Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
maya
Kaynak: Die Welt

Maya Yazıtlarının Şifresi Çözüldü

Bugün Mayalar, atalarının nasıl yazıp konuştuğunu öğrenmek istiyorsa, aradıkları sorunun cevabı Bonn Üniversitesi’nde yatıyor çünkü eski Amerikan medeniyetine ait ilk sözlük Ren Nehri üzerinde hazırlanıyor. Gizemli yazıtların bilmecesi ilk olarak 1945 yılında küller içindeki Berlin’de çözülmeye başlamıştı.

12 Temmuz 1561, bir halkın kültürel hafızasının kaybolmaya başladığı gündü. Bugünkü Meksika, Guatemala ve Belize’ye ait olan Yucatan yarımadasının İspanyol fatihleri ​​tarafından atanan piskopos ve Vali Diego de Landa, köydeki Fransisken manastırının önündeki meydanda büyük bir ateş yakıp bütün eserleri yok etti. Maní’nin etrafı haçlarla çevrelendi.

O gün orada hiçbir insan yakılmamıştı, Engizisyon buna aslında kötü efsanelerde bahsedildiği kadar meraklı değildi. Ancak Maya dininin tüm eserleri ve diğer dini ögeler alevler içinde yok oldu. Maya aristokratları da bu yangını seyredenler arasındaydı. Mayalara ait eserler ve kitaplar yakılıp alevleri yavaş yavaş söndüğünde eski inançlarından vazgeçmek istemeyenlerin cezası da belirlenmişti: 200 kırbaç.

Jaguar Ciltli Kitaplar

Landa tarafından yakılan kült nesneler arasında kitaplar da vardı çünkü Mayalar, Kolomb öncesi Amerika’da oldukça gelişmiş bir yazılı kültüre sahip olan tek medeniyetti. El yazmalarını incir ağacı Ficus cotinifolia’nın kabuk liflerinden elde edilen ve ince bir kireç tabakası ile beyazlatan kâğıda yazdılar. Metrelerce uzunluktaki el yazmaları akordeon prensibine göre katlanmış ve tahta veya jaguar derisinden yapılan ciltlerle muhafaza edilmişti.

Amerikalı sanatçı Nikolai Grube eserin adını Mayalardan alıntılamıştı: “Maya. Yağmur ormanlarının Tanrı kralları.” 1590’da Cizvit José de Acosta da şöyle demişti: “Yucatan vilayetinde, bilge Kızılderililerin bitkilerin, hayvanların ve eski geleneklerin bilgisini tuttuğu yapraklardan yapılmış kitaplar vardı. Tüm bunların yalnızca sihirbazlık ve büyü sanatları için olduğu ve bu nedenle bu kitapların yakıldığı anlaşıldı. Daha sonraysa sadece Kızılderililer değil aynı zamanda o ülkenin sırlarını öğrenmek isteyen açık yürekli İspanyollar da pişman oldu.”

Anlamı Unutulmaya Terk Edildi

Engizisyoncu Landa’nın planı çoktan işe yaramıştı. Maya yazıtlarının bilgisi, kitap yakma ve diğer zorlayıcı önlemlerle büyük ölçüde yok edildi. Hiyeroglifler, İspanyol sömürge dönemine ait Maya yapımı metinlerde, örneğin çoğunlukla Latin harfleriyle el yazması yeraltı edebiyatının bir koleksiyonu ve Avrupa kâğıtlarında, sözde “Jaguar Rahibinin Kitapları” nda hâlâ kullanılıyordu ve 1697’ye kadar İspanyollar tarafından fethedilmeyen Tayasal Gölü’ndeki Itzá tarafından da kullanılmaya devam ediliyordu. Ancak daha sonra, iyi arşivlenmiş bu yazı karakterlerinin anlamı 1000 yılı aşkın bir süre zarfı içinde tamamen unutuldu.

Bugün Mayalar, atalarının nasıl yazıp konuştuğunu öğrenmek istiyorsa bunun cevabını ancak Bonn’da alabiliyor. İronik bir şekilde, Yucatalılardan uzak, Ren Nehri üzerindeki üniversite kenti, eski Amerikan çalışmalarının ve özellikle Maya araştırmalarının merkezidir. Bonn’dan Profesör Nikolai Grube bunun nasıl ortaya çıktığını şöyle açıklıyor: “Seleflerim ve ben bu araştırma merkezini 15 ila 20 yıl içerisinde inşa ettik. Almanya’da Mayalara her zaman büyük bir ilgi olmuştur. Ancak kesintiler nedeniyle başka yerlerde çok zaman kaybedildi. Bonn, Almanca konuşulan bölgede artık Mayalara odaklanmış tek yer olarak kaldı. Yurt dışından birçok ziyaretçi geliyor. ABD ve Meksika’dan çok sayıda öğrenci akını var.”

İtalyanca-Latince Benzerliğine Sahip

Maya dilinin ilk referans çalışması ve M.Ö. 3. yüzyıldan kalma bir metin veri tabanı şimdi İspanyolların bugünkü Meksika, Guatemala, Belize ve Honduras eyaletlerinin topraklarının fethine kadar Bonn’da oluşturuluyor. Amaç, tüm Maya hiyeroglif metinlerini işlemek ve bu temelde kapsamlı bir sözlük düzenlemektir. Bunun için 15 yıllık çalışma öngörülüyor. En nihayetinde bulgular da basılı olarak yayınlanacak.

Maya dilinden bahsedildiğinde genellikle Ch’ol kastedilmektedir. Ch’ol, hiyeroglif yazısı MÖ 300’den sonra öğrenen kişiler tarafından kullanıldı. Olmec modelinden sonra, Olmecler, Etrüsklerin Romalılar için olduğu gibi Maya’nın ana kültürüydü. Yazı, diğer Maya deyimlerinin konuşmacıları tarafından da benimsenmiş olsa da Ch’ol, klasik dönem Maya asaletinin ortak dili olduğu için yazıtların baskın dili olarak kaldı. “Bugünün 26 Maya dili ile klasik dönem arasındaki ilişki kabaca İtalyanca ve Latinceye karşılık geliyor. Yaşayan konuşmacılar temelde yazıtları anlayacak kelime dağarcığına sahiptir ancak Gramer ve hiyeroglif bilgilerinden yoksundurlar.” diye açıklıyor Grube.

Hiyeroglifleri Çözen Bir Uygulama Geliştiriliyor

En az 5,4 milyon Euro ile federal ve eyalet hükümetleri tarafından finanse edilen Bonn’daki araştırma projesinin ana yararlanıcıları, bilim insanlarıyla birlikte Meksika ve Guatemala’daki yerli halklardır: “Bugünün Mayaları, kendi kültürlerine büyük ilgi gösteriyor ama Maya sözlüğünün hedef kitlesi, bu tür özel hobilerin çok ötesine uzanır. Ayrıca müzelerdeki ve arkeolojik alanlardaki yazıtlar hakkında bilgi sağlayan mobil uygulamalar da var. Bu uygulamalar sayesinde Hiyeroglif metnin fotoğrafını çekip hemen çevirisini alabilirsiniz.” diyor Grube. Bu, bilim insanının açıkça “eski Amerika’daki en önemli kültür” olarak ilan ettiği uygarlığa yeni bir bakış açıyor. Bu derecelendirme aynı zamanda nicelik meselesidir. Nesneler, siteler ve yazıtlar gibi arkeolojik kanıtlar, Kolomb öncesi diğer iki yüksek kültürden çok daha fazla malzeme sağlıyor: “Aztek ve İnka imparatorlukları, İspanyollar geldiğinde yalnızca yaklaşık 150 yıldır var olan kısa vadeli fenomenlerdi. Maya uygarlığının tarihi yaklaşık 3000 yıllık geçmişe uzanıyor.”

Uzun Zamandır “Çözülemeyen Bir Sorun”

Ek olarak diğer iki kültürün karşılaştırılabilir kayıtları yoktur: “Azteklerin bir yazısı vardı, ancak hiçbir zaman bir rol oynamadı ve sadece birkaç yazılı eseri var ve İnka düğüm yazısı daha çok veri kaydetmek için bir araçtı. Fiil veya ilgili cümle yoktu. Onunla tarih yazımı mümkün değildi. “Buna karşılık, Maya yazısı, günümüz İsrail’den batı İran’a uzanan ve çok sayıda gelişmiş kültürün beşiği olan sözde “bereketli hilal” yazım sistemlerini andırıyor ve aşıyor.”

Hiyerogliflerin deşifre edilmesi Bonn projesi için bir ön şarttı. Kâşif John Lloyd Stephens ve Frederick Catherwood, ormandaki taş stellerin üzerine yazdıkları parlak çizimlerle, 1840’larda Maya yazısına dünya çapında ilgi uyandırdığından beri, nesillerdir araştırmacılar çaresiz kaldı. 20. yüzyılın ortalarında yazı hâlâ “çözülemeyen” bir sorun olarak tanımlanıyordu.

Savaş, Araştırmacıların Maya İmajına Uymadı

Birkaç başarıdan biri yeni yanlış anlaşılmalara yol açtı: Kütüphaneci Ernst Förstemann, hayatta kalan dört Maya el yazmasının en güzeli olan “Dresden Kodeksi” ni kullanarak Maya takvim sistemini ve astronomik tabloları deşifre etmeyi başardı. Ancak, onlarca yıldır bunun ötesine geçemediği için, 20. yüzyılın ilk yarısında metnin diğer tüm pasajlarının da takvim bilimini ele aldığı izlenimi ortaya çıktı. Bu, Maya’nın barışçıl dindar ve köylü kültürü imajına uyuyordu. İngiliz Maya araştırmacısı Eric Thompson, silahlı baskınların bariz kanıtlarını gökyüzü tanrıları arasındaki çatışmalar olarak yorumladı.

Hiyeroglifleri deşifre etmek için en önemli atılım, “Demir Perde” ve diğer engellerle uluslararası araştırma sahnesinden kopan bir Rus’tan geldi. Antropolog, yazı araştırmacısı ve dilbilimci Yuri Knorozov, 1945’te Kızıl Ordu’nun bombardımanı altındaki Berlin’de topçu askeri olarak görevdeydi. Devlet kütüphanesinde, Almanların kaçıp geride bıraktıkları bir kitap kutusunda, engizisyoncu Vali Diego de Landa’nın yazdığı Yucatandaki Mayalar hakkındaki bir rapor buldu. Ayrıca, hayatta kalmayı basarmış 3 Maya el yazması eserin reprodüksiyonu da mevcuttu. Bu arada, el yazmaları Avrupa kütüphanelerine sadece bir örnek olarak getirildikleri için hayatta kaldı. Orta Amerika’nın tropikal ikliminde, engizisyoncu Vali Landa’nın yakmadığı kodeksler çabucak parçalandı.

Heceler ve Tam Kelimeler için Karakterler

Landa, Maya yazıtlarını zaten bir alfabe yazısı olarak yorumlamıştı. Bununla birlikte, araştırmacılar uzun süredir karakterlerin sesleri tasvir ettiği yaklaşımını kabul etmedi. Hiyeroglifler genellikle fikirlerin saf sembolleri olarak yorumlandı. Knorozov’a göre, o sırada bilinen nerdeyse 800 karakterli bir yazı tipinin bir alfabe yazı tipi olamayacağı da açıktı çünkü Ch’ol’da o kadar çok ses yoktu. Öte yandan, hiçbir dilde sadece 800 kelime bulunmadığından, saf bir kavramsal veya kelime yazma da hariç tutulmuştu. Rus araştırmacı nihayet anahtarı Sümer çivi yazısı ve sözlü heceler ve tam kelimeler için tıpkı Maya yazısında olduğu gibi karakterleri birleştiren Hititlerin hiyerogliflerini karşılaştırarak buldu.

Knorozov’un bulgularını giydirmek zorunda kaldığı Marksist retorik ve Maya ülkesinde materyallere erişimi olmadığı için yaptığı bazı detay hatalarından dolayı tezleri Batı’da uzun süre reddedildi. Batı’daki hiyeroglif araştırmacıları yalnızca birkaç el yazmasının yardımıyla değil, aynı zamanda klasik dönemden çok daha fazla sayıda taş yazıtın da yardımıyla Knorozov’un teorisini kanıtlamayı ancak 1960 sonrasında başarabildi.

12.000 Yazılı Eser Tespit Edildi

Grube, o zamandan beri “deşifre konusunda bir patlama” olduğunu söylüyor. Kendisi “Maya: Yağmur Ormanında Tanrı Krallar” eserini yazdı. Eserin içinde 300’ü deşifre edilmiş 800 karakter var. Kendisi daha sonra bu durumu güncelledi: Artık 900 hiyeroglif biliyoruz, çünkü arkeolojik buluntular yenilerini eklemeye devam ediyor ve Bonnlulardan önce hiç kimse yazıt ve sembollerin tümünü bir araya getirme zahmetine girmemişti: “Her yıl yaklaşık 100 yeni belge bulunuyor, nerdeyse 12.000 kadar yazılı eser biliniyor.”

Bu arada, Mayalar hakkındaki bilgiler o kadar gelişti ki bilim adamları el yazmalarındaki yazım hatalarını bile takip edebiliyorlar. Sözde “Madrid Kodeksi” nin yazarları o kadar çok hata yapmış ki, bazı araştırmacılar bunlarla “Maya disleksileri” olarak alay ediyorlar.

Şimdiye kadar 500 hiyeroglif deşifre edildi ve tüm bu şifrelere dair en önemli ipuçlarını bize engizisyoncu Vali Landa verdi. El yazmasında Latin alfabesinin her harfine bir hiyeroglif atadı: “Bu anahtar olmasaydı, Knorozov karakterlere asla erişemezdi.” Pagan Mayaları yok eden valinin yok etmeye çalıştığı kültürün tekrardan bulunmasına ve şifrelerinin çözülmesine hizmet etmesi herhalde tarihin en büyük ironilerinden birisidir.

Yazar: Matthias Heine

Kaynak: Die Welt