Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Siyasi Tarih / Marx’ın Tarih Kuramı ve Marksizmin Tarih Yazımı Üzerindeki İzdüşümü
Karl Marx

Marx’ın Tarih Kuramı ve Marksizmin Tarih Yazımı Üzerindeki İzdüşümü

Öz

Ölümünün üzerinden 136 yıl geçmesine rağmen sosyal bilimci, tarihçi, devrimci Karl Marx’ın halen birçok düşünceye, teoriye, harekete öncü olma özelliğini koruyarak ölümsüzlüğünü ilan ettiğini belirtmek yanlış olmayacaktır. Bu yazıda 14 Mart 1883 yılında ölen teori ile pratiğin birlikteliğinin uyumunu kendi bünyesinde gösteren büyük düşünürün ölüm yıldönümünde fikirlerinden, kavramsal analizlerinden hareketle geliştirilen Marksist tarih yazımı irdelenmeye çalışılacaktır. Giriş bölümünde tarih yazımındaki metodolojik farklılıklardan hareketle; tarih yazımına dair genel bir taslak çizilecektir. Yazının birinci bölümünde araştırma süresince incelenen Marx’ın -ve tabii Engels’in- kitaplarından hareketle Marx’ın tarih yazımına yönelik teorik, kavramsal analizleri açıklanacaktır. Yazının ikinci bölümünde bu çalışma hazırlanırken faydalanılan kaynaklar dahilinde ‘Marksizm ve Tarihyazımı İlişkisi’ başlığı teşrih edilmeye çalışılacaktır.  Üçüncü bölümde vülgarize Marksizmin ötesine geçmiş Marksist tarihçilerden örnekler verilecektir. Sonuç bölümünde yazı boyunca irdelenen kavramların kısa bir analizi yapılıp yazı nihayetlendirilecektir.

Anahtar Kavramlar: Marksist Tarihyazımı, Marksist Tarihçiler.

Giriş

İmparatorluklar Çağı, Devrim Çağı, Sermaye Çağı, Aşırılıklar Çağı, Tarih Üzerine, Milletler ve Milliyetçilik, Yaşasın Devrim, İlkel Asiler gibi büyük önemi haiz kitapların yazarı, Marksist tarihçi Eric J. Hobsbawm’ın aşağıda yer alan ifadesi kapsamında bu yazının şekillendiğini belirtmekte fayda var. Bu yazının çerçevesini tarihçilerin önündeki problem olarak vurguladığı ‘geçmiş duygusunun doğasının analizi’ Marksistler tarafından nasıl şekillendirilmekte sorunsalı oluşturmaktadır.

Herhangi bir insan topluluğunun üyesi olmak kendini onu reddederek olsa bile geçmişine göre konumlandırmak demektir. Dolayısıyla geçmiş, insan bilincinin sürekli bir boyutu; insan toplumunun kurumları, değerleri ve diğer kalıplarının kaçınılmaz bir bileşenidir. Tarihçilerin önündeki problem de, toplumdaki bu geçmiş duygusunun doğasını analiz etmek ve bu duygudaki değişiklikler ile dönüşümlerin izini sürmektir.”[1]

“Kollektif bir deneyim sürekliliği duygusu olarak geçmiş duygusu” bilincinin insan olmanın, sürekli çocuk kalmamak maksadıyla tarihini bilmekten alıkonmamanın (Cicero’ya atıfla) ehemmiyeti; hem kişisel olarak hem de toplumsal mahiyette yadsınamayacak kadar mühim meselelerdir. Tarih geçmişin bilgisi olmanın ötesinde, deneyimlerin ortaklaşalağı, hafızanın diriltici gücü, hatırlamanın birleştiriciliği ve direnişi ‘diri’ kılışı gibi unsurlardan beslenen, unsurları besleyen dünün, bugünün ve yarının bilgisidir

Tarih bir bilim midir?’ sorusundan   idiografik bilim/nomotetik bilim ayrımına, oradan pozitivist tarihçiliğe, kronolojik tarih  yazımına, destansı, milliyetçi öğelerle bezenmiş romantik tarih tasarısına, Marksist tarih-yazımına, Rankegil tarih anlayışından Annales Ekol’e feminist, post-yapısalcı, post-kolonyal tarih anlayışına, hanların hakanların tarihinden köylü direnişlerini konu edinen tarih anlatılarına uzanan bir perspektifler dizisi yüzyıllardır değişen tarih anlayışının ve bununla birlikte dönüşen tarih yazımının göstergelerinden yalnızca birkaçıdır. Örneğin James C. Scott’ın gündelik direniş biçimleri ve alt siyaset mefhumları, sıradan insanların mücadelelerini de tarihe katmak, alt siyasetin üst siyaseti belirlediğinin bilincinde olmak dar çerçeveli direniş kavramına karşı bir anlayış geliştirmektedir.

Tarih; ‘geçmiş, şimdi ve geleceğin bütünleşmesi’ mahiyetini taşıdığı vakit anlam kazanmaktadır.

Tüm bu sorunsallar çerçevesinde; aşağıdaki soruların cevabının aranmaya çalışıldığı bu yazıda merkeze tek bir unsuru –ekonomik determinizm eleştirisi- koyarak tarihi olayları tek yönlü incelediği eleştirisine maruz kalan marksist tarih yazımının aslında birçok aşama geçirdiği ve boyutunun da genişlediği sonucuna varılmak amaçlanmaktadır:

Marksist tarihçilerin Marx’a dair anlayışları, Marx’ı algılayış biçimleri nelerdir?

Marksist tarih projesi nedir?

Marx’ın tarih anlayışı nedir?

1. Marx’ın Tarihe Bakışı, Kavramlar, Teoriler

“Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir. Özgür insanlarla köleler, patrisyenlerle plebler, baronlar ve serfler, lonca mensubu yurttaşlarla kalfalar, kısacası ezenlerle ezilenler arasında her zaman çelişki vardı, bunlar birbirlerine karşı kah gizli kah açık kesintisiz bir mücadele yürüttüler, her defasında tüm toplumun devrimci bir dönüşümüyle veya mücadele eden sınıfların beraberce çöküşüyle sonuçlanan bir mücadeleydi bu.”[2]

Marx’ın tarih anlayışı denildiği vakit ilk akla gelen, Komünist Manifesto’da yer alan, klasikleşmiş bir alıntı ile yazının bu bölümüne giriş yaptıktan sonra, Marx’ın yaşamına yazının gidişatına uygun şekilde kısaca değinmek gerekmektedir.

5 Mayıs 1818 tarihinde doğan Karl (Heinrich) Marx önce Bonn Üniversitesi’nde başladığı eğitimine Berlin Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alarak devam etmiş burada Hegel felsefesinden etkilenerek daha sonra oluşturacağı düşüncesine temel oluşturmuştur. (Hegel’in diyalektik idealizminden Marx’ın diyalektik materyalizmine…) 1843’te Paris’e gitmiş ve burada Adam Smith, Ricardo Sismondi, Jean-Baptiste Say gibi iktisatçıların düşüncelerini eleştirerek siyasi iktisat çalışmalarına başlamıştır. 1844 El Yazmaları ismiyle yayını yapılan eserinde ilk kez üretimin içtimai süreçteki belirleyiciliğine dikkat çekmiş, 1847 yılında Londra’da Engels ile kaleme aldıkları  Tanıl Bora’nın muazzam tanımlayış biçimiyle ‘umudu edebileştiren’, ‘insanlık tarihinin belki en insaniyetli metni’ olan Komünist Manifesto’yu 1848 yılında Brüksel’de tamamlamıştır. O tarihten sonra Belçika’dan Fransa’ya sınır dışı edilince bundan sonraki yaşamını Londra’da geçirmiştir. Bunda elbette 1848 devrimlerinin, Paris Komünü’nün etkisi vardır. Yazmaya, teorisini olgunlaştırırken pratikten de ödün vermemeye –ki onun en bilindik sözlerinden biridir: “Filozoflar dünyayı yalnızca yorumlamışlardır; oysa esas mesele onu değiştirmektir!”- devam etmiştir. Bunun bir göstergesi olarak New York Daily’ye yazdığı makaleler, 1864 yılında I. Enternasyonel’in kuruluşuna öncülük etmesi örnektir.

Fikirleri Fransız ütopyacı sosyalizmi, Britanya ekonomi politiği ve Alman felsefesinin eleştirel harmanından doğmuş Karl Marx Hegel’in idealizmini reddederek, diyalektiği sahiplenip materyalist tarih anlayışını geliştirmiştir. Odak noktasını oluşturan sorulardan bazıları şu şekildedir: Tarih-Bilim ilişkisi ne yöndedir, tarih bilimsel midir? Uygarlıklar neden yükselmekte ve çökmektedir? Tarihsel gelişimi ne körüklemektedir?[3]

İnsanların tarihlerini kendilerinin yaptıklarını belirten Marx fakat bu tarihi yaparken onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, dolaysızca önlerinde buldukları, geçmişten devrolunan verili koşullarda yaptıklarını ifade etmektedir:

“Tüm göçüp gitmiş kuşakların oluşturduğu gelenek, yaşayanların beyinlerine bir kabus gibi çöker. Kendilerini ve bir şeyleri altüst etmekle, şimdiye dek hiç olmamışı var etmekle uğraşıyor göründükleri esnada, tam da böylesi devrimci kriz dönemlerinde, endişe içinde geçmişten ruhları yardıma çağırır, onların adlarına, sloganlarına, kıyafetlerine sarılır, dünya tarihinin yeni sahnesinde bu eskilerde hürmet edilen kılıklara bürünür ve bu ödünç dille oynamaya çalışır.”[4]

Marx öncelikle toplum biçimlerini sıralamaktadır: Kabile, köleci, feodal, kapitalist, sosyalist ve en nihayetinde: komünist. Tüm bu açıklamaları ve irdelemeleri yaparken de tarihe hem bir bilim hem de bir sanat gibi yaklaşmaktadır. Marx’ın tarihi algılayış biçimine göre tarih kendi bütünlüğünü ve karşıt kutuplarını içermeli, kucaklamalıdır. İlkel birikim tarihinde bütün devrimlerin çığır açıcı olduğunu belirten Marx; oluşumu sırasında kapitalistsınıf için bir manivela işevi gördüğünü belirtmektedir.

Buradan hareketle Marx, insanlığın geçirdiği evreleri şu şekilde gruplandırmıştır: 1- Kandaş kabilelerin göreceli eşit mensupları olarak avcılık, çobanlık ve tarım yaptıkları dönem. 2- Köleler olarak büyük toprak, para sahiplerinin malikane ve atölyelerinde çalıştırıldıkları dönem. 3- Toprağa bağlı köylüler olarak, küçük tarlaları ailecek işleyip elde ettikleri mahsul üzerinden, arazinin yüksek mülkiyetini ellerinde tutan bir askeri aristokrasi mensuplarına veya onların devletine vergi-rant ödedikleri dönem. 4- Sanayi işçileri olarak, başkalarına (kapitalistlere) ait fabrika, maden vb. işetmelerde herhangi bir siyasi-hukuki zorlamaolmadan ücret karşılı emeklerini kiraladıkları dönem. 5- Herkesin eşit paylaşımla yaşayacağı sosyalist dönem.

Marx ve Engels’in eserleri tarih yazımına dair meseleleri, tarihsel teori ve yönteme ilişkin sualleri içermesi bakımından çok mühimdir ve tahmin edileceği üzere Marx’ın tarihinin konusunu insanın üretici gücünün incelenmesi oluşturmaktadır .[5]

“Marx’ın toplum analizi 19. Yüzyıl ortalarındaki kapitalist dünyayı anlama çabasıyla birlikte geliştirilmiş olsa da, Yunan ve Roma dünyasına uygulandığında dahi, gayet iyi çalışan ve bu dünyanın özelliklerini ve gelişimini açıklamakta kullanılabilecek bir dizi kavramın tertibiyle sonuçlanmıştır. Örneğin, 5 ya da 6 asır boyunca Yunan demokrasisinin tamamen yok edilmesi ve yine asırlık bir sorun olan ‘Roma İmparatorluğu’nun gerileyişi ve çöküşü’ ya da daha başka bir ifadeyle 4. ve 8. asırlar arasında Roma İmparatorluğu’nun büyük bölümünün dağılması.”[6]

Her ne kadar bu yazı yazılırken üç esas kaynaktan faydalanılsa da Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Komünist Manifesto, Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm, Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumair’i ve kendi yazışmalarının hepsi açık bir şekilde tarih yazımına dair sorunları, tarihsel teori ve yönteme dair soruları içermektedir.

Marx ve Engels işin özünde insanların tarih yaptığı için bir ölçüde kendi koşullarını aşabildiklerini söylerler. Marksizm, tarihin bu nedenle süreklilik ve değişim, diyakroni ve senkroni, geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasındaki bağlantılarla ilgili olduğunu öne sürer.”[7]

Komünist Manifesto’nun Almanca 1883 basımına önsözünde yer alan Engels’in direkt alıntılanması uygun görülen ifadeleri konunun gidişatı bakımından büyük önem arz etmektedir:

Bu basımın önsözünü maalesef tek başına imzalamak zorundayım. Marx Avrupa’nı ve Amerika’nın bütün işçi sınıfının başka herkesten daha fazla minnettar olduğu bu adam, şimdi Highhate Mezarlığı’nda yatıyor ve kabrinin üzerinde ilk çimler bitmeye başladı bile. Onun ölümünden sonra Manifesto’nun elden geçirilmesi veya tamamlanması artık söz konusu bile olamaz. Buna mukabil şunları bir defa daha açık seçik belirtmeyi zaruri sayıyorum. Manifesto’nun sürekli tekrarlanan temel fikri yani ekonomik üretimin ve onun zorunlu olarak doğurduğu toplumsal yapının, her tarihsel çağda o çağın politik ve entelektüel tarihinin temelini teşkil ettiği; buna bağlı olarak (tüm tarihin sınıf mücadelelerinin tarihi olduğu; şimdiyse bu mücadelenin eriştiği yeni basamakta, sömürülen ve ezilen sınıfın artık onu sömüren ve ezen sınıftan kurtulmasının tek yolunun, bütün toplumu sonsuza kadar sömürüden, baskıdan ve sınıf mücadelelerinden kurtarmak olduğu- işte bu temel fikir, sadece ve münhasıran Marx’a aittir.”[8]

1843-46 yıllarında klasik iktisatçılarla tanıştığı yıllarda kaleme aldığı 1844 El Yazmaları adlı eserinde; insanlık tarihinde maddi üretimin büyük ehemmiyetini ve bu üretimin din, hukuk, ahlak, bilim, sanat üzerindeki etkisini anlatan Marx; insanın maddeci –materyalist- bir incelemesini yapmakta ve insanın doğa ve toplumdaki etkin rolünü vurgulamaktadır.[9]

2. Marksizm ve Tarihyazımı İlişkisi

Anahtar kavramlardan biri olan tarihsel materyalizm (tarihte egemen etken maddi yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir) üzerine Walter Benjamin’in yazdığı, aşağıda yer alan kısımda Benjamin historisizm ile tarihsel materyalizmi kesinkes birbirinden ayırmıştır. Yazının bu bölümüne bu şekilde başlanmasının esas maksadı da kilit başlıklardan biri olan tarihsel materyalizme vurgu yapmaktır.

“Historisizm, geçmişi ebedî bir şey olarak tasvir eder. “Bir zamanlar,” historisizmin genelevindeki bir fahişedir (16. tez). Historisizm, bilgi yığını ile doldurmaya çalışacağı homojen, boş bir zamanı varsayar (17. tez). Historisist, “olayların sırasını bir tespihin boncuklarının dizilişi gibi aktarır” (A tezi). Tarihsel materyalist, bütün bunların aksine, tarihi canlı ve devrim imkânları ile atan bir nabız gibi görür ve geçmiş ile mesiyanik bir ilişki kurmaya çalışır. Evrensel tarih (historisizmin zirvesi) düşüncelerin akışına; materyalist tarihyazımı ise düşüncelerin tutuklanmasına dayanır (17. tez). Materyalist tarihyazımı ilerleme fikrine dayanırken,  Tarihsel materyalizm devrimci eylem aracılığıyla tarihin continuum’unu infilâk ettiren heyecan dolu anları araştırken, historisizm, güvenliği tarihin continuum’unda bulur (14-15. tezler).”[10]

Üretim, insan emeği, üretim ilişkileri, üretim güçleri, sınıf mücadelesi, altyapı, üstyapı, sosyoekonomik ilişkiler gibi kavramsallaştırmalar üzerine şekillenen Marksizm, tarihe bakışta bu mefhumları önceleyerek, merkezde tutarak hem iktisadi analiz yapmakta hem de kültürel, siyasal, sosyal yapıların oluşumunda ekonomik unsurların belirleyiciliğine dikkat çekmektedir. Burada yazının son bölümünde teşrih edilen bir noktaya değinmek gerekmektedir. Ekonomik determinizm suçlamasına maruz kalan marksizmin esasen bunun çok daha ötesine geçerek –özellikle Gramsci ile ardından gelen Frankfurt Okulu ile bunun aşıldığı bilinmektedir.- sınıf analizini genişlettiğini, yeni kategoriler eklediğini –cinsiyet, yaş, cinsel yönelim…- ayrıca vurgulamak gerekmektedir. Toplumsal cinsiyet tarihi, feminist tarih, post-kolonyal tarih gibi yazımların beslendiği teorik çerçevelerin Marksizm’in kavramsallaştırmalarına çokça atıf yaptığını ifade etmek yerinde olacaktır. Örneğin feminizm ‘yanlış bilinç’ ‘yabancılaşma’ gibi mefhumları ev içi emeği izah ederken kullanmaktadır.

“Vulgar Marksizm”in esas olarak ekonomik öğeleri benimsemiş olduğu açık görünmekte olup tarihin ekonomik yorumu, ekonomik faktörün belirleyiciliği, diğer unsurların ekonomik meselelere bağımlılığı, sınıf çıkarı ve sınıf mücadelesi, tarihsel kanunlar ve tarihsel kaçınılmazlık gibi daha sonra sınıf kavramının da genişletilmesiyle ayrı bir boyut kazanıp ortodoks, kaba marksizmin çok daha ötesine geçtiğini belirtmek gerekmektedir.[11]  Esasen marksizm politik ve ideolojik çatışmaların sınıf temelli olduğunu kanıtlamak istemektedir.

Marksist tarihin anahtar kavramlarından, odak noktalarından üretimin sosyal ilişkileri, sınıf mücadelesi, üretim biçimleri, hegemonya tarihe bakışı ve yazışı önemli bir şekilde etkilemektedir. Örneğin; Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı için etkilerini incelerken, nüfusu azalan Osmanlı’yı, merkezden çevreye çevreden merkeze açlıktan kırılan insanların yaşadığı, hane halkının geçimini sağlamak için o güne dek denenmemiş yolları tecrübe etmesi şeklinde unsurları temel alıp bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne giden süreçte –devrimleri de göz önünde bulundurarak- yapılan bir iktisadi, tarihi analiz Marksist tarihin kapsamına girmektedir.

Hakiki ilişileri yok sayan, görmezden gelen, kendini hanların, hakanların, prenslerin, devletlerin “cafcaflı dramına” hapseden tarih anlayışına karşı çıkan birçok açı geliştirilmiştir. Günümüzde kategorizasyon çerçevesi giderek genişlemekte olan Tarih bilimini –idiografik-nomotetik tartışması 1945 yılından itibaren yapısalcı-post—yapısalcı teorilere göre farklılığını sürdürmektedir- Marksizmle ilişkilendirmek tanımı Marksist tarihi anlatmaya yetmemektedir. Marksizm ve tarih ilişkisinden öte tarihi marksist perspektiften anlamlandırmaya çalışmak ibaresi daha doğru olsa da yazının bu bölümünde ilk ifade edilen kısım incelenmeye çalışılacaktır.

“Her şeyi tarihsel olarak düşünmek, işte bu Marksizmdir… Sömürgeleştirmeden ve ‘dünya pazarı’ndan doğmuş olan kapitalizm evrenselleştirilmiş bir tarihe sahiptir. Kapitalizm kesinlikle tarihi birleştirmez- bu başka bir üretim modelinin işi olacaktır. Tarihçilerin nihai büyük amacı, işte bu bakış açısında yatmalıdır. ‘Evrensel tarih’ düne aittir. Evrensel tarihin zamanı henüz bitmemiştir. İnsanın çok sık duyduğu şu sözlerde garip olan bir şey var: ‘Çok şey biliyoruz’, ‘Çok fazla uzman var’; dünya, bir insanın, bir kitabın ya da bir öğretme yönteminin ‘evrensel tarih’in hakkından gelemeyeceği kadar ‘büyük’. Bu kesin ansiklopedizm, ‘akla dayanan tarih’ ‘bütüncül tarih’ ya da –basitçe- ‘tarih kavramı’ fikrinin zıt kutbudur.”

                                                                                                                                          Pierre Vilar[12]

Tarihsel gelişmenin ekonomik temelinin ehemmiyetine, insanlık tarihinin birbirini izleyen sosyo-ekonomik sistemlerden oluştuğu düşüncesi, sınıf-sınıf bilincini tarihin alanına sokmak Marksist tarih yazımının temel gayesidir.

Tarihin bilinci, kültürü ve insan elinden çıkmış kurumlar içindeki maksatlı eylemi yok sayamayacağıdır. Ayrıca buna Marksizmin tarihe en iyi yaklaşım olduğuna, çünkü Marksizmin, insanların gerek tarihin özneleri ve yapıcıları olarak yapabilecekleri, gerekse tarihin nesneleri olarak yapamayacakları şeylerin diğer yaklaşımlara göre daha açık biçimde farkında olduğuna inandığıını da ekleyebiliriın. Yine yeri gelmişken belirteyim, başka bir açıdan da Marksizm aynı zamanda tarihe en iyi yaklaşımdır, çünkü Marx, bilgi sosyolojisinin gerçek mucidi olarak. tarihçileriıı kendi fikirlerinin onların toplumsal varlıklarından nasıl etkilenebileccği konusunda da bir kuram gel iştirmiştir.”[13]

 3. Marksist Tarihçiler Tarihi Nasıl Yazar?

“Marx’tan feyz almış tarihçinin her zaman göz önünde tuttuğu sınıf mücadelesi, kaba ve maddi şeyler için yapılan bir mücadeledir. Bunlar olmadan incelmiş ve manevi şeyler de olamaz. Yine de sınıf mücadelesinde bu değerler, galibin payına düşen bir ganimet gibi çıkmaz ortaya. Umut, cesaret, mizah, kurnazlık ve azimkarlıkta hayat bulurlar. Geçmişin derinliklerine uzanır etkileri: Hakim olanın her zaferini yeni baştan sorgularlar. Çiçeklerin yüzlerini güneşe dönmesi gibi, geçmiş de gizemli bir güneş tutkusunun verdiği şevkle, tarihin ufkunda yükselen güneşe uzanmak için çabalar. Tarihsel maddeci, bu göze görünmez dönüşümün farkında olmalıdır. (Walter Benjamin, Tarih Felsefesi Üzerine Tezler (1940))”[14]

Marksist kuramın dönüştürücüleri olarak bilinen, kurama yeni bakışlar, kavramlar ekleyen Engels, Lenin, Lukacs ve Gramsci dörtlüsünden yazının bu bölümünde doğrudan bahsedilmeyeceğini belirtmek gerekmektedir. Bu bölümde daha çok Britanya Komünist Partisi Tarihçiler Grubu’na atıf yapılacaktır.

Marx ve ardından gelenler kültür, dil, idealizm, bütüncül tarih ve sınıf gibi esas konularla ilgili pek çok yazı kaleme almışlardır.

“Herhangi bir insan topluluğunun üyesi olmak kendini, onu reddederek olsa bile geçmişine göre konumlandırmak demektir. Dolayısıyla geçmiş, insan bilincinin sürekli bir boyutu; insan toplumunun kurumları, değerleri ve diğer kalıplarının kaçınılmaz bir bileşenidir. Tarihçileri önündeki problem de, topluındaki bu “geçmiş duygusu”nun doğasını analiz etmek ve bu duygudaki değişiklikler ile dönüşümlerin izini sürmektir.[15]

Matt Perry kitabında Marksist tarihçilerin daha evvel akademik anlamda ve profesyonel tarihçiler olmadıklarını belirtmekte onların daha çok devrimci arzularla tarih yazımına giriştiklerini ifade etmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası beliren Marksist akademisyenler kuşağı ile birlikte sistematik incelemeler yapılmış ve bu noktadan sonra Marx’a, onun tarihe dair gözlemlerine, tarihe yeni  bir gözle bakan –özellikle Britanya Komünist Partisi Tarihçiler Grubu’nu burada anmak gerekmektedir.- mekanik materyalizmden sıyrılan, köylüleri, işçileri,  direnişçileri, sıradan insanların seçimlerini, başkaldırılarını konu edinen bilim insanları ile Marksist tarih yeni bir boyut kazanmıştır.[16]

1946 yılında kurulan Komünist Parti Tarihçiler Grubu’nun çalışmaları (A. L. Morton A People’s History of England, Christopher Hill English Revolution, Maurice Dobb Studies in the Development of Capitalism: bu çalışmalar grubun tarih yaklaşımını belirlemiştir.) konferanslar düzenlemek, yayınlar yapmak şeklindedir. Gramsci’nin organik entelektüel mefhumuna yaklaşan biçimde bir araya gelen bu grup (Christopher Hill, Eric Hobsbawm, John Saville, Victor Kiernan, Rodney Hilton, George Rude…)  fikirlerin içtimai tarihiyle, ampiristlere (Popper, Oakeshott…) karşı geliştirdikleri tezlerle, ‘ancient dogma realizme’ aykırı söylemleriyle Stalinizme karşı gösterdikleri akademik başarılarla anılsalar da Krusçev’in gizli konuşması, Leh başkaldırıları ve Macar Devrimi gibi sebeplerden ötürü 1956 yılında parçalanmıştır. Ardından Yeni Sol’un önünü açan ve Past and Present’in kurucu kadrolarından oluşan bu grup, marksist olmayan toplumsal tarihçilerle ve İngiliz olmayan Marksist tarihçilerle (Doğu Bloku tarihçileri)  çalşmış ve yeni üretimlerde bulunmuşlardır. (Thompson ‘William Morris’, Hobsbawm ‘Primitive Rebels’)[17]

“Üretim ilişkileri, etnik kökenleri, dinleri, yaşadıkları bölgeler ve yaptıkları işler farklılık gösteren işçiler için ortak olduğundan, ister istemez bir ortak payda oluşturur ve diğerlerinin arasından deneyimin en belirgin göstereni olarak öne çıkar. Terimin Thompson tarafından kullanıldığı şekliyle, deneyim bir toplumsal bilincin –bu durumda bir ortak sınıf kimliğinin- en yüksek noktasına onun keşfinde ve üretiminde ulaşan bir sürecin başlangıcıdır. Deneyim,  bireyseli  yapısala bağlayarak, farklı farklı kişileri bu uyumlu bütünün içinde, sınıf aidiyetinin yarattığı bu ayırt edici duyguda bir araya getirerek (toplayarak) bütünleştirici işlev görür. Sonuç  olarak, deneyimin maddi hayat tarafından meydana getirilmiş ve sınıflar halinde yapılandırılmış; bu da toplumsal bilinci varlığın toplumsal boyutu belirliyor demektir.”[18]

Marksist tarihçiler arasından Chris Harman –The Lost Revolution: Germany ile 1918-23 yılları arasında Almanya’da başarısız olmuş devrimle ilgili, Troçki Bolşevik Devrimi hakkında, C.L.R James köle isyanını, Christopher Hill İngiliz İç Savaşı üzerine yazmıştır. Marx’ın eserlerinden bazıları: 1848 Devrimi, 1871 Paris Komünü, İspanya Devrimi… Engels’in eserlerinden birkaçı: Almanya’da Köylü Savaşı… George Lefebvre The French Revolution, Albert Sabou, George Rude, Michelle Vavelle gibi birçok yazarın konu edindikleri meseleleri göz önünde bulundurulduğunda Marksist tarihçilerin devrimleri, savaşları, isyanları eserlerinde büyük bir titizlikle işlediği sonucuna ulaşılmaktadır.

İngiliz Devrimi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Marksist tarihçi Christopher Hill; İngiliz radikal Leveller’lar ve Digger’ları araştırmasının merkezine koyarak aşağıdan yukarıya tarih yazmının önünü açmıştır. Devrimlerin yalnızca gelecek kuşaklar tarafından hatırlanan –ders kitaplarında sık sık anılmalarından mütevellit- sembolik isimler tarafından değil, aynı zamanda isimleri olmayan, anılmayan, kıyıda kalmış, unutulmuş, unutturulmuş kadın ve erkekler tarafından da yapıldığını belirtmektedir.[19]

Sonuç

Tarih geçmişin birebir aktarımından ibaret değildir. Tarih okuyucularının, yazıcıların üzerinde durduğu, vurguladığı meselelerin farklılığı, başka bakışlar, perspektifler tarihin ‘bugün’den, ‘yarın’ı düşleyerek  ‘dün’ün yorumu olduğunu göstermektedir.

İktisadi boyutu çok fazla önemsediği için diğer birçok alanı görmezden geldiği suçlamasına maruz kalan Marksist Tarih yapılan eleştirilere  rağmen tarihe bakışa yeni boyutlar eklediği, ‘aşağıdan tarih yazımının önünü açtığı’ sıradan insanların mücadelelerini konu edinen tarih yazımına zemin hazırladığı, emeği –ki büyük düşünür Karl Marx’a göre insanı hayvandan ayıran en mühim unsur emektir- tarihin, tarihsel dönüşümlerin merkezine konumlandırdığı için ehemmiyeti yadsınamayacak kadar geniş bir alandır. İndirgemeci olduğu yaklaşımına karşın sonraki kuşak Marksist tarihçilerin çalışmaları genişletici, kapsayıcıdır.

Başta; mücadelelerin karanlığın arkasına gizlendiği veya orta sınıf tarihçiler tarafından boğuldukları için şanslarının azalmayacığını belirten Marx’ın, topraktan yapılmış evlerde yaşayan, çavdar ekmeği ve kepekli ekmek yiyen, kalorinin çoğunu evde mayalanmış biradan alan insanlar hakkında çok az şey bildiğimizi söyleyen ve tüm bu az bilinenlerin peşine düşen Hill’in, akademik kariyerine işçi sınıfı tarihini yazarak başlayan Hobsbawm’ın, İngiliz işçi sınıfının tarihini derin bir analiz yeteneğiyle inceleyen Thompson’ın katkılarının tarihçilere sunacak çok mühim başlıklarının, esaslarının, usullerinin olduğu vurgulanarak yazı sonlandırılmaktadır. Karl Marx yapıtlarıyla ölümünün üzerinden 136 yıl geçmesine rağmen adeta ölümsüzlüğünü kanıtlarcasına yeni kuşak tarihçilere ilham olmaktadır.

Kaynakça

Kaynakça

Dipnotlar

[1] Eric J. Hobsbawm, Tarih Üzerine, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 1999, s.32.

[2] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto, (çev. Tanıl Bora), İletişim Yayınları, İstanbul, 2018, s.52.

[3] Maty Perry, Marksizm ve Tarih, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016, s.61-63.

[4] Karl Marx, Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’ı, (çev. Tanıl Bora), İletişim Yayınları, İstanbul, 2016, s.30.

[5] Matty Perry, Marksizm ve Tarih, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016, s.40.

[6] Matty Perry, a. g. e, s.41.

[7] Matty Perry, a. g. e, s.118.

[8] Marx, Engels, a. g. e, s.26-27.

[9] Karl Marx, 1844 El yazmaları, (çev. Murat Belge), Birikim Yayınları, İstanbul, 2014, s.9.

[10] Ronald, Beiner, Walter Benjamin’in Tarih Felsefesi, (çev. Mustafa Alican), Tarih Okulu Dergisi, sayı:16, 2013, s.609.

[11] Eric J. Hobsbawm, Tarih Üzerine, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 1999,  s.238.

[12] Harvey J. Kaye, İngiliz Marksist Tarihçiler, İletişim Yayınları, İstanbul, 2009, s.179.

[13] Eric J. Hobsbawm, Tarih Üzerine, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 1999, s.114.

[14] Matt Perry, Marksizm ve Tarih, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016, s.59.

[15] Eric J. Hobsbawm, a. g. e, s.33.

[16] Matty Perry, a. g. e, s.158.

[17] Matty Perry, s. G. e, s.165-166.

[18] Joan W. Scott, Eleştirel Tarih Kuramı ‘Kimlikler, Deneyimler, Politikalar’, Dost Yayınları, Ankara, 2017, s. 57-58.

[19] Harvey J. Kaye, İngiliz Marksist Tarihçiler, İletişim Yayınları, (çev. Arife Köse), İstanbul, 2009.

Kaynakça

BEINER, Ronald, Walter Benjamin’in Tarih Felsefesi, (çev. Mustafa Alican), Tarih Okulu Dergisi (TOD), sayı:16, 2013, ss. 603-615.

BURKE,  Peter, Tarih ve Toplumsal Kuram, (çev. Mete Tunçay), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2011.

CARLING, Alan, Karl Marx’ın Tarih Teorisi ve Marksist Geleneğin Canlandırılması, (çev. Gülsüm Emek Aytaç), Science and Society, Vol. 70, No:2, April 2006, 275-297.

HOBSBAWM, Eric, Tarih Üzerine, (çev. Osman Akınhoy), Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 199.

KAYE, Harvey J., İngiliz Marksist Tarihçiler, (çev. Arife Köse), İletişim Yayınları, İstanbul, 2009.

MARX, Karl, Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i, (çev. Tanıl Bora), İletişim Yayınları, İstanbul, 2016.

MARX Karl-ENGELS Friedrich, Komünist Manifesto, (çev. Tanıl Bora), İletişim Yayınları, İstanbul, 2018.

PERRY, Matt, Marksizm ve Tarih, (çev. Gül Tunçer) İletişim Yayınları, İstanbul, 2016.

SCOTT, Joan W., Eleştirel Tarih Kuramı, Dost Yayınları, Ankara, 2009.

Feyzanur İnce

Feyzanur İnce
TESAD Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir