Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Mastermind: Sherlock Holmes Gibi Düşünmek Kitap Analizi
dr.com'dan alınmıştır.

Mastermind: Sherlock Holmes Gibi Düşünmek Kitap Analizi

Öz

Sir Arthur Conan Doyle’nin yarattığı ve hepimizin onun gibi olmak istediği bir deha: Dedektif Sherlock Holmes. Baker Street 221B’de en yakın arkadaşı Dr. Watson ile birlikte oturan ve ‘’tümdengelim’’ yöntemini çok iyi şekilde kullanan, gözlem yeteneği çok güçlü olan bir deha. Sherlock Holmes’un zekâsı bu kitapta ‘’Mastermind’’ (Deha) olarak adlandırılıyor. Çözdüğü onlarca olayda kullandığı ince zekâsı sayesinde birçok olayı kolaylıkla çözerek kendi alanında farkını yarattı. Peki, bu zekâyı Sherlock Holmes’a mı yoksa onun yaratıcısı olan yazar Sir Arthur Conan Doyle’a mı borçluyuz? Hepimizin okuyup geçtiği ve zaman zaman olay çözümlemelerine şaşırdığımız Sherlock Holmes davalarındaki perde arkası olan şeyler nedir? Belki de bir Sherlock Holmes hikâyesi okuduğumuzda kimilerimizin merak ettiği şey bu idi. ‘‘Bu adam gerçekten bu kadar zeki mi?’’ ya da ‘‘Bu adam bunları nasıl bilebiliyor?’’. Hepimiz bu tip soruları kafamızda geçirip kitabın kapağını cevap alamadan kapatmışızdır. Sherlock Holmes, bir davayı çözerken sadece izlediği yöntemleri ve bulduğu ipuçlarını nasıl bulduğunu bize aktarırken ama asıl olan hangi bilimsel metotları izledi, psikoloji bu davaların neresinde, bu vakalarda psikolojiyi nasıl kullanırız gibi soruların cevabını bize aktaramadı. Kahramanımız Dedektif Sherlock Holmes’un yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle yazdığı hikâyelerde aslında bize açık kapılar bırakarak beyin egzersizi yapmamızı sağladı. Bu hikâyeler sayesinde, yani dolayısıyla kahramanımız ve kahramanımızın yaratıcısı sayesinde insan psikolojisini anlamaya çalıştık. Gözlem yapmaya ve bu gözlemlerden yola çıkarak çıkarım yapmaya, hipotez sunmaya çalıştık. Sherlock Holmes hikâyeleri edebiyat alanının yanı sıra bilimsel alanda da bize yardımcı olan yapıtlardır. Kitapta olan gözlemler ile bizim gerçek hayatımızda yaptığımız gözlemler mutlaka aynı olamaz. Gözlemlerimizi çevre ve diğer faktörler etkiler. Başta belirttiğim gibi asıl olan bu muhteşem diyebileceğimiz, gerçeğe yakın hatta gerçek olan gözlemlerin perde arkasına bu kitap sayesinde girmiş olacağız.

Anahtar Kavramlar: gözlem, analiz, psikoloji, zekâ, tümdengelim

Giriş

‘‘Gayet basit, Watson.’’ diye başlayan ve Watson’un ‘’tabii ya, bunu ben niye göremedim.’’ diye hayıflanmasıyla sonlanan her bir Sherlock çözümlemesi bize şunu söyler: Sherlock Holmes insan zihninin erişilebilir sınırları içinde işini görmektedir; karakter kurmaca da olsa, zihni mümkün olanı simgeler. Peki, ama bizler (yani genel olarak Watson’lar) Holmes’un olağanüstü zihinsel becerilerinden biraz olsun nasiplenemez miyiz? Maria Konnikova bunun mümkün olduğunu söylüyor. Örtülü önyargılarımız güçlü ama kırılmaz değil; alışkanlık siperlerimz sağlam ama yıkılmaz değil. Modern psikoloji ve nörobilim ile ünlü Sherlock vakalarını harmanlayan Mastermind, önce Sherlock’un bu davalarda neyi diğer herkesten farklı yaptığını gösteriyor, sonra bizim de aynı yaklaşımı kullanabilmemiz için zihinsel bir yol haritası sunuyor. Biraz farkındalık ve biraz egzersiz ile Holmes’un alametifarikası olan gözlem, hafıza, yaratıcılık ve tümdengelim gibi meziyetleri nasıl içselleştirebileceğimizi ve bunun sonucunda nasıl algımızı keskinleştirip, yaratıcı yönümüzü parlatabileceğimizi gösteriyor.’’[1] 17 dile çevrilen ve dünya çapında en çok satanlar listesine giren, psikologların ve nörobilimle uğraşan bilim insanlarının özellikle okuduğu, Sherlock Holmes hayranlarının da özellikle rağbet gösterdiği bu kitapta bu zekâyı (Mastermind) nasıl kullanacağımızı, karakterin zekâsının nereden geldiğini ünlü genç Psikolog Maria Konnikova kendi tecrübelerini de aktararak bizlere sunmaktadır. Hepimizin severek okuduğu ve zekâsına imrendiğimiz Sherlock Holmes karakteri bahsettiğimiz gibi bir psikolog tarafından analiz edilip okurlara sunulmuştur. Okuyup geçtiğimiz bu karakterin ve yaratıcısının kullandığı zihinsel oyunlar ve okuyucuların sonunda şaşırdığı çözümler bilimsel metotlarla bize aktarılırken Sherlock Holmes’un çözdüğü olaylarda, romanlarında aktarılmasa da nasıl psikolojik yöntemler izlediğini bu kitap ile birlikte daha iyi anlamaktayız. Ayrıca bu kitap sayesinde, Sherlock Holmes hikâyelerinin perde arkasını kavrarken aynı zamanda beyin egzersizi yapma fırsatı buluyoruz.

Kitap Hakkında

  1. Birinci Kısım: Kendini Anlamak

Birinci kısımda yazar, öncelikle bir deha olarak gördüğümüz kahramanımız olan dedektif Sherlock Holmes’un zekâsının arkasında yatan asıl kahramanın başından geçen olayı anlatıyor. Sherlock Holmes’un yaratıcısı olan Sir Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes’u yaratırken akıl hocası olan Dr. Joseph Bell’den ilham almıştır. Sir Arthur Conan Doyle, bu gözlem yeteneğini akıl hocasından aldığını belirtmektedir. Yazar Doyle, George Edalji adlı bir adamı cezadan kurtarmıştı. Great Wyrley’nin çiftlik hayvanlarının karınlarının bıçakla deşilerek öldürülmesinden sonra kasabanın rahibinin oğlu olan George Edalji şüpheli bulunarak içeri atılmıştı. Ama asıl suçlu o değildir. Hem de Edalji içerideyken asıl katilin polise mektup göndermesine rağmen hala polise göre Edalji suçluydu. Sonraki yıllarda Edalji, hakkında kanıt bulunamadığı için serbest bırakıldı. Bu dava, Sherlock Holmes’un yaratıcısı olan Sir Arthur Conan Doyle’un ilgisini çeker ve ikili buluşma kararı alır. George Edalji buluşma yerine gitmiş gazete okuyordu ve Sir Arthur Conan Doyle onu uzaktan izliyordu. İşte tam burada Doyle’a göre dava çözülmüştü. Çünkü Doyle’un gözlemlerine göre adam gazeteyi çok yakından okuyordu yani görme bozukluğu olan birisi o karanlıkta o kadar hayvanın karınlarını kesemezdi. Ünlü kahramanımız Sherlock Holmes’un bu gözlem yeteneğini yaratıcısı olan Sir Arthur Conan Doyle’dan aldığını söylemek işten bile değil. Sherlock Holmes bir kurgu karakter olabilir ama düşünceye karşı olan keskin yaklaşımı son derece gerçekti.[2] Yani Doyle, kahramanını yaratırken aslında pek kafa yormadı. Sherlock Holmes, Sir Arthur Conan Doyle’un sayfalara yansımasıdır diyebiliriz. Sherlock Holmes gibi olay çözmenin, insan psikolojisini anlamanın bilimsel metodu öyle fen bilimlerindeki gibi deney tüpleriyle veya ağır hipotez dayatılarak sonuca ulaşacak şekilde değildir. Yazara göre burada en temel basamak gözlemdir. En basit bir işte, teklifte bile zemin hazırlarken karşımızdaki kişiyi gözlemleriz. Buna göre plan yapar ve buna göre hareket ederiz. Ayrıca bilimsel metot en geniş şekilde bilgi tabanıyla başlar. Örneğin, ülkelerinde adalet sistemlerinde içtihat hukuku aktif şekilde rol oynamaktadır. Bazı olayların çözümünde ve karar verme aşamasında eskiden yaşanmış aynı tip davalar emsal alınarak hâkimlerin karar verme noktasında işlerini kolaylaştırmaktadır. İşte bu şekilde bir olayı çözerken Sherlock Holmes da eski olayları hatırlayarak hafızasını yoklar, gözlemini yapar, hipotezini (yanlış ya da doğru) sunar ve o hipoteze uygun ya da uygun olmayan şekilde ipuçlarını araştırırdı. Burada görünenlerin dışında görünmeyen ipuçları da önemlidir. Mesela, bir Sherlock Holmes davasında (Kızıl Dosya Davası) ‘‘rache’’ kelimesinin Rachel’in kısaltması olarak değil, ‘‘İntikam’’ın Almancadaki karşılığı olabileceğini de hesaba katan kahramanımız, geniş bilgi birikiminden faydalanarak daha doğru ve tutarlı hipotezler üretebiliyor. Tüm bu beyin fırtınalarının tutarlı ve istikrarlı olması için alakalı ya da alakasız şeylerin farkında olmak ve motivasyonunuzu bu yönde odaklamanız gerekmektedir. Bakmak ve görmek arasında fark vardır.

Yazarın bundan sonra bahsettiği en önemli şey ve Sherlock Holmes hikâyelerinde de geçen Holmes’un dediği ‘‘İnsan beyni aslen küçük, boş bir çatı katı olarak düşünüyorum. Ve burayı dilediğin mobilyalarla doldurmakta özgürsün.’’ Evet, kilit cümle aslında budur. Sherlock Holmes’un politika gibi gereksiz konularla ilgilenmeyip zihnini işgal etmediğini biliyoruz. Holmes’un bu kadar sistemli ve tutarlı düşünmesinin diğer nedeni, sözümona çatı katını sistemli ve uygun şekilde doldurmasıdır. Bir çatı katından sadece hurda veya aynı eşyaları doldurarak yararlanamazsınız. Bu çatı katına uygun, makul şeyler koyar ve dizayn ederseniz daha fazla faydalanmış olursunuz. Bu çatı katı yapı ve içerikten oluşmaktadır. Bu yapı asılında beynimizin işleyişidir. Bilgiyi nasıl aldık, bu bilgi nasıl işlendi vs. bu süreç yapıdır. İçerik ise tamamen size kalmış. Bu içerik aldığımız, yüklediğimiz bilgilerdir. İsterseniz bunları çatı katından aşağı atın, isterseniz işe yarar şekle getirip uygun bir yere koyun. Bu çatı katının mobilyaları uyguladığımız yöntemlerdir. Sherlock Holmes’un çatı katının mobilyalarından biri de tümdengelim yöntemidir. Bu yöntemle ününe ün katmıştır. Çatı katının ham hali ise önyargıdır. Bu çatı katının penceresinden süzülen ışık, asıl olmayan ama bizi buna inanmaya hazırlayan önyargının ışıklarıdır. Sherlock Holmes da bu ışıkların farkında olup kendisi bu konularda duygusal davranmamış ve davalarında profesyonelce davranarak ışıkların aldatıcı olduğunu fark etmiştir.

  1. İkinci Kısım: Beynin Çatı Katını Doldurmak

İlk bölümde bahsettiğimiz gibi her metodun ve bilginin temel basamağı gözlemdir. Kahramanımızın ilk davası ve kahramanımızın yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle’un ilk hikâyesi olan Kızıl Dosya’da tanışan ayrılmaz ikili Dr. Watson ve Sherlock Holmes’un tuhaf bir şekilde tanışmaları sıkı bir dostluk seviyesine gelmiştir. Savaş cerrahı olan ve bir süre Afganistan’da görev yapan Watson’ın bütün hayat hikâyesini gözlem neticesinde bilen Sherlock Holmes, bize gözlemin ne kadar güçlü bir basamak olduğunu bir kez daha göstermektedir. Holmes, Watson’ın Afganistan’dan geldiğini Watson’ın teninin bronzlaşmasından, omzunun yararlı olabileceğini ihtimal verip omzunun çok dik durmasından, yüzündeki yorgunluk izlerinden anladığını belirtmiştir. Gözlem çok basit görünse de bu aşamada seçici olmak şarttır. Gözlemlemek, dikkat etmek hiç de basit bir şey değildir. Her insan gözlem yapabilir ve dikkat edebilir. Peki, yaptıkları gözlem ve ettikleri dikkat onları kesin sonuca götürebilir mi? Bu konuda kesin sonuç istiyorsak doğal dikkat becerilerimizi geliştirmemiz lâzım. Bu aşamada yapmamız gereken şeyler; seçici olmak, nesnel olmak, kapsayıcı olmak, olaya kendimizi vermek (burada ilk bahsettiğimiz gibi motivasyon çok önemli).

Beynimizin çatı katını keşfederken, iç tasarımını yaparken yaratıcılığımız ve hayal gücümüz devreye girer. Bu aşamada çatı katına giren girdileri yaratıcılığımız ve hayal gücümüz etkilemektedir. Fazla hayalci olmak, çatı katına gereksiz ve aşırı girdi girmesine sebep olur. Fakat yaratıcı ve tutarlı olup makul şekilde duruma göre hayal gücümüzü kullanırsak, çatı katımızın dizaynını daha iyi bir şekilde yapmış oluruz. Bu aşamada hayali şüpheleri aşmamız lâzım. Hayali şüphe, bize gereksiz hurda girdiler verir ve çatı katının dizaynını bozar.

Planladığınız veya üzerinde uğraştığınız dava ya da iş üzerinde bir ilerleme kaydedemiyorsanız beyniniz sizi bir adım geri gitmemeniz için zorlar. Yani bir adım gitmek isteseniz de beyniniz buna izin vermez. Bu konuda kendinizi uğraşınız üzerinden soyutlayarak mesafe koyarsınız. O işten daha basit bir işe veya davaya yönelirsiniz. Ya da tamamen başarısız olacaksanız gerçekten fiziksel anlamda o işten veya davadan kendinize mesafe koyarak başka bir işe veya davaya yönelebilirsiniz. Bu tip yönelimler de Watson gibiler için geçerli olabilir.

Hayal gücümüz çocukluktan beri gelişmekte olan, büyüdükçe tutarlı bir şekilde hayal kurmamızı sağlayan bir diğer çatı katı mobilyasıdır. Bu mobilyayı canlı ve sağlam tutmanın en iyi yolları da merak etmek ve egzersiz sağlayacak oyunlardır.

  1. Üçüncü Kısım: Tümdengelim Sanatı

Elde ettiğimiz olgularla tümdengelim metodunu kullanarak beynimizin çatı katında yolumuzu bulabiliriz.  Sherlock Holmes’un en iyi kullandığı metot olan tümdengelime bir örnek olarak şunu verebiliriz;

Her insan ölümlüdür.

John Locke bir insandır.

John Locke bir ölümlüdür.

Bu gibi, daha geniş bir kanıdan daha spesifik bir kanıya gittiğimiz yönteme ‘‘tümdengelim’’ denilmektedir. Peki, bu yöntemi Holmes, çatı katında nasıl uygulamaktadır? Gözlemini yapmış, tutarlı şekilde gözlemlemiş, dikkat etmiş, penceresinden girecek önyargı ışıklarını engellemiş, bütün mobilyalar yani bilgiler yerli yerinde, bunları hayal gücü ve geniş bilgi tabanıyla şekillendirmiştir. Bütün bu bilgileri, hipotezleri ve ipuçları ışığında tümdengelim yöntemiyle aydınlatmak aşamasına gelmiştir. Bu metodu ve kendi zekâsını kullanarak bulmacayı aydınlatmaktadır.

Beynin çatı katında bütün eşyalar var ve hepsi yerli yerindedir. Eşyaların bakımını yaparız. Bu bakımları hayal gücü ve egzersiz amaçlı oyunlarla canlandırırız. Peki, bu eşyaları barındıran çatı katının onarımı nasıl olur? Yazar burada, çatı katının onarımını sağlayacak en önemli fiilin eğitim olduğunu savunmaktadır. Holmes, daha önce karşılaşmadığı davaları da alarak kendini eğitir ve kendi çatı katının onarımını yapar. En başta basit gördüğü ve daha önce karşılaşmadığı davalar bile onun geniş bilgi birikimine katkı yapar ve çatı katının onarımında yardımcı olur. Bu argümanı destekler şekilde yazar, burada kahramanımız Sherlock Holmes’un ilk başta dikkatini çekmeyen, fakat daha sonra bu benzerlikte bir dava almadığını hatırlayıp ilgisini çeken küçük bir davayı nasıl aldığını anlatıyor. Holmes, kendisine küçük gelen bu davaya ilk başta burun kıvırmış, fakat bu davanın küçük de olsa, aldığı eski davalardan farklı olduğunu görmüş ve zihnini eğitmek için, farklı bakış açıları elde etmek için bu davayı almıştır. Bu tip küçük ama farklı davalar onun zekâsına azımsanmayacak şekilde katkı yapmıştır.

Yazar, bu bölümde aşırı özgüvenin tehlikelerinden de bahsetmektedir. Bilindiği üzere kahramanımız Sherlock Holmes, aşırı özgüvenli bir karakter gibi gözüküyordu. Fakat bu özgüven ile yazarın bahsettiği özgüven farklıdır. Geniş bilgi birikimi veya saydığımız çatı katı elemanlarından en az birinin olmaması, özgüvenli olsanız da sizi yanlış sonuca götürebilir

  1. Dördüncü Kısım: Kendini Bilme Sanatı ve Bilimi

Bütün bu saydığımız aşamaları bir araya getirirsek biz de bir ‘’Mastermind’’ olabiliriz. Dinamik bir çatı katına sahip olmamız için belirli gereksinimler var. Bunlar; kendinizi ve çevreyi tanımak, özenle ve düşünerek gözlem yapmak, hayal etmek (Burada ihtiyaç duymadığımız alanı dahi düşünmemiz lâzım, rache örneği gibi), teferruata takılmadan sadece gözlemlediklerimizden yola çıkarak sonuca varmak, hatalarımızdan ders çıkarmak ve öğrenmektir.

İnsan zihni ihmalkârlığı ile meşhurdur. İnsanların çatı katı, tüm dinamikliği ve motivasyonu ile yerli yerinde muhteşem şekilde dizayn edilse de göremediğimiz en ufak toz tanesi bile mobilyalara zarar verebilir. Bu şekilde ihmal edilen zihin, düşünceleri de ihmal eder. Bilinen hatıralar unutulabilir. Eskiden okuyup rahat şekilde anlayabildiğiniz bir konu size yabancı gelebilir. Bunların olmaması işten bile değildir.

Sonuç

Belki de bazı insanlar hariç bazılarımız Dr. Watson’ız. Gerek Sherlock Holmes kitaplarında olsun gerekse gerçek hayatta görmediğimiz ama aslında burnumuzun dibinde olan gerçek bilgi ve ipuçlarını göremiyor daha sonra o olgular ortaya çıktığında ise Dr. Watson gibi şaşırıyoruz. Yazarın son bölümde belirttiği gibi en nihayetinde hepimiz insanız ve zihnimizin ihmalkârlığı mevcuttur. Bizler her ne kadar kişisel gelişim kitapları, zihin geliştirme kitapları okusak veya bu tip durumlarla ilgili eğitim verilen kurslara gitsek, çatı katımızı en dinamik şekilde dizayn edip doldursak, mobilyaların ve çatı katının onarımını yapsak da kesin sonuca ulaşacağımız kesin değildir. Nitekim Sherlock Holmes hikâyelerinin sonunu yazar planlayarak, onun istekleri doğrultusunda yazmaktadır.

Kahramanımız, yaratıcısının inisiyatifine göre hareket etmektedir. Gözlemlediği tüm olgular, yaratıcısının onun gözünün önüne koyması neticesinde olmuştur. Evet, Sir Arthur Conan Doyle iyi bir gözlemciydi ama yarattığı Sherlock Holmes kadar değildi. Sir Arthur Conan Doyle her ne kadar birkaç olayın çözülmesinde yardımcı olduysa da onu ön plana çıkaran olay çözmesi değil, Sherlock Holmes’un yazarı olduğu gerçeği oldu. Tüm bu bilimsel yani psikolojik metot ve gerçekleri, hepimizin bildiği ve kafa yorduğu Sherlock Holmes hikâyeleri ile birlikte paralel şekilde öğrenmek, yazarın bahsettiği gibi beyin egzersizi açısından bir bulmaca oyunu oldu. Üzerinde kafa yorduğumuz Sherlock Holmes davalarını nörobilim masasına döken yazar, hikâyelerin perde arkasında yatan devasa bilimi bize göstererek bizim de kendi çatı katlarımızdaki mobilyaları onarma fırsatı sundu. Sonuç olarak, kimimiz doğuştan ‘’Mastermind’’dır, kimimiz ise kendi çatı katını onararak ‘’Mastermind’’ olma peşindedir. Maria Konnikova yazdığı bu kitap ile okurlara ‘’çatı katlarını onarma’’ fırsatı vermiştir. Bu kitabı okuyarak ve dikkat yeteneğimizi geliştirerek belki ‘’Mastermind’’ olabiliriz fakat ‘‘Mastermind’’ olmamız zihnimizin ihmalkâr olduğunu değiştirmeyeceği gibi, üstün zekâlı olup hata payımızın olmadığını da değiştirmez. Sherlock Holmes’un bulmaca çözer şekilde o zevkle çözdüğü davalar gibi aynı haz veren bu kitap, ‘’Mastermind’’ olma yolunda bir ‘‘çatı katı’’ mobilyasıdır.

Künye

İsim: Mastermind: Sherlock Holmes Gibi Düşünmek

Yazar: Maria Konnikova

Basım: Domingo Yayınevi/2015

Çeviren: Zeynep Yeşiltuna

Kaynakça

Konnikova, Maria, Mastermind: Sherlock Holmes gibi düşünmek, Domingo Yayınevi, İstanbul, 2015.

Kitap Özeti, Mastermind -üstün akıl- (Sherlock Holmes gibi düşünmenin yolları) Maria Konnikova, 2017, https://kitapozeti.de/mastermind-ustun-akil-sherlock-holmes-gibi-dusunmenin-yollari-maria-konnikova/ (E.T. 02.02.2017).

Dipnotlar

[1] Konnikova, Maria, Mastermind: Sherlock Holmes gibi düşünmek, Domingo Yayınevi, İstanbul, 2015, s. 367.

[2] A.g.e., s. 13.