrindir tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;” beyti.

[16] Prof. Dr. Sancar, “Bir şeyler söylemekle hiçbir şey olmuyor; çalışmak gerek, çaba sarf etmek gerek. Sadece çok çalışarak başarı elde edebilirsiniz. Çabayla elde edilen başarıyı kimse inkâr edemez. İster Amerika ister Avrupa isterse de dünyanın herhangi bir yeri olsun, kimse çalışkan insanın karşısında duramaz.”

Hürriyet Kampüs. (2017). Aziz Sancar’dan gençlere tavsiyeler. 03 24, 2019 tarihinde http://www.hurriyet.com.tr/kampus/aziz-sancardan-genclere-tavsiyeler-40492463 adresinden alındı.

[17] Gezer, B. F. (2018). Psikolojik Danışma ve Psikoterapi Kuram ve Teknikleri. Ders Notu, KTÜ, Trabzon.

[18] Bkz. İnsandaki şahsi çöller ve bunların durumları için, Jung, C. G. (2015). Kırmızı Kitap. (O. Gündüz, Çev.) İstanbul: Kaknüs Yayınları.

[19] İnsanın Tanrı yaratımı ve teo-morfik oluşu.

[20] Aria (Besteci). (2014). Hoşluk Senin Yüreğinde. [Böyle Bitmesin; YouTube Kanalı, Hazırlayan]

[21] Kolektif bilinç konusunda Jung’un analitik psikoloji fikri incelenebilir.

[22] Alt anlam.

[23]Bkz. Nakşibendilikte 11 esas.

[24] Düzdağ, M. E. (2016). Mehmed Âkif Ersoy: Hayatı. M. Â. Ersoy, & M. E. Düzdağ (Dü.) içinde, Safahat: Eski ve Yeni Harflerle Karşılaştırmalı Neşir ve Safahat Dışında Kalmış Şiirler (4. b., s. 3-70). İstanbul: İz Yayıncılık.

[25] Hey’et-i Ilmiyye. (2015). El- Fıkh’ul Muhtasari alâ Mezhebi’l-İmâm-ı  Ebî Hanîfe . İstanbul: Fadîlet.

[26] Merter, M. (2014). Psikolojinin Üçüncü Boyutu Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili. İstanbul: Kanknüs Yayınları.

[27] TRT 2 . (2019, 03 21). Evrim, Beşer ve İnsan. Teoman Duralı ile Felsefe Söyleşileri.

[28] Lat.: Kaygan zemin, temel.

[/toggle]