Lübnan
Kaynak:Aydınlık

Lübnan Demografik Yapısı ve Siyasal Sürece Etkisi

Büyük Güçlerin Arka Bahçesi: Lübnan

Lübnan, birçok ülkenin arka bahçesi konumunda kalmış, farklı ülkelerin etki alanlarından kurtulamamış bir bölge olmuştur. Pek çok din ve mezhep unsurunun bir arada yaşadığı Lübnan Bizanslılar, Haçlılar, Memluklar, Osmanlılar ve Fransızların egemenliğinde kalmış,  geçmişten bugüne birçok kez müdahalelere sahne olan bir bölge olmuştur. Lübnan’da 1830’lu yıllarda bölgede yaşayan Marunîler ve Dürziler çatışmaya başlamıştır. 1840-1850 yılları arasında yaşanmaya başlanan ekonomik ve sosyal huzursuzluklar ile birlikte Marunî ve Dürziler arasındaki çatışmalar 1860 yılında III. Napolyon Beyrut’u işgal edene kadar sürmüştür. Fransa, bölgede Katolik Marunîlerin hamisi rolüyle bu dinsel ilgiyi zaman geçtikçe artırmış ve böylece Suriye ve Lübnan bölgelerinde kolayca yayılma alanı bulmuştur.[1]

Birinci Dünya Savaşı sonrası Paris Barış Konferansı’nda Marunî temsilciler Fransa’nın himayesi altında ayrı bir Lübnan Devleti fikrini savunmuş fakat bölge, bağımsızlığa henüz hazır olmadığı için manda rejimi kurulması prensip olarak kabul edilmiştir. 5 Nisan 1920 tarihinde San Remo Konferansı’nda, Lübnan Suriye ile birlikte Fransa Manda Yönetimine verilmiştir.[2] Lübnan’ın ilk siyasi yapılanmasını oluşturan anayasa 1926 yılında oluşturulmuş ve 61 yıl yürürlükte kalmıştır. 1932 yılında yapılan nüfus sayımıyla birlikte, bu yönetim sisteminde hala sürekliliğini sağlayacak olan sürecin temeli atılarak Cumhurbaşkanının Marunî, Başbakanın Sünni, Meclis Başkanının ise Şii olması karara bağlanmıştır.

1918’de başlayan Fransız İşgali 1944’te son bulmuştur ve Lübnan’ın bağımsızlığı 1 Ocak 1944’te resmen tanınmıştır. Tarihler 1943’ü gösterdiğinde “Ulusal Pakt” adı verilen siyasi yapı oluşturulmuştur. Böylece parlamentodaki temsiliyet açısından mezhep dağılımı eskisi gibi korunmuştur. Bu sisteme göre, siyasi iktidar din faktörüne göre paylaşılmış olup meclis 6 Hıristiyan, 5 Müslüman oranına göre düzenlenmiştir.

1945-1958 yılları arasında sistem farklı cemaatler arasında ve belli ölçülerde iş birliği kurabilse de, bu işbirliği genellikle belli bir konuda veya belli bir şahsa muhalefet etme hususunda olmuştur. Lübnan’ın demografik yapısının değişmesi ve Müslüman nüfusun hızla artması, Müslüman nüfusun taleplerini hızla arttırmıştır.[3]

1945’te Birleşmiş Milletlere üye olan Lübnan, Fransa ile 31 Aralık 1946 Anlaşmasını imzalamıştır ve Fransız birlikleri Lübnan’dan tamamen çekilmiştir. Fakat buna rağmen istikrarlı bir ortam kurulamamıştır. Müslüman nüfusu sürekli olarak artmış ve bunun sonucunda da Müslüman cemaat liderleri Cumhurbaşkanlığının Hristiyanların elinde bulunduğu bu sisteme karşı çıkmaya başlamışlardır. 1940’lı yıllarda yaşanan bir başka sorun ise, Filistin Sorununun Lübnan’ı derinden etkilemesi olmuştur.[4] 1947 yılıyla birlikte çok sayıda Filistinli Lübnan topraklarına sığınmaya başlamış ve bu durum Müslüman ve Hristiyan gruplar arasında hem sosyal hem siyasi alanlarda gerginliğe yol açmıştır. Süreç içerisinde birçok dengenin tekrardan yapılandırıldığı Lübnan’da uluslararası örgütlerin girişimleri ile Taif Antlaşması bir süreliğine sükûnet ortamı sağlamışsa da siyasi suikastlar toplumsal bölünmelere ve derin ayrılıklara yol açmıştır.

1.Lübnan’da Etnik ve Mezhepsel Durum

Karmaşık bir dini ve etnik yapıya sahip olan Lübnan’da,  İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte Arapça çoğunluğun konuştuğu dil olmuş, özellikle ülkenin iç kesimlerinde halk İslamiyet’i benimsemiştir. Fakat çoğunluğu oluşturan Müslümanlar arasında da bir birlik yoktur. İslamlığın Sünni mezheplerinin yanında Şiiler, İsmaililer, Nusayriler ve Dürziler gibi mezhepler bulunmaktadır. Buna karşılık olarak Hıristiyan mezhebinden de Marunîler, Rum-Katolikler, Rum-Melkitler, Ermeniler ve Süryaniler bölgede yaşamaktadır. Ülkede % 60 oranında Müslüman, % 40 oranında Hıristiyan olduğu tahmin edilmektedir.[5]

2.Lübnan’da Mezheplerin Tarihi

Çoğunluğu Marunî ve Dürzilerin oluşturduğu Lübnan toplumunda 22 farklı etnik köken vardır.  Lübnan siyasetinde önemli bir konuma sahip olan Marunîler Lübnan ve Suriye’de yaşayan Katolik-Süryanilerden oluşan topluluktur.  Kültürel ve ticari hayatta oldukça aktif olan Marunî Hıristiyanlar, Şiilerden sonra Lübnan’ın en önemli ikinci mezhep grubudur.[6] Lübnan siyasetinde en etkili olan ikinci aktör olarak görülebilecek Dürziler dini inançları, siyasi deneyimleri ve toplumsal örgütlenmeleriyle Lübnan sosyal yapısında büyük etkiye sahiptirler. Dürzîler, günümüzde Canbolad ailesinin yönetimindeki İlerici Sosyalist Parti içinde, sosyalist bir çizgide siyaset yapmaktadırlar. Yakın zamanda sekülerleşme ve Arap ülkelerine iş amacıyla yapılan göçler sebebiyle nüfus ve nitelik kaybına uğrayan Sünni Müslümanlar Başbakanlık makamını ellerinde bulundurmaktadırlar. Musa Sadr’ın 1959’da liderliklerini üstlenmesiyle toparlanan Şii Müslümanlar değerlerine bağlılıkları ve cemaatçi yapılarıyla nüfuslarının yanında nüfuzlarını da arttırırken İsrail’e karşı duruşlarıyla da varlıklarını dünyaya duyurmuşlardır.[7] 1830 yılında Fransa’nın yardımıyla millet sistemi içinde mezhebik bir grup olarak yer alan Ermeni Katolikler Osmanlı İmparatorluğu zamanında, 1740 yılında “Uniate” Kilisesi halini almıştır. Lübnan’ın bağımsızlığının ardından Ermeni Ortodoks topluluğu gibi parlamenter sistemde temsil hakkı kazanmışlar ve günümüzde Lübnan parlamentosunda 1 milletvekili ile temsil edilmektedirler. 1920’li yıllarda Lübnan toplumu ile entegrasyon sorunuyla karşı karşıya kalan Ermeni Ortodokslar 1940’lı yıllarda ülkenin politik hayatında mezhebik bir topluluk olarak tanınmış ve mecliste sandalyeye sahip olmuşlardır.[8]

3.Lübnan Siyasetine Etkide Bulunan Partiler ve Hareketler

Etnik ve dini kökenler temelinde gelişen Lübnan siyasal sistemi birçok ülkenin arka bahçesi durumuna gelmiş, birçok farklı dini ve militanlaşan siyasi parti doğmuştur. İlerici Sosyalist Parti, Dürzî Lider Kemal Canbolat öncülüğünde Dürzîlerin temsilcisi olarak 40’lı yıllardan beri Lübnan siyasetinde boy göstermiştir. Emel Hareketi, Şii İmam Musa As Sadr tarafından 1974’te kurulmuştur. Şii toplumunda kurulup destek almasına rağmen tüm Lübnanlıları kapsayacak bir hareket olduğunu savunarak ılımlı bir çizgi çizmiştir. 70’li yılların sonunda İran’daki İslam Devrimi ve Güney Lübnan’dan göçen Şii nüfus sayesinde destekçileri artmıştır. Emel, Şii toplumundan taraftar toplamasına rağmen çizdiği herkesi kapsayan ılımlı yapısı ile İslam Devleti amacını gütmemiştir. Buna tepki olarak daha radikal kesimler hareketten koparak Hizbullah’ı kurmuşlardır. Hizbullah’ın Filistinlilerin yanında saf tutması nedeniyle iki grup zaman zaman karşı karşıya gelmiştir. 1980’den sonra ülkedeki İsrail işgaline karşı mücadele veren önemli kuvvetlerden biri haline gelmiştir. Lübnan Falanjistleri adıyla 1936 yılında kurulan partinin politikası Lübnan Milliyetçiliği olmuştur. İlk başlarda Fransız sömürgesine daha sonra Pan-Arap yayılmacılığa karşı mücadele etmiştir. Hizbullah, Lübnan ve özellikle bölge siyasi tarihinde derin izler bırakmış ve bırakmakta olan bir örgüt olmuştur. İranlı mı Lübnanlı mı olduğu tartışması sıkça yapılan bir parti ve örgüttür. Hizbullah yetkililerinin Hizbullah’a yükledikleri anlamın kaynağı Kuran’dır. Bugünkü durumda Lübnan’da siyasi partiler şu şekildedir:

– Saad Hariri liderliğinde Sünni Mustakbel Partisi, Emi Cumeyyil liderliğindeki Marunî Hıristiyan Ketaib Partisi, yine Marunî Hıristiyan Lübnan Güçleri, Velid Canbolat liderliğindeki  Dürzi Partisi İlerici Sosyalist Parti, Şii Hizbullah, Şii Emel Hareketi, Mişel Aun liderliğindeki Marunî Hıristiyan Ulusal Özgürlük Hareketi Marunî Hıristiyan Marada Partisi, Marunî Hıristiyan İslami Eylem Cephesi’ , Sünni Tevhit Hareketi,  Dürzi Arap Tevhit Partisi, Dürzi Lübnan Demokrat Partisi.[9]

Sonuç

Günümüzde de büyük protestolarla çalkalanan Lübnan’da bu zamana değin siyasal sistemin getirdiği yapılanma sebebiyle bölünmüş bir sistemin parçası olan Lübnan halkı hükümete karşı etnik ve dini köken fark etmeksizin birleşmiş ve artık 1989’da oluşturulan yönetim sisteminin değişmesi gerektiğini savunmuşlardır. Bunun üzerine Müstakbel Partisi ve Başbakan Saad Hariri istifa etmiştir. Hizbullah ise yolsuzluklara karışmasa da Hizbullah’ın yapılan yolsuzluklara göz yumduğu iddiası, bazı Lübnanlıların Hizbullah’ı sistemin parçası olarak görmesine yol açmıştır. Kendisine hükümette yer bulduğu sürece, “haksızlıklara göz yummasını” direnişin özüne yakıştıramayan bazı göstericiler Hizbullah Lideri Nasrallah’ı da diğer liderler gibi istifaya davet etmiştir. Cumhurbaşkanı Mişel Avn ise 17 Ekim’den beri eylemlerini sürdüren protestoculara hitaben, “Sorunların ve taleplerin ne olduğunu anladık. Yapılan hataları düzeltmeye de hazırız ancak davranışlarınızla ülkeyi yıkmayın, harap etmeyin, resmi kurumların çalışmasına engel olmayın. Yolların kapatılması ve eğitimin aksatılması ülkeyi felç ediyor. Eğer yönetimde beğendikleri kimse yoksa çekip gitsinler.”[10] İfadelerini kullanmış ve ülke de protestolar tekrar alevlenmiştir.

Şu anlık durum muallak olsa dahi Lübnan halkının geçmişten gelen bu bölünmüşlüğe artık razı olmadığı ve sistemi değiştirmek istediği açık bir gerçektir. Saad Hariri’nin istifasıyla başlayan süreç kıvılcım alarak devam etmekte ve Lübnan sokakları halen gösterilere tanıklık etmektedir. Makûs kaderinden kurtulmaya çalışan Lübnan’da halkın istekleri sönecek gibi gözükmemekte ve eylemlerin teknokrat bir hükümet ile değişeceği öngörülmektedir.

 


Dipnotlar

[1] Talha Köse, Lübnan’da istikrar arayışları, SETA, s. 8, Aralık 2006.

[2] İrfan Acar, Lübnan bunalımı ve Filistin sorunu, s. 24-25, Ankara 1989.

[3] Ahmet Bağlıoğlu, ‘‘Lübnan’ın tarihsel dokusu ve yönetim anlayışındaki mezhebi etkiler’’, İlahiyat Fakültesi Dergisi’’ 13., 1., 16-36, 2008.

[4] Tuğba Kaya, ‘‘Lübnan’ın mezhepsel yapısı ve Ortadoğu’ya etkileri’’,  http://akademikperspektif.com/2013/12/03/lubnanin-mezhepsel-yapisi-ve-ortadogu-politikalarina-etkileri/ (Erişim Tarihi, 9 Nisan 2818).

[5] Süleyman Elik, ‘‘Lübnan konsosiyonel demokratik siyasal sisteminin açmazları ve başarısızlığı’’, Akademik Orta Doğu, 10., 2., 2016.

[6] William Harris, Levant: Bir kültürler mozaiği, (çev. Ercan Ertürk), Literatür Yayınları, s. 188, İstanbul 2005.

[7] Yasin Atlıoğlu,’’ Lübnan’da din ve siyaset: Dürzi liderlik örneği’’, Akademik Orta Doğu, 9., 2., 2015.

[8] Gündem Analiz, http://sdam.org.tr/haber/121-gecmisin-yuku-altinda-ezilen-ulke-lubnan/ ( Erişim Tarihi: 16.11.2019).

[9] Yakın Doğu Haber, http://www.ydh.com.tr/HD15632_14-soruda-lubnan-secimleri.html, (Erişim Tarihi: 14.11.2019).

[10] CNN Türk, https://www.cnnturk.com/dunya/tek-biz-sozu-yetti-ulkede-ortalik-yine-karisti?page=3 ( Erişim Tarihi:14.11.2019)