Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
maniheizm
wikiwand.com'dan alınmıştır.

Maniheizm Dininin Uygur Devleti’ne Yansımaları

İsmail A. Karaarslan[1]

Özet

Uygur medeniyeti M.S. 745-840 yılları arasında Orta Asya coğrafyasında sosyolojik ve kültürel bakımlardan gelişmeler göstermiştir. Bu dönem, Türklerin Orta Asya hâkimiyetinin kültürel gelişim ve etkileşime yansıdığı en zengin dönemlerinden biridir. Uygur Türklerinin İslamiyet ve Maniheizm gibi inançlar ile etkileşim kurması, eski Türklere nzaran oldukça farklı kültürel özelliklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunun yanı sıra bozkır Türklerinin ata inancı olan Gök-tanrı ve Şamanizm inançlarının diğer dinler ile yakın ilişki halinde olması oldukça zengin bir din-kültür sentezi yaratmıştır. Akademik çalışmalar, zengin kültürel kaynaklar ve yakın dönemde ortaya koyulan çalışmalar, Türklerin İslamiyet öncesi son dönemi hakkında daha detaylı araştırmalara imkân vermektedir. Bu çalışmada Uygur Türklerinin din değişimi ile ortaya çıkan özellikleri ile Maniheizm’in ritüellerinin bozkır Türk devlet yapısına olumlu-olumsuz sonuçları ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Uygur, Maniheizm, Gök-tanrı İnancı, Göktürk, Medeniyet, Kültür.          

Abstract

Uighur civilization showed sociological and cultural developments in the Central Asian Region in between 745-840 CE. This period was one of the richest periods of Turkish dominance in the Central Asia in terms of cultural development and interaction. The interaction of Uyghur Turks with beliefs such as Islam and Manichaeism had revealed quite different cultural characteristics compare to ancient Turks. In addition to that, the belief of Gok-god (Tengrisim) and Shamanism, which were the ancestoral beliefs of the steppe Turks, combined with other religions created a very rich synthesis both in the religion and culture. Academic studies, rich cultural resources and recent studies allow us to research about the last period of Turks before Islam in detail. In this study, the emerging characteristics of Uighur Turks with the change of religious belief in general, also the positive and negative results of the rituals of Manichaeism on the steppe Turkish State in particular will be discussed.

Keywords: Uighur, Manichaeism, Gok-God Belief, Gokturk, Civilization, Culture

Giriş

Uygur isminin ilk olarak Çin tarihi kayıtlarında geçtiği bilinmektedir. Bu ismin Türkçe transkripsiyonu dilimize klasik Çinceden çevrilmiştir. İlgili kaynaklarda Uygurlara dair sadece tek bir isim görülmez. Ayrıca Uygurların hâkimiyetinin son yıllarında Kansu-Ordos-Sarı gibi kollara ayrılması sebebiyle Fars (Sasani), Bizans ve en önemlisi Çin kaynaklarında Uygurlara yönelik değişik anlamlar taşıyan başka isimlerin olması da oldukça muhtemeldir. Genel olarak Uygurlara atfedilen isimler ele alındığında bu isimlerin; Huei-ho, Wei-ho, Huei-hu, Wei-wu-er gibi şekillerde transkribe edildiği görülür.[2] Bu çalışmanın üzerinde sıkıca durduğu bir başka husus ise Çin kaynaklarında Uygur ismi ile Tabgaç isminin anlam bakımından aynı transkripsiyona sahip olmasıdır. Bunlar; Wei-hu ve Wei-wu-er isimleridir. Hülasa, Çin kaynaklarından alınan transkripsiyon bilgisi Uygur ve Tabgaç isimlerinin aynı manaya sahip olduğuna işaret eder. Spesifik bir değerlendirme yapıldığında, Çin kaynakları bu iki Türk devletinin kaderinin aynı olduğunu ve hatta iki hanedanlığın da aynı soydan geldiğini anlatmaya çalışmış olabilir. Tabgaç Devleti, Büyük Hun İmparatorluğu’nun Orta Asya’da merkezi otoritesi dağılınca oluşan siyasi Türk gücü olarak ortaya çıkar. Zamanla merkezi otoritesini güçlendirmiştir ve bölgede otoriter bir devlet konumuna gelmiştir. Yapı olarak Uygurlara oldukça benzemektedir. Çalışma açısından en önemli detay, Tabgaç Devleti’nin Gök Tanrı inancından Budizm inancına sistemli geçiş sağlaması, halkıyla arasında ciddi sorunlara delalet etmiş olmasıdır. Tabgaçların din değiştirmesi, devletin mutlak otoritesinin sonunu getirmiştir. Tabgaç siyasi birliği dağıldıktan sonra Orta Asya’da Türk hâkimiyeti Göktürk bayrağının altında birleşerek devam edecektir. Bumin Kağan güçlü düzenini bütün Türk boylarını Juan-juanlardan[3] kurtararak kuracaktır.

Uygurlar, II. Göktürk Devleti Orta Asya siyasetinden silindikten sonra kurulmuştur demek mümkündür. II. Göktürk Devleti, Bilge’nin ölümünden sonra hızla zayıfladığında; Karluk, Basmıl ve Uygurlar, Moğolistan bölgesinde ön plana çıkmıştırlar.[4] M.S. 742 yılına gelindiğinde[5] Uygurların çok kuvvetli bir şekilde tarih sahnesinde belirdiği görülmektedir. Uygurlar, Karluk ve Basmıllara siyasi gücünü hissettirdikten sonra Töles[6] Boylarını etrafında toplayarak[7] ordusal, orduya paralel olarak siyasal anlamda bölgede aktif düzenin bir parçası olmuş, Türk boyları üzerinde oldukça otoriter bir konuma gelmiştir.[8] Orhun kıyısında başkenti olan Ordu-balık şehrini (Sonraki Kara-balgasun yakınlarında) kuran ilk Uygur Hakanı Kutluk Bilge Kül 747’de ölmüştür. Yerine oğlu Moyen Çor Kağan olmuştur.[9] Uygur Kağanlığı, Kutluk Bilge Kül’den sonra oldukça hızlı yükselişe geçerek ivme yakalamıştır. Bayan Çor zamanı Uygurların dört yönde genişledikleri bir dönemdir.[10] M.S.751 yılında yapılan Talas Muharebesi Türklerin elini güçlendirmiş, Uygurlar; belki de Çin İmparatorluğu’na kıyasla askeri hamle bakımından[11] oldukça ileri bir konuma kavuşmuştur. Talas Savaşı ile Türklerin oldukça güçlendiğini söylemek mümkündür. Kağanlığın 760’lı yıllara kadar dinsel ve siyasal anlamda Türklerin bozkır yaşantısı geleneğine uygun olarak hayat bulduğu[12] gözlemlenmektedir. Bögü Kağan döneminde[13] ise gerçekleştirilmek istenen din değişimi hareketi Kağanlığın kökenini, var oluş felsefesini temelden sarsmıştır. Tabgaçlar ve Uygurlar arasında kaynaklarda bulunan bu ismi benzerlik ve dolaylı çıkarımla elde edilen kökensel benzerlik, din değiştiren bu iki devletin de kadersel bir benzerlikle sonunu getirmiş olabilir mi? Esasında Türk Devletlerinin siyasi yapısını ve ayrıca genel yerleşim kültürü olan bozkır yerleşimini bozan faktörün din değişimi olduğunu söylemek mümkün müdür?

Çalışma yukarıda bahsedilen çerçevede; genelde Uygur Devleti’nde yapılan din değişimi özelde Manihaizme geçişle, devletlerin bozkır kültürünün etkilendiğini iddia etmekte ve bu geçişin hem Türklerin bozkırda tutunmalarını zorlaştırıcı bir etki yarattığını hem de devlet halk arasında bir kopukluğa sebep olduğu argümanını test etmeyi planlamaktadır. Bu yönde yapılacak değerlendirmeler için özette bahsedilen çalışma ve eserler üzerinden bir kaynak taraması ve analizi ile veri elde edecektir.

3.bp.blogspot.com’dan alınmıştır.

1. Maniheizm İnancının Genel Yapısı

Miladi III. yüzyılın ikinci çeyreğinde ortaya çıkan Maniheizm, kısa süre içerisinde başta İran olmak üzere Orta Asya içlerine kadar geniş bir coğrafyaya yayılmayı başarmıştır. Özellikle M.S. VIII. yüzyılda Bögü Han’ın (762/63) buyruğuyla Uygurların Maniheist olması, Maniheizm’in bölgede yayılmasında oldukça etkili olmuştur. Batıda ise Maniheizm, misyonerlik çabaları sonucunda Hristiyanlığın kayda değer bir rakibi haline gelmiştir.[14]

Maniheizm dinini dünyaya aksettiren, bu inancın lideri konumunda olan Mani isimli başrahibin hayatının temel hususiyetleri incelendiğinde; inancın prensipleri, ritüelleri hakkında bilgi sahibi olup inancın dünya mesajını anlamak mümkündür. Mani M.S. 216 yılında Mezopotamya’da doğmuştur. Ailesinin heteredoks Hristiyan mezhebi “Elkasi” ye bağlı olması, içinde yetiştiği ortam ve Maniheizm’deki Hristiyan unsurların kaynağı hakkında bir fikir vermektedir.[15] Bazı araştırmacılar, Mani’nin ailesinin dinini öne sürerek, Maniheizm’i Hristiyanlığın mezhebi ya da tarikatı şeklinde değerlendirmişlerdir. Bu çıkarımın dayanak noktaları ise, babasının muhafazakâr bir Hristiyan olması ve kendisinin de böylesine dini inançlarına bağlı bir aileden yetişmiş olmasına bağlanmaktadır.

Mani; kendi değerlendirmesi ile oniki yaşına geldiğinde, “ikizim”[16] dediği varlıkla tanışır. Bu tanışma onun dünyaya bakışını ruhani bağlamda oldukça etkilemiştir. Mani’nin ruhani olarak üst bir boyuta geçmesi mefhumu da insanüstü varlıkla tanışması ile olmuştur. Bu varlık kendisini melek olarak tanımlamaktadır. Bahsi geçen melek ise kendisine yine aynı dinin tanrısı olarak nitelendirilen “Işık Kralı[17]” nın emirlerini iletir. Mani bir bakıma dünyada evrensel barış stratejisini tüm insanlığa anlatmakla görevli bir elçi-peygamber görevini yürütmektedir. Mani inancının temel prensiplerinden olan iki ana kutup ekseninin[18] tam karşıtı ise kötülüktür. Bunu karanlık temsilcisi olarak nitelendirmek mümkündür.[19] Mani aldığı vahiylerden sonra artık kendi fikrini dini açıdan değerlendirmiş ve bu dini “senkretik” olarak tanımlamıştır. Maniheistler, belirli zamanlarda dünyaya “ışık kralı” tarafından kurtarıcı olarak dünyaya ışık elçileri[20] gönderildiğine inanırlar. Dolayısı ile onlara göre Mani bu elçilerin sonuncusudur. Mani’nin ardından başka bir elçi gelmeyecek, ancak yalancı elçiler zuhur edecektir.[21] Paralel biçimde Arap Yarımadası’nda doğan İslamiyet ile benzerlik gösterir. Bu bakımdan Maniheizm inancı evrensel mesaj yayan semavi bir din konumuna gelmiştir.

Mani inancı başta Orta Doğu’da ve Afrika’da yayılmaya çalışmış fakat Roma baskısı ve Sasani baskısından kendisine yaşam alanı bulamamıştır. Mani’nin hayatı da Sasani İmparatorluğu sınırları içerisinde elçilik faaliyetleri sırasında çarmıha gerilmek sureti ile son bulmuştur. Nihayet M.S. VIII. yüzyıl ortalarında, onu ilk defa ve tek olarak resmi din edinen Uygurlarda hayat bulmuştur.[22] Uygurlardan önce Toharistan Türkleri, Çiğiller, Karluklar ve Basmıllar arasında Maniheizm’ in ortaya çıkıp yeşerdiği çekirdek bölgenin Yedisu bölgesi, özellikle Çu ve Talas Vadileri olduğu bilinmektedir.[23]

1.1.  Maniheizm’ in Cemaat Yapısı

Maniheist Uygurların dini yapısının devlet düzenine etkisini incelenmeden önce Mani inancının temel prensipleri sonrasında cemaat yapısını incelemekte oldukça fayda vardır. Din sınıf açısından iki ana tabakaya ayrılmaktadır. Bu tabakalar “Seçkinler sınıfı” ve “Laikler sınıfıdır.”

Seçkinler sınıfının astronomik anlamlar içeren hiyerarşik sınıflandırması ise şöyledir:

  1. Mani’nin vekili olarak cemaati yöneten bir lider
  2. Havarileri temsilen 12 üstat
  3. 72 piskopos
  4. 360 kişilik yaşlılar grubu
  5. Sade seçkinler.[24]

Bu ikili cemaat yapısının seküler devlet otoritesini anımsattığı herkes tarafından malum olunacaktır. Maniheist devlet otoritesinde devlete hem tabiilik hem de hamilik rollerinin biçilmesi çok da şaşırtıcı bir özellik olmayabilir. Maniheizm prensipleri dolayısı ile hem mistik, hem de ışık tanrısından vahiy aldığını bildiren Mani tarafından kurulan vahye dayalı bir din olarak değerlendirilebilecek senkretik bir yapı arz etmektedir.[25]

2. Uygurların Maniheizm İle Tanışması Mefhumu

Asıl sorulması gereken soru ve üzerine gidilmesi gereken husus Türklerin bu dini yapı ile etkileşimi üzerine olmalıdır. Din temel bakımdan aslında bir kültür manzumesidir. Uygur Devleti hakkında yazılan kısımlarda bu devlerin birden fazla dinin etkisinde kalmış olduğu belirtilmişti. Bozkır Türk devletleri arasında ata inancından hariç olarak yeni bir din kabul eden devlet sadece Uygurlar değildir. Tabgaç Devleti’nin zamanla Budizm’i devlet dini haline getirdiği bilinmektedir. Batıya göç eden Hun toplulukları zamanla Avrupa steplerinde tutunma aşamasında Hristiyanlık ve Müslümanlık gibi semavi dinleri kabul etmişlerdir. Avarlar, İstanbul kuşatmasından sonra Bulgaristan bölgesinde Hristiyanlığı kabul ederek Avrupalı toplumlar arasında adeta erimişlerdir. Uygurların akıbeti de dolayısı ile aynı olmaktan başka bir sonuç çıkarmamıştır.

Uygurlar Maniheizm dini ile Bögü Kağan’ın Lo-yang üzerine düzenlemiş olduğu bir sefer esnasında tanışmıştır.  Ve bu sefer sırasında Mani dininin rahipleri ile etkileşim kurmuştur. Ayrıca bozkır yaşamından oldukça bunalan Türk Milleti’nin ilgisini Çin yaşamı oldukça çekmiştir. Yerleşik düzende yaşayan Çinliler ile Türkler arasında yaşam kalitesi bakımından oldukça düzey farkı vardır. M.S. 762 yılında seferden dönüşünde tanıştığı rahipleri Kağan, Orhun’a davet eder. Orhun’a gelen Rahipler, Mani dinini Kağan’a anlatmışlardır. Kağan dine oldukça bağlanmış, hatta ilgili Çin kaynaklarına göre Mani rahiplerine günahkâr olduğunu bildirerek ağlamıştır.

Mani dininin Ötüken Uygurları arasında yayılış derecesi kesin olarak bilinmemekle birlikte, Bögü Kağan dini kabul ettiğini bildirince ‘sevinenlerin’ sayısı ‘binlerce, on binlerce topluluklar’ olarak gösterilmektedir. Bu durum bir propaganda olarak düşünülse bile herhalde Mani dinini benimseyenlerin sayısı oldukça fazla idi. Hele yüksek tabakanın hemen hepsi dini kabul etmiş olmalıdır.[26] Halkın oldukça büyük bir kısmı ata inancını[27] terk etmemiştir. Fakat ilgili müelliflerin kaynaklarında geçmekte olan Hristiyanlık nazariyesi oldukça düşük bir ihtimaldir. Halkın, devletin yöneticileri ile arasının açılması mefhumu oldukça önemlidir. Bu dönemde millet-devlet arasında ciddi kopukluk yaşanmış, kültürel ve dini bakımlardan yaşanan bu çatışma devletin ulus bilincini yıkmıştır. Ayrıca milletin kafasında yer eden güçlü devlet otoritesi oldukça gevşemiştir.[28] Bu sırada Orta Asya coğrafyasında görülen Türk sülalelerinden ne Turfan Uygurları, ne Karahanlılar, ne de Harzemşahlar Türklerin tamamını temsil kabiliyetinde değillerdi. Zaten Uygurlar ile Kırgızlar, Hun ve Kök Türk mirasını çarçur etmiş, Türklerin yurtlarını Kıtanlar’a bırakmışlar idi. [29]

Üzerinde durulacak bir diğer mesele ise rahiplerin Çin hanedanlığı tarafından gönderilmiş olması ihtimalidir. Bu ihtimalin üzerinde özellikle J. Marquart durmakta. [30] Fakat rahipler ile Çin’in iş birliği yapmış olma ihtimali oldukça düşüktür. Mani dininin Çin topraklarında o kadar da eski ve köklü olmadığı açıktır. Öte yandan Çin’de Budizm’e kıyasla Maniheizm oldukça nefretle karşılanmıştı.

maniheizm
cdn.islamansiklopedisi.com’dan alınmıştır.

3. Dini Kurumların Devletin Üzerinde Etkisi ve Yayılma Politikası

İnancın yayılması devletin idari kadrosu tarafından oldukça ehemmiyetle karşılanmıştır. Özellikle, Kağan’ın rahiplerden özel istekleri olmuştur. Milletine bu inancı benimsetmek amacıyla rahiplerin özel ilgi göstermesini ve kendilerini seferber etmelerini istemiştir. Devlet tarafından inşa edilen Koço Maniheist Külliyesi, büyük bir olasılıkla Bögü Kağan veya halefinin Koço’yu bir ziyaretinde inşa edilmişti.[31] Dolayısı ile Koço Uygur Türkleri için önemli bir kent konumuna gelmiştir. Bögü Kağan, Karabalagasun yazıtında “Mani’nin tecellisi” olarak tanımlanmıştır.[32] Uygur hükümdarları aynı zamanda Mani’nin oğlu unvanını da kullanmışlardır.  Cenaze törenlerinde ise Uygur hükümdarlarının törenlerinde dua ve ilahi tarzı dini ritüellerin de yerine geldiği kaynaklardan tasdik edilebilmektedir.

Devlet yönetiminde teşkilata en büyük Mani etkisi ise; Soğdların devlet kadrosunda imtiyazlı hale gelmesi neticesinde olmuştur. Bögü Kağan’ın Soğdlu danışmanlara itimat ettiği bilinmektedir.

Sonuç

Uygur Türklerinin hâkimiyetinden sonra Orta Asya’da Kırgız hâkimiyeti[33] başlamıştır. Fakat bu hâkimiyet Türkleri yeniden büyük bir devlet haline getirmemiştir. Bilakis Türkler maneviyat anlamında çeşitli dinlerin yönetimi altına girmiştir. Oğuz Yabguluğu altında bulunan Selçukoğulları, İslamiyet’i kabul ettikten sonra kendilerine küçük Asya’yı yurt edinmişlerdir. Uygurların sebebiyet verdiği dini bunalım evresi ile Hun maneviyatı Türk milletinin üzerinde tesirini kaybetmiştir. M.S. 1200’lü yıllarda ise Cengiz’in kurduğu büyük Moğol İmparatorluğu, Mete’nin İmparatorluğu ile oldukça benzerlik göstermiştir. Türkler, bu devlet içerisinde tebaa daha geniş tabirle akraba topluluk olmuştur. Din değişimi devlet yöneticileri ile halkın arasında oldukça büyük bir iletişim kopukluğu yaşatmıştır. Netice itibari ile Türk milleti kültürel ve dinsel bunalıma girmiştir. Bunalım Kuteybe gibi valilere fırsat doğurmuş, Orta Asya’da kitlesel Türk katliamları meydana gelmiştir.

Bu çalışmada Uygur Türklerinin stratejik bakımdan kuruluşu, Bögü Kağan dönemi ve din bunalımı ele alınmış, bozkır Türk devletlerinden olan Uygurların yönetiminin dini bakımdan yaptığı değişikliğin Orta Asya siyasetinde Türklerin yerleşik düzenine olumsuz etkisi tartışılmıştır. Uygurlarla başlayıp süre gelen düzensizlik Cengiz Han döneminde son bulmuştur. Bu bakımdan Cengiz İmparatorluğu; Mete’nin, Bumin’in ve Kutluk Kül Bilge Kağan’ın İmparatorluğu ile benzerlik gösterir. Sonuç olarak, ancak devlet yönetiminin siyasi ve dini ideolojisi, milleti ile paralellik gösterdiği zaman büyük, güçlü bir imparatorluktan söz edilebilir.

 


Kaynakça

Abudukelimı, Bumairimu, Uygur Türklerinin Dini İnanışları, T.C. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006.

Alıcı, Mehmet. «Maniheizm.» Dinler Tarihi içinde, yazan Baki Adam. Ankara: Grafiker Yayınları, 2015.

Barthold, V.V. Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler. Çeviren Ragıp Hulusi Özdem. Ankara , 2019.

  1. Alkan, B. Yıldızlıgil. Türklerin Serüveni. İstanbul: Az Kitap, 2018.

Çandarlıoğlu, Gülçin. İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 2003.

Çandarlıoğlu, Gülçin, Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü, Türkler AnsiklopedisinYeni Türkiye Yayınları 2002: 193-214.

Çandarlıoğlu, Gülçin, Uygurlar, TDV İslam Ansiklopedisi,

Eberhard, W. Çin Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2019.

Esin, Emel. İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslam’a Giriş, (Türk Kültürü El-Kitabı, II, Cild I/b’den Ayrı Basım). İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Matbaası , 1978.

Gömeç, Saadettin Yağmur, Çingiz-Nameler Üzerine Bir İnceleme: Çingiz Han’ın Soyu ve Moğol Tarihinin İlk Devirler, 2015: 407.

Gündüz, Şinasi, Maniheizm, TDV İslam Ansiklopedisi.

Jean-Paul, Roux. Türklerin Tarihi. Çeviren Prof. Dr. Aykut Kazanogil – Lale Arslan-Ozcan. İstanbul: KABALCI YAYINEVI, 2002.

Kafesoğlu, İbrahim. Türk Milli Kültürü. Cilt 42. Ankara: Ötüken Neşriyat, 1977.

Ögel, Bahaeddin. Türk Kültür Tarihine Giriş V. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1978.

Öztuna, Yılmaz. Cumhuriyet Dönemi Öncesinde Türkler. istanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı , 2012.

Sarıkçıoğlu, Ekrem. Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi. Cilt 5. Isparta: Fakülte Kitabevi, 2002.

Taşağıl, Ahmet. Bozkırın Kağanlıkları. İstanbul: Kronik Kitap, 2018.

—. Gök-Türkler. Cilt 4. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2019.

—. Kök Tengrinin Çocukları. Cilt 14. İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2013.

Tekin, Şinasi, Mani Dininin Uygurlar Tarafından Devlet Dini Olarak Kabul Edilişinin 1200. Yıldönümü, Belleten (Türk Dili Araştırmaları Derneği), 1962.

Togan, A. Zeki Velidi. Umumi Türk Tarihine Giriş. İstanbul : Enderun Kitabevi , 1981.

Zeren, Münevver Ebru, Uygurlarda Maniheizm Etkisi Altında Gelişen Din-Devlet İlişkisi, Uygur Akademisi, 2016.

[1] Karabük Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğrencisi

[2] A.Taşağıl, Kök Tengri’nin Çocukları, Bilge Kültür Sanat, 2013, S. 197

[3] Juan-Juanlar, Moğol kökenli siyasi birliktir. Orta Asya’da Hun siyasi otoritesi yıkıldıktan sonra Türk boylarını bir bayrak altında toplamıştır. Göktürklerin hükümranlık ailesi A-shih-na, Bumin Kağan önderliğinde bağımsızlığını Juan-Juanlardan kazanmıştır. Ayrıca;  Juan-Juanlar Moğol kökenli olarak bilinmekle beraberi Avar devleti ile hiçbir bağlılığı yoktur.

[4] a.g.e. s.200

[5] Uygur topluluğu, Hun devletinin içinde oldukça güçsüzdü. Bu ivmeyi 552’de Göktürklerin kuruluşunda da gösteremedi. Fakat 680’den sonra ve Bilge Kağan’ın ölümünden itibaren artık nüfuz bakımından oldukça güçlendiği, Töles boyları üzerine otoriter konuma geldiği görülmektedir.

[6] Bazı kaynaklarda “tüles” olarak geçer. Genel Türk boylarına verilen geniş tanımlamadır.

[7] Bu dönemde kaynaklar töles boylarından daha çok “dokuz Ogurlar” dan bahseder. Töles boylarının  birleşimi demek mümkündür.

[8] Türk boylarının bir araya gelmesi mefhumu oldukça önem arz eder. Çünkü devletin içinde tebaa görevi gören boylar ayrılmaya karar verirlerse devlet gerileme ve çöküş safhasına gelmektedir. Temel manada devlet kuran boyların içinde bulunan diğer Türk boyları devlete bağlı olursa bölgede güçlü bir o kadar da otoriter bir Türk devletinden söz etmek mümkün olur. Göktürklerin kuruluşu ve Büyük Hun Devleti’nin, M’o-tun zamanında büyümesi boyların itaat altına alınması ile paraleldir.

[9] İ. Kafesoğlu,Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, 1977, S. 127

[10] G. Çandarlıoğlu, İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 2003, S. 61

[11] Talas Savaşı; Çin’in Tang Hanedanlığı’nı siyasi ve askeri bakımdan zora sokmuştur. Tang Hanedanlığı kendi iç işleri ile uğraşırken Uygurlar, Tibet coğrafyasına kadar oldukça baskıcı bir askeri politika uygulamıştır. Diplomatik anlamda, Tang hanedanlığı kontrol altına alınmıştır. Bu dönemde Orta Asya’nın mutlak siyasi otoritesi Uygur Türklerinin eline geçmiştir.

[12] Türkler, Orta Asya’da M.Ö. 221 yılından itibaren bozkır coğrafyasında yaşamıştır. Bozkır’ın sert yaşamı kültürel manada Uygurlara da etki etmiştir. Dolayısı ile bu dönemde Uygurların yaşamı Hun ve Göktürk yaşamı ile benzerlik gösterir.

[13] 759-779 yılları.

[14] M. Alıcı, Maniheizm – Dinler tarihi içinde, Grafiker Yayınları, 2015, S. 269

[15] Ş. Gündüz, Maniheizm, TDV İslam Ansiklopedisi, 2012, S. 575

[16] Mani “ikizim” diye hitap ettiği bu kutsal insanüstü varlığa “tavm” adını verir. (Gündüz tarih yok, 575)

[17] Kaynaklarda “Yüce ışık Tanrısı” olarak geçer. (Ezrua, Zurvan) (Zeren 2016, 141)

[18] Mani inancı temel bakımdan iki kutuptan oluşur. Bunlar; iyilik-kötülük, ak-kara şeklinde örneklendirilebilir.

[19] Karanlık Tanrısı (Ahirman) olarak tanımlanır. Zurvan ile Ahirman devamlı mücadele halindedir. Dünyanın iki ana temel kuramı arasında geçen mücadeleyi anımsatmaktadır. (a.g.e., s.141)

[20] Kaynaklarda “Faraklit” olarak geçer.

[21] Ş. Gündüz, Maniheizm, TDV İslam Ansiklopedisi, 2012, S.576

[22] Münevver E. Zeren, Uygurlarda Maniheizm Etkisi Altında Gelişen Din-Devlet İlişkisi, 2016, S.141

[23] E. Esin, İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslam’a Giriş, (Türk Kültürü El-Kitabı, II, Cild I/b’den Ayrı Basım), İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1978, S.202

[24] E. Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Fakülte Kitabevi, 2002, S.161

[25] Münevver E. Zeren, Uygurlarda Maniheizm Etkisi Altında Gelişen Din-Devlet İlişkisi,Uygur Akaedemisi,  2016, S. 144

[26] Ş. Tekin, Mani Dininin Uygurlar Tarafından Devlet Dini Olarak Kabul Edilişinin 1200. Yıldönümü ,1962, Bellten, S.9

[27] Ata inancı olarak geçen tabir “Gök-Tanrı” inancı için kullanılmıştır.

[28] Orta Asya’da Türklerin devlete bakış açısı çok kuvvetlidir. Devlet oldukça güçlü ve otoriter olmalıdır. Bu güç dengesinde milletin faktörü büyüktür. Eğer dengede millet mefhumu eksik olursa devlet yıkılmaya mahkûmdur.

[29] S. Yağmur Gömeç, Çingiz-Nameler Üzerine Bir İnceleme: Çingiz Han’ın Soyu ve Moğol Tarihinin İlk Devirleri, 2015, S.408

[30] Bk. J. Marquart, Gwaini’s Berich Über die Bekehrung der Uiguren, SBAW 1912. S.486

[31] E. Esin, İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslam’a Giriş, (Türk Kültürü El-Kitabı, II, Cild I/b’den Ayrı Basım), İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1978, S. 118-119

[32] Münevver E. Zeren, Uygurlarda Maniheizm Etkisi Altında Gelişen Din-Devlet İlişkisi,Uygur Akaedemisi,  2016, S.146

[33] Takriben 840 yılı.