Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Irk
Kaynak: El Mahatta

Kwame Nkrumah’ın Kaleminden Irk ve Statüye Dair

Her tarihi olayın kendine ait dinamikleri gelişmektedir. Afrika’da sosyal statü ve ırk arasındaki yakın ilişkiler kapitalist bir sömürgeyle beraber gelişmiştir. Böylece statü, kölelik (efendi- hizmetçi ilişkisi) ve ucuz iş gücü bu sömürgeciliğin temelini oluşturuyordu. Güney Afrika ise Afrikalıların hem ten rengi hem de toplumsal statü yönünden çoklu sömürgecilik tecrübesini yaşadığı klasik bir boyutu temsil ediyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Karayip Adaları’nda, Latin Amerika’da ve dünyanın geriye kalan üretim güçlerinin gelişimi durumunda ırk ayrımcılığının gün yüzüne çıktığı her bölgesinde benzer olaylar yaşanmaktaydı. Ten rengindeki farklılıkların önemi bu bölgelerde sıklıkla görülmekteydi. Başka bir deyişle toplumsal statü, ten renginin siyahlık derecesine göre ölçülüyordu.

Etnik-sosyal yapının ekonomik ve kapitalist gelişimden ayrılması, bu yapı kolonicilik koşullarında kalıcı olmadığı için söz konusu değildir. Çünkü ırk sorunu, sömürgecilikle doğrudan bağlantılıdır. Etnik-kapitalist yapıya sahip otoritede, kapitalist sömürgecilik ve etnik baskı kalıcıdır. Sömürgeciliğin kaldırılması, baskının kaldırılması anlamına gelir.

Günümüz dünyasında etnik çatışma, statü çatışmasının bir parçası haline gelmiştir. Başka bir deyişle her nerede etnik bir sorun varsa, direkt olarak statü çatışmasına bağlanır.

Afrika’da ve dünyanın diğer bölgelerinde sanayileşmenin etkileri burjuvazi ve proleter sınıfların gelişiminin bilinçli ve aynı zamanda siyasi anlamda güçlenmesine sebep olmuştur.  Krallık ve siyasi otoritenin burjuvazi tarafından elde edilmesi ve Afrikalıların işçi sınıfı, sosyalist, milliyetçi yönde beklentilerindeki artış, her bir tarafın gerçekleştirmeyi arzuladığı farklı hedeflere rağmen etnik-sosyal yapının köklerine sıkıca tutunmaktadır. Burjuvazi ise proleterya -sömürülen sınıf- sosyalizme ulaşmaya çalışırken kapitalizmin gelişimine ön ayak olmaktadır.

Burjuvazi, sosyal statü ve ten renginin etnik ilişkilerin temeli olarak kabul edildiği Güney Afrika toplumunun beşte birini oluşturmaktadır. Birleşik Krallık ve ayrıcalıklı konumlarını korumak üzere yaptıkları Boer Savaşı’yla beraber toplumun geriye kalan beşte dördünü “Siyahlar”, “Renkliler” ve “Hintliler” olarak ayırdılar. Renkliler ve Hintliler, artarak direnişçi ve çekişmeci çoğunluğu oluşturan siyahlardan beyaz azınlığı koruyabilmek için bir set görevi gören azınlıklardı. Afrika’daki diğer yerleşim bölgelerinde ise benzer etnik-sosyal çatışmalara girilmektedir.

Halkın sosyalist ve direnişçi hareketi olmadan etnik bir toplum oluşamaz. Böyle bir toplum yönetici azınlık sınıfın bahşettiği bir armağandan ibarettir. Çünkü etnik ilişkileri, köklerinin tutunduğu kapitalist sınıftan ayırmak imkansızdır.

Güney Afrika tekrar bu durumda örnek bir yapıyı temsil etmektedir. Hollanda’nın Afrika’ya yerleşmesinin ilk yıllarında beyazlar ve siyahlar arasında mevcut bir ayrıcalık yoktu. Ancak sadece Hristiyanlar ve Paganlar arasında bulunmaktaydı. Efendi-hizmetçi ilişkisi kapitalizmin nüfuz etmesi ve onu takip eden ırkçılıkla beraber ten rengine ön yargıyla yaklaşma ve ırk ayrımıyla görülmeye başladı. Irk ayrımı, etnik siyasetler ve sistemler arasındaki en adaletsiz ve toleranssız sistemdir. Beyaz kapitalist burjuvazi toplumu tarafından kaynaklanan bir ayrımdır. Güney Afrika toplumunun yüzde sekseni beyaz değildir ama oy kullanma hakları yoktur ve siyasi hukuktan mahrum bırakılmıştır.

Kölelik ve efendi-hizmetçi ilişkisi, ırkçılığın sonucundan çok nedenini oluşturmaktadır. Ve bu konum sınırlayıcı bir hal almış olup Güney Afrika’da altın ve elmas bulup çıkarma işlemlerini ve madenlerde Afrikalı ucuz işçi gücü kullanımını arttırmıştır. Zaman geçtikçe sömürgeciliği ve despotluğu haklı çıkarmak zorunlu bir durum olduğundan dolayı etnik küçümseyici hurafeler ortaya atılmıştır.

Yeni sömürgecilik çağında “geride kalma” durumu sömürüye değil, küçümsemeye dayandırılmaktadır.

Ve artık ırkçılığın sessiz nağmeleri sınıf çatışmalarının damarlarında gezinmektedir.

Yazar: Muhammed Valid Kureyş

Kaynak: El Mahatta