Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Lasar Segall
Kaynak: Frankfurter Allgemeine Zeitung

Lasar Segall: Oysa Gelecek Onun Gücüne Sahip Değildi

Ressam Lasar Segall, iki dünya savaşı arası dönemde modernitenin yıldızıydı. Günümüzde, vatanı Brezilya dışında sanat camiasında neredeyse unutulmuş durumda.

Sanat piyasası her zaman yeni bir şey için istekliydi. 1910 yılı civarında zihinleri uyandıran ve ilk koleksiyonerleri heyecanlandıran şey dışavurumculuktu. Birkaç yıl sonra, Kübizm ve artık kullanılmayan Afrika heykel repertuarına olan hayranlık bunu izledi. 1920’de koleksiyonerler, satıcılar ve yayıncılar, Doğu Avrupa Yahudilerinin kendilerine özgü melankolik imgelerini keşfettiler. 1913’te, Birinci Dünya Savaşı’nın arifesinde, Herwarth Walden, Alman halkına Marc Chagall’ın tuhaf, masalsı çalışmalarını “Der Sturm” galerisi tarafından düzenlenen “İlk Alman Sonbahar Salonu’nda” tanıtmıştı; ancak savaştan sonra koleksiyoncuları, galeri sahiplerini ve eleştirmenleri büyüleyen kişi bugün nerdeyse tamamen unutulmuş olan Yahudi ressam Lasar Segall’dir.

Walden’ın 1913’te Guillaume Apollinaire’in aracılığıyla Paris’te tanıştığı Chagall’ın aksine Segall, Almanya’da çok iyi bağlantılara sahipti: 1891’de o zamanlar Rusya’nın bir parçası olan Vilnius’da doğdu, Segall, Kraliyet Sanat Akademisi’nde öğrenim görmek için on beş yaşında Berlin’e geldi. 1910’da Dresden’e taşındı ve burada yerel sanat akademisinde çalışmalarına devam etti. Empresyonist ressam Gotthardt Kühl’ün yüksek lisans öğrencisi oldu. Brezilya’daki kız kardeşi de dahil olmak üzere, Vilnius’taki eski evine ve Picasso’nun çalışmalarıyla ilgilendiği Paris’e yaptığı geziler, sonuç olarak Segall’in kendi benzersiz stilini ortaya çıkardı: Öğrendiği akademik resim stilini, yüzeylerin kübist yapısıyla ve vatanı Doğu Avrupa’daki Yahudi yaşamının görsel dünyası ile birleştirdi.

Segall, akademik gelenekle ilgili bozulmayı ima etmek için Berlin’deki Kasım grubuna veya Düsseldorf’taki “Genç Rhineland” sanatçılarına paralel olarak Ocak 1919’da Otto Dix, Conrad Felixmüller, Hugo Zehder, Constantin von Mitschke-Collande ve diğer Dresdner Sezession* “1919 Grubu” ile güçlerini birleştirdi. Genç avangart için ilk sergi, 1907’de “Brücke” sanatçılarını sunan, 1913’te Dresden’de fütürizmi[1] tanıtan ve Ocak 1914’te Picasso ve Afrika heykellerinin ikili sergisini sunan Dresden galerisi Emil Richter tarafından düzenlendi. Sanat dergisi “Der Cicerone” sanatçıların eserleriyle ilk karşılaşması hakkında “Bu serginin etkisi çok büyük.” demişti. İkinci durak olarak, Dresden ayrılıkçılarına 1919 yazında Berlin’deki Özgür Ayrılık’ta çalışmalarını özel bir sergi olarak gösterme fırsatı verildi.

Lasar Segall’in kübik parçalanma ve melankolik resim anlatımının kendine özgü sentezindeki en son çalışmaları, Dresden ve Berlin’de özellikle dikkat çekti. Belli ki zamanın seyrini etkiliyorlardı. Sanat eleştirmenleri Will Grohmann, Theodor Däubler ve Rosa Schapire uzun metrajlı sayfalarda övgüler yağdırdı: “Avrupa sanatında Rusya’dan üç güçlü yenilikçi doğdu: Kandinsky, Chagall ve Segall” ve “Yine Doğu bize harika bir yeni yaratıcı verdi.” Lasar Segall’de her şey, Kandinsky’nin inceliğinden, Chagall’ın dünyevi yerçekimi ve fantezisinden, Dostoyevski’nin melankolik ve mistik notalara sahip eserlerinde en saf ressam etkisini bulur. Max Liebermann, aynı yıl Segall’e; Özgür Ayrılık’a giriş teklif etti ve bir Bauhaus[2] ustası olarak adlandırılan sanatçı, Lyonel Feininger, coşkuyla şunları yazdı: “Çalışmalarınız bende çok derin bir duygusal etki bıraktı. Genç gücünüz ve gelenekten bağımsızlığınız sayesinde, ancak bin dövüşten sonra (ve sonra tamamen farklı bir şekilde) elde edebileceğim dolaysızlığa ulaşırsınız. Gelecek senin gücüne sahip!”

Segall’in seçkin resimleri, ilk sergilerinin yapıldığı yıllarda bile alıcı buldu: Dresdenli doktor Margarete Stegmann, 1918 yılında “Kaddisch-Das Totengebet” tablosunu aldı. Düsseldorflu doktor ve sanat koleksiyoncusu Hans Koch, 1919 yılında “Zwei Köpfe”’yi satın aldı. Paul Ferdinand Schmidt, Dresden Şehir Müzesi için yine 1919 yılında “Die Ewigen Wanderer” ve Chemnitz Sanat Kulübesi* için Friedrich Schreiber-Weigand ise 1917/18 civarında oluşturulan “Im Atelier”’yi satın aldı.

Bildiğim En Güzel Şey

Folkwang Müzesi’nin sahibi Karl Ernst Osthaus ise Segall’e 1920 baharında Hagen’de sergilenen ve Will Grohmann tarafından açılan kişisel bir sergi teklif etti: “Müze bildiğim en güzel şey ve zemin katta geçici sergiler için geniş bir oda var.” Grohmann, Hagenli sanatçıya “Orada takılırsınız” demişti. Rosa Schapire, 1910’ların sonundan itibaren Şehir Müzesi Essen’e taşınan “Alman Güzel Sanatını Teşvik Eden Kadınlar Derneği” için bu sergiden “Liebenden” tablosunu aldı; Karl Ernst Osthaus ise, koleksiyonu için 1920’li yıllarda “Witwe” tablosunu satın aldı. Yılın sonunda Segall’in dört resmi Almanya’daki kamu koleksiyonlarında yerini almış ve daha Marc Chagall’ın çalışmaları Alman müzelerine girmeden önce Yahudi avangart[3] sanatının imajını şekillendirmişti.

Dresden’de, Emil Richter ve Ernst Arnhold galerileri ile ressam Hugo Erfurth, sanatçının çalışmalarını sergiledi. Dresden’de bulunduğu süre boyunca Otto Dix ve dansçı Mary Wigman ve Valeska Gert’in portrelerini çizdi. Wigman, öğrencisi Gret Palucca’ya hatırladığı kadar en çılgın dansları öğretti. Segall’in grafik portföyleri “Erinnerungen an Wilna” ve “The Gentle (Dostoyevski’yi takriben)”, Dresden’de yayınlandı. Hanover’de von Garvens galerisi çalışmalarını Rus sanatı bağlamında sergiledi ve taş baskı portföyü “Bübü von Montparnasse” yayınladı.

Bugün, birkaç grafik sayfasının yanı sıra Segall’in diğer eserleri de Avrupa’daki müzelerden kayboldu: Sanatçı, 1923 gibi erken bir yılda Avrupa’dan ayrıldı ve Brezilya’ya göç etti. Neden mi? Yeni vatanından Grohmann’a “Çok uzun süre tek bir yerde yaşadığım için; tamamen katılaşmamak için etrafta dolaşmak zorunda kaldım.” diye yazdı. “Yeni bir ülkeye seyahat önemliydi. Her yeni yer gözlerimi daha fazla açtı.”

Tropikal renklere ve çalışmalarında daha güçlü bir popüler karaktere yönelmesiyle, çalışmaları yeni dönütler aldı. 1926, 1928 ve son olarak 1938’de Paris’teki “Uluslararası Bağımsız Sanatçılar Kongresi”’nde Brezilya’yı temsil etmek için Avrupa’ya döndü. Bu noktada Naziler onun resimlerini Alman müzelerinden tamamen kaldırmışlardı.

Segall, bugün Brezilya’da ulusal bir sanatçı olarak saygı görüyor ve São Paulo’daki Lasar Segall Müzesi, sanatçının yaşamı ve işinin bir hatırlatıcısı olsa da Almanya’da büyük ölçüde unutulmuş durumda. Segall’in Dresden’deki zamanına ait öncü resimlerinin büyük bir kısmı günümüzde kayboldu. 1919’da “Dejenere Sanat” sergisinde gösterilen Dresden Şehir Müzesi için 1937’de satın alınan “Die Ewigen Wanderer” tablosu şimdi São Paulo’daki Segall Müzesi’nin bir parçası; Essen’deki müzenin “Liebenden” tablosu ise bir Amerikan’ın özel mülkiyetindedir. 1924 gibi erken bir tarihte Segall, Will Grohmann’a Almanya’da yaptığı ve kendisiyle birlikte götürebildiği birkaç resim hakkında yazmıştı: “Tüm resimlerimi evimin duvarına astım ve bu küçük bir müzeye benziyor: Yabancı topraklarda bir Avrupa köşesi.”

Son birkaç on yılda piyasaya çıkan “1919 Grubu” dönemine ait birkaç çalışmadan biri, Düsseldorf galerisi Remmert ve Barth’ın 2003 yılında yeniden keşif olarak kutladığı Hans Koch koleksiyonundan “Zwei Köpfe” tablosudur. 2007’de Londra’daki Christie’s’de 350 £’a düşürüldü.

Yazar: Rainer Stamm

Kaynak: F.A.Z.


Dipnotlar

[1] 20. yüzyılda İtalyan şair Filippo Tomasso Marinetti tarafından başlatılan bir sanat akımıdır.

[2] 20. yüzyılda mimari, tasarım, sanat alanlarında yeni akımlar yaratmış bir okuldur. Kurulduğu zaman dünyanın en seçkin ve çağdaş mimarlarını ve sanatçılarını bir araya getirerek yalnızca bir eğitim kurumu yaratmamış, aynı zamanda bir üretim merkezi ve tüm bunların konuşulup tartışıldığı bir yer haline gelmiştir. Günümüzde iki şehirde eğitime devam edilmektedir: Berlin ve Münih.

[3] Fransızca askeri bir terim olan “avant-garde” (öncü birlik) sözcüğünden gelir. Gerek Fransızcada gerek diğer dillerde kültür, sanat ve politika ile bağlantılı olarak “yenilikçi” kişiler veya “deneysel” işler anlamına gelir.