Ana Sayfa / Yazılar / Tarih / Klasik Dönem / Lykia Tarihi ve Tarihsel Coğrafyası
tesad lykia yazı tarih masası

Lykia Tarihi ve Tarihsel Coğrafyası

ÖZ

Antik dönemde Lykia olarak adlandırılan bölge Indos (Dalaman Çayı) Nehri’nden Antalya Körfezi’ne kadar çizilen hattın güneyinde kalan tüm Teke Yarımadası’nı kapsamaktadır. Anadolu’nun güneybatı köşesinde Akdeniz’e doğru çıkıntı oluşturan bu bölge, zor geçit veren yüksek dağları ile uzun kayalık kıyı şeridine sahip, dış etkilere kapalı, korunaklı bir coğrafyadır. Bu yapısıyla kendine özgü politik bir gelişmeye sahne olan Lykia Bölgesi, antik kaynaklarda övgülerle söz edilen kahraman insanların yaşadığı yer olarak gösterilmiştir.Yapılan bu çalışmada temel amaç, antik dönemde önemli bir yeri olan Lykia’nın coğrafi özelliklerini incelemek ve bölgenin tarihi coğrafyası hakkında bilgi sahibi olmaktır. Bu hedef doğrultusunda, gerek antik kaynaklar gerekse modern kaynaklar incelenerek bölgenin tarihi ile birlikte sınırları, dağ, ova, akarsu gibi coğrafi özellikleri incelenmiştir.

Anahtar Kavramlar ; Lykia, tarihsel coğrafya, sınırlar, endüstriyel kaynaklar, dağlar ,ovalar.

1. Lykia’nın Kısa Tarihçesi

Bölgede Lykialıların varlığına ilişkin ilk bilgiler Erken Bronz Çağı’nda karşımıza çıkmaktadır. M.Ö. II. binde doğu kaynaklarında (Hitit, Mısır, Ugarit) Lukka Halkları ve Lukka Ülkesi’nden bahsedilmektedir. Ancak Lykialıların bu dönemlerini yansıtacak herhangi bir arkeolojik buluntuya rastlanılmamıştır[1]. Lykia’nın kuzeyindeki yüksek havzada yürütülen arkeolojik araştırmalar sayesinde, burada Bakır Çağı’ndan itibaren yerleşik bir tarım topluluğunun var olduğu ve şimdiye kadar bilinmeyen çok sayıda erken dönem yerleşiminin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elmalı Ovası’nda 8 adet prehistorik Bronz Çağ höyüğü tespit edilmiştir. Bunlara ilaveten Oinoanda ve Balbura territorium’ları içinde üç höyüğün daha varlığı bilinmektedir. Bronz Çağ höyüklerinin birçoğu Çaltılar Höyük, Semahöyük, Söğle ve Elmalı Ovası’nda ortaya çıkan kırmızı üzerine siyah bikrom (iki renkli) ve diğer karakteristik kapların da gösterdiği gibi M.Ö. I. bin yılda iskân edilmeye devam etmiştir. Bununla birlikte asıl Lykia olarak adlandırılan bölgeden hiçbir prehistorik höyük saptanamamıştır. Bu bölge için en erken veriler M.Ö. I. binyıldan başlamaktadır. Fakat Lykia sahili önündeki Myken batıkları, Mısır’ın Doğu Akdeniz ile yaptığı deniz ticaretinin Küçük Asya kıyılarını takip ettiğini göstermektedir [2].Adları tarihte ilk kez M.Ö. 1400’lerde Lukkalı korsanlar olarak duyulan Lykialılar M.Ö. 1295’te Mısır ile yapılan Kadeş Savaşı’nda Hititler’in yandaşı olarak görülmektedirler.

Aynı zamanda Troia Savaşı’nda Priamos’un yanında yer almışlardır[3] . MÖ. VII. Yüzyılın ilk yarısında ise yerel bir krallık kurmuşlardır. Lydia Kralı Kroisos’un (M.Ö. 560-547) egemenliğini tanımayan bu halk[4], yaşadıkları coğrafyanın da etkisiyle bağımsızlıklarına oldukça düşkündü. Nitekim Lykia’da M.Ö. 1000 yıllarından sonra tüm Batı Anadolu kıyı kesimini büyük ölçüde etkileyen Aiol, Ion ve Dor göçlerinden ve bunları izleyen kolonizasyon hareketlerinden hemen hemen hiç etkilenmemişlerdir. Kendi içine kapalı olan bu bölgenin önceleri yalnızca çok yakınındaki Rhodos ile bir takım ilişkiler kurduğu söylenebilir. Bölge M.Ö. 545-540 yılları arasında süren kanlı savaşlardan sonra, Harpagos tarafından Akhaimenid egemenliği altına alındı. Buna karşın Karia uygarlığında olduğu gibi yerli sülalelerin etkinlikleri de kısmen devam ediyordu. Örneğin bu yerli beyler M.Ö. V ve kısmen de IV. yüzyıl boyunca kendi adlarıyla sikke bastırabilme hakkına sahiptiler. M.Ö 480 yılında Kserkses’in Yunanistan’a karşı düzenlediği sefere katılan Sikas oğlu Kybernis İran ordusuna asker ve gemici verme zorunluluğunda olan bu türde soylu beylerden olmalıdır[5]. M.Ö V. yüzyıl ortalarında Attika-Delos Deniz Birliği’ne kısa bir süre vergi ödeyen Lykialı’lar, M.Ö IV. yüzyılda Limyra’lı bir yerli bey olan Perikles’in gayretleriyle daha çok dini karakteri ağır basan bir birlik kurmaya çalıştılar. M.Ö 362 yılında İranlılara karşı yapılan satraplar ayaklanmasına da katılan Lykialı’lar ayaklamanın bastırılmasından sonra M.Ö IV. yüzyılın ortalarında Karia satrabı Mausolos’un yönetimine bırakıldılar[6](M.Ö 377-353). M.Ö 334 yılından sonra Büyük İskender, onun ölümünden sonra da generallerinin eline geçti[7]. M.Ö 296 tarihinde Ptolemaioslar’ın bölgeyi yeniden ele geçirmesiyle birlikte el değiştirme yüz yıl kadar süreyle sona erdi. Bu savaşımlar sırasında bölge Yunan kültürü etkisine girmiş ve öz benliğini yitirmiştir. M.Ö III. yüzyıla gelindiğinde Lykçe tümüyle ortadan kalkmış ve yerini Yunanca’ya bırakmıştı. Öyle ki Lykia adı ile bölgedeki öteki Yunanca kent adları da bu tarihten sonra ortaya çıkmış olmalıdır.

Bölge M.Ö 197 yılında kısmen III. Antiokhos’un eline geçtiyse de denetimi fazla uzun sürmedi. M.Ö 190 yılında Romalılar ile Magnesia yöresinde yaptığı savaştan yenik çıkan Antiokhos, M.Ö 188 de gerçekleştirilen Apameia Barışı ile birliklerini Toroslar’ın gerisine doğru çekmek zorunda kalmıştır. Bu sırada Lykia, Romalılar’a yaptığı yardımın ödülü olarak Rhodos’a bırakıldı. Denetim, M.Ö 178/67 yılına değin sürdü. Bu tarihte Roma’nın tanıdığı bir ayrıcalıkla bir kez daha özgürlüğüne kavuşup, Lykia Birliği’ni yeniden kurarak gelişme gösterdi.

Lykia birliği en büyükleri Ksanthos, Patara, Pinara, Olympos, Myra ve Tlos olmak üzere 23 kentten oluşuyordu[8]. Burada büyük kentler üç, orta büyüklüktekiler iki ve daha küçük olanlar da bir oya sahiptiler. İlk birlik sikkelerini M.Ö 168/67 tarihinden 20 yıl kadar önce basmaya başlayan 24 kent şunlardır: Amelas, Antiphellos, Aperlai, Apollonia, Arykanda, Boubon, Gagai, Kandyba, Ksanthos, Kyaneai, Limyra, Myra, Oinoanda, Olympos, Patara, Phellos, Pinara, Rhodiapolis, Sidyma, Telmessos, Trysa, Tyberissos. Bunlardan Boubon, Oinoanda, Olympos ve Phaselis kökende Lykialı değillerdi. M.Ö 88 yılında Pontos kralı VI. Mithridates tarafından ele geçirilen Lykia, bu kralın Sulla karşısında aldığı yenilgiden sonra yeniden bağımsızlığına kavuştu. Mithridates ve Romalılar arasındaki savaşım sırasında aldığı için yalnızca özgür olmakla kalmayıp, M.Ö 84 ten başlayarak, kuzeydeki Kibyra, Boubon, Balboura ve Oinoanda’nın oluşturduğu tetrapolis, son üçünü de sınırlarına kattı. 43 tarihinde Roma İmparatoru Claudius tarafından Pamphylia ile birleştirilerek bir eyalet haline getirildi.

Özgürlüğünün son bulmasına karşın Lykia Birliği dağılmadı ve hatta sınırları özgür günlerdekinden daha da genişledi. Plinius[9]kendi döneminde 36 kasabanın bulunduğundan söz etmektedir. Eski Lykia Birliğinden gelişmiş olan bu eyalet birliğinin (koinon) sınırları içindeki kent ve kasabalardan bazıları şunlardı: Akalissos, Antiphellos, Aperlai, Araksa, Arneai, Arykanda, Balboura, Boubon, Gagai, Idebessos, Kadyanda, Kalynda, Khoma, Kormos, Korydalla, Krya, Ksanthos, Kyaneai, Limyra, Lydai, Myra, Neisa, Oinoanda, Olympos, Patara, Phaselis, Phellos, Pinara, Podalia, Rhodiapolis, Sidyma, Symbra, Telmessos, Tlos, Trebendai ve Trebenna. II. yüzyıla gelindiğinde birliğin en önemli kentleri Myra, Tlos ve Telmessos idi. Bu dönem bölgenin her yönden gelişip zenginleştiği bir zamanı kapsar. 141 yılında büyük bir deprem felaketine uğrayan bölge, gerek Roma İmparatorları ve gerekse Lykialı varsılların yardımlarıyla kısa zamanda eski parlak günlerine kavuşmuştu[10]. 5 Ağustos 240 tarihinde bir büyük deprem daha yaşayan bölge[11], bu felaketten sonra yavaş yavaş önemini yitirmeye başlamıştır.

2.1. Lykia Tarihsel Coğrafyası

2.1.1. Sınırlar

Lykia bölgesi genel olarak, doğuda Pamphylia ve Pamphylion Pelagos denen Antalya Körfezi, batıda Karia, kuzeyde de Phrygia ile sınırlanmaktaydı. Fakat bölgenin kesin sınırlarını belirlemede bu genel tanım yetersiz kalmaktadır. Bölgenin doğusu zaman zaman değişikliğe uğramıştır. Örneğin Phaselis kimi zaman Lykia, kimi zaman da Pamphylia kenti olarak anılmıştır[12]. Doğuda Phaselis ve Olympos bir sınır genişletmesi sonucunda Lykia içine dâhil edilmiş olarak görülebilir. Olympos, Artemidoros’a göre Hellenistik Dönemde Lykia birliği içerisindedir[13]. Phaselis Klasik Dönem Atina Vergi Listeleri’nde Lykia’dan farklı olarak kayıtlara geçmiştir. M.Ö. I. yüzyıla kadar Phaselis’in Lykia sınırında olduğuna dair antik kaynaklarda bir tutarlılık yoktur. Ancak kimi antik kaynaklara göre bu döneme kadarki herhangi bir zaman diliminde Lykia birliğine üye olmuştur ve Strabon’un “Lykiakenti olmasına rağmen birlikte oy hakkı yoktu[14]” gibi bir ifadesine göre daha sonra birlikten ayrılmıştır. M.Ö. I. yüzyılda Olympos ve Phaselis’in kesin olarak Lykia’ya bağlandığı düşünülmektedir[15]. Lykia bölgesinin Karia ile olan batı sınırı da tam olarak açık değildir. Burada, Telmessos kentinin özel bir konumu olduğu ve çoğu kez de Lykia’nın batı sınırının buradan başlatıldığı anlaşılmaktadır[16]. Başlangıçta Lykia’dan ayrı görülen bu kent, M.Ö. V. yüzyılın ortalarına ilişkin Attika Delos Birliği vergi kayıtlarında Lykialılar’dan farklı olduğu belirtilen bu kent M.Ö. IV. yüzyılın ortasında yerli prens Perikles tarafından Lykia’ya dâhil edilmişti[17]. M.Ö. 189’da Pergamon kralı II. Eumenes kenti Lykia’dan ayırmıştır. Fakat bu krallığın son buluşunu izleyen yıllarda geri alınmıştır[18]. Bölgede yaşanan aktif siyasi gelişmeler sebebiyle bölgenin batı sınırı da zaman zaman değişikliğe uğramıştır. II. yüzyılda batı sınır Indos (Dalaman) çayına; Hıristiyanlık döneminde ise Kaunos[19]’a değin genişlemiştir. Bu sebeple Glaukos, Lydai, Lissai, Krya, Kalynda ve Daidala[20]gibi kimi küçük yerleşimler bazen Karia’da, bazen de Lykia’da gösterilmişlerdir[21].Bölgenin kuzey sınırı olan Kibyratis bölgesi, Roma Generali Murena tarafından M.Ö. 89 yılında Lykia’ya dâhil edilmiştir[22]. Buna göre güneyde Elmalı Ovası’na değin uzadığı anlaşılan Phrygia’daki Milyas ile güneydeki Lykia’yı, erken devirlerde Massikytos’un (Akdağ) ayırdığı söylenebilir. Buna karşın Milyas Lykia kıyısındaki kentlerle ilişkili ve onlarla pek çok kültürel karakteristikleri paylaşan bir yöreydi[23].

2.1.2.Dağlar ve Ovalar

Lykia bölgesi genel olarak, doğuda Pamphylia ve Pamphylion Pelagos denen Antalya Körfezi, batıda Karia, kuzeyde de Phrygia ile sınırlanmaktaydı. Fakat bölgenin kesin sınırlarını belirlemede bu genel tanım yetersiz kalmaktadır. Avrupa’da Alp’ler, Amerika’da And sıra dağları veya Asya’daki Himalaya’lar, Kafkas Dağları ile aynı zamanda oluştuğu jeologlarca ifade edilen Toroslar’ın batı uzantıları Lykia Bölgesi’nin yükseltilerini meydana getirirler[24]. Toros zincirinin başlangıcı olarak kabul edilen ve kalkerli bir bünyeye sahip olan bu bölgeyi Strabon şu sözlerle tanımlar:“ Yazarların çoğuna göre Tauros buradan başlar, yalnızca yüksekliğinden ve Pamphylia’nın yukarısında uzanan Pisidia dağlarından aşağı doğru uzanmasından ötürü değil, fakat aynı zamanda kendisinden uzanan dağlar denizde bir dağın varoşları gibi göze batar bir biçimde göründükleri için.”[25]

Toroslar Anadolu’nun Akdeniz kıyılarını şekillendirdikten ve Alanya yakınlarında kuzeybatıya yöneldikten sonra Göller bölgesinde (Beyşehir, Burdur, Akşehir, Eğridir) kümelenip batıya doğru yelpaze şeklinde açılırlar. Bu yelpazenin güneye doğru açılan kollarından biri, Pamphylia düzlüğünden bakıldığında, Lykia’nın sınırlarını Klasik devirde oluşturan Tahtalı dağ silsilesini meydana getirir. Kuzeyde büyük yükseltiler şeklinde Karadağ, Kepez Dağı ile başlayıp sarp dorukların oluşturduğu, Tahtalı dağı ile devam eden Gugu ve Kozlu dağlar ile yavaş yavaş yükseltisini kaybedip Gelidonya (Hiera Akra) burnunda denize dalan bu silsile zorlu ve değişik bir bölgenin görüntüleri ile belli ederler[26].

Lykia bölgesinin kuzey sınırının büyük bir kısmını oluşturan ve Tahtalı dağ silsilesiyle aynı yerden başlayıp güney batıya doğru önce tek bir hat, sonra Ksanthos vadisinin doğusunu oluşturan Akdağ silsilesi ile kesilerek güneye yönelip, bölgede yayılan Beydağları yalnız bölgenin sınırını oluşturmakla kalmaz, kısıtlı şekilde verdiği geçitlerle bir bakıma bölgenin kuzey sınırını da meydana getirir. Beydağları antik Lykia’nın dinsel yaşamında da etkin olabilecek bir görünüme sahiptir.[27] Beydağları’nın Akdağ silsilesi ile birleşip güneye ve kuzeye doğru yöneldiği yerde Katran ve Karapınar dağları bulunmaktadır. Buradan kuzeye doğru Dumanlıdağ, Akdağ, Gürdef Dağı, Batı Lykia’yı Orta ve Doğu Lykia’dan ayıracak kadar yüksek ve sarp bir görünüme sahiptir. Roma egemenliğindeki Lykia’nın toprakları olarak bölgeye katılan Bubon, Balbura, Oinoanda ve Araksa şehirlerinin bulunduğu yöre budağ silsilesine Kapaklı Dağ ile birleşmektedir. Sayılan dağlar ve genel adı ile Akdağ silsilesi içinde ise en yüksek nokta Akdağ zirvesidir. Eşen çay ya da diğer ismi ile Koca çayın (Ksanthos) batı yakası Lykia bölgesinin diğer kesimlerinden farksız bir görünüme sahiptir. Antik kaynaklarca Kragus ve Antikragus isimleri ile tanınan Dodurga ve Mendüs dağları batı Lykia’nın büyük yükseltilerini oluştururlar ve onlar da tıpkı Orta ve Doğu Lykia’daki dağlar gibi aşılması zor bir yapıdadır[28].

Bölgede yer alan düzlük ve ovaların oluşumları ve yapıları farklılık göstermektedir. Bölgenin kuzey-güney yönünde akan ırmaklar tarafından kazılmış ve daha yoğun bir nüfus barındıran vadileri ise şunlardır: Batı uçta Telmessos (Fethiye) Ovası; bunun güneyinde bölgenin en derin ve bereketli düzlüğü durumundaki Ksanthos[29](Kınık) ovası; doğuya doğru Myra (Demre) ve son olarak da Doğu Lykia’nın en büyük düzlüğü olan Phoinikos (Fenike) Ovası. Beydağları ile Elmalı Dağı arasında kalan ve Avlan Gölü’nün sularının boşaltılması ve göl tabanının eklenmesiyle daha geniş bir sahayı kapsayan Elmalı düzlüğü jeologlarca bölgenin dağları ile aynı zamanda oluşmuş olarak kabul edilmektedir. Ayrıca bu düzlüğün M.Ö. I. yüzyıldan sonra da siyasal açıdan Lykia’nın bir parçası olarak bölgenin tarıma elverişli alanları arasında yer aldığı bilinmektedir[30].

2.1.3. Akarsu ve Göller

Bölgedeki akarsuların[31]rejimleri düzenli değildir ve bunların büyük çoğunluğu sularını Akdeniz’e boşaltırlar. Bölgedeki çok sayıdaki akarsu belirli dönemlerde yağış ve kar suları bittikten sonra kuruyan dere yatakları şekline dönüşürler. Az sayıdaki akarsu ise düdenlerle beslenerek bütün bir yıl varlıklarını sürdürürler. Su miktarı yönünden karşılaşılan bu fakirlik bölge içinde akarsu dağılımı yönünden de dengesizlik gösterir. Batı Lykia’da her ne kadar Ksanthos gibi bol suya sahip bir ırmak mevcutsa da, bölgenin doğu kesimi orta, hatta batıya nazaran daha bol su kaynaklarına sahip olarak tanımlanabilir. Bu durumun oluşmasında enbüyük etken olarak Limyros (Alakırçay) ve Arykandos (Başgözçay) gibi ırmakların devamlı olarak düdenlerle beslenmesi gösterilebilir.

Bölgedeki akarsular genellikle kuzey-güney doğrultusunda akmaktadır. Bunların dışında yine düdenlerle beslenen Kargayanı deresi ve Ulupınar derelerinin batıya doğru aktıkları; Batı Kykia’da ise Fethiye Körfezi’ne dökülen birkaç ufak dereciğin kuzeydoğu- güneybatı doğrultusunda aktıkları görülmektedir[32].Lykia’daki akarsular doğudan batıya doğru şöyle sıralanabilir:

  1. Ulupınar köyü çevresinden çıkıp Atbükü limanında denize dökülen Kargayanı deresi.
  2. Ulupınar’da düden başı olarak çıkıp birkaç ufak derecik ile beslenip, Olympos’ta denize ulaşan Ulupınar deresi.
  3. Beydağlarının güney eteklerinden beslenip birkaç dere ile birleştikten ve Limyra yakınındaki düdenlerin sularını da aldıktan sonra Finike ovasının ortasına yakın bir yerde denize ulaşan Limyros[33](Alakırçay).
  4. Arif Köyü’nün Başgöz ve Aykırıçay mahallelerindeki düdenlerin sularının ana kaynak teşkil ettiği ve sonra Gökçekaya yönünden gelen Akçay deresinin sularını da alarak Fenike ilçesinin içerisinde denize ulaşan Arykandos[34](Başgöz-Aykırıçay).
  5. Demre’nin kuzeyindeki dağlardan beslenen, derin vadiler oluşturup Demre Ovası’nda Akdeniz’e sularını boşaltan Myros (Demre) çayı.
  6. Antik Kibyratis bölgesinden çıkıp Akdağ’dan katılan ufak birkaç derecikle beslenerek Patara yakınında denize ulaşan bölgenin en büyük akarsuyu Ksanthos[35](Kocaçay- Eşençay)

Bölge göl bakımından yoksuldur. Lykia’ya daha sonra katılmış olan, kuzey uçta Kibyratis yadaKabalis yöresindeki göllerden eski adı bilineni Kabalitis de denen, Bizans döneminde ise Pasgousa, Pousgouse ve Poungousa gibi adlarla anılan Karalitis’tir (Söğüt Gölü)[36]. Bunun haricinde Podalia (Avlan) gölü de bölgede yer almaktadır. Ancak günümüzde bu gölün suları yer altı kanalı ile Başgöz-Aykırıçay’a boşaltılmıştır. Sayılan iki gölün dışında genellikle yüksek dağlardan bazıları üzerinde kar suları ile beslenen ufak gölcükler mevcuttur[37].

2.1.4. İklim ve Bitki Örtüsü

Diğer Güney Anadolu toprakları gibi Teke Yarımadası’da Akdeniz iklim bölgesine girer. Bu iklim tipinin temel özelliği, yazların kurak ve sıcak, kışların ılık ve yağışlı olmasıdır. Akdeniz iklimi, özelliklerini deniz yüzeyinden ancak 700 m. yüksekliğe kadar gösterir. Bu sınırı maki adı verilen bitki örtüsü belli eder. Daha yükseklerde fazla yağış alan yerlerde ise makilerin yerini ormanlar alır. Teke yarımadası çeşitli çam ormanları bakımından oldukça zengindir. Orta Lykia’daki Akdağ, Erbel Dağı, Gübele Dağı ve Bey Dağları’nda 2000-3000 m. Yükseklikte Alp karakteri hâkimdir. Bu dağların etrafındaki ovalar ve düzlükler olmakla beraber ormanlık sahalar da büyük yer tutar. Sahillere yakın kısımlarda ise Akdeniz bitki topluluğu göze çarpar. Bunlar arasında fundalıklar, zeytin ağaçları ve turunçgilleri sayabiliriz[38].

Eskiçağ’da Lykia, özellikle sedir ve servi ormanları ile ünlüdür[39]. Bu iki ağaç türü özellikle gemi inşası için oldukça önemliydi. Ayrıca Plinius Lykia dağları üzerinde bolca yetişen zambaklardan da söz etmektedir[40]. Elmalı ovası ise, tarım alanında önemli bir yer tutmaktadır. Fethiye ve civarında narenciye yetiştirilirken, Fethiye ve güney bölgelerinde de zeytin ve narenciye ağaçları yer almaktadır. Özellikle antik dönem kaynaklarından Telmessos’un (Fethiye) bağları ile ünlü olduğu bilinmektedir. Öyle ki Plinius[41]buradaki şaraptan bahsetmektedir.

2.1.5. Yollar

Antik çağda kullanılan yollarla bugünküler karşılaştırıldığında ana yolların günümüze benze şekilde kuzey-güney doğrultusunda yani Lykia’yı iç kesimlere bağlar tarzda olduğu görülür. Bunların dışında bu yollara bağlanmak üzere belirli şehirleri ana yollara bağlayan ve çoğunluğu doğu-batı doğrultusunda olan yollar veya bunlara ait mil taşları, yol kalıntısı gibi izler dikkati çeker.[42]

Lykia’daki en önemli yolun Karia ve Pamphylia’yı, Teke yarımadasını sahillerinden dolaşarak birbirine bağlayan yol olduğu bilinmektedir. Söz konusu birinci yol, Kaunos’tan gelerek Kalynda, Telmessos, Patara, Antiphellos, Aperlai, Myra, Limyra, Korydalla ve Phaselis üzerinden Olbia ve Attaleia ile Pamphylia’ya ulaşmaktadır. Bugün dahi Köyceğiz’den gelerek, Indos (Dalaman Çayı) geçerek Fethiye’ye (Telmessos) ulaşan bu yol, Kemer, Kestep ve Kalkan üzerinden Antiphellos (Kalkan-Kaş) yolu ile Fenike’ye ve oradan da Phaselis (Tekirova) ve Attaleia’ya (Antalya) ulaşmaktadır. İkinci bir yolun, bir tetrapolis teşkil eden Kibyra, Bubon, Balbura ve Oinoanda arasında ve bunları birleştirmek üzere mevcut bulunmuş olduğunu gösteren bazı belirtiler vardır. Balbura ve Oinoanda arasında Severus ve Diocletianus’a ait kitabeli bir mesafe taşı ve bu alandaki bazı kalıntılar burada bir yolun varlığına işaret etmektedir. Bu yol Orta Lykia’da kuzey batıdan, güney doğuya doğru yani Kibyra Ovası’na dağlık bölgeden girerek, Fenike’ye ve Akdeniz’e ulaşmaktaydı. Bu yol Balbura ve Oinoanda’dan geçip ortadaki dağları dolaşarak Podalia’ya dahil olmakta ve bu ovayı güney doğu köşesinde terk ederek Arykandos nehrinin sulak vadisine girmekte ve Limyra’yı takiben Fenike’ye ulaşmaktaydı. Bu yolun Oinoanda ve Elmalı Ovası arasındaki kattı belirsizdir. Elmalı Ovası’nın güney doğusunda yolun seyri Arykandos nehrinin sol kıyıları boyunca Severus ve Caracalla’ya ait mesafe taşları ile gösterilmiştir. Bu taşlar Limyra’nın birkaç kilometre kuzeyinde bulunmuştur. Diğer bir yolun Elmalı Ovası’ndan Söğüt Gölü’ne ulaşmakta olduğu anlaşılmaktadır. Bunun muhtemel çizgisi, gölün batı sahilleri boyunca olduğu, bir kitabe ve Constantin’e ait bir mesafe taşından belli olmaktadır. Ayrıca Araksa’nın (Ören) güneyinde, Ksanthos’un karşısında eski bir köprüye ait kalıntılar, buradan bir yol geçmiş olduğunu göstermektedir. Kadyanda’ da (Üzümlü) Severus’a ait bir mesafe taşı bulunmuştur ki, bu yolun varlığını desteklemektedir.

Bölgede eski yollara ait izler de bulunmuştur[43]. Bunlardan biri Kalynda (Kozpınar) doğusundaki Kızılbel geçidinde ve Telmessos’un (Fethiye) kuzeyindeki ovadan geçerek Ksanthos vadisine gitmektedir. Ksanthos nehri ile Pydnae arasında da, Diocletianus dönemine ait bir mesafe taşı bulunmuştur. Myros (Demre) çayının üzerindeki dağ ile Fenike Ovası arasındaki yolda da bir takım kuleler Spratt ve Forbes[44]tarafından tespit edilmiştir.

Phaselis (Tekirova) ile Antalya Körfezi’nin batısı arasındaki yol hakkında Strabon açıklamada bulunmuştur. Burada Strabon[45] , Phaselis’te deniz kenarındaki geçitlerden İskender’in ordusunu sevk ettiğini bildirmektedir. Klimax adını verdiği Antalya Körfezi’nin batı sahillerine paralel uzanan Yenidağ, Kocadağ ve Karadağ ile sahil arasında, sakin havalarda geçit veren dar bir boğaz bulunduğunu da ilave etmektedir. Beaufort tarafından burada yapılan araştırma, Strabon’un haklı olduğunu göstermiştir.

2.1.6. Endüstriyel Kaynaklar ve Ekonomik Durum

Lykia bölgesi antik dönemde, günümüzde olduğu gibi çok yoğun bir orman örtüsü ile kaplıydı. Bölge özellikle sedir ve servi ağaçları ile ünlüydü. Her iki ağaç türü de gemi yapımında kullanıldığı için oldukça önemliydiler. Orman ürünlerinin bölgenin ekonomik hayatında önemli bir rolü vardı. Elmalı ovasında yapılan kazılar, bölgede M.Ö. 3. binyıldan beri var olan ahşap, kerpiç ve çamurun beraberce kullanımıyla oluşturulmuş erken Lykia mimarlığını ortaya koymuştur. Telmessos ve güney bölgelerinde zeytin yetiştiriciliği bilinen en yaygın ekonomik faaliyetlerdir. Bununla birlikte bu kentin bağlarından iyi şarap yapılmaktaydı[46]. Bölgenin kıyı kentlerinden olan Phaselis’in ise yaban gülleri ve bundan çıkarılan bir parfüm türü oldukça ünlüydü [47]. Bölgenin Elmalı düzlüğü ve Kasaba ovası gibi Akdeniz ikliminden etkilenmeyen yüksek iç kesimlerinde tahıl tarımı ön plandaydı.

Lykia özellikle deniz ticareti konusunda da büyük öneme sahiptir. Öyle ki Doğu Akdeniz’den gelip, Batı dünyasına uzanan deniz yolu üzerinde yer alması deniz ticareti konusunda gelişmesine olanak sağlamıştır. Günümüzde birer bataklık haline gelmiş olan Andriake ve Patara Limanları gerek fiziki kapasiteleri, gerekse pek çok gereksinimi yanıtlayan ek tesisleriyle denizcilerin en önemli uğrak yerleri durumundaydı. Nitekim başta Gelidonya ve Kaş yakınındaki Uluburun’da ortaya çıkarılan Geç Tunç Çağı’na ait batık yük tekneleri bu ticaretin ne denli eski bir geçmişi olduğunu açık bir biçimde ortaya koymaktadır[48]

Sonuç

Bölge, Indos (Dalaman Çayı) Nehri’nden Antalya Körfezi’ne kadar çizilen hattın güneyinde kalan tüm Teke Yarımadası’nı kapsamaktadır. Anadolu’nun güneybatı köşesinde Akdeniz’e doğru çıkıntı oluşturan bu bölge, zor geçit veren yüksek dağları ile uzun kayalık kıyı şeridine sahip, dış etkilere kapalı, korunaklı bir coğrafyadır. Bu yapısıyla kendine özgü politik bir gelişmeye sahne olmuştur. Lykia bölgesi genel olarak, doğuda Pamphylia ve Pamphylion Pelagos denen Antalya Körfezi, batıda Karia, kuzeyde de Phrygia ile sınırlanmaktaydı. Fakat bölgenin kesin sınırlarını belirlemede bu genel tanım yetersiz kalmaktadır. Öyle ki Lykia’nın sınırları hakkında özellikle antik yazarlar birbirinden farklı açıklamalarda bulunmuşlardır.

Hem coğrafi hem de kültürel özgünlüğe sahip olan bu bölge, özellikle 18. yüzyıldan itibaren pek çok araştırmacının dikkatini çekmeye başlamıştır. Lykia bölgesine karşı gösterilen ilgi 18. yüzyılın sonralarında, daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nda elçi olan Graf Choiseul-Gouffier’in Telmessos’u keşfederek, agorasındaki yapıların çizimlerini ve tasvirlerini yayınlamasından sonra giderek artmıştır. İlerleyen süreçte Likya hakkındaki önemli bilgileri Beaufor, Leake, Arundell, Fellows, Spratt ve Forbes gibi seyyah-araştırmacılar vermişlerdi. Ancak bilimsel bir temele dayalı olarak Lykia’yı inceleyen ilk araştırmacı A. J. Schönborn olmuştur. Ardından 1844 yılında Alman Filolog L. Ross Lykia’ya bir seyahat yapmış ve buradaki kalıntıları çizmiştir.

Sistematik olarak düzenlenmiş ilk Lykia araştırması Wien Üniversitesi’nde klasik arkeoloji profesörü olan Otto Benndorf yönetiminde Avusturya Bilimler Akademisi tarafından yürütülmüştür. I. ve II. Dünya Savaşı sırasında bölge araştırmaları kesintiye uğramıştır. Bundan sonra bölgedeki ilk kazı çalışmaları 1950 yılından itibaren Fransız ekibi tarafından Ksanthos ve Letoon’da başlatılmıştır. Bunu takip eden yıllarda bölgede Amerika, Türk ve Avusturya ekipleri kazı çalışmaları yapmışlardır. Lykia sikkeleri üzerindeki ilk araştırmalar da 19. yy sonlarında başlamıştır. C. Fellows ve J. P. Six’in ilk denemelerinde sonra bu sikkeler G. F. Hill tarafından gruplandırılmış ve onun ortaya sürdüğü kronoloji B. V. Head tarafından kabul edilmişti.Lykia’nın tarihi ve coğrafyasını aydınlatmaya yönelik yapılan araştırmalar günümüzde de devam etmektedir.

Kaynakça

Kaynakça

Antik Kaynaklar

Herodotos, Herodot Tarihi, çev. Perihan Kuturman, Hürriyet Yayınları, 1973.

Homeros, Ilyada, (çev. A. Erhat-A. Kadir), Can Yayınları, İstanbul, 2005.

Plinius, G. P., C. Plini Secundi Naturelis Historiae, Libri XXXVII. Vols. 1-5. Ed. C. Mayhoff, 1892-1909.

Strabon, Geographika, (çev. A. Pekman), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2009.

Modern Kaynaklar

BAYBURTOĞLU, Cevdet, Lykia, Suna ve İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü, 2004.

BEAN, George, Eskiçağda Lykia Bölgesi, çev. Hande Kökten, Arion Yayınevi, İstanbul,1997. BEAUFORT, Francis, Karamania, or a brief Description of the South Coast of Asia Minor and of the Remains of Antiquity, London, 1817.

FELLOWS, Charles, An Account of Discoveries in Lycia, London, 1840.

HEAD , B. V. Historia Numarum, A manual of Greek Numismatics, Oxford, 1887.

JAMESON, S. “Lykia”, Paulys RE S XIII, 1973, ss. 265-308.

ONUR, Fatih, Lykia Hidrografisi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2002

SEVİN, Veli, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2001. SPRATT-FORBES, Travels in Lycia, Milyas and the Cibyratis, in company with the late Rev. E. T. Daniel, London, 1847.

ŞAHİN, Sencer, Stadiasmus Patarensis Likya Eyaleti Roma Yolları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2011.

ŞAHİN, Sencer, “Pamfilya/Likya Sınır Kentleri: Olbia ve Diğerleri” Likya İncelemeleri 1, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2002, ss. 9-32.

TAKMER, Burak, Lykia Orografyası, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2002.

TÜNER, Nihal, Lykia Yerleşim Coğrafyası’nda Yeni Lokalizasyonlar, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2002.

Dipnotlar

[1]George Bean, Eskiçağda Lykia Bölgesi, çev. Hande Kökten, Arion Yayınevi, İstanbul,1997, s. 22,23. Bayburtoğlu, Cevdet, Lykia, Suna ve İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü, 2004, s. 11.

[2]Nihal Tüner, Lykia Yerleşim Coğrafyası’nda Yeni Lokalizasyonlar, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü, (Yüksek Lisans Tezi), 2002, s. 9,10.

[3]Homeros, Ilyada, II. 876.

[4]Cevdet Bayburtoğlu ,Lykia, Suna ve İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü, 2004, s.11.

[5]Herodotos, VII, 98.

[6]Cevdet Bayburtoğlu,a.g.e., s. 12.

[7]George Bean,a.g.e., s. 27.

[8]Strabon, XIV, 3, 3.

[9]Plinius eskiden Lykia’da 70 şehir olduğunu ancak kendi zamanında ancak 36sının kaldığını ifade eder. Bkz. Plinius, V, 101.

[10]Veli Sevin, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2001, s.134,135.

[11]Cevdet Bayburtoğlu,a.g.e., s. 13.

[12]Pamfilya ve Likya sınır kentleri hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Sencer Şahin, “Pamfilya/Likya Sınır Kentleri: Olbia ve Diğerleri” Likya İncelemeleri 1, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2002, s.9 vd.

[13]Strabon, XIV,3,3.

[14]Strabon, XIV,3,9.

[15]S. Jameson,“Lykia”, RE S 13, 1973, s.277.

[16]Strabon, XIV,3,2. Plinius,V,101.

[17]S. Jameson,a.g.m., s. 274.

[18]Strabon, XIV,3,4.“Eumenes bu yeri Antiokhos Savaşı sırasında Romalılar’dan aldı; fakat saltanatı göçünce Lykialı’lar onu geri aldılar”.

[19]Stadiasmus Patarensis’e göre Lykia’nın batı sınırında Kaunos bulunmaktadır. Bkz. Sencer Şahin, Stadiasmus Patarensis Likya Eyaleti Roma Yolları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2011.

[20]Daidala, Lydai, Krya ve Kalynda yerleşimleri Roma İmparatorluk Döneminde politik olarak Lykia’ya bağlanmışlardır. Bkz. S. Jameson, a.g.m., s. 274 vd.

[21]Veli Sevin, a.g.e., s.136

[22]Strabon, XIII,3,17.

[23]Veli Sevin, a.g.e., s. 136.

[24]Cevdet Bayburtoğlu, a.g.e., s. 5.

[25]Strabon, XIV, 3, 8.

[26]Oktay Akşit, Likya Tarihi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1967, s.20,21.

[27]Beydağları ve bölgedeki diğer dağlar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Burak Takmer, Lykia Orografyası, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2002, s. 39vd.

[28]Cevdet Bayburtoğlu, a.g.e., s. 6.

[29]Homeros Ksanthos Ovası’nın geniş topraklarında hem bağcılık, hem de buğday ekimi yapıldığını bildirmektedir. Homeros, Ilyada, II, 313.

[30]Veli Sevin, a.g.e., s. 137.

[31]Lykia’nın hidrografisi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Fatih Onur, Lykia Hidrografisi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2002, s. 3 vd.

[32]Cevdet Bayburtoğlu, a.g.e., s. 7.

[33]Plinius Limyra şehrinden bahsederken, Limyros Nehri’nin, Arykandos’un bir kolu olduğu şeklinde bir ifade kullanmıştır. Plinius, V, 100. Öte yandan Strabon, Limyra şehrinin Limyros nehrinden yaya olarak 20 stad (4km) mesafede olduğunu bildirmektedir. Strabon, XIV, 3, 7.

[34]Bu nehirin eski Arykandos nehri olduğu, Fellows’un bu nehrin kuzey kolları arasında aynı ismi taşıyan şehri keşfinden sonra anlaşılmıştır. Bkz. Charles Fellows, a.g.e., s. 179 vd.

[35]Ksanthos hakkında Homeros “Anaforlu” sıfatını kullanmıştır. Homeros, Ilyada, II, 877. Ayrıca bu akarsuyun Sirbis ve Sibros adlarını da taşıdığı Strabon’dan bilinmektedir. Strabon, XIV, 3, 6.

[36]Veli Sevin, a.g.e., s. 138.

[37]Cevdet Bayburtoğlu, a.g.e., s. 8.

[38]Oktay Akşit, a.g.e., s. 61,62.

[39]Plinius, XII, 132; 13, 52; XVI, 137.

[40]Plinius, XXI, 137.

[41]Plinius, XIV, 74.

[42]Cevdet Bayburtoğlu,a.g.e., s. 10.

[43]Oktay Akşit, a.g.e., ss. 63-65.

[44]Spratt-Forbes, a.g.e., s. 138 vd.

[45]Strabon, XIV, 3, 9.

[46]Plinius, XIV, 74, 117.

[47]Plinius, XXI, 11.

[48]Veli Sevin,a.g.e., s. 149.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Serpil Taşkaya

Avatar
TESAD Tarih Masası Yardımcı Direktörü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir