Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Libya'da
Setav.org'dan alınmıştır.

Libya’da Bir İşimiz Var Mı: Türkiye Perspektifinden Bir Dış Politika Analizi

Giriş

Son günlerde gündeme oturup, toplumsal ve devletler düzeyinde büyük tartışmalara yol açan Türkiye ve Libya arasındaki Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına dair antlaşma akdi ve antlaşmadan kısa bir süre sonra yine iki ülke arasında imzalanan askeri antlaşma hem Türkiye ve Libya arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine hem de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de  Akdeniz’e uzunca bir kıyıya sahip olan önemli bir müttefik kazanmasına yol açtı. Bununla birlikte son gelişmeler Türkiye’nin Kuzey Afrika’daki askeri ve siyasi mevcudiyetini arttırmasına ve aynı zamanda bundan sonraki süreçte ilgili bölgelerde kendi adını daha sık duyurmasına yol açacak gibi görünüyor. Bu bağlamda Türkiye ve Libya ilgili antlaşmadan kısa bir süre sonra eş zamanlı olarak münhasır ekonomik bölgelerini duyurmuş ve ardından imzalanan askeri antlaşmayı onayladıklarını ilan etmişlerdi. Bahsi geçen antlaşmalar Doğu Akdeniz’e kıyısı olan veya Doğu Akdeniz ve doğal olarak  Afrika ve Ortadoğu’da varlığı olan ülkelerin tepkisine yol açmıştı. Bu yazıda Türkiye’nin Libya’da olmasının Türk dış politikasında meydana gelecek değişmeler, Türkiye’nin Ortadoğu’daki varlığının önemi, Libya meselesinin Libya ile sınırlı olmayıp Doğu Akdeniz meselesinden ayrı olarak düşünülmesinin mümkün olmadığı ve Türkiye’nin Libya’daki varlığının yeni olmadığı çeşitli argümanlarla desteklenip anlatılacaktır.

Doğu Akdeniz Meselesi

Türkiye’nin Libya’daki varlığının ve Libya ile türkiye arasında gerçekleşen son gelişmelerin anlaşılabilmesi için ilk olarak Doğu Akdeniz’de geçmişten bugüne kadar yaşanılanlar ve bunların ülkelerin dış politikalarına olan etkileri incelenmelidir.

Doğu Akdeniz’de bugün yaşanılan devletler arası çekişmelerin başlangıç noktası 1960’lı yılların başlarına Yunanistan’ın bölgede petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına kadar götürülebilir. O yıllarda Yunanistan’ın hidrokarbon arama faaliyetlerini Türk deniz yetki alanlarına taşıması iki ülke arasındaki gerilimleri arttırmaya yetti. Bunun üzerine Türkiye’de 1970’lerden itibaren bölgede hidrokarbon araştırmaları yapması için Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na Ege denizinde arama faaliyetlerine girişebilmesine dair izin verdi ve 1973’e gelindiğinde bu yetki belgesi Türkiye tarafından Resmi Gazete’de yayımlandı.[1]

Bu ve türevi gelişmeler zaman içerisinde iki ülke arasındaki zaten geçmişten bugüne var olan gerilimleri tırmandırmakla kalmayıp aynı zamanda üçüncü ülkelerin de yaşanılan gerilime taraf olmalarına sebep oldu.

Özellikle 2000’li yılların başlarında Doğu Akdeniz’de bilimsel olarak çok ciddi miktarlarda petrol ve doğalgaz rezervlerinin keşfedilmesi dünya ülkeleri tarafından bölgeye karşı büyük bir ilginin doğmasına sebep oldu. Kısa süre içerisinde bölgede etkin bir rol oynayabilmek, ilgili bölgedeki rezervlerden faydalanarak dışa olan bağımlılıklarını azaltmak, ülkesel olarak refah seviyelerini yükseltmek, stratejik bir güç olarak dünya ülkeleri arasında yerini almak için ülkeler arasında ikili ve çoklu antlaşmalar imzalanmaya başlandı. Örneğin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 2003 yılında Mısır ile bir münhasır ekonomik bölge antlaşması imzaladı ve bu antlaşma 2004 yılında BM tarafından tescil edildi. Bu ittifağın üzerinden çok fazla zaman geçmeden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 2007 yılında Lübnan ile bir başka antlaşma imzaladı. 2010 yılında ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında MEB’e ilişkin bir başka antlaşma akdi gerçekleşti.[2]
Bahsettiğimiz antlaşmalar sadece GKRY ve öteki ülkeler düzeyinde olmamış, İsrail-Lübnan arasında veya yakın bir zamanda ikiden fazla ülkenin bir araya gelerek imzaladığı antlaşmalar şeklinde de meydana gelmiştir. Yukarıda bahsedilen gelişmelerin neticesinde Güney Kıbrıs Rum yönetimi ve öteki ülkeler Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz rezervlerinin paylaşımı için gerekli zemini hazırlamışlar ve gerek Türkiye’nin dış politikada pasif kalması gerekse de ülkelerin Türkiye’ye karşı olan siyasi tutumları sebebiyle Türkiye Doğu Akdeniz’de o yıllara kadar yalnızlaştırılmış bir aktör olarak bırakılmıştı. İkili antlaşmalar neticesinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Doğuk Akdeniz’de ilan ettiği MEB’e ilişkin olarak ilgili bölgeyi 13 parsele ayırmış ve hemen ardından antlaşma imzaladığı veya müttefiki olan öteki ülkelerin petrol şirketlerine bu parsellerde arama ve sondaj faaliyetlerine başlamaları için Fransız Total, İtalyan ENI, ABD Exxonmobil veya Shell gibi büyük petrol şirketlerine  yetki belgeleri vermeye başladı. Aşağıda, az önce bahsettiğimiz parseller ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ilan etmiş olduğu bu parsellerle Türkiye’nin ve KKTC’nin ilan etmiş olduğu deniz yetki alanlarının nasıl çakıştığı haritalandırılmıştır:

TABLO 1: TÜRKİYE, GKRY VE KKTC ARASINDAKİ ÇAKIŞAN DENİZ YETKİ ALANLARI

Libya'da

Kaynak: Aydoğmuş Hale, Doğu Akdeniz Bilmecesi, 18.07.2019, https://www.trthaber.com/haber/gundem/dogu-akdeniz-bilmecesi-423599.html, (Erişim Tarihi 11.01.2020).

Günümüzde Doğu Akdeniz meselesine birçok ülke müdahil olmakla beraber her ülkenin müdahil olma gerekçelerini ayrı ayrı ve spesifik olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır:

Örneğin bölgedeki var olan Avrupa ülkelerinin bölgedeki varlığını geçmişten gelen sömürge kültürüne,  dünyadaki kendi lehlerine olan güç dengesini korumak istemelerine, Ortadoğu’daki petrol akışını sağlayabilmenin yolunun istikrarsız bir Ortadoğu yaratmak olduğunun bilincinde olarak bölgedeki rezervlerin asıl sahipleri tarafından kullanılmasını engellemek ve aynı zamanda Rusya’ya olan petrol ve doğalgaz bağımlılıklarından kurtulmak istemelerine bağlamak mümün. Bu doğrultuda düşünecek olursak ABD tarih boyunca Rusya’ya NATO ülkelerinin ve özellikle Avrupa’nın herhangi bir konuda, herhangi bir vesileyle bağımlı hale gelmelerine her zaman karşı çıkmıştır dolayısıyla Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için ABD’nin Avrupa’yı desteklemesi Avrupa’nın enerji ihtiyacının %50’sini Rusya’dan karşıladığı göz önünde bulundurulduğunda gayet anlaşılabilir bir durum.

Rusya’nın ise bölgedeki varlığının başlıca sebebi aşağıda ayrıntılarıyla anlatılacak olan EASTMED boru hattı gibi projelerin gerçekleşmesini önlemek, dolayısıyla Akdenizdeki rezervlerde söz sahibi olmak ve aynı zamanda stratejik açıdan kıbrıs adasının NATO kuvvetlerinin eline geçmesini önlemektir. Rusya amacına ulaşamadığı taktirde rakip devletlerin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki etkinlikleri artacak, Rusya’nın ise bölgedeki gücü azalacak ve aynı zamanda Avrupa Rusya’ya olan enerji bağımlılığından bir nebze olsun kurtulacaktır. Rusya bu senaryoların gerçekleşmesini istemeyeceği için bölgede siyasi ve askeri olarak bulunmanın zorunluluğunun farkında.

Doğu Akdeniz denkleminde Yunanistan varlığını sadece bölgedeki ekonomik rezervlere bağlamak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Yunanistan’ın komşusu olan Türkiye ile geçmişten gelen siyasi anlaşmazlıkları Yunanistanı bölgede Doğu Akdeniz’deki rezervleri kullanabilen, ekonomik refahı yakalamış, iç ve dış politikada mevcut sorunlarını çözmüş veya en azından minimize etmiş bir Türk varlığını engellemeye itmektedir. Bu gibi sebeplerden ötürü Yunanistan da arkasında Avrupa’yı alarak bölgede etkin bir rol oynamaya çalışmaktadır.

Öte yandan Türkiye’nin yukarıda bahsettiğimiz sürecin yakın bir zamana kadar tamamen dışında kalması ve dış politikada tecrit edilmesi Doğu Akdeniz’deki güç yarışında KKTC ve KKTC’yle imzaladığı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması antlaşması dışında yeni müttefikler bulamamasına sebep olmuştur. Libya ile Türkiye arasında son zamanlarda gerçekleşen müzakereleri de bu bağlamda değerlendirmek gerekmektedir.

Doğu Akdenizi Ülkeler Açısından Bu Kadar Önemli Kılan Nedir?

Her şeyden önce, Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS)’nin raporuna göre bölgede 1,7 milyar varil petrol ve 3.5 trilyon metreküp doğalgaz bulunmaktadır. Bu rezervin büyüklüğünün kavranabilmesi açısından Türkiye’nin yıllık petrol ve doğalgaz ihtiyacının sırasıyla 4.2 milyon ton ve 50 milyar metreküpt olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Petrol ihtiyacının %75 ve doğal gaz ihtiyacının ise %99’unu dışarıdan ithal eden bir ülke için 1,7 milyar varıl (1 varil 160 litre) petrol ve 3.5 trilyon metreküp doğalgaz hiç de fena bir rakam sayılmaz. Dolayısıyla Türkiye’nin geleceği için Doğu Akdeniz’de söz sahibi olmak, sahada olmak ve karar alıcılardan olmak bir tercih değildir. Yukarıda sözü edilen petrol ve doğalgaz miktarları Doğu Akdenizi kıyısı olsun veya olmasın tüm ülkeler nezdinde elzem kılmaktadır dolayısıyla ülkeler bu durumun bilincinde olarak uluslararası hukukun temel kurallarını bile göz önünde bulundurmaksızın ilgili ülkede faaliyetlerde bulunmaktadırlar.[3]

Doğu Akdeniz’in hem Türkiye hem de tüm ülkeler açısından bir diğer önemi ise içerisinde doğal bir uçak gemisi bulundurmasıdır. Doğu Akdeniz’e hakim olan muhakkak Kıbrıs adasına da hakim olacaktır. Büyük ülkelerin GKRY ile ikili antlaşmalar imzalamasının ve kendisini desteklemesinin 2 sebebinden birisi bölge girişecekleri sondaj faaliyetlerine meşruiyet atfetmekse ikincisi Kıbrıs Adasında askeri ve stratejik avantajlar sağlamaktır. Özellikle bölgede doğrudan faaliyet gösteren ABD, İngiltere ve Fransa için binlerce kilometreden Ortadoğuyu kontrol etmek büyük bir askeri ve konum bakımından da Ortadoğu’daki tüm faaliyet alanlarına yakın olan bir üssü gerekli kılmaktadır. Kıbrıs adası bu gereklilikleri karşılayan eşi bulunmaz bir nimetir, hem Türkiye için hem de diğer ülkeler.

Doğu Akdenizi ve dolayısıyla ilgili bölgedeki varlığı, büyük güçler açısından vazgeçilmez kılan bir diğer unsur Türkiye’nin son yıllarda gerek savunma sanayide gerekse de bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde bölgesel bir güç haline gelmesiyle beraber ABD, İngiltere ve Fransa gibi büyük ülkelerin bölgedeki Türk varlığını bastırma ve Türkiye’yi zayıf düşürme politikalarını hayata geçirmektir. Bunun yolu yukarıda sayılan ve sayılmayan birçok iktisadi, siyasi ve jeostrateji açısından Akdeniz’e ve dolayısıyla Kıbrıs adasına hakim olmak, bölgedeki birçok ülkede var olan sömürgeci devletlerin varlığını yani mevcut güç dengesini korumaktır.

Libya’da İşimiz Var Mı?

Türkiye’nin Libya’nın meşru hükümeti ile imzaladığı ikili ekonomik ve askeri antlaşmaların muhtevasına girmeden önce mevcut düzeni daha iyi anlayabilmek açısından kısaca 2011 ve sonrasında Libya’da yaşanılanlara kısaca değinmek gerekmektedir.

17 Aralık 2010’da Tunuslu bir seyyar satıcı olan Muhammed Buazizi’nin kendisini yakmasıyla patlak veren ve kısa süre içerisinde tüm arap memleketlerine yayılan isyanların 2011 yılında Libya’ya da sıçramasıyla bugüne geldiğimiz süreç başlamış oldu. Türkiye’nin ise bölgedeki siyasi ve askeri varlığı 2011 sonrasına kadar dayanmaktadır. Bölgede Kaddafiye karşı savaşan gruplara destek veren Türkiye, 2014 yılında Libya’da gerçekleşen seçimler sonrasında ikiye bölünen Libya’da BM ve Avrupa birliği gibi uluslararası kurumların da tanıyıp meşru olarak kabul ettiği Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne verdiği destekle biliniyor.

2014 sonrasında başlayan Libya’daki ayrılma sürecine baktığımızda bir tarafta Uluslararası örgütler tarafından tanınan Trablus merkezli kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti olmasına karşın öteki tarafta ise Tobruk merkezli kurulan Hür Subaylar Hareketi ve Hareketin sonrasında Kaddafi’nin silah arkadaşlarından olan fakat sonraki süreçte Kaddafi ile arası açılan ve sonuç olarak Kaddafi’ye ABD destekli olarak bir kez suikast bir kez de darbe girişimiyle bilinen Halife Hafter’in önderliğindeki Rusya, BAE, Fransa gibi ülkeler tarafından desteklenen ve şimdilik meşruiyeti tartışmalı olan güç yer alıyor. Geldiğimiz noktada Trablus merkezli hükümet ülkenin sadece %20’lik kısmına hakim olmasına karşılık ülkenin başkentini elinde bulundurmasından, uluslararası örgütler tarafından tanınmasından, ülkenin istiharat servislerini, kamu kurumlarını ve nüfusun çok büyük bir kısmını (6.5 milyonluk nüfusun 4 milyonunu) kontrolü altında tutmasından dolayı ülkede önemli bir gücü teşkil etmektedir. Buna karşılık olarak Tobruk merkezli hükümet ise ülkedeki toprakların %80’lik kısmını kontrol etmekle beraber dış ülkeler tarafından ciddi bir destek almaktadır.[4] Hafter’in askeri planlamacıları arasında BAE kuvvetlerinin olduğu, dahası bazı ekonomik ve siyasi yönden bölgede söz sahibi olan ülkeler tarafından hava ve kara desteği aldığı söylenenler arasında olmakla beraber ayrıca Rus merkezli özel bir güvenlik şirketi olan Wagner tarafından da desteklendiği iddia edilmekte.[5]Bu makale yazılırken Halife Hafter önderliğindeki Tobruk merkezli güçlerin Trablus’a sadece 10 km uzaklıkta olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu noktada Türkiye’nin Libya’ya olan askeri desteğinin önemine değinmekte gerekmektedir. Türkiye’nin Libya’daki olası askeri varlığının getirilerinin ve zorunluluklarının daha iyi bir şekilde anlaşılması açısından ilgili konunun gerekçelerinin madde madde ele alınması daha doğru bulundu.

*Öncelikle başta söylendiği gibi Libya meselesi Doğu Akdeniz meselesinden ayrı birer olay olarak düşünülmemelidir ve yine daha önce değindiğimiz gibi Doğu Akdeniz’de önemli bir stratejik güç haline gelen devlet muhakkak ki Kıbrıs adasını ve doğal olarak Ortadoğu’nun kaynaklarını ve kapılarını kontrol edebilecektir. Bir başka deyişle Doğu Akdeniz’de söz sahibi olmanın yolunun bölge ülkeleri ile ittifak arayışlarında bulunmak veya bir şekilde bölge ülkelerini iç ve dış siyasetinde aktif rol oynamak olduğu unutulmamalıdır. Yazımızda değindiğimiz üzere Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yalnızlığının giderilmesi bölgeye kıyısı olan ülkelerin bir şekilde Türkiye’nin müttefiki haline getirilmesine bağlıdır. Bu bağlamda Libya’da hem meşru olarak kabul edilen hem de ivedi bir şekilde askeri ve siyasi yardıma ihtiyacı olan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne Türkiye tarafından yapılacak olan her türlü yardım Türkiye’nin bölgedeki yalnızlığını giderecektir:

*Her şeyden önce ulusal güvenlik ilgili ülkenin sadece sınırlarını korumasıyla ilgili bir durum değildir. Ülke çıkarlarının korunması aynı zamanda ulusal güvenliğin de korunması anlamına gelir. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin öteki ülkelerle yapmış olduğu antlaşmaları koruması, imzalanan antlaşmalara sahip çıkması ulusal güvenliğine de sahip çıkması anlamına gelmektedir. Hafter kuvvetlerinin Trablus’u ele geçirmesi halinde Türkiye ile Libya arasında imzalanmış olan deniz antlaşması feshedilecek, Türkiye tekrar bir yalnızlık politikasına sürüklenecek ve geldiğimiz nokta dinamikleri sebebiyle telafisi mümkün olmayacak bir şekilde Türkiye Doğu Akdenizdeki siyasi ve ekonomik haklarını koruyamaz hale getirilecektir. Türkiye’nin kendi mevcudiyeti ve halkının refahı için böyle bir riski göze alması imkansızdır. Dolayısıyla Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığı bizzat kendisinin mevcudiyeti ve uluslararası sistemdeki varlığı açısından elzem bir nitelik taşımaktadır.

*Libya’nın Doğu Akdeniz’e olan kıyısının uzunluğu Libya’yı bölgede önemli bir ülke haline getirmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin böyle bir ülkeyle deniz yetki alanlarını sınırlandırmaya yönelik bir antlaşma imzalaması, bu antlaşmanın beraberinde getireceği siyasi müttefiklik bakımından Türkiye’ye ilgili bölgede ciddi bir avantaj sağlayacaktır.

*2011 Arap Baharı olarak bilinen Arap isyanları sonrasında Türkiye her zaman Müslüman Kardeşler hareketinin temsilcisi olan güçlerin hamilerinden olmuş ve Baharın (!) yaşandığı ülkelerde Müslüman Kardeşlerin iktidara gelebilmesi için politika yürütmüştür. Libya’da ki duruma bakıldığında Trablus Hükümeti’nin destekçileri arasında Müslüman Kardeşlerin de olduğu göz önünde bulundurulduğunda ideolojik yönden Türkiye’nin Müslüman Kardeşleri ve onların desteklediği liderleri ilgili ülkelerde politika yapıcılar arasına getirmek Türk dış politikasının bir gereğidir.

*2011’den bu yana iç savaş yaşanan ülkede merkezi hükümet iç savaştan dolayı enkaz haline gelen ve zarar gören altyapıyı iç savaş içerisinde olunduğu gerekçesiyle yeniden imar etmekten kaçınmaktadır. Dolayısıyla bugün Libya’nın büyük bir kesiminde altyapı çökmüş vaziyettedir. Bunun anlamı Libya’da var olan iç savaş bittiğinde o günkü hükümete destek veren ülkelerin Libya’ya altyapı hizmetlerini şirketleri aracılığıyla götüreceğidir. Zaten var olan atmosferde Türk ekonomisi ciddi bir dar boğaza girmiş vaziyetteyken Libya’da olası bir iç savaş bitiminde Türkiye’nin desteklediği hükümetin iktidarını koruması Türk inşaat şirketlerine ve nice sektörlere Libya tarafından imar ruhsatı verilmesi anlamına gelmektedir. Bunun anlamı on milyarlarca doların Türk ekonomisine kazandırılmasıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin Libya’da ki olası ekonomik kazanımları hem Türkiye’yi iç siyasette daha istikrarlı bir yapıya kavuşturacak hem de birçok sektörün canlanıp Türkiye’de refahın artmasına, bununla birlikte ekonomik dar boğaz hasebiyle planlanan fakat yürütülemeyen proje faaliyetlerinin hayata geçirilmesine ve aynı zamanda yeni ulaşım, savunma, ARGE faaliyetleri olmak üzere birçok alanda Türkiye’ye fayda sağlayacak girişimlerin Türkiye’ye ve Türk halkına kazandırılmasının önü açılacaktır.

*Türkiye’nin Libya’da bulunmasının bir başka gerekçesi ise Libya’nın dünya petrol rezervleri sıralamasında 9. Sırada yer almasıdır. [6] Libya’daki meşru hükümete sağlanacak olan askeri ve siyasi yardımlar ilgili hükümetin iç savaşı bitirip Libya’yı istikrarlı bir yapıya kavuşturması halinde Türkiye’ye bazı ekonomik ayrıcalıklar olarak yansıyacaktır. Bu durum zaten tümüyle enerjide dışarıya bağımlı bir ülke olan Türkiye için reddedilemeyecek bir fırsat niteliği taşımaktadır.

Bu bağlamda Türkiye yukarıda sayılan gerekçelerden ötürü kendi ulusal çıkarlarını korumak adına Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile 27 Kasım’da imzalanan Güvenlik ve Askeri İş Birliği Antlaşmasını duyurdu. Antlaşma maddelerinin bir kısmını maddeler halinde derleyip aşağıda belirtilmesi daha uygun bulundu:

*Türkiye ve Libya arasında ortak bir Savunma ve İş Birliği Ofisi kurulacak.

*Askeri silahlar ve eğitim üsleri tahsis edilecek. Tahsis edilenlerin mülkiyeti tahsis edilen ülkeye ait olacak.

*Ortak tatbikat, istihbarat paylaşımı, eğitim ve silahların kullanılmasına yönelik danışmanlık verilecek.[7]

*Türkiye’nin, uluslararası sistemde yerini alması, dolayısıyla dünyada karar alıcılar, sistemi yönlendiriciler arasında yerini alması bakımından gerek Libya’da gerekse de ulusal çıkarlarının tesisinin mümkün olduğu her nereyse orada ve özellikle de dünyada uluslararası politikanın şekillendiği yer olan Ortadoğu’da aktif rol oynaması Türk varlığı bakımından kaçınılmazdır. Eğer Türkiye ulusal çıkarlarını savunabileceği bir platformda yetkin bir söz hakkı istiyorsa sahada etkin bir rol oynamak zorundadır.

Trablus’un Önemi

Trablus öncelikle ülkenin başkenti olması bakımından önemlidir fakat bunun da ötesinde ülkenin kamu kurum ve kuruluşlarının Trablus’ta olması ülke düzeyinde işlem yapabilmek için bu kurumlara bir başka deyişle Trablus’a hakim olunmasını gerektirmektedir. Bu içerikte düşünülecek olunursa Trablus gerek dünyaya petrol pazarcılığı gerekse de tanınılabilirlik açısından Libya’ya hükümet etmek isteyen erklerin öncelikli hedefi haline gelmektedir. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak, içinde bulunulan durumda Libya’da varlığını sürdüren ikinci büyük güç olan Hafter ülke rezervlerinin çok büyük bir kısmını elinde bulundurmasına rağmen bunları uluslararası piyasaya yasal yollarla ihrac edememektedir. Bunun sebebi ülke düzeyinde yapılan ticaretten kazanılan gelirin doğrudan ülkenin Merkez Bankasına yatırılmasıdır. Dolayısıyla Trablus’a hakim olamayan bir güç ülke içerisinde ne kadar güçlü olursa olsun varlığı korsanlıktan ileri gidememektedir.[8]

Libya Tezkeresi Meşru Mu?

Uluslararası hukuka göre herhangi bir devletin bir başka devletin toprakları içerisinde hükümet etme yetkisi yoktur. O devlete ne bir askeri müdahalede bulunabilir ne de iç işlerine karışacak herhangi bir girişim içerisinde olabilir. Bu durumun istisnası ise ilgili ülkenin öteki ülkelere kendi ülkesinde faaliyet göstermesine izin vermesi durumudur. Dolayısıyla tıpkı Rusya’nın Suriye’de meşru kabul edilen hükümetin kendisini çağırmasına dayanarak Suriye’deki varlığını meşrulaştırması gibi Türkiye’de Libya’daki varlığını ülkenin meşru hükümetinin talebinin üzerine o ülkede bulunduğunu dile getirerek meşrulaştırmaktadır. [9] Burada her iki ülke de bahsi geçen ülkelerin meşru hükümetlerinin çağrısı üzerine o ülkelerde bulunmalarından dolayı uluslararası hukuka göre hak ihlaline girişmiş olmazlar. Dolayısıyla Libya’daki Türk varlığı uluslararası hukuka göre kuşku götürmez bir şekilde meşrudur.

SONUÇ

Yazı boyunca Türkiye’nin neden Libya’da olması gerektiği, bir ülkenin sahada olmadan masada söz sahibi olmasının mümkün olmayacağı, Libya politikasının bir geçmişi olduğu ve Doğu Akdeniz’den soyutlanamayacağı, Türk halkı ve Türk politika yapıcıları nezdinde yaşanılanların bir seçenek değil bir zorunluluk olduğu anlatıldı. Sonuç olarak Türkiye de politik sisteme yön veren diğer devletler gibi varlığını güçlü bir şekilde sürdürmek ve de ulusal güvenliğini tesis etmek adına gerek aktif gerekse de pasif bir şekilde dünya politikasında yerini korumak zorundadır. Dolayısıyla ne Libya meselesini ne de Türkiye’nin bulunduğu bir başka siyasi gelişmeyi Türk devletinin mevcudiyetinden ve menfaatlerinden sıyırıp atmak mümkün değildir. Bu bağlamda Türkiye’nin dış ilişkilerde atmış olduğu adımların uzun vadede Türkiye’ye getirileri ve götürüleri değerlendirilmelidir. Hiçbir ülke bir başka ülkeye kendi çıkar ve menfaati olmaksızın yardım eli uzatmaz. Bu devletlerin varlık özellikleri ve dış ilişkilerin doğası gereği böyledir. Bundan sonraki süreçte de Türk karar alıcılarının yapması gereken Türk çıkarlarını merkeze alan, gerek Suriye gerekse de Doğu Akdeniz veya Libya konusunda ideoloji ve duygusallıktan öte Türkiye çıkarları endeksli bir dış politika yürütmek olacaktır.


KAYNAKÇA

Ersoy Mehmet Akif, Doğu Akdeniz ve Libya Meselesi Nedir, Ne Değildir?, 15.12.2019 , https://www.haberturk.com/yazarlar/mehmet-akif-ersoy-2548/2549600-dogu-akdeniz-ve-libya-meselesi-nedir-ne-degildir , (Erişim Tarihi: 10.01.2020)

Ertürk Ahmet Cemal, Doğu Akdeniz’de MEB Paylaşımı: Güney Kıbrıs-İsrail Örneği, 10.05.2011, http://www.bilgesam.org/incele/1164/-dogu-akdeniz%E2%80%99de-meb-paylasimi–guney-kibris-israil-ornegi/#.Xhsg5MgzbIU (Erişim Tarihi: 11.01.2020)

Çetiner Çetin, Doğu Akdeniz’e Koruma Kalkanı, 11.12.2019, https://www.haberturk.com/yazarlar/cetiner-cetin/2548272-dogu-akdenize-koruma-kalkani  (Erişim Tarihi:12.01.2020)

Libya Tezkeresi: Türkiye’nin Stretejisi Ne?, 02.01.2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-50918216, (Erişim Tarihi: 08.01.2020)

Libya’daki En Önemli Siyasi Aktörler Hangi Ülkeler ve Kim Ne İstiyor?, 02.01.2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50976809, (Erişim Tarihi: 08.01.2020)

Ülkelere Göre Petrol Rezervi, https://www.enerjiatlasi.com/rezerv/dunya-petrol-rezervi.html, (Erişim Tarihi: 10.01.2020)

Libya Tezkeresi: Türkiye’nin Stretejisi Ne?, 02.01.2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-50918216, (Erişim Tarihi: 08.01.2020)

Ersoy Mehmet Akif, Türkiye’nin Libya’da Ne İşi Var?, 24.12.2019, https://www.haberturk.com/yazarlar/mehmet-akif-ersoy-2548/2552406-turkiyenin-libyada-ne-isi-var, (Erişim Tarihi: 11.01.2020)

Dipnotlar

[1] Mehmet Akif Ersoy, Doğu Akdeniz ve Libya Meselesi Nedir, Ne Değildir?, 15.12.2019 , https://www.haberturk.com/yazarlar/mehmet-akif-ersoy-2548/2549600-dogu-akdeniz-ve-libya-meselesi-nedir-ne-degildir , (Erişim Tarihi: 10.01.2020)

[2] Ahmet Cemal Ertürk, Doğu Akdeniz’de MEB Paylaşımı: Güney Kıbrıs-İsrail Örneği, 10.05.2011, http://www.bilgesam.org/incele/1164/-dogu-akdeniz%E2%80%99de-meb-paylasimi–guney-kibris-israil-ornegi/#.Xhsg5MgzbIU (Erişim Tarihi: 11.01.2020)

[3]Çetin Çetiner, Doğu Akdeniz’e Koruma Kalkanı, 11.12.2019, https://www.haberturk.com/yazarlar/cetiner-cetin/2548272-dogu-akdenize-koruma-kalkani  (Erişim Tarihi:12.01.2020)

[4] Libya Tezkeresi: Türkiye’nin Stretejisi Ne?, 02.01.2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-50918216, (Erişim Tarihi: 08.01.2020)

[5] Libya’daki En Önemli Siyasi Aktörler Hangi Ülkeler ve Kim Ne İstiyor?, 02.01.2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50976809, (Erişim Tarihi: 08.01.2020)

[6] Ülkelere Göre Petrol Rezervi, https://www.enerjiatlasi.com/rezerv/dunya-petrol-rezervi.html, (Erişim Tarihi: 10.01.2020)

[7] Libya Tezkeresi: Türkiye’nin Stretejisi Ne?, 02.01.2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-50918216, (Erişim Tarihi: 08.01.2020)

[8] Mehmet Akif Ersoy, Türkiye’nin Libya’da Ne İşi Var?, 24.12.2019, https://www.haberturk.com/yazarlar/mehmet-akif-ersoy-2548/2552406-turkiyenin-libyada-ne-isi-var, (Erişim Tarihi: 11.01.2020)

[9] A.g.e, Mehmet Akif Ersoy