Ana Sayfa / Listeler / Kültür Sanat Listeleri / Mavi Gözlü Dev 117 Yaşında
nazım hikmet

Mavi Gözlü Dev 117 Yaşında

117 YAŞINDA MAVİ GÖZLÜ BİR DEV VE ONUN GÜNÜMÜZE UZANAN DAL DAL, YAPRAK YAPRAK, KÖK KÖK DOKUNUŞLARI: “Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni, Ölüm ve Zafer Haberleri İçinde…”

Adının anılmasının bile yasak olduğu dönemlerde eserlerini Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman, Ercüment Er isimleriyle yayınlayan Nazım Hikmet’in edebiyatımıza, düşünce dünyamıza etkisi öyle büyüktür ki, onu anlatmak için kelimeler yetersiz kalır. Bestelenen şiirleriyle mest olup uzun uzun düşünürken, fikir yazılarıyla tarumar olup yıllar geçse de o yazıların yazılış tarihlerinden, hala aynı soru(n)larla baş etmek durumunda olduğumuzu görürüz. Hissetmemizi, fark etmemizi, düşünmemizi isteyen yazar kelimeleriyle, işaret ettikleriyle bizi bizden alır. 50’den fazla dile çevrilmiş eserlerinin uzun süre memleketinde yasak kılınması, sürgün hayatı geçirmesi ve mezarının Moskova’da bulunması siyasi, içtimai tarihimizin acı gerçeklerinden biridir. 15 Ocak 1902 tarihinde Selanik’te dünyaya gelen Nazım ilk şiirlerini 11 yaşında yazmıştır. Bu listede doğumunun üzerinden 117 yıl geçmişken onu anmak için şiirlerinde, yazılarında daima vurguladığı ağaçlarla kurduğu bağı gösteren dizelere, cümlelere yer verilecektir.

Neden ağaçları vurgular, ağaçlara atıfta bulunur, tüm bu soruların elbette siyasi, toplumsal birçok sebebi mevcut. Bu listede sevgiyi, saygıyı, hayranlığı sonuna kadar hak eden büyük şairin ağaç vurguları ele alınmaya çalışılacaktır.

1) Öncelikle, şair Nazım olarak bilinen çok kıymetli düşünürün düz yazıda da en az şiirlerindeki kadar başarılı olduğunu söylemekte fayda var. Orhan Selim ismiyle Akşam’da 24 Kasım 1934’te yayınlanan ‘Ağaçlar’ başlıklı yazısı derin derin düşündürür, hala, bugün de, üzerinden 84 sene geçtiği halde. Ağaçlar diye bir başlık açmış yazarın ağaçlarla kurduğu bağ, onlar üzerinden geliştirdiği düşünsel çerçeve bize umudu hatırlatıyor ve böyle bir listeye bu güzel yazıyla başlamanın uygun olduğunu düşünerek sizleri bu şahane yazıyı okumaya davet ediyorum…

nazım hikmet

“Ağaçlar var, boy boy, çeşit çeşit, biçim biçim… Boyları başka başka, kokuları birbirinden ayrı…Kimisinin gölgeleri serin olur, kimisinin yemişine tadından doyulmaz…

Göz için olanları var: Karşılarına geçip baktıkça bakarsın, ne bıktırır, ne usandırır… Kulak için olanları var: Dalları arasında yel estikçe yaprakları öyle bir içli içli titreşir, öyle bir haykırır, öyle bir ağlar, ses verir ki, dinledikçe dinler, duydukça duyar, yanlarından ayrılmak istemezsin…

Ben her ağacı bir çeşit adama benzetirim…Al yanaklı yemişleriyle elma ağacı, tosun gibi yavrularını kollarına almış tombul, ak pak bir anayı andırır…

Çam ağacı, uzak ülkelerden gelmiş bir eski günler baharıdır ki, kendi kendine güvenmesi, boyuna posuna sevgisi, ağır başlılığı bir bakışta anlaşılır… Hele , ay ışığı altında çamlıklara bakınca bir masal ordusunu görür gibi olursun…

 Kara düşüncelere dalmış, aksoylu bir filozoftur selvi… Ölümün kapısı eşiğinde, çeliği kararmış yalın kılıç gibi duruyor… Önünde saygıyla eğilelim…

 Salkımsöğütler, saçları topuklarına kadar inen genç kızlardır… Onları dere kıyılarında salınır gördükçe, içim gıcıklanır,  çırılçıplak yıkanan güzelleri gözetler gibi olurum…

 Her ağaç bir adama benzer… Onlardan bir dal koparmak bir kol kırmak gibi, bir yaprak yolmak bir göz çıkarmak gibi gelir bana… Ben hiçbir adamla, bir ağaçla konuştuğum gibi gıllıgışsız konuşmadım. Ağaçların dilinden anlamayan, toprağın dilinden anlamaz. Toprakla konuşamayanlar en bilgili sesi duymamışlar demektir… Ne yazık onlara!”[1]

 2) Yaşadığı tüm zorluklara rağmen bizi güneşli günler göreceğimize inandıran güzel şair iyi ki doğdun, iyi ki geçtin bu kirli paslı dünyadan, şiirlerinle iyi ki aydınlattın kararmaya yüz tutmuş beyinlerimizi, kalplerimizi… İyi ki bizi ağaçlar gibi tek ve hür yaşayacağımız günlerin varlığına inandıran ‘DAVET’ şiirini yazdın…

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benziyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim….

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…

  3) Gülhane Parkı’ndan her geçişimde veyahut anneannemlerin bahçesindeki ceviz ağacıyla her göz göze gelişimde mırıldandığım güzel şiir “CEVİZ AĞACI” nın  ‘Güneş Yüzlü Şair’inin saygı, sevgi, hayranlıkla anmaktan başka ne yapılabilir ki… Minik bir tavsiye bırakarak sizleri şiirle baş başa bırakıyorum: Listeyi okuduktan sonra hikayesi çok derin olan bu efsanevi şiiri şarkıyla buluşturan Cem Karaca’dan dinlemeyi unutmayın!

Nazım

 “Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”

4) “Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler…”  diyerek umudumuzu diri tutmamızı sağlayan,  “Kocaman bir elma gibi verelim, Sıcacık bir ekmek somunu gibi, Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar  Dünyayı çocuklara verelim  Bir günlük de olsa öğrensin Dünya arkadaşlığı Çocuklar dünyayı alacak elimizden  Ölümsüz ağaçlar dikecekler” dizeleriyle geleceğe, geleceğin mimarları olan çocuklara verdiği kıymeti gösteren, ‘ölümsüz ağaçlar’ dikmek gibi yüce bir görevi pırıltı kaynaklarına, çocuklara yükleyen yazarın bu efsane şiirini günümüzün temel sorunlarından çocuk asker, çocuk işçi problemlerini göz önünde bulundurarak yüksek sesle okumanız naçizane tavsiyemdir.

Nazım'ın çocukluğu

 Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne

 allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar

 oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında

 dünyayı çocuklara verelim

 kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi

 hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

 bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı

çocuklar dünyayı alacak elimizden

ölümsüz ağaçlar dikecekler

 5)  “Bulutuyla, gemisiyle, deniziyle yosunuyla… Sen bir denizsin Nazım Hikmet…” Vera İçin şiirini ya hiç yazmasaydın, ya minnacık kadın Nüzhet’i sevmeseydin, Piraye’ye olan aşkın olmasaydı, Münevver, Galina, sevgini, aşkını bu denli coşkulu ve içten anlatmasaydın, yaprakları, içindeki ağacı böyle şahane aktarmasaydın edebiyat dünyamız öylesine eksik kalırdı ki….

Nazım Hikmet 117 yaşında

Bir ağaç var içimde
fidesini getirmişim güneşten.
Salınır yaprakları ateş balıkları gibi
yemişleri kuşlar gibi ötüşür.

Yolcular füzelerden
çoktan indi içimdeki yıldıza.
Düşümde işittiğim dille konuşuyorlar,
komuta, böbürlenme, yalvarıp yakarma yok.

İçimde ak bir yol var.
Karıncalar buğday taneleriyle
bayram çığlıklarıyla kamyonlar gelir geçer
ama yasak, geçemez cenaze arabası

İçimde mis kokulu
kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş,
çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil

6) Hiçbir Ağaç Böyle Harikulade Bir Yemiş Vermemiştir şiir Nazım Hikmet RAN’ ın en güzel şiirlerinden biridir.

Topraktan ateşten ve denizden doğanların

en mükemmeli doğacak bizden…

ve insanlar ellerini  korkmadan, düşünmeden

birbirlerinin ellerine bırakarak, yıldızlara bakarak:

“Yaşamak ne güzel şey!” diyecekler;

bir insan gözü gibi derin

bir salkım üzüm gibi serin

bir ferah bir rahat

bir işitilmemiş şarkı söyliyecekler…

Hiçbir ağaç böyle harikulâde bir yemiş vermemiş olacaktır

 7)  Bu Da Böyle Bir Fıkram: Kavak Ağaçlarına Dair Nazım Hikmet’in 14 Ağustos’ta Yeni Gün’de yayınlanan yazısıdır. Yazılarında, şiirlerinde ağaçlarla insanları özdeşleştiren yazar toplumsal, siyasi meseleleri ele alırken bile büyük bir incelikle, sanatçı dokunuşuyla bunu yapmaktadır.

mavi gözlü dev

 “Uzun karanlık yol  kenarlarında kavak ağaçları vardır. Yeryüzünde ne kadar çok kavak ağaçlı yol vardır kim bilir? Kim bilir, bu yollar, kenarlarındaki kavak ağaçlarıyla, kaç asırdan beri, yeryüzünde hışırdayıp gitmektedirler?……… Kavak ağaçları ıstırap bile duymazlar. Yalnız, uzun, karanlık, rüzgarlı yollarda karşılıklı iki yana eğilerek asırlarca eğilirler. Istırap filan çekiyorum ama, yine de iyi ki insan olmuşum. Kainat mikyasında, insanla kavak ağacının varsın hiçbir farkı olmasın!… ”[2]

8)  27 Nisan 1953 tarihli Vasiyet adlı şiirinde tepesinde bir çınar dileyen yazar Nazım’ ın ağaçlarla olan bağını anlamamak imkansız. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen bizi güneşli günler göreceğimize inandıran güzel şair iyi ki doğdun, iyi ki geçtin bu kirli paslı dünyadan, şiirlerinle iyi ki aydınlattın kararan umutsuzluktan ziyan olmuş beyinlerimizi, kalplerimizi…

Nazım

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
– öyle gibi de görünüyor –
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani…

Kaynakça

Kaynakça

RAN, Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2018.

RAN, Nazım Hikmet, Yazılar 2 (1924-1934), Adam Yayınları, İstanbul, 1998.

[1] A.g.e, s.174.

[2] A.g.e, s.152.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Feyzanur İnce

Feyzanur İnce
TESAD Genel Sekreteri - Röportaj Birimi Direktörü - Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir