Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Araştırma Yazıları / Lübnan’ın Siyasi Yapısı ve Hizbullah

Lübnan’ın Siyasi Yapısı ve Hizbullah

Yazan: Egehan ÇİMEN

LÜBNAN SİYASİ YAPISI VE HİZBULLAH:

Giriş

Kıymetli coğrafyasının yanında Orta Doğu bölgesi genellikle terör örgütleri ile birlikte anılmaktadır.  Orta Doğu’da yaşanan ekonomik ve siyasi boşluklar, terör örgütlerinin elini güçlendirmektedir. Din, mezhep, etnik köken, milliyetçilik gibi kavramlara dayanan ve bu ayrışmaları iyi kullanan terör unsurları, Orta Doğu siyasetinin önemli aktörlerindendir.

Suriye’nin güneyinde yer alan Lübnan Orta Doğu’nun istikrarsız ülkelerinden biridir. Birinci Dünya Savaşı sonrası, 1920 yılında San Remo’da yapılan konferansta Suriye, Fransız manda yönetimine bırakıldı ve bugünkü Lübnan toprakları da bu duruma dâhildi.   Lübnan, 1941 yılında bağımsızlığını etmesine rağmen Fransız müdahaleleri ve baskısı bir süre devam etti. “Bu durum, Lübnan’da Hıristiyan ve Müslüman liderleri bir araya getirerek önemli bir iç baskı oluşturmalarına yol açtı. Dış baskıdan da yılan Fransa, 22 Kasım 1943’te cumhurbaşkanının da aralarında bulunduğu siyasi tutukluları serbest bıraktı. Bu tarih Lübnan’da Bağımsızlık Günü olarak kabul edildi. Cemaatler arasındaki dini çekişmeleri sona erdirmek ve yeni devletin kurumlarını inşa etmek için 1943’te en önemli Hıristiyan ve Müslüman iki lider, Huri ve Sulh bir araya gelerek Ulusal Pakt olarak da bilinen yazılı olmayan bir anlaşmaya vardı. Lübnan’ın kendi kurumlarını oluşturması ile birlikte, II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir yıkımla çıkan Fransa, kontrolü daha fazla elinde tutamayacağını anlayarak ülkeden birliklerini çekmek zorunda kaldı. Lübnan, 22 Mart 1945’te Arap Ligi’ne üye oldu. Aynı sene BM’ye kabul edildi. 31 Aralık 1946’da Fransız-Lübnan anlaşmasının imzalanması ile Fransız birlikleri tamamen çekildiler.” [1]

1946 yılında Lübnan’da yönetim bağımsızlığına kavuşsa da, cemaatlerin hâkimiyetinden kurtulamadı. Lübnan’da siyasal yapı zayıf, sosyal yapı ise oldukça karmaşıktı ve bu durum halkın devlet dışı örgütlere bağlılık durumunu artırıyordu. Lübnan, 1946 yılında Fransız yönetiminin ülkeyi terk etmesinden sonra da hayal edilen istikrarı yakalayamadı. Cemaatçi toplum yapısının beraberinde getirdiği merkezi otorite eksikliği bu istikrarsızlığın en önemli nedenlerinden birisidir. Bunun yanı sıra Lübnan topraklarının Orta Doğu’nun otoriter ve güçlü ülkeleri tarafından çevrili olması dış müdahale sorunlarını da beraberinde getirmektedir. “Lübnan’ı ve Lübnan tarihini bir cümlede özetlemek gerekirse bölgede 10 yüzyıldan itibaren yerleşik hale gelmiş çok sayıdaki kapalı mezhepsel yapının çeşitli tarihsel dönem ve olaylarda kendi yapılarında dış güçlerin çıkar ve hedeflerini de barındırarak bölge üzerindeki egemenlik mücadeleleridir denilebilir.”[2]

İsrail’in kuruluşundan sonra alevlenen “Filistin Sorunu” da Lübnan siyasetini de oldukça etkilemiştir. Lübnan topraklarına akın eden binlerce Filistinli nedeniyle Filistin Kurtuluş örgütü Lübnan’da nüfuzunu artırmıştır. FKÖ’nün karşıt dini gruplarla girdiği çatışmalar zamanla tüm ülkeye yayıldı ve durum beraberinde bir dış müdahaleyi kaçınılmaz hale getirdi. Yıllar 1976’yı gösterdiğinde Suriye’nin başını çektiği “Arap Caydırıcı Gücü” adı verilen grup Lübnan topraklarında müdahalelere başladı. Lübnan devlet otoritesini oldukça sarsan durum, Lübnan’da FKÖ ile İsrail kuvvetleri arasındaki çatışmaların şiddetlenmesine yol açtı. Bu müdahalenin sonucunda Lübnan’da yaşanan kaos ortamı dinmedi hatta aksi yönde bir etki yarattı.  FKÖ’nün Filistin sorununu direkt olarak Lübnan topraklarına taşıması ve sonrasındaki dış müdahaleler Lübnan’ın geleceğini önemli dereceden etkileyen olaylardan birisidir.

“6 Haziran 1982’de FKÖ’yü bölgeden çıkarmak için Lübnan sınırını geçerek ‘Galile’ye Barış Operasyonu’nu başlattı. Varılan anlaşmanın uygulanmasını ve FKÖ’nün bölgeyi boşaltmasını gözlemlemek için BM kararı uyarınca kurulan Barış Gücü (MNF)  Beyrut’a gönderildi. 17 Mayıs 1983’te Lübnan devleti, İsrail ve ABD arasında imzalanan antlaşmayla (17 Mayıs Antlaşması) İsrail birliklerini Lübnan’dan çekti.”[3]

1989 yılında imzalanan Taif Antlaşması da Lübnan yakın tarihinin dönüm noktalarından birisidir. Bu antlaşma Lübnan’da tekrar siyasi birliğin sağlanmasını hedefliyordu. Antlaşmaya göre Suriye birlikleri Lübnan topraklarından çıkartılacak ve Suriye ile yakın siyasi ilişkiler kurulacaktı. Ayrıca Taif Antlaşması, Lübnan’da kurulan Hizbullah terör örgütü içinde önemli bir anlam taşımaktaydı. Antlaşmaya göre merkezi bir Lübnan ordusu kurulacak ve bunun dışında kalan tüm silahlı gruplar tasfiye edilecekti. Ancak Şii eksenli bir direniş örgütü olarak tanınan Hizbullah İsrail ile girilen mücadeleyi gerekçe göstererek silah bırakmayı reddetti. Taif Antlaşması sonucunda, Lübnan’da faaliyet gösteren silahlı unsurlar güç kaybederken, Hizbullah buradan güçlenerek çıktı ve bundan sonraki dönemde Lübnan siyasetinin en önemli aktörlerinden birisi oldu.

Hizbullah

Radikal İslam’ı esas alan, Şii mezhep ekseninde olan Hizbullah’ın kuruluş kökeni 1982 yılına kadar gitmektedir. Birbirinden bağımsız grupların gerçekleştirdiği silahlı eylemlerin Hizbullah adına üstlenmesi örgütün isminin duyulmasını sağladı. Filistin ve tüm İslam coğrafyası adına İsrail ile silahlı mücadele etmesi gibi bir görev üstlendi. 1989 yılında Lübnan’ın gündemine gelen Taif Antlaşması ile Hizbullah elini güçlendirdi. Lübnan’da faal olan diğer militan gruplar bu antlaşma ile teker teker silah bırakırken, İsrail’e karşı direnişini sebep göstererek silah bırakmayan Hizbullah bu tarihten sonra Lübnan’da alanını genişletti.

“Hizbullah kelimesi, Arapça bir kelime olan “Hizb” ve “Allah” lafzının birleşmesiyle meydana gelmiştir. Arapçada hizb; kısım, bölük, taraftar ve parti anlamlarına gelmektedir. “Hizb” ve “Allah” kelimelerinin birleşmesi ile meydana gelen Hizbullah kelimesi, günümüzde yaygın olarak Allah’ın taraftarları anlamında kullanılmaktadır. Lübnan’da ise siyasi arenada Allah’ın Partisi şeklinde kullanılırken İngilizcedeki kullanımı da genelde Hezbollah ve Hizbullah olarak iki farklı şekilde olabilmektedir.”[4]

Bugün, arkasındaki İran ve Suriye desteği tüm dünya kamuoyunca bilinen Hizbullah, Lübnan’da bulunan basit bir terör örgütünden fazlasıdır. Şii kökenli bir terör örgütü olmasına rağmen İsrail’e karşı sembol direnişi Sünni ve diğer Müslüman halklar tarafından takdir edilmiş ve bu sayede sempati toplamıştır. Bunun yanı sıra Orta Doğu’da artan Şii popülerliği diğer otoriter devletleri ve ABD ile AB’yi tedirgin etmektedir.

Hizbullah’ın etki alanı ise Lübnan’da Şii nüfusun yoğun olduğu bölgelerdir. “Bu bölgelerin en önemlileri Beka Vadisi’nin kuzeyinde yer alan Baalbek bölgesi ile Lübnan’ın güneyinde yer alan Nebatiye ve Sur şehirleridir. Özellikle Lübnan’ın güneyinde Sur şehrinden başlayarak İsrail sınırına kadar olan bölgenin neredeyse tamamı Şii’dir.”[5] Bu nüfus varlığı Lübnan siyasi seçimlerine de Hizbullah’ın lehine yansımaktadır. Bu bölgeler dışında başkent Beyrut’ta Şii yoğunluğu azımsanamayacak şekildedir. Sayısal olarak ise Şiiler Lübnan nüfusunun %40 kadarını kapsamaktadır. Hizbullah, Lübnan dışındaki Orta Doğu ülkelerinde de farklı kollar ile faaliyetlerde bulunmaktadır.

Hizbullah’ın Büyümesinin Sebepleri

Hizbullah, ana üssü olan Lübnan’da terör örgütünden ziyade bir direniş hareketi olarak görülür. İsrail’e karşı vermiş olduğu direniş mücadelesi, Filistin sorununa tüm İslam coğrafyası adına sahip çıkması ve başarı göstermesi Hizbullah’ın bölge halkından aldığı desteği artırmaktadır. Din olgusunu aktif bir şekilde kullanıyor olması, aldığı destek açısından oldukça önemlidir ancak sadece din yeterli değildir. Bunun yanında Lübnan’daki sosyal ve ekonomik boşlukları doldurması Şii halkı ile arasında kuvvetli bir bağ kurmasını sağlamıştır.

Lübnan’da iç savaş sırasındaki güvenlik zafiyetlerinden yararlanan ve halkın belli bir kesimine güvenlik hizmeti sunan Hizbullah üyeleri adeta devlet içinde devletimsi bir yapılanma oluşturmuşlardır. Devletinden yeterli ilgiyi ve hizmeti göremeyen halkın diğer cemaat ve örgütlere bağlılığı artar. Bu boşluğu, halkı memnun ederek kullanan Hizbullah din olgusunu da işin içine katıp mental ve duygusal bağlılığı güçlendirme yoluna gitmiştir.  Özellikle Şii halka ücretsiz ve karşılıksız sosyal yardımlarda bulunması halkın gözünde değerini artırmıştır. Kurduğu aracı oluşumlarla sosyal hizmetleri oldukça profesyonel bir şekilde yürütmüş, özellikle sağlık alanında yaptığı yenilikler ve sağladığı kolaylıklar nedeniyle nüfuzunu güçlendirmiştir. Durum şudur ki, halkın desteğini alamayan hiçbir örgüt uzun ömürlü başarılar sağlayamaz. Hizbullah’ın özellikle İran’dan aldığı büyük destekler elbette yadsınamaz ancak halk ile kurduğu iletişim, gücünün önemli sebeplerinden biridir. Halkın ihtiyacı olduğu bölgelerde, ihtiyacı olduğu alanlarda projeler üreten ve hizmet alanları oluşturan Hizbullah, bu yönü ile de sempati toplamaktadır.

Lübnan’ın kuruluş döneminde en kalabalık üçüncü mezhep grubu olan Şiiler zaman içinde yüksek doğum oranları ile bugün Lübnan’daki en kalabalık mezhep durumundadırlar. “Sahip oldukları yüksek nüfus oranına rağmen Lübnan Dağı’nın en eski yerlileri olan Marunîlerin ve Dürzilerin elde ettiği haklardan çok az olmuştur. 1943 yılında Lübnan’da kabul edilen Milli Misak ’ta Sünnilerde başbakanlığı alarak kendilerine iyi bir pay çıkarmıştır. Şiiler tam anlamıyla siyasi ve iktisadi imkânlardan uzak kalmışlardır.” [6]Bu şartlar altında oluşan Şii ezilmişliği, halkı Hizbullah’a yaklaştırdı. Belirli bir haksızlığa ve mahrumiyete maruz kalan halklar kendilerini bir topluluğa ve bir ideolojiye ait hissederler. Hizbullah bu eğilimi iyi yönetti ve Şii halkının savunucusu konumuna ulaştı.

1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi, Şii milliyetçiliğini ideoloji olarak edinmişti. Orta Doğu bölgesinde ve özellikle İran çevresindeki Şii yoğunluğu azımsanamayacak derecede fazlaydı. Şii eksenli bir direniş örgütü olan Hizbullah, İran’ın bölge politikalarını oluşturma konusunda önemli bir koz haline geldi. Bu noktadaki iş birliği iki taraf içinde oldukça ideal bir durumdaydı. Hizbullah Terör Örgütü, İran’dan aldığı destek ile başta Lübnan olmak üzere bölgedeki nüfuzunu artıracak, İran ise Hizbullah’ı başta İsrail, ABD ve diğer Sünni bölge ülkelere karşı bir tehdit olarak kullanacaktı. Ayrıca İran’ın hayali Şii hilali politikası için Hizbullah aracılığıyla Lübnan kilit bir noktada bulunmaktadır.

Sonuç

Orta Doğu bölgesi kutsal topraklar ve sahip olduğu enerji bakımından güç mücadelesinin en yoğun olduğu alanların öncülerindendir. Bölgede, otoriter rejimlerin yanında irili ufaklı pek çok meşru ve meşru olmayan aktörü barındırır ve kaos unsuru her zaman Orta Doğu’nun sahip olduğu olumsuz bir yöndür. Merkezi yönetimleri çok güçlü olan devletler yanında zayıf olan ülkelerde bulunur ve Lübnan bunlardan sadece bir tanesidir. Siyasi, ekonomik ve sosyal yönden zayıf olan Lübnan’da ortaya çıkan Hizbullah terör örgütü ilk kuruluş yıllarında sadece silahlı eylemlerde bulunmasına karşın bugünlerde Lübnan parlamentosunda sandalye sahibidir.

Hizbullah Örgütü’nün halk ile kurduğu bağ, kurumlaşmış yapısı ve meclis üyeliği gibi faktörler sıradan terör örgütlerinden ayrılmasına neden olmaktadır. Ayrıca Suriye ve İran’ın açık desteği Hizbullah’ın görevlerini gözler önüne sermekte ve Arap Bahar’ındaki rolü bu durumun göstergesi olmaktadır. Şu zamanlarda Suriye iç savaşında Esad Rejimi ’ne desteğini ilan etmiş ve aktif çatışmalara girmiştir.

İran ile olan ilişkileri bölgede tedirginlik yarattığı için şu sıralarda güç kaybı yaşasa da, Hizbullah hem Lübnan hem de Orta Doğu siyasetinde en ön sıralarda bulunan aktörlerdendir.

 

Başvurular

  • SETA, Lübnan Raporu, Proje Koordinatörü, Talha Köse, Aralık 2006.
  • Tozlu Muhammed, Terörizm Bağlamında Hizbullah, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, link: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/437947
  • Şöhret Mesut, Ulus Devletsiz Devlet Sistemi Lübnan Modeli, Hitit Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 5, Sayı 1, Haziran 2012.
  • Tarih Okulu Dergisi, Abdülgani Bozkurt, Yıl: 2014, Cilt: 2014, Sayı XVII, Aralık 2013.

 

Dipnotlar

[1]SETA, Lübnan Raporu, Proje Koordinatörü, Talha Köse, sf. 9.

[2]Şöhret Mesut, Ulus Devletsiz Devlet Sistemi Lübnan Modeli, Hitit Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 5, Sayı 1, Haziran 2012, sf. 86

[3]SETA, Lübnan Raporu, Proje Koordinatörü, Talha Köse, sf. 10

[4]Tarih Okulu Dergisi, Abdülgani Bozkurt, Yıl: 2014, Cilt: 2014, Sayı XVII, Aralık 2013. sf. 601.

[5]Tarih Okulu Dergisi, Abdülgani Bozkurt, Yıl: 2014, Cilt: 2014, Sayı XVII, Aralık 2013. sf. 622.

[6]Tarih Okulu Dergisi, Abdülgani Bozkurt, Yıl: 2014, Cilt: 2014, Sayı XVII, Aralık 2013. sf. 615.

 

Yazar Hakkında

Egehan Çimen / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

MEF Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir