libya
Kaynak: Anadolu Ajansı

Libya Krizi Ekseninde Türkiye-Rusya İlişkileri

Giriş

“Orta Doğu’da otorite gerçekten de namlunun ucundadır.’’[1]

 

Arap Baharının Orta Doğu’da patlak vermesinden sonra bölgede birçok ülkede hükümetler devrilmiş ve yerlerine başka hükümetler, güçler gelmiştir. Bu ülkelerden birisi de Libya’dır. 2011 yılında Libya’da Kaddafi’ye karşı başlayan halk ayaklanması sonucunda Kaddafi devrilmiş ve yerine yeni bir yönetim kurulmuştur. 2011 yılında Kaddafi’ye karşı başlayan ayaklanma, Kaddafi devrildikten sonra boyut değiştirmiş ve bir iç savaşa dönüşmüştür. 2011 yılından beri Libya’da birçok aktör yer almış ve bu aktörler iç savaşta belirleyici rol oynamışlardır. Fakat Libya’daki bu siyasi kriz son zamanlarda bölge ülkeleri daha çok etkilemiş ve küresel bir boyut da kazanmıştır. Libya’da Birleşmiş Milletler (BM) tarafından meşru hükümet olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Hafter Hükümeti arasındaki bu savaşta bölgesel ve küresel devletler bu iç savaşta taraf tutmuşlar ve bu siyasi kriz üzerinden diğer ülkelere karşı farklı diplomasi uygulamışlardır. Bu iç savaşta taraf olup kendi bölgesel ve küresel çıkarlarını bu savaş üzerinden korumak isteyen ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Türkiye, BM’nin meşru hükümet olarak tanıdığı ve İtalya, Katar gibi ülkelerin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümetini Libya’da siyasi bir çözüm için desteklemektedir.

Türkiye’nin süper güçlerle dış politikası genellikle bölgesel eksende gelişmektedir. Orta Doğu gibi jeopolitik, jeoekonomik ve jeostratejik anlamda önemli bir bölgenin merkezinde yer almak Türkiye’ye belirli sorumluluklar yüklemektedir ve bu bölge Türkiye’nin dış politika uygulamalarında belirleyici bir unsur olmaktadır. Orta Doğu gibi bir bölgede alt bölge olan ve jeopolitik açıdan, doğal kaynaklar ile enerji koridoru olması açısından önemli bir yer olan Doğu Akdeniz bölgesi de Türkiye’ye belirli sorumluluklar yüklemektedir.[2] Doğu Akdeniz’e komşu olan Türkiye, bu bölge etkisinde stratejik hareket etmektedir. Doğu Akdeniz’de önemli bir aktör olan ve diğer bir önemli komşu olan Libya, Türkiye için bölgede önemli bir köprüdür.[3]

Rusya ile Suriye konusunda ortak hareket eden Türkiye, şubat ayında olan İdlib olayından sonra Rusya ile ilişkileri gerilmiş ve en son olarak da ikili ilişkilerin çıkarları alt bölge olan Doğu Akdeniz Bölgesinde çakışmaya başlamıştır. Rusya’nın yüzyıllardır hedefi olan sıcak denizlere inme projesi Suriye Krizi ile gerçekleşmiştir. Suriye’nin Tartus ve Lazkiye limanlarına Rus Donanmasının demirlemesiyle bu proje fiilen başarıya ulaşmıştır. Rusya, Doğu Akdeniz konusunda söz sahibi olmak istemektedir. Türkiye de bölgede Mısır, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) gibi ülkelerle çıkar açısından çatışmakta ve bundan dolayı bölgede kendisini güvence altına almak istemektedir. Suriye Krizi patlak verdiğinde Suriye ekseninde şekillenen Türkiye-Rusya ilişkileri, Doğu Akdeniz’in günden güne artan önemi ve çıkar çatışmalarının artması ile yeni bir boyut kazanmıştır. Doğu Akdeniz bölgesinde de önemli bir aktör olan ve siyasi bir birliği bulunmayan Libya, iki ülke için büyük önem arz etmektedir. Bundan dolayı son zamanlarda Türkiye-Rusya ilişkileri, Libya Krizi ekseninde şekillenmiştir. Rusya’nın Hafter yönetimini desteklemesi, ve buna karşın Türkiye’nin ise Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) Libya’da siyasi bir çözüm için desteklemesi, iki ülkeyi karşı karşıya getirmiştir.

Anahtar Kavramlar: Doğu Akdeniz, Libya, Rusya, Türkiye

 

1. Libya Krizi

  Arap Baharı denilen ve birçok Orta Doğu ülkesinde başlayan kitlesel halk ayaklanmaları, aşiretler ülkesi olarak bilinen Libya’yı da etkilemiştir. 2011’de Muammer Kaddafi’ye karşı ayaklanan Libya halkı; ABD, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerin desteği ile Kaddafi’yi devirmiştir. Bu ayaklanma sonucunda halk, işin sonunda siyasi istikrar umut etse de düşünülen şey olmamıştır. Libya’da 2011 yılından beri süregelen bir siyasi istikrarsızlık söz konusudur. 2014 yılında yapılan seçimler ile birlikte Libya, siyaseten iki güce bölünmüştür. Bu güçlerden birisi Mısır sınırına yakın olan Tobruk’ta bulunan General Hafter yönetimindeki Temsilciler Meclisi, diğer güç ise merkezi Trablus’ta bulunan ve BM tarafından meşru hükümet olarak tanınan Fayiz es-Serrac yönetimindeki Ulusal Mutabakat Hükümetidir. (UMH). Ayrıca, ülkede 2015 yılında terör örgütü IŞİD de önemli bir aktör olarak rol oynasa da yapılan operasyonların etkisi ile son zamanlarda IŞİD’in etkisi yok denecek kadar azdır. General Hafter yönetimi, Libya’nın doğusu ve güneyini elinde tutmaktadır. Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ise çoğunlukla kuzey ve batı kısımda söz sahibidir. General Hafter yönetimini Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Suudi Arabistan, Rusya gibi ülkeler desteklerken Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) Türkiye, İtalya, AB’nin bazı ülkeleri gibi aktörler desteklemektedir ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), BM tarafından tanınmaktadır. İki taraf arasında antlaşmalar imzalansa da bu antlaşmalar faydalı olmamıştır. Ülkedeki çatışma hâlâ devam etmektedir.

 

1.1 Türkiye’nin Libya’daki Rolü

  Türkiye, Arap Baharının başlaması ve 11 Eylül sonrası dönemin getirdiği yaptırımlar neticesinde komşu olduğu bölgeler ekseninde dış politika geliştirmektedir. Zagros Dağlarından Libya’ya kadar uzanan bölgede yaptığı operasyonlar ve yaptığı antlaşmalar ile güneyini koruyan Türkiye, bölgesel anlamda kilit rol oynamış ve bunu küresel zemine taşıyarak ilişkilerini bu yönde geliştirmiştir. Suriye Krizinden dolayı Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen terör koridoru, Türkiye tarafından Suriye’nin kuzeyine yapılan operasyonlar ile kırılmış ve buna müteakip, Kuzey Irak’ta başlatılan Pençe operasyonları neticesinde Zagros Dağlarından Hatay’a kadar olan terör koridoru, Türkiye tarafından bölünmüştür. Türkiye bu bölgeyi kontrol altına alarak Doğu Akdeniz’deki rolünü de sağlamlaştırmaya çalışmıştır. İsrail, Yunanistan, Mısır, GKRY gibi ülkelerin Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin varlığını tehdit edecek şekilde antlaşmalar imzalaması, Türkiye’yi yok sayacak şekilde enerji koridoru oluşturması Türkiye’yi harekete geçirmiştir. Türkiye, bölgedeki tehditleri kendi tarihsel kimliğinden gelen yumuşak gücünü kullanıp Libya’ya uygulayarak kendini güvence altına almak istemiştir. Türkiye bundan dolayı siyasi istikrarsızlık yaşayan, Doğu Akdeniz bölgesinde de kilit rol oynayan Libya ile ilişkilerine önem vermiş ve meşru hükümet olan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) desteklemiştir.

2019 yılında Türkiye’nin Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) zırhlı araç ve askeri teçhizat göndermesi, Ulusal Mutabakat Hükümeti‘nin (UMH) Hafter karşısında güçlenmesine sebep olmuştur. Ulusal Mutabakat Hükümeti‘nin (UMH) bu ilerleyişi sonucunda Türkiye ve Libya ilişkileri olumlu şekilde şekillenmiştir. Bu yapılan diplomasiler sonucunda 27 Kasım 2019’da Libya ile Türkiye arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı Muhtırası” ve “Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırası” başlıklı iki anlaşma, ilişkileri zirve noktasına ulaştırmıştır. Bu antlaşmalar ile Türkiye, Libya’ya denizden komşu olmuş ve bölgedeki durumu değiştirmiştir. Belirlenen sınırlar Türkiye ile Libya’nın zengin hidrokarbon (petrol ve türevleri) kaynaklarına sahip bölgede ortak arama çalışmaları yapmasına imkân tanımıştır. Askeri işbirliği antlaşması ile de Türkiye’nin Libya’da önemli bir aktör olduğu kesinleşmiştir. Bu antlaşmalar ve ilişkilerin gelişmesi sonucunda Hafter cephesinden tepkiyle karşılaşan Türkiye, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) SİHA, İHA gibi askeri araçlar göndererek operasyonlarda katkı sağlamıştır. Hafter cephesinden gelen “Türk gemilerini batıracağız.’’ açıklamaları da Türkiye’nin tepkisini çekmiştir.

Libya’daki UMH, Türkiye’den askeri talepte bulunduktan sonra 2 Ocak 2020 tarihinde Libya Tezkeresi TBMM’den geçmiştir. Libya’ya Korgeneral komutasında Türk birliklerinin gitmesi sonucunda operasyonların seyri değişmiştir. Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), Hafter’e karşı tüm cephelerde “Barış Fırtınası Operasyonu’’ başlatarak topyekün şekilde saldırıya geçti. UMH birlikleri, 2 Haziran 2020’de başkent Trablus’un tamamını ele geçirerek büyük bir zafer elde etmiştir. Hafter, ateşkes çağrısında bulunsa da Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), ateşkes çağrısını reddetti. Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), Hafter’e karşı büyük bir zafer kazanmıştır. En son olarak Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, MİT Başkanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın gibi üst düzey isimlerin yer aldığı heyet Libya’yı ziyaret etmiştir. Serrac ile yapılan görüşmelerde Libya’daki süreç ele alınmıştır.

Yunanistan’ın, Türkiye’nin bölgedeki etkinliklerinden rahatsız olmasından dolayı attığı adımlar ve planladığı projeler bölgede yeni politikaların geliştirilmesine sebep olmuştur. Yunanistan’ın İtalya ile Münhasır Ekonomik Bölge antlaşmasının başarısız olması ve İtalya’nın Libya konusunda Türkiye ile ortak hareket etmesi ve Türkiye ile bölgede ortak tatbikat düzenlemesi Türkiye’nin bölgedeki rolünü güçlendirmiştir. Bu olayların ardından bölgede diğer bir aktör olan Fransa, Türkiye ile Libya Krizi yüzünden karşı karşıya gelmiştir. Fransa Devlet Başkanı Macron’un Libya Krizinde Türkiye’nin rolünü sert bir dille eleştirmesi ve olumsuz yaklaşmasından dolayı ikili ilişkiler gerilmiştir.  “Türkiye’nin Libya’da üstlendiği role müsaade etmeyiz” diyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy: “Macron’un ülkemizin ilgili Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde ve talebi doğrultusunda Libya’nın meşru hükümetine verdiği desteği ‘tehlikeli bir oyun’ olarak tanımlaması ancak akıl tutulmasıyla izah edilebilir”[4] açıklamalarında bulunarak tepki gösterdi. Bu açıklamalardan sonra bölgede Libya Krizi ekseninde Fransa-Türkiye krizi de vuku buldu.

 

1.2 Rusya’nın Libya’daki Rolü

Uzun süredir Libya’da devam eden iç savaş, söz konusu Rus dış politikası amaçlarının hayata geçirilmesi için uygun bir ortam oluşturdu. Aynı zamanda, ABD’nin doğrudan müdahil olmamayı tercih ederek BAE ve Suudi Arabistan gibi unsurlar üzerinden dolaylı yollardan müdahalelerde bulunduğu ve Avrupa Birliği’nin (AB) ortak bir pozisyon geliştiremediği bir ortamda Moskova daha rahat hareket edebilmektedir. Diğer taraftan, Libya krizinde Rusya karşısında net bir pozisyona sahip tek güç Türkiye’dir. Ancak son yıllarda Türkiye ile Rusya, özellikle Suriye meselesinde farklı cephelerde yer aldıklarına bakmaksızın, aralarında yürüttükleri müzakereler sonucunda ortak hareket etmeyi öğrenmiştir. Nitekim 13 Ocak 2020 tarihinde Moskova’da Hafter ile Serrac arasında bir ateşkes görüşmesini düzenleyen Rusya ve Türkiye, aslında Libya krizinde de ortak hareket etmeye hazır olduklarını göstermişlerdir. Batılılar 1970’lerde SSCB’de askeri eğitim alan ve Rusça bilen Hafter’e Moskova’nın siyasi destek vermekle kalmayıp aynı zamanda Libya Ulusal Ordusu’na silah ve asker yollayarak Doğu Akdeniz’deki dengeleri değiştirmeye çalıştığını düşünüyor. Buna göre; Rusya’nın söz konusu hedefine ulaşması durumunda, Doğu Akdeniz’de enerji sektörü de dâhil olmak üzere, bölgenin mevcut güvenlik yapısını tamamen altüst edecek bir “Rus çemberi” ortaya çıkacaktır.[5]

Rusya’nın, Hafter’in Libya’daki varlığı desteklediği paramiliter gruplar ve Hafter’e sattığı silahlar ile kanıtlanabilir. Rusya, Suriye Krizinde ve Libya Krizinde uyguladığı “Paralel Diplomasi’’yi[6] bu konularda başarılı bir şekilde uygulamaktadır. Rusya, Orta Doğu’daki bu krizlerde birçok aktörün rol aldığını görmüş ve çıkarları için Müslüman radikal örgütleri kullanmaya başlamıştır.[7] Bu örgütleri kullanmakta da en önemli yardımcısı Rusya’nın Özerk Çeçenistan Cumhuriyeti’nin Başkanı Ramazan Kadirov’dur. Paramiliter grup olan ve özel güvenlik şirketi olan Wagner ile ilişkilerini reddeden Rusya, aslında perde arkasından Wagner’e destek vermekte ve Libya’da dolaylı yoldan söz sahibi olmaktadır.[8]

Rusya, Muammer Kaddafi döneminde yaptığı yüksek ölçekli yatırımlarını Libya’da korumak istemektedir. Bundan dolayı Libya’da etkin bir rol oynamak istemektedir. 2014 yılında Kırım’ın ilhakı ile başlayan Rus genişlemesi, 2015 yılındaki Suriye Krizine yön vermesiyle devam etmesi ile son bulmadığını belirtmek isteyen Rusya, Libya’da da söz sahibi olmak istemektedir. Rusya, Suriye Krizi ile Akdeniz’de yerini almış ve Doğu Akdeniz’de önemli bir aktör hâline gelmiştir. Libya gibi Doğu Akdeniz’de stratejik bir konumda olan ülke, Rusya Dış Politikası için büyük ölçüde önem arz etmektedir.  Rusya, Doğu Akdeniz’deki enerji koridorunda söz sahibi olmak istemekte ve buna göre hareket etmektedir. Rusya’nın bu bölgedeki faaliyetleri sadece ekonomik odaklı da değildir. Libya Krizinden dolayı Avrupa’ya başlayan göç akımından dolayı Rusya, AB’nin Moskova ile müzakere masasına oturmasını hedeflemektedir. Bilindiği üzere AB, Kırım olayından dolayı Rusya’ya yaptırım uygulamaktadır ve Rusya bu Libya Krizini lehine çevirip müzakere masasına oturmak istemektedir. Özetle Rusya, Libya üzerinden güvenliğini, ekonomisini ve gücünü koruyarak Doğu Akdeniz bölgesinde kilit rol oynamak istemektedir.[9]

 

2. Libya Krizi Ekseninde Türkiye-Rusya İlişkileri

Türkiye ve Rusya’nın Libya ve özellikle Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının çakışması tahmin edilebilen bir durumdur. Yüzyıllardır Rusya’nın “Sıcak Denizlere İnme’’ politikası amacıyla Türklerle savaşması bu durumun kanıtı niteliğindedir. Rusya, Akdeniz’e Suriye üzerinden inmiş ve bölgedeki rolünü sağlamlaştırmak için bölge ülkeleri ile kolektif hareket etmek için ilişkiler geliştirmektedir. Doğu Akdeniz Havzasına yakın olan ve kilit rol oynayan Türkiye ile Rusya’nın ortak hareket etmemesinin en önemli nedenlerinden birisi, Türkiye’nin NATO üyesi olmasından dolayı Rusya tarafından güvenilmeyen müttefik olarak karşılanmasıdır. Rusya, aynı zamanda Yunanistan ve GKRY gibi dindaş olan ülkelerle de pek ortak hareket etmemektedir. Çünkü bu ülkeler hem AB üyesi hem de NATO üyesidir. Rusya, bölgede genellikle ortada kalmış, aktör dışı sayılan ve büyük devletlerin gözden çıkardığı ülkeler ile yakınlaşıp kendi varlığını bölgede kabul ettirmek istemektedir. Çin’in Afrika’ya uyguladığı politika gibi Rusya da Doğu Akdeniz havzasındaki ülkelere bu politikayı uygulamaktadır. Suriye’de rejimin devrilmesini önleyen Rusya, aynı zamanda diğer Arap ülkeleri ile de ilişkilerini yakın tutmak istemektedir. Nitekim bu ilişkilerin temelinde de bu Arap ülkelerinin iç siyasi yapısında Arap sosyalizmi temelli partilerin olması ve bu ülkelerin SSCB zamanında yakın ilişkiler sergilemiş olması yatmaktadır. Rusya bundan dolayı Libya’da “Düşmanımın düşmanı dostumdur’’ ilkesi üzerinde hareket ederek AB (Bazı ülkeler hariç) ve NATO (Bazı ülkeler hariç) karşıtı olan Hafter’e destek vermektedir.

Türkiye, asırlardır Rusya ile anlaşamadığı sıcak denizler konusunu bu dönemde de yaşamaktadır. Doğu Akdeniz Havzası, Türkiye için yüksek derecede önem teşkil etmektedir.[10] Kuzeyden Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi, Güney’de Rusya’nın Suriye üzerinden sıcak denizlere inmesi ile kuşatılan Türkiye, büyük güçlerin müdahale ettiği ve Arap Baharı yaşayan ülkelerle ilişki kurarak kendi lehinde siyasi çözümler üretmek için hareket etmektedir. Türkiye’yi Libya konusunda destekleyen diğer Kuzey Afrika ülkeleri -Tunus, Fas ve Cezayir gibi ülkeler- de Akdeniz için önem arz etmektedir. Türkiye’nin Libya’daki iç savaşa müdahalesi ile diğer Kuzey Afrika ülkelerinin desteğini almış ve Türkiye; Mısır, Yunanistan ve GKRY üçgenindeki enerji koridoru projesini engellemek için bu bölge ekseninde hareket etmiştir. Libya, Türkiye’nin Yumuşak Gücünün geliştiğinin en önemli kanıtıdır. Türkiye, Yumuşak Gücünü kullanarak bölgede dengeleri değiştirebilme kabiliyetine ulaşması ile kendi lehinde siyasi çözümlere ulaşmanın yolunu açmıştır.

Rusya’nın Libya’da Wagner paramiliter örgütüne destek vermesi, Türkiye’nin de Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) silah ve asker göndermesi ile birlikte iki ülke tıpkı Suriye’de olduğu gibi karşı karşıya gelmiştir. Şubat 2020’de İdlib krizinden sonra iki ülke bu sefer Libya’da karşı karşıya gelerek iki ülkenin ilişkileri gerginleşmiştir. Türkiye, tıpkı geçmişte uyguladığı çok yönlü politika gibi Libya konusunda da NATO ile yakınlaşarak siyasi çözüm elde etmek istemektedir. ABD, Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) doğrudan desteklemese de dolaylı yoldan desteklemekte ve Türkiye’nin Libya politikasını onaylamaktadır. ABD, bu politikası ile Rusya-Türkiye ilişkilerini sekteye uğratmak istemektedir. ABD, son zamanlarda uyguladığı politikalar ile bölgede müttefik kaybetmiş ve en önemli müttefiki olan Türkiye ile uzaklaşmıştır. Libya krizi üzerinden ABD-Türkiye ilişkileri yeniden düzleme oturmuştur. Fakat Libya Krizi yüzünden Suriye’de birlikte işler yapan Türkiye-Rusya ilişkileri gerginleşmiş ve nötr hâle gelmiştir. Türkiye ve Rusya ilk başlarda Libya konusunda anlaşma masasına otursa da bu masadan sonuç alınamamış ve çatışmalar devam etmiştir. Son dönemlerde ABD İHA’ları ve uyduları tarafından Hafter   havaalanlarında çekilen Rus savaş uçakları ülkedeki operasyonların seyrini değiştirmiştir. Rusya’nın re’sen Hafter’i desteklediği ortaya çıkmıştır ve son zamanlarda kan kaybeden Hafter, bu desteklerle kendini toparlamıştır. Türkiye’nin meşru hükümete verdiği destek ile siyasi çözüme yaklaşılsa da Rusya’nın bu hamlesi siyasi çözüme ulaşma yolunu sekteye uğratmıştır.

 

Sonuç

    Türkiye ve Rusya ilişkileri esasen farklı dönemlerde farklı eksenlere göre değişiklik göstermiştir. Rusya ve Türkiye ilişkileri çoğunlukla bölgesel ilişkiler içinde gelişmiş ve bölgesel ilişkiler içinde yeni diplomasiler vuku bulmuştur. Yüzyıllardır komşu olan iki ülkenin temasları uzun süreye dayansa da son 80 yılda olan diplomasiler daha çok önem arz etmektedir. Soğuk Savaş yıllarında Sovyetlerin yayılmacı tavrı ve güvenliği tehdit edecek hareketleri yüzünden Batı Bloğunda yer alan Türkiye, belirli bir zamandan sonra çok yönlü politika izlemiş, Batı Bloğunda olmasına rağmen Rusya’ya sırt çevirmemiştir. Türkiye, Soğuk Savaş yıllarının getirdiği çift kutuplu dünya sisteminde iki kutup arasında zaman zaman kendi çıkarları doğrultusunda ilişkiler geliştirmiştir. Kıbrıs Barış Hârekatı, ABD Ambargosu, Küba Krizi, Johnson Mektubu gibi olaylar Türkiye’nin Rusya ile de ilişkiler geliştirmesine yol açmıştır. Türkiye, bölgesel ilişkilerinde daha çok Batı Bloğu zihniyetinde hareket ederken, doğu ile bağlarını koparmamıştır ve bu çok yönlü politika günümüzde de devam etmektedir. Bu çok yönlü politikanın en bariz örneği de Suriye Krizidir. Türkiye, Suriye Krizi esnasında ilk olarak ABD ile ortak hareket etmek istemiş, fakat artan terör faaliyetlerinden dolayı farklı ülkeler ile müzakere ederek kendi çıkarlarını korumak istemiştir. Bu ülkelerden birisi de Rusya’dır.[11] Nitekim aynı şekilde Türkiye 2015 yılında Rusya Uçak Krizinden dolayı tekrar ABD yanlısı politika izlemiş ve bölgede çıkarlarını, güvenliğini korumak istemiştir. Türkiye, 2020 Şubat ayına kadar Suriye’de Rusya ile birlikte hareket etmiştir. Bu kolektiflik ABD’nin tepkisini çekmiştir ve Türkiye, Barış Pınarı Harekâtından önce ABD ile ortak devriyeler düzenlemiş ve Suriye ekseninde yeni bir ABD-Türkiye ilişkileri için zemin hazırlamıştır. Fakat, bu devriyeler sonuç vermemiş ve Türkiye Barış Pınarı Harekatını düzenleyerek ABD ile birlikte hareket etmeyeceğini belirtmiştir.

Rusya ile imzalanan Soçi Muhtırası ile Türkiye, Suriye’de Rusya ile kolektifliğini belgelemiştir. 2020 Şubat Ayına geldiğimizde ise İdlib’de rejim askerleri tarafından Türk askerlerine yapılan saldırıda Rusya’nın destek verdiği bahsedilse de Rusya bunu yalanlamıştır. İdlib olayından sonra Türkiye tekrar Rusya ile ilişkilerini belirli noktada tutmuş, NATO ile ortak hareket etmek istemiştir. Türkiye kendi güvenliği ve istekleri doğrultusunda hareket ederken tek bir kutba ya da devlete bağlı kalmamıştır. Türkiye, çok yönlü politikalar ile hedefine ulaşmaya çalışmıştır. Suriye’de olduğu gibi Türkiye, Rusya ile Libya konusunda ilk başta ortak hareket etmek istemiştir.  Fakat Suriye Ekseninde alınan kötü sonuçlar ile iki ülke Libya ekseninde de karşı karşıya gelmiş ve Türkiye yine batıya yönünü çevirmiş, çok yönlü politikasını uygulamıştır.

Türkiye’nin kendi güvenliği için Libya’da siyasi çözüme yönelik çalışması Rusya tarafından desteklenmemektedir. Hatta İdlib krizi yaşanmadan önce Türkiye, Libya’ya silah ve mühimmat gönderince Rusya tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Bunun üzerine İdlib Krizinin yaşanması, Libya’da Wagner’in desteklenmesi, Hafter’e Rus savaş uçakları ile destek verilmesi iki ülkenin ilişkilerini gerginleştirmiştir. Türkiye’nin Libya üzerindeki avantajları, birçok devletlerarası organizasyonun destek vermesi ve Libya Krizi üzerindeki kararlı politikalarıdır. Rusya, Libya Krizini ilk başta önemsememesi ve kararlı politika izlememesi sonucunda bu durumdan dezavantajlı şekilde yara alabilir. Rusya, kaybetmek üzere olan Hafter’e uçak gönderince Hafter karşıtı Arap devletlerinin tepkisinin çekmiş ve Rusya’nın bölgedeki rolü sorgulanmaya başlanmıştır. Libya Krizinden kendi lehine sonuç çıkarmak için politika üreten Rusya, bölgedeki diğer müttefiklerinden de uzaklaşma sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır.

 

 


Kaynakça

Balcı, Ali, Türkiye Dış Politikası, Alfa Yayınları, İstanbul, 2017

Boniface, Pascal, Jeopolitik, Erdem Yayınları, İstanbul, 2018

Davutoğlu, Ahmet, Stratejik Derinlik, Küre Yayınevi, İstanbul, 2016

Kissenger, Henry, Dünya Düzeni, Boyner Yayınları, İstanbul, 2014

DHA Kaynaklı Haber, ‘‘Türkiye’den Macron’a Libya tepkisi: ‘Tanımlaması ancak akıl tutulmasıyla izah edilebilir’ ’’, BBC Türkçe, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53145756 (Haber tarihi: 23.06.2020), E.T 27.06.2020

Kollektif, Current Issues in International Relations, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2019

Marshall, Tim, Coğrafya Mahkumları, Epsilon Yayınevi, İstanbul, 2018

Mokhmad Akhiyadov, ‘’Rusya’nın Libya Politikası’’, AA Haber, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/gorus-rusya-nin-libya-politikasi/1794069 (Haber tarihi: 06.04.2020), E.T 12.06.2020

 

Dipnotlar

[1] Tim Marshall, Coğrafya Mahkumları, Epsilon Yayınevi, İstanbul, 2018, s. 190.

[2] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınevi, İstanbul, 2016, s. 169-179.

[3] Kollektif, Current Issues in International Relations, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2019,  s. 217-265.

[4] DHA Kaynaklı Haber, ‘‘Türkiye’den Macron’a Libya tepkisi: ‘Tanımlaması ancak akıl tutulmasıyla izah edilebilir’ ’’, BBC Türkçe, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53145756 (Haber tarihi: 23.06.2020), E.T 27.06.2020.

[5] Mokhmad Akhiyadov, ‘‘Rusya’nın Libya Politikası’ ’ ,AA Haber, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/gorus-rusya-nin-libya-politikasi/1794069 (Haber tarihi: 06.04.2020), E.T 12.06.2020.

[6] A.g.e.

[7] Henry Kissenger, Dünya Düzeni, Boyner Yayınları, İstanbul, 2014, s. 138-145.

[8] Pascal Boniface, Jeopolitik, Erdem Yayınları, İstanbul, 2018, s. 147-148.

[9] A.g.e.,Tim Marshall, s. 19-45.

[10] A.g.e., Ahmet Davutoğlu, s. 169-179.

[11] Balcı, Ali, Türkiye Dış Politikası, Alfa Yayınları, İstanbul, 2017,  s. 356-358