Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Kuzey Kore’nin Nükleer Tarihi (Kore Savaşı Yazı Dizisinin 3. Yazısı)

Kuzey Kore’nin Nükleer Tarihi (Kore Savaşı Yazı Dizisinin 3. Yazısı)

Yazan: Yaren HANCI

GİRİŞ

İlk kullanıldığı zaman olan İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana pek çok kez dünya gündemine
sıcak zamanlar yaşatan nükleer silah tehdidi konusu gittikçe sıklaşan bir şekilde önümüze gelmeye
devam etmektedir. Dünya bu tehdidin ne kadar büyük boyutta olabileceğini İkinci Dünya Savaşı'na
son veren Hiroşima ve Nagazaki olaylarında görmüş vaziyettedir. Günümüzde adını duyduğumuz bu
tehdit, bölgesel olmaktan çok küresel bir niteliktedir ve bu nedenle bütün dünyanın kulak kabartması
gereken bir olay olarak karşımıza çıkmaktadır. Son bir kaç aydır gündemimize en sıcak şekilde servis
edilmeye devam eden Kuzey Kore – ABD gerginliği de nükleer silahlanmaya dayanmaktadır. Kore
Yarımadası’ndaki gelişmeleri yazı dizimin ilk ikisinde sizlere aktarmaya çalıştım. Dizinin üçüncü
yazısındaysa Kuzey Kore’nin nükleer silahlanma tarihini ve bunun yanında gelişen olayları anlatmayı
amaçlıyorum.

1.KUZEY KORE NEDEN BİR NÜKLEER GÜÇ OLMALIYDI?

 

Kore Savaşı nihayetinde yarımadada kurulmuş olan Kore Devletleri, SSCB ve ABD yanlısı iki görüşü benimseyerek varlıklarını devam ettirme yolunda gitmişlerdir. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, diğer bir adıyla Kuzey Kore, Sovyet etkisiyle kendi ekonomisini kurmuş ve dünyadan izole bir gelişim göstermiştir. Bu izole gelişimin yanında nükleer silah geliştirme çalışmaları zaman zaman bölgedeki gerilimin artmasına neden olup küresel bir etki yaratmaktadır. Kuzey Kore’nin ısrarla devam ettirdiği bu çalışmalarının nedenlerini anlayabilmek için İkinci Dünya Savaşı’na kadar gitmek gerekmektedir. Savaşın yanında kuruluş aşamasında oluşan düşünceler de bu çalışmaların devamlılığında büyük önem arz etmektedir.

Kuzey Kore, Yarımada’nın uzun Japon işgali yıllarında Japonlara karşı topraklarının savunurken uzun ve zorlu gerilla mücadeleleri vermiş olup bu mücadelelerde başarısız sonuçlar elde etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nda bu güçlü devletin o kadar ilerlemesinin ardında Amerikan atom bombalarının hedefinde yaşadığı büyük yıkım sonrası hemen teslim olmak zorunda kalması nükleer silaha gereksinim duyma düşüncesinin temellerindendir. Ayrıca Kore Savaşı’nın ardından ortaya çıkan gizli belgelerde Amerika’nın savaş sırasında Çin müdahalesini önlemek için atom bombası kullanma düşüncelerini içeren belgeler ortaya çıkmıştır. Bu da Kuzey Kore’nin kendini Amerika’ya karşı savunma ihtiyacı hissetmesine ve bunu da güçlü bir nükleer silah envanterine sahip olarak yapabileceği fikrine itmiştir. Soğuk Savaş sırasında yaşanan olaylar da bu fikirlerini tekrar onaylamasına neden olmuştur. Soğuk Savaş dönemi süresince nükleer silahlar hep barışın en büyük kaynağı olarak ele alınmışlardır. Bu silahların etkileyici gücü aslen caydırıcı etkisinden kaynaklanmaktadır. Aşırı silahlanmanın bir güvenlik paradoksuna neden olduğu bu dönemde karşımıza geldiği en keskin nokta olarak 1962 Küba Krizi çıkmaktadır. Sovyetler Birliği ve ABD arasında oldukça gergin zamanların yaşanmasına neden olan bu kriz neticesinde, Kuzey Kore’nin en büyük, en güvendiği ve en sıkı müttefiki olan Sovyetler Birliği kendi güvenliğini ön planda tutarak sıkı bir müttefiki olan Küba’dan füzelerini çekmiştir. Kuzey Kore bu geri adımı müttefikinin ABD ile anlaşma yoluna gitmesi nedeniyle ona olan güvenini kaybetmiş ve akabinde ABD’ye karşı nükleer silah gereksinimi daha da artmıştır.

 

 

Bu sebeplerin yanında Kuzey Kore’nin kendi iç ideolojisinin bir parçası olan Chuche düşüncesidir. Bu düşünceye göre modern Kore’nin bağımsız bir dış politikası olması, kendine yeten bir ekonomisinin olması ve kendine güvenen bir güvenlik potansiyeline sahip olmasını kapsamaktadır. Bu noktada Kuzey Kore bu amaçlara ulaşmada nükleer silah sahibi olmayı bir yol olarak değerlendirmiştir. Ayrıca Kuzey Kore, Savaş’tan sonra ve önce iki devlerin birleşememe nedenini yarımadanın güneyinde konuşlanmış bulunan ABD askeri kuvvetleri olarak görmektedir. Sadece Güney Kore’de olanları değil, Japonya’da ve bölgenin diğer kısımlarında mevcut bulunan Amerikan askeri güçlerini de kendi varlığına bir tehdit olarak algılamaktadır. Bu nedenle savunma sisteminin en önemli unsurları arasına nükleer silahlar da girmektedir. Kuzey Kore bu nükleer silahlanmayı zaman zaman Amerika karşısında anlaşmaların lehine sonuçlanması için bir koz olarak da kullanmaktadır.Farklı bir dış nedene daha değinmek gerekirse Kuzey Kore’nin bölgede bir bölgesel güç olmak istemesi bu nedenlerinden biri olarak gözümüze çarpar. Bu doğrultuda sık sık elindeki silahlarla bölgede bulunan ABD müttefiki bölgesel güçleri de tehdit etmektedir. Bahsedilen farklı bir sebep ise Güney Kore’yi dış müdahalenin gelemeyeceği kadar hızlı bir şekilde işgal edip iki Kore’nin birleşmesini sağlarken gelecek ABD müdahalesinin önüne geçebilme amacında ilerlediği de yorum olarak yapılabilir.Kendi iç politikasında da bu silahlar önemli bir yer arz etmektedirler. Kuzey Kore liderleri kendi diktatöryel yönetiminin devam edebilmesinin geleceğini ve halkın kendilerine olan inanç, güven ve bağlılığını bu silahların varlığıyla garanti haline alıp sürdürebileceklerine inanmaktadırlar. Bunun halkın nezdinde meşruiyetini sağlaması uluslararası toplumda da saygın bir yer edinmesini sağlayacaktır.

Ancak hepsinin yanında en önemli sebep sıklıkla dile getirildiği gibi hedefinde olduğunu bildiği ABD’ye karşı Kuzey Kore’nin kendi savunma sistemini yaratmaya çalışması, kendisine karşı bir nükleer veya askeri müdahaleyi önlemek için caydırıcı bir güce sahip olmak istemesidir. Küçük devlet psikolojisi ile hareket eden Kuzey Kore, büyük güçlere ve kabullenilmiş tek kutuplu düzene bu şekilde karşı koyma çabası içerisindedir.

1.2.KUZEY KORE NÜKLEER ÇALIŞMALARININ TARİHÇESİ

 

Kuzey Kore’nin ilk nükleer çalışmalarına başlaması 1950’li yıllara dayanmaktadır. Bu dönemde ilk başta Sovyetler Birliği olmak üzere ardından Çin de çalışmalara pek çok destek sağlamıştır. Sovyetler Birliği ile 1956 yılında yapılan bir anlaşmayla nükleer araştırma projelerine iş birliğine girişilmiştir. Bu doğrultuda Kuzey Koreli uzamanlar ve bilim insanları bilim teknoloji alanında daha donanımlı hale gelmek için SSCB’ye gönderilmişlerdir. 1956 yılında Kim İl Sung’un direktifleriyle Hamhung Askeri Akademisi kurulmuştur ve özellikle füze teknolojisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırması planlanmıştır. Bunların yanında yine Kim İl Sung Ulusal Üniversitesi’nde Nükleer Fizik Bölümü ve Kim Cha’ek Endüstri Koleji kurularak nükleer alanda geniş bilimsel birikim sağlanması amaçlanmıştır. Sovyetler Birliği’nde eğitim görmüş bilim insanları ve öğrencilerin çalışabilmesi için 1960 yılının ortalarında Pyongyang’ın yakınlarında bir bölge olan Yongbyon’da Kore Bilimler Akademisi gözetiminde bir tesis kurulmuştur. 1965 yılında yine Sovyetler Birliği’ne ait IRT-2M reaktörü bu tesise yerleştirilmiştir ve 1973 yılına kadar yakıtlar %10 oranında güçlendirilmiştir. 1974 yılında reaktörün modernize edilmesiyle birlikte reaktörün gücünün 8 MWe’ye çıkartılması ve yakıtın %80 oranında zenginleştirilmesi gibi gelişmeler kaydedilmiştir. Yine bu yıl içinde adını ‘’ikinci reaktör’’ koydukları 5MWe’lik bir başka reaktör yapımına da başlamışlardır. 1977 yılında Uluslararası Atom Enerji Kurumu ile yaptıkları anlaşma gereği Sovyet uzmanların gözcülüğünde ülkedeki bir reaktörün  denetlenmesini kabul etmişlerdir. Bu anlaşma henüz NPT’ye[1] üye  olmadan önce o tarihte geçerli olan denemeleri hangi usul ve esaslara göre yapılacağını tespit eden doküman olan INFCIR/66 temelinde işbirliği anlaşmasıdır. Kuzey Kore’nin nükleer silah programının başlangıcı asıl olarak 1980’li yıllara dayanmaktadır.[2] Bu yıllara gelindiğinde Kuzey Kore kendi tesisini kurma nükleer yakıt geliştirme konusunda yeterli teknolojik seviyeye ulaşmış ve uranyum zenginleştirme plütonyum ayrıştırma gibi işlemleri yerine getirecek tesisleri kurmada başarılı olmuştur. Nükleer silah geliştirmenin olmazsa olmaz gereksinimi yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyuma (HEU) ya da plütonyuma sahip olmaktır. Kuzey Kore 1984’te Yongbyon’daki Nükleer Fizik Enstitüsü’nde 50 MWt’lik bir güç reaktörü ve Teachon’da 200 MW gücünde bir reaktör kurma kararı gündeme gelmiştir.[3] 1985 yılında ABD resmi kaynakları, Pyongyang’ın Yongbyon’da gizli bir nükleer reaktörü olduğuna dair bir istihbarat olduğunu dünyaya duyurmuş, bunun üzerine oluşan uluslararası baskının ardından Kuzey Kore, aynı yıl içinde Nükleer Silahların Azaltılması Anlaşması (NPT)’ye katılmıştır. NPT’ye katılım belgesini 12 Aralık 1985’te Moskova’da sunmasının ardından 26 Aralık 1985’te SSCB Başbakanı Rizkov ve Kuzey Kore Başbakanı KangSong San tarafından imzalanan Çerçeve Anlaşma ile SSCB burada toplam kurulu gücü 1760 MWt olması planlanan dört adet VVER-440 tipi Basınçlı Su Reaktörü (PWR) kurmayı taahhüt etmiştir. NPT’ye taraf olan ülkelerin en geç 6 ay içinde tüm nükleer tesisleri hakkında kapsamlı bildirimde bulunması ve UAEA[4] ile INFCIRC/153 temel alınarak denetlemelerin hangi usul ve esaslara göre yapılacağına dair bir doküman imzalaması gerekmektedir. Kuzey Kore NPT’ye taraf olmasına rağmen bu doküman üzerinde uzun yıllar anlaşmaya varamamıştır. 1992’de SSCB’nin de dağılmasının etkisiyle INFCIRC/403 olarak bilinen dokümanı imzalamış ve Nisan ayında Kore Halk Meclisi de onaylamıştır. Kuzey Kore, 1980’lerin sonunda menzili 1000 km’yi bulan No-dong füze sistemlerini geliştirmiştir. Bu süreçte İran, Mısır, Libya, Suriye gibi devletlerin maddi destekleri ve kaçak yollardan ulaştırdıkları malzeme yardımlarıyla No-dong’dan daha uzun menzilli Taep-dong füzelerini geliştirmeye çalışmıştır. Ancak ilki Mayıs 1992’de olan ve art arda altı defa yapılan denetlemelerin sonunda Kuzey Kore’nin nükleer alandaki kazanımlarının askeri amaçlara dönüştürmeyi hedeflediği konusunda kesin bir doğrulayıcı görüşe sahip olunamamıştır.

Aslında 1990’lı yıllar Kuzey Kore için kriz niteliğinde yıllardır. Bunun nedeni ise Soğuk Savaşı sonlandıran olay olan SSCB’nin dağılması ve ardından diğer bir en büyük müttefiki olan eş zamanlı olarak ekonomik açıdan Batı’ya açılmasıdır. Bu gelişmelerden sonra kendisini daha da yalnız hisseden Kuzey Kore, tek seçenek olarak nükleer silahlanmayı ve dışa kapalı bir sistemi benimsemeyi kabul etti. Ancak karşımıza 1991 yılında gerçekleşen bir Kuzey – Güney yakınlaşması çıkmaktadır. İki ülkenin de aynı zamanda BM’ye kabul edilmesi bu dönemde gerçekleşmiştir. Güney ve Kuzey Kore, nükleer silahların test edilmesini, üretilmesini, temin edilmesini, depolanmasını, bulundurulmasını ve kullanılmasını yasaklayan ve uranyum zenginleştirme ile plütonyum ayrıştırma tesislerinin işletilmesini sınırlayan bir anlaşma imzalamıştır. Ancak bu kırılgan iyimser ortam UAEA’nın Kuzey Kore’nin anlaşma hükümlerine uymadığı ve bütün tesislerini bildirmediği ve nükleer faaliyetlerde bulunduğu ısrarları nedeniyle bozuldu. Kuzey Kore bu iddiaları reddetti ancak UAEA’nın şüphelendiği tesislere girmesine de izin vermeyeceğini açıklayıp 1993 yılında NPT’den çekilme talebini belirtmiştir. Bunun üzerine bir takım uğraşlar sonucu BM çatısı altında Cenevre’de ABD -Kuzey Kore ikili görüşmeleri yapılmaya başlanmıştır. Görüşmelerin sonucunda Çerçeve Anlaşması imzalanıp şu kararlar alınmıştır: İki taraf Kuzey’in nükleer tesislerinin yenilenmesinde işbirliği yapacak, politik ve ekonomik ilişkilerin normalleşmesi adımları atılacak, Kore Yarımadası’nın barış ve güvenliği için birlikte çalışılacak, uluslararası alanda nükleer silahların azaltılması ve rejimin güçlendirilmesi için ortak hareket edilecek. İki taraflı görüşmelere dönüşen bu süreçten Güney Kore rahatsızlık duymuş ve siyasi tansiyon yükselmiştir. Devreye giren eski ABD Başkanı Jimmy Carter, Kim İl Sung ile Haziran 1994’te üç gün süren bir zirve gerçekleştirdi. Görüşmeden sonra 8 Temmuz 1994’te Kim İl Sun öldü ve yerine oğlu Kim Jong İl geçti. Bu süreçte devam eden pazarlıklar sonucu 12 Ekim 1994’te Cenevre’de Güney Kore ile UAEA’nın katılımıyla Dörtlü Çerçeve Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma 1 Kasım 1994 itibariyle Kuzey Kore’nin tüm nükleer (silah) programını durdurmasını, bildirimi yapılmamış tesislerin UAEA denetimine açılmasını ve bunun karşılığında ABD’nin 2003 yılına kadar iki adet enerji üretimi amaçlı 1000 MWt Hafif Su Reaktörü (LWR) kurmayı kabul etmesiyle sonuçlanmıştır. Ancak bu süreçte de Kuzey Kore füze programı geliştirme çalışmalarına devam etmiştir. Bunun önemli nedenlerinden biri 17 Haziran 1994’te Japonya Başbakanı TsutomuHata’nın parlamentoda yaptığı konuşmada Japonya’nın çok gelişmiş nükleer gücü ile nükleer silah üretme kapasitesinin olduğu olarak yorumlanabilir. Ayrıca daha öncesinde ABD – Güney Kore – Japonya ortak tatbikatları Kuzey’in kendini tehlikede hissetmesine neden olup onu tedbir almaya itmiştir. 31 Ağustos 1998 yılında menzili 1380 km’yi bulan iki aşamalı Taepodong-1 füzesini başarıyla denemiştir. Bu füze Japon Denizi’ni aşıp Hokkaido Adası’nın doğusunda Pasifik’e düşmüştür. Bu deneme Kuzey Kore’nin artık isterse Japonya’nın istediği her noktasını ve bunun yanında Güney Kore’nin aşağı kısmında bulunan ABD üslerini de vurabilecek seviyeye geldiğini açığa çıkarmıştır. Bu gelişmelerle yapılan anlaşmanın esaslarına uyulmadığı da ortaya çıkmış olup ABD Kuzey’in gizli yeraltı tesislerinde nükleer silah üretme faaliyetlerini gerçekleştirdiğini iddia ederek UAEA’nın denetlemelerine izin verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Kuzey Kore’nin bunu reddetmesi, ABD ile olan ilişkilerin gerilmesine ve ileride 2002 yılında Başkan Bush tarafından Kuzey Kore’nin ‘’şer ekseni’’ devletler arasına alınmasına neden olmuştur. 1999’da açığa çıkan Taepodong-2 projesi ABD’deki endişelerin yeniden ortaya çıkmasına neden olmuştur. Pyongyang’ın Alaska ve Hawaii’yi içine alabilecek daha geniş menzilli bir füze denemesi yapabilmesi ve bu füzenin daha hafif modellerinin de Arizona ve Wisconsin eyaletlerini de içine alan batı kısmını vurabilecek güce erişebileceği tartışılmaya başlanmıştır. ABD bir tedbir olarak bölgeye TMD (The Theater MissileDefense) füze sistemini yerleştirmeyi, Kuzey’e yapmakta olduğu yardımları kesmeyi, uzlaşmaya teşvik için ekonomik yardımda bulunmayı düşünmüştür. Uzun müzakereler sonucu anlaşmaya varan taraflar 1999 yılında Berlin Anlaşmasıyla, Kuzey’in vaat edilenler karşısında nükleer çalışma programını askıya alma kararına bağlanmıştır. Ancak Kore her seferinde kendi nedenlerini ele alarak nükleer çalışmalarına geri dönmüştür. Kuzey Kore’nin bu dönemde faydalandığı farklı bir olay da 11 Eylül saldırıları olmuştur. ABD bu saldırılar sonrasında dikkatini Ortadoğu’ya yöneltmiş ve burada operasyonlara girişmiştir. Bu boşluğu kendisi açısından fırsat bilen Kuzey Kore, tesislerinde sürekli bulunan ajans denetçilerini ülkeden çıkartıp izleme aygıtlarını sökme kararı almıştır. Ardından gelen Irak müdahalesinin, Irak’ta mevcut olduğu iddia edilen silahlar nedeniyle yapılması Kuzey’e ABD müdahalesine karşı kendi koruyacak gücü nükleerde bulduğunu hatırlatmış olacak ki bundan sonra çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu çalışmaların son safhası plütonyum ayrıştırmaya dayalı nükleer programın yanında yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyuma (HEU) dayalı olan bir yola giriyor. ABD ile olan anlaşmasından dolayı plütonyum ayrıştırma tesislerinin sökülüp 8000 adet kadar tüketilmiş yakıt çubuğunun güvenli bir biçimde ülkeden çıkarılmasına veya saklanmasını kabul eden Kuzey Kore, zamanla Pakistan’ın katkılarıyla gaz santrifüj teknolojisi edinerek uranyum zenginleştirme çabası içerisine girdiğini ifade etmiştir.

 

11 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi kıtasında uğradığı terör saldırıları sonucunda tehdit öncelikleri değişmiş ve bu kapsamda Füze Savunma projesinin günümüze kadar geri planda bırakıldığı gözlemlenmiştir. Kuzey Koreli yöneticiler Bush Doktirini’ni kendilerine bir tehdit olarak algılamışlardır. Nitekim, Amerika Birleşik Devletleri devamlı olarak Kuzey Kore’nin gizli bir nükleer silah geliştirme programı olduğu iddiasında bulunmuş ve 29 Ocak 2002’de George Bush tarafından şer ekseni olarak adlandırılan rejimlere Kuzey Kore de dahil edilmiştir. Kuzey Kore’nin ekonomik sıkıntıları nedeniyle ulusal güvenliğinden endişe duyması ve Irak’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’yla iş birliği yapmasına rağmen Amerika Birleşik Devletleri’nin önleyici saldırısından kaçınamadığını görmesi Kuzey Kore’nin kendisini tehdit altında hissetmesine neden olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri ile diplomatik ilişkileri iyi olmadığında dış politikasında sert bir tutum izleyen Kuzey Kore’de, gerginliğin aniden bir savaşa dönüşebileceği fikri ağır basmaya başlamıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Kore’ye 1994’ten beri yapılan petrol teslimini durdurması üzerine Kuzey Kore plütonyum reaktörünü yeniden çalıştırmış ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetçilerini topraklarından çıkarmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin ikili temas gibi bir durumun söz konusu olmadığını açıklamasıyla, Kuzey Kore tepki olarak Ocak 2003’te NPT’den çekilmiştir. Kuzey Kore, NPT’den ayrılmak istemesinin gerekçesi olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George W. Bush’un Ocak 2002 tarihindeki konuşmasında bu ülkeyi şer ekseni içinde göstermesi olduğunu ifade etmiştir. Her ne kadar George W. Bush yönetimi, Kuzey Kore’yi “şer ekseni” içinde saymış ve NPT’ye uyma konusunda ciddi ihlaller yaptığını belirtmiş olsa da, Pyongyang’a karşı tek taraflı bir askeri müdahaleye girişmeyeceği ve sorunların barışçıl yöntemlerle çözüleceği yönünde bölge ülkelerine karşı taahhütte bulunmuştur. Antlaşmaya taraf olan devletler istedikleri takdirde antlaşmadan çekilebilmektedir ancak bu durumun tek örneği 10 Ocak 2003’te bir açıklama yapıp NPT’denayrılan  Kuzey Kore’dir. NPT hükümlerince karar açıklandıktan sonra üç ay içinde yürürlüğe girer. Bu sebeple Kuzey Kore 10 Nisan 2003 tarihinden itibaren NPT dışındadır.[5] Kuzey Kore bu gelişmelerle birlikte silah kullanmak için yeni bir amacı olmadığını ve bunu sadece barışçıl yollar için kullanacağını açıklamıştır.

Tek başına krizlerin çözümüne ulaşamayan ABD diğer bölgesel güçlere de çağrıda bulunmuş ve Rusya, Çin, Güney Kore, Japonya’nın da katılımı ile Altılı Görüşmeler 27 Ağustos 2003’te Çin’in başkenti Pekin’de başlamıştır. Bu görüşmelerin en uzunu 24 Temmuz – 7 Ağustos arasında olan görüşmelerdir. Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetlerine son vermesi ile NPT’ye geri dönmesi karşılığında 19 Eylül 2005’te ‘’Prensipler Bildirgesi’’ imzalanmıştır. Başta ılımlı havada olan bu etkileşim daha sonra Kuzey Kore’nin nükleer tesislerini sökmeyeceğini söyleyip, şer eksenindeki ülkeler arasından çıkartılmak istemesi, ekonomik yaptırımların kaldırılıp, Çerçeve Anlaşması’nda olan doğal su reaktörü yükümlülüğünün yerine getirilmesini istediğini belirtmesi ve bunların ardından ancak nükleer çalışmaları durduracağını söylemesiyle gerilmeye başlamıştır. Ayrıca Kuzey Kore, ABD düşmanca politikalarından ve nükleer tehditlerinden vazgeçerse nükleer programdan vazgeçer ve silahların sökülmesini kabul ederiz diye belirtmiştir. Ancak daha sonra ilk nükleer silahlarını üretmeye devam ettiklerini açıklamıştır. Bu açıklamanın ardından ABD, kara para aklandığı ve sahte Amerikan tahvilleriyle işlem yapıldığı gerekçesiyle Kuzey Kore’nin Makao’da bulunan Banko Delta Asya’daki hesaplarını dondurma kararı almıştır. Bu gelişme görüşmelerin bir yıl donmasına neden olmuştur.

Kuzey Kore 2006 yılında yılında gerçekleştirdiği başarılı nükleer silah denemesiyle nükleer bir güç olduğunu dünyaya duyurmuş ve uluslararası toplumun tepkisini çekmiştir. BMGK bu deneme sonrasında 1695[6] ve 1718[7] sayılı kararlarıyla çeşitli yaptırımlar uygulama kararı almıştır. Çin, sürdürdüğü temaslarla 2007 yılında Kuzey’in görüşmelere dönmesine ikna olmasın sağlamıştır. Yayınlanan Ortak Bildirge’de nükleer tesislerini kapatması, UAEA müfettişlerini geri çağırması, tesislerinin kapatılması nedeniyle uğrayacağı enerji kaybını karşılamak için diğer beş devletin yardım etmesi, ABD – Kuzey Kore ikili görüşmelerinin sürdürülerek tam diplomatik ilişki kurulmaya çalışılması ve şer ekseni ülkelerden çıkarılması kararlaştırıldı. Hatta Prensipler Bildirgesi çerçevesinde ‘’İki Eylem Anlaşması’’ imzalanmış ve Kuzey Kore’nin banka hesapları tekrar serbest bırakılmıştır. Daha sonraki aşamalarda bu beyanlara uyulacağı, Kuzey Kore’ye petrol teslimi yapılacağı, Kuzey’in malzeme ve teknolojilerini üçüncü ülkelere aktarmaması ile ABD ve Japonya’yla olan ilişkilerini normalleştirilmesi de kararlara eklendi.  2008’de ABD jest olarak şer ekseni ülkelerden Kuzey Kore’yi çıkarma ve Düşman Ülke Ticaret Kanunu Listesi’nden çıkarma kararı aldı. Ancak 20009 yılında tüm uluslararası baskılara rağmen ilan ettiği uydu fırlatma işlemini gerçekleştirdi. Bunun sonucunda BM Kuzey’i kınamış ve yaptırımları genişletme kararı almıştır. Bu yaptırımlar içinde gemilerin arınmasına yönelik yaptırımın da konuşulma sebebi ‘’Kang Nam’’ adlı Kuzey gemisinin Myanmar’a kitle imha silahı götürmesi şüphesi üzerine ABD donanması tarafından takip edilmesi ve Kuzey Kore’ye geri dönmek zorunda kalmasını da sayabiliriz. Görüşmelerde dönüm noktası olan bu olaydan sonra Kuzey Kore bir kez daha çekilme kararı almıştır.

2010 rakamlarına göre elinde 600’den fazla 300 km’nin üzerinde olan kısa menzilli füze, 300 adet 1300 km civarında menzili olan Nodong füzesi ve 30 adet menzili 3000 km’ye yakın orta menzilli füze vardır. Haziran 2011’de tekrar kısa menzilli füze denemesinde bulunmuştur. Temmuz 2011’deki ASEAN Formu sırasında ABD ile olan gayriresmi görüşmeler ilişkileri bir miktar ısıttı. Ekim 2011’de ABD, Kuzey ile uzun süredir donmuş olan görüşmeleri tekrar başlatmak isteyerek tam zamanlı bir elçi atamıştır. 2012’de yapılan LeapDay (29 Şubat) Anlaşması[8] ile nükleer denemelerin dondurulması karşılığı yardım sözü tekrar gündeme gelmiş ama anlaşmayı kabul ettikten altı hafta sonra Pyogyang, tekrar uzun menzilli bir füze denemesi yapmıştır. 2014’te Çin uğraşlarıyla tekrar Altılı Görüşmeler’e dönme konusu açılsa da sonuçsuz kalmıştır. Kuzey Kore’nin Eylül 2016’da yaptığı beşinci nükleer denemesi ile birlikte ABD ilk kez bir Çin firmasını BM ve ABD yaptırımlarını ihlal etmekle suçladı, Çin banka hesaplarını ele geçirdi ancak daha sonra bunun peşine düşmeyi bıraktı. Uygulanan ve her seferinde yenisi eklenen çeşitli yaptırımlara rağmen Kuzey Kore hala denemelerine ve nükleer silahları geliştirme çalışmalarına devam etmektedir.

2017 yılının başlarında yaptığı denemelerle dünya gündemine oturan ve ABD ile gerilimi en üst düzeye kadar tırmandıran Kuzey Kore’nin 28 Temmuz 2017’de yaptığı Hwasong-14 Kıtalararası Balistik Füze (ICBM) denemesi, tekrardan basında ve dünya gündeminde büyük yankı uyandırmıştır. Uluslararası Stratejik Araştırma Enstitüsü füzenin ICBM olduğunu ve yaklaşık olarak 9500km menzile sahip olduğunu düşünürken, Rusya Savunma Bakanı’ndan gelen açıklamada bunun bir orta menzilli füze olduğu ifadesi yer almaktaydı. Balistik füzelere uygun nükleer savaş başlıkları üretmeyi başardığı iddialarına ABD Başkanı Trump, Kuzey Kore’nin ABD’yi tehdit etmesi halinde görülmemiş bir gazapla karşılaşacağı tehdidinde bulundu. Bunun ardından artan gerilimli ortam Kim JongUn’un Guam Adası’nı vurmayı planladığını ilan etmesiyle endişeleri en üst noktaya taşımıştır. Nihayetinde uzun zamandır var olan son  gerilim iki tarafın karşılıklı tehditlerine rağmen azalmaktadır.

Bugün Kuzey Kore envanterinde kısa menzilli (1000km altı) KN-2, Hwasong-5, Hwasong-6 ve 7; orta menzilli (1000-3000km) KN-11, KN-15, NoDong; kıtalararası (3500km ve üzeri) balistik füze (ICBM) MusudanBM-25, Hwasong 12 ve 13, KN-08/14 ve Taepodong-2 füzeleri bulunmaktadır. Kim Jong İl’in başta olduğu 1994-2011 yılları arasında 44 balistik füze denemesi yapılmışken, son altı senede büyük bir artışla birlikte 101 füze atışı gerçekleştirilmiştir.

1.3. DİĞER AKTÖRLER VE KORE NÜKLEER TEHDİDİ

 

Kore Yarımadası’nda varlığını sürdüren nükleer tehdit, sadece Kuzey Kore’ye sınır komşusu olan ülkeleri etkilemekle kalmıyor, bölgeye dair çıkarları bulunan veya bölgede belli bir gücü olan diğer aktörlerle de etkileşim içerisinde ilerlemektedir. Ancak temelde 1950’li yıllardan beri devam eden nükleer araştırmaların nedenleri olarak Kuzey Kore’nin nükleer silahlarını bir koz olarak kullanarak ABD ile oturduğu anlaşma masasında bunu kullanmak istemesi ve ABD, Japonya ve Güney Kore üçlüsüne karşı elindeki bu gücü caydırıcı bir unsur olarak kullanmak istemesi düşünülebilir. Ancak bir süre sonra bu kendi müttefiklerinin de endişe duyduğu bir durum halini almıştır.

SSCB kuruluşundan beri Kuzey Kore’nin en büyük müttefiki ve destekçisi olmuştur. İdeolojik benzerliklerinin yanında Kuzey’in yaptığı çalışmalara birçok destek sağlamış ve ayrıca gıda teknoloji gibi yardımlarda da bulunmuştur. Bu sıkı birlikteliği etkileyen en önemli faktör 1985 yılında Gorbaçov’un iktidara gelmesini sayabiliriz. Bu değişimle SSCB, Kuzey Kore’yi totaliter bir rejim olarak adlandırmaya başlamıştır. Bu ikili arasındaki ilişkileri daha önce de Küba Füze Krizi’nde Kuzey’in, SSCB’nin geri adım atması olarak nitelendirdiği durum bir sarsıntıya yol açmıştır. Ardından SSCB’nin dağılmasıyla Kuzey Kore en büyük müttefikini kaybetmiş ve yalnız hissetmeye başlamıştır. Aynı döneme denk gelen Çin’in ekonomik açıdan Batı’ya açılması da durumu daha da tetikleyerek nükleer silahlanmayı ve dışa kapanmayı Kuzey’in tek seçeneği olarak görmesine neden olmuştur. 1996 yılının ardından Yeltsin yönetiminin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlara ideolojiden daha faza önem yüklemesiyle Rusya, Güney ve Kuzey Kore ile daha dengeli bir politika ilerletmeyi tercih etmiştir. 2000 yılında ise Putin ile birlikte ‘’Rus Dış Politika Konsepti’’ çerçevesinde Güney ile ekonomik ilişkileri geliştirmeye ağırlık verilirken Kuzey ile de güvenlik ve politika alanlarında iş birliğine yönelinmiştir. Kore yarımadası, Asya Pasifik ekonomisine girişte bir köprü olarak görülüp bölgenin Rus enerji kaynakları, yüksek teknolojili silah ve nükleer teknoloji için bir pazar haline getirilmesi sağlanmıştır.

Bir diğer komşusu olan Güney Kore ile olan hassas ilişkileri de ikilinin karşılıklı olarak gösterdiği tüm davranışlardan fazlasıyla etkilenmektedir. Bu etkileşimi nükleer tehdit büyük bir etken olmak üzere diğer politik, ekonomik ve sosyal unsurlarla da birlikte incelemek gerekmektedir. Kuzey Kore’nin balistik füze geliştirmeye başladığına inanılan 1970’lerin ortasında Güney Kore ABD’nin hava savunması amacıyla verdiği Nike – Hercules tipi füzeleri geliştirerek ‘’Paekkom ( Beyaz Ayı/Kutup Ayısı) adı verdiği karadan karaya kısa menzilli balistik füzeler haline dönüştürme girişimini kendisine bir tehdit olarak algıladığı ve bunun üzerine uzun ve orta menzilli balistik füze geliştirme girişimlerine başladığını düşünebiliriz. Güney Kore mühendislerinin çalışmalarıyla dönüştürülüş olan kısa menzilli balistik füzelerini 1978’de başarıyla test etmiş ancak ABD baskısı nedeniyle seri üretime geçememiştir. Diğer gelişmeleri bir kenara olarak konumuza odaklandığımızda Güney Kore’nin 2000 yılında Kuzey ile ekonomik ilişkileri hükümetler arası bir program geliştirerek daha sıkı bir hale getirmeye çabalamıştır. Bu doğrultuda Kuzey Kore üzerindeki önemini arttırarak onu ekonomik açıdan kendisine bağımlı hale getirmeyi amaçladığını da söyleyebiliriz. Bu şekilde Kuzey Kore üzerindeki kontrolünü arttırarak kapalı ekonomi anlayışını yıkmayı hedefleyip ayrıca ettiği yardımlar doğrultusunda Kuzey Kore halkı üzerinde bıraktığı izlenimi de düzeltmeyi amaçlamıştır. ABD yaptırımları ikili arasındaki ilişkileri zaman zaman olumsuz etkilemiş ve Kuzey Kore’nin bu yardımların arka planında ABD’nin rol aldığını düşünmesine sebep olmuştur. Buna rağmen Seul mümkün olduğunca ekonomik yardım ve yatırım desteği içeren bir program izlemiştir. Öyle ki 1991 – 2015 arasında Pyongyang’a en az 7 milyon dolar koymuştur. Bu miktara ABD ek yardımlarıyla 1,3 milyar dolar daha katkı eklenmiştir. Bunlar karşılığında Kuzey Kore birkaç kapitalist yerleşim yerinin inşasına izin vermiş ve gelen gelirleri toplamış olsa da bu yerleri geriye kalan halktan soyutlamıştır ve her şeye rağmen nükleer çalışmalarına kararlılıkla devam etmiştir.

Bir diğer bölge komşusu Japonya açısından da her yeni gelişmede tehdidin boyutu artmaktadır. Karşılıklı olarak tarihsel bir düşmanlığı paylaşan iki ülke için ilişkileri genel anlamda gerilimli bir yapıya sahiptir. Japonya imzaladığı ‘’San Francisco Barış Anlaşması’’ nedeniyle sadece savunma amaçlı bir askeri yapılanması olan, tüm gücünü ekonomik ve teknolojik ilerlemeye harcayan bu alandaki en önemli güçlerdendir. Bu özellikler aslında Uzak Doğu’daki nükleer silahlanma yarışına her an dahil olabilecek bir kapasitede olduğunu göstermektedir. 1882 – 84 yıllarında bütçe sıkıntısına rağmen askeri harcamalarındaki artışa devam edebilmiş ve Güney Kore ve ABD ile ortak bir diplomatik yaklaşım benimsemeye karar vermiştir. 1986’da ABD – Japonya ortak tatbikatta Kore Yarımadası’nda boğazların kapatılması, kuvvetlerin karaya indirilmesi ve kara hedeflerinin vurulması Kuzey Kore’yi korkutmuştur. Japonya’nın ABD ile arasında olan Karşılıklı İşbirliği ve Güvenlik Anlaşması, ABD’nin Japonya’daki askeri varlığına izin veriyor ve bunun karşılığı olarak ABD, Japonya topraklarına olacak bir silahlı saldırı durumunda ‘’Uzak Doğu’da güvenlik ve istikrarın sürdürülebilmesi’’ için koruma sağlamaktadır. Ancak bu anlaşmanın diğer bir yüzü örneğin 1998 yılında yapılan füze denemesiyle ilk defa doğrudan tehditle karşılaşan Japonya’nın ( ve Güney Kore) mevcut olan ABD askeri varlığı nedeniyle tek başına hareket etmesinin söz konusu olamamasıdır. Bu nedenlerle Japonya sorunun diplomatik yollarla çözülmesi taraftarı bir tutum sergilemektedir. Bu duruma bir örnek getirecek olursak 1994’teki Çerçeve Anlaşma sonucu KEDO (Kore Yarımadası Enerji Kalkındırma Organizasyonu)’ya katılmış ve su soğutma reaktörlerinin 4 milyar dolarlık maliyetinin %20-25 civarını üstlenmiştir.

 

Geri kalan iki büyük aktörden biri olan Çin, Kuzey Kore’yi yıllardır kendi siyasi yapısının küçük kardeşi olarak görmektedir. SSCB ile birlikte Çin de nükleer çalışmalar için başından beri pek çok destekte bulunmuştur. 1961 yılında imzaladıkları Çin – Kuzey Kore Dostluk Anlaşması, Kuzey’i Çin’in tek askeri müttefiki yapmıştır. SSCB’nin yıkılmasından sonra Kuzey’in en büyük siyasi destekçisi, ekonomik partneri, temel gıda ve enerji sağlayıcısı olmuştur. Ona 90’lı yıllarda Batı’ya yönelene kadar her alanda destek olma politikası izlemiş, nükleer alanda iş birliğine girişmiş ve buraya uzmanlar, teknisyenler ve bilim adamları göndermiştir. Çin, Asya’nın güvenliği ve barışı için en büyük tehlike olarak bölgede oluşacak tek taraflı bir Amerikan gücünün ortaya çıkması ve politikasının askerileşmesi olarak düşünmektedir. Kuzey Kore sorununu hep ABD- Kuzey Kore ve Güney Kore – Kuzey Kore olarak değerlendirmiş, Kore topraklarının güvenliği konusuna sessiz kalmayı tercih ederek barış ve güvenliğin pasif politika izlemesiyle gerçekleşeceğini düşünmüştür. Ancak sonrasında küresel anlamda rekabete giriştiği ABD karşısında bölgesel güç kavramıyla birlikte süper güç kavramını da kullanabileceği küresel krizin Kuzey Kore Krizi olduğunu anlamış olacak ki daha aktif ve arabulucu bir rol oynamaya başlamıştır.   Bu noktada tek başına sorunu çözemeyeceğini anlayan ABD’nin çağrısıyla yapılan Altılı Görüşmeleri etkin bir diplomasi aracı olarak kullanmış, Kuzey Kore’ye karşı BM ya da NATO kapsamında girişilecek bir uluslararası müdahaleyi de önlemiştir. Ayrıca kendisine doğrudan sınır komşusu olan bu ülke onun için ABD çevrelemesine karşı bir tampon bölge görevi görmektedir. İki Kore’nin birleşmesi veya Kuzey’in yıkılması sonucu oluşabilecek bir ABD ile sınır komşusu olma durumunu istememektedir. Ayrıca Çin böyle bir durumda sınırında oluşacak Kuzeyli mülteci yığılmasına karşı da endişelidir. Krizin askeri bir harekatla çözülmesi ya da bölgedeki nükleer silahlanma yarışı ise bölgede bulunan diğer komşuları Güney Kore, Japonya, Tayvan, Rusya, Hindistan ve Pakistan’ı içine çekebilir ve nükleer bir felaketle sonuçlanabilir olması da bir diğer çekincesidir. Bu nedenle görüşmelerle aktif rol almaya başlamasına rağmen uygulanan yaptırımlara olan desteği nedeniyle çözüm için pek bir sonuç elde ettiği söylenemez. Çin, Rusya, Güney Kore, Japonya, Hindistan gibi bölgenin güçlü ülkeleriyle ortak bir güvenlik stratejisi geliştirmeli, uluslararası kamuoyuna bunu iyi anlatabilmeli ve ABD’yi ikna edebilmelidir. Ayrıca Kuzey Kore’ye petrol ve yiyecek sağlamayı kesmekle tehdit ederek sert yaptırımlara gidebilir. Ancak Çin bunu ABD yanlısı bir tutum izlenimi yaratacağı için son seçenek olarak görmekteydi. Ender Curron ve Jiyeun Lee, Bloomberg’e :’ Çin, Kore Yarımadası’ndaki gerilimi azaltmak için BM’nin en son yaptırımlarını desteklemekle birlikte, aynı zamanda Kim’in rejiminin çökmesinin mülteci krizine ve ABD birliklerinin sınırında olmasına neden olabileceğinden korkuyor.’’  diyerek değerlendirme bulundu. Bunlara rağmen Çin, Pyongyang’ın 2 Şubat’ta yaptığı balistik füze denemesinin ardından baskılar karşısında en büyük ihracat ürünü olan kömür ithalatını Kuzey üzerinde baskı oluşturmak için durdurmuştur ve BM kararlarında Kuzey Kore’ye karşı oy vermiştir. Bu durum ülkenin desteğinin sonsuza kadar sürmeyeceğinin bir göstergesi niteliğindedir.

Nükleer krizin doğrudan muhattabı olan diğer en önemli aktörümüz yıllarca gelgitli bir şekilde çözüm arayışında olan Amerika Birleşik Devletleri’dir. Ancak Kuzey Kore, ABD için yıllardır ikinci derecede bir kriz olarak değerlendiriliyordu. Ama aslında ABD’nin Güney Kore’deki varlığı sadece Kuzey Kore ve Çin üzerinde caydırıcılık sağlamakla kalmıyor aynı zamanda bölgeyi nüfuzu altında tutmaya yarıyor, bu nedenle de buradaki krizler aslen büyük bir önem arz ediyordu. Ayrıca Japonya gibi ABD ile de Kuzey Kore arasında tarihsel sayılabilecek bir düşmanlık ilişkisi mevcuttur ve ABD’nin adadaki varlığının başlangıcına kadar dayanır. ABD’nin buradaki asıl amacı yarımadanın kontrolünü elinde tutarak diğer ülkelere fırsat vermemek, buradaki askeri dengeyi sağlamak ve ülkelerin birleşmesi durumunda buradaki varlığını devam ettirebilmektir. Çünkü bu varlığa son verilmesi en büyük rakibi olarak gördüğü Çin’in Asya – Pasifik’e açılmasına izin vermek demektir. Ayrıca Kuzey’in hammaddesine Güney’in teknoloji ile yüksek eğitim düzeyinin eklendiği bir birleşik Kore’nin ABD kontrolü altında olmaması ve bunun üzerine bir de Kuzey’in nükleer silah geliştirme teknolojisinin birleşik Kore’de devamı ABD için büyük bir tehdittir. Bu sorunlar ışığında ABD ilk defa 1975’te Güney Kore’ye nükleer silahlarını yerleştirdiğini açıkladı ve Kuzey’e hitaben ABD’yi sınamasının akıllıca bir fikir olmadığını bildirdi. ABD bu ülkeye karşı belli dönemlerde çeşitli yaptırımlar uygulamış, BM kararlarını her zaman desteklemiş ve uluslararası toplumdan izole olmasını sağlamıştır. Clinton dönemi izlenilen politikaların en etkin olduğu ve sorunun gerçekten ele alındığı dönemlerden biridir. Bu dönemde iki aşamalı bir yaklaşım ele alınarak önce Kuzey Kore sınırlandırılıp Çin’in ona karşı daha temkinli olmasının sağlanması, ABD – Japonya – Güney Kore arasında ortak bir diplomatik yaklaşım belirlenmesi ve daha sonra Kuzey Kore ile ilişkiler iyileştirilerek reformlar yapılmasına teşvik etmek istenmiştir. ABD, Kuzey Kore’yi dışa açılmaya ve reformlara ikna, yarımadada silahlı çatışma çıkmasını engelleme, Pyongyang’ın nükleer silahlara sahip olması ve geliştirmesiyle uzun menzilli füzelerini ihraç etmesini engellemek, Güney ve Kuzey Kore’yi uzlaştırıp yarımadada kalıcı bir barış tesis etmeyi istemektedir. Bu açıdan insani yardımları sürdürmektedir. Ancak bu ikili yaşanan süreçlerin hiçbirinin sonunda bir başarıya ve uzlaşıya ulaşamamıştır. ABD, Kuzey Kore’nin de facto bir nükleer güç olmasını kendi güvenliğine tehdit olarak algılamaktadır. Kuzey Kore nükleer programını durdurmadan ABD’den saldırmazlık garantisi istemekte; ABD yönetimiyse önce programın durdurulmasını talep etmektedir. Kuzey’in nükleer silah edinmesinin ABD için diğer sakıncaları: nükleer silahların önlenmesiyle rejimin zayıflaması, NPT’nin işlevini yitirmesi, nükleer silaha sahip ülke sayısının artması, Batılı devletlerin de korunmak için bunu geliştirmeye başlaması ve sonucunda topyekün bir nükleer savaş riskidir. Buna rağmen Irak sorununun gölgesinde kalan bu sorun için ABD Ulusal Güvenlik Eski Danışmanı Brzeninski, Kuzey Kore’nin ABD için askeri bakımdan daha büyük tehdit oluşturduğunu ileri sürerek Pyongyang’ın güçlü bir ordu, füzeler ve atom bombasına sahip olduğunu iddia etmiştir. Kuzey Kore’nin gizli nükleer silahlanma programını sürdürdüğünü kabul etmiş olmasının, Irak sorunu gibi ciddiye alınması gerektiğini belirtip bu ülkeye karşı da aynı yolun izlenmesi gerektiğini savunmuştur. Eski Dışişleri Bakanı Kissinger da ‘’Irak’tan daha büyük tehlike’’ olarak nitelendirdiği Kuzey Kore’ye karşı kuvvet kullanma fikrini reddetmemiş, ‘’Askeri harekata başvurulabilir ama ben şahsen diğer ülkelerin iş birliğinden yanayım.’’ diyerek fikrini belirtmiştir. Bu fikirlere rağmen ABD askeri tedbirden ziyade güçlü uluslararası destekle siyasi tedbir almayı tercih etmiştir. Son gelişmelerle birlikte iki tarafta da birbirlerine karşı askeri bir hareket gündeme gelmiş olsa da bunlar şimdilik sözde kalmıştır. Amerika bu sorunun çözümünde en büyük rolün Kuzey Kore’nin en büyük destekçisi Çin’e düştüğünü düşünüyor ve yaptırımları gerçekleştirmesi için Çin üzerinde zaman zaman baskı uygulamaktadır. Bu baskılar sonucu Çin’in kömür ticaretini durdurmasını sağlamıştır. Amerika’nın bu sorunu üç şekilde çözebileceği düşünülebilir: Kuzey Kore ile ikili görüşmelere yoğunlaşıp, baskıyı arttırarak bu ülkeyi nükleer programdan vazgeçirmek. Bunu da enerji ve gıda ambargosu ile yapabilir ancak Çin ve Güney Kore’nin bunlardan duyduğu rahatsızlık bir engel teşkil etmektedir. İkinci olarak, askeri harekat da bir seçenektir. Ancak bu bölgedeki çatışmanın büyüme riski ve yaşanacak kaybın çok büyük olması ihtimali nedeniyle uzak durulması gereken bir seçenektir. Üçüncü olaraksa, Pyongyang’ın istekleri doğrultusunda görüşmeleri sürdürerek, her iki tarafın da üzerinde anlaşabileceği bir paketi devreye sokup, Kuzey Kore’yi elindeki silahları imhaya zorlamaktır. Ancak bu şartların da sağlanması ikilinin birbirleriyle gerçekten anlaşmaya yanaşamaması nedeniyle zor görünmektedir.

  2.SONUÇ

 

Kuzey Kore için çatışma aynı zamanda ulusal kurtuluş ve yeni sömürgecilik arasındadır. Kurulduğu yıldan bu yana ona sunulan sistemi kabul etmemesinin ve kendi özgün sistemini devam ettirmekte ısrarcı olmasının asıl nedeni bu düşüncede yatmaktadır. Kurulduğu zamandan bu yana tek kutuplu sistemin hegemonu olarak belirmiş ABD’ye karşı kendi Stalinist rejiminin, ve doğrudan ülkenin kendisinin varlığının devamını sağlamak için kullanabileceği bütün caydırıcı güce sahip olma kararlığını sürdürmektedir ve sürdürmeye devam edecek gibi görünmektedir. Bu çatışmayı da kendi varlığına en büyük tehdit olarak gördüğü ABD (ve doğrudan müttefikleri Güney Kore, Japonya) ile arasında tutmaktadır. Kuzey Kore uğradığı bütün yaptırımlara rağmen izole bir sistem olarak hala ayakta kalarak farklı bir sistem düşünülebilir mi sorusunun cevabını şüphede bırakmaktadır.

Şimdiye kadar ele alınan örnekleri incelediğimizde Pyongyang’ın nükleer silahlandırmasını gerçekleştirmede kararlı olması ve bundan dolayı diplomasinin bu sorunu çözmede defalarca başarısız olduğunu görüyoruz. Ancak bunun nedeni olarak sadece atılan diplomatik adımların başarısız olarak gösterilmesi yanlış olur çünkü uygulanmak üzere alınan birçok yaptırım kararının ülkelerce doğru düzgün uygulanmaması nedeniyle kağıt üstünde çok güçlü olan BM yaptırım kararlarının uygulamada bir sonuç vermemesi ile karşılaşmaktayız. Bu yaptırımların gevşekliği Kuzey Kore’nin nükleer silahlara ayırdığı parayı yıllardır aklayabilmesine ve bunu ABD bankaları yoluyla sürdürebilmesine neden olmaktadır. Bir diğer gevşek tutum sergileyen Çin’in de şirketleri Kuzey Kore’ye füze kamyonları satmış, bankalarında rejimin parasını aklamış, hükümeti BM yaptırımlarının uyguladığı şirketlere izin vermiş, 2014’te Sony’e saldıran Kuzey Koreli hackerların topraklarında faaliyet göstermesine izin vermiş, limanlarını Kuzey Kore’nin nükleer ve füze programları için olan silahlar, malzemeler ve Kuzey Kore’ye yollanan lüks mallar için açmış olması sorunun çözümü için harcanan çabanın ne derece olduğuyla ilgili akıllarda soru işareti bırakmaktadır. 2016’ya kadar BM kararlarında Seoul’un Kuzey Kore rejiminin nükleer programı için fonları kullanmamasını sağlamasına karar vermesine rağmen Güney Kore, bu paranın nasıl kullanıldığını sormadan bir yılda yaklaşık 10 milyon doları Keasong aracılığıyla Kuzey’e akıtmıştır.[9]Bugün ABD Hazine Bakanlığı yaklaşık iki yüz Kuzey Kore kuruluşunun dolar cinsinden malvarlığını dondurmuştur. Krizin diğer ucunda ABD’yi görsek de bu onun tek başına çözebileceği bir problem değildir. Sorun gerçekten çözülmek isteniyorsa bütün üye devletlerin BM yaptırım kararlarını gerçekten dikkatli bir şekilde yerine getirmesi gerekmektedir.

Ayhan Kadir, Kore Yarımadası’nde Cesaret Oyunu, 2010.

Çeliker Cansu, Zamanın Geriye Aktığı Ülke: Kuzey Kore

Gökmen M. Ertan, G.Kore – K.Kore Görüşmelerinin Tarihsel Gelişimi: 1970 – 2000 Arası, Ankara Üniversitesi Dil Tarih – Coğrafya Fakültesi Dergisi,2006.

Karaca Kutay, Çin – ABD Ekseninde Kuzey Kore Nükleer Krizine Bakış, Jeopolitik Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı 11, 2004.

Kibaroğlu, Mustafa, “Kuzey Kore’nin Nükleer Silah Programı: Sebepler ve Sonuçlar”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 1, Sayı 1 (Bahar 2004), s. 154-172.

Kibaroğlu, Mustafa, “NATO’nun Balistik Füze Savunma Sistemi ve Türkiye”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 9, Sayı 34 (Yaz 2012), s. 183-204.

Kuzey Kore – ABD: ”Gerçek Tehdit Kim?”

Kuzey Kore’nin Nükleer Politikasında ABD

Yavaş Ahmet, Kore Sorunu ve Uzak Doğu’da İstikrar Arayışı: Altılı Görüşmeler

Yılmaz Sait, Kuzey Kore Gerçekleri

Yılmaz Sait, Kuzey Kore ile Savaş ve Bölgesel Dengeler

Yılmaz Sait, Kuzey Kore’nin Geleceği

 

https://www.tesadernegi.org/kuzey-koreye-saldirmak.html  (Çeviren: Özen Ayşe Özbasa)

http://tr.euronews.com/2015/01/04/kuzey-kore-den-abd-yaptirimlarina-tepki

http://tr.euronews.com/2010/07/21/kuzey-koreye-gozdagi

http://tr.euronews.com/2017/04/25/pyonyang-gerilimi-tirmandiriyor-abd-ye-ait-denizalti-guney-kore-ye-vardi

http://tr.euronews.com/2017/03/07/guney-kore-ye-yerlestirilen-fuze-sistemi-sonrasi-cin-den-abd-ye-tehdit

http://tr.euronews.com/2017/03/17/kuzey-kore-ye-karsi-stratejik-sabrimiz-sona-erdi

http://tr.euronews.com/2016/03/18/kuzey-kore-den-iki-fuze-denemesi-daha

http://politikaakademisi.org/2017/05/05/kuzey­kore­nukleer­programi­ve­2017­kuzey­kore­krizi/

http://www.on5yirmi5.com/haber/dunya/ulkeler/124561/kuzey-kore-nukleer-denemesi-hazirliginda.html

http://www.turksam.org/tr/a2608.html

[1]  Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması

[2] Bu anlaşma Kuzey Kore’nin NPT’ ye taraf olmasından sonra 5 Mayıs 1992’de UAEA ile imzaladığı ve tüm nükleer tesislerini denetime açmasını gerektiren INFCIR/403 anlaşması ile askıya alındı. ( Information Circular, UAEA kapsamında belirli gelişmeler hakkındaki resmi bilgileri içeren dökümanların kısaltılmış hali )

[3] Bu reaktörlerin inşasına başlanmıştır ancak 1994’te ABD ile imzalanan Çerçeve Anlaşması neticesinde tamamlanmasına bir yıl kala çalışmalar durdurulmuştur. Bugün Yongbyon ve Teachon’da nükleer tesisler mevcuttur.

[4] Uluslararası Atom  Enerjisi Ajansı

[5] Kuzey Kore’nin Nükleer Politikasında ABD

[6] 15 Haziran 2006’da BMGK tarafından oybirliği ile alınmıştır. Kuzey Kore’yi yaptığı nükleer testler sebebi ile kınamakta ve derhal, hiçbir ön şart sunmadan Altılı Görüşmelere geri dönmesini istemektedir.

[7] 14 Ekim 2006’da BMGK tarafından oybirliği ile alınmıştır. Kuzey Kore’nin yaptığı nükleer testi kınamaktadır ve Kuzey Kore’ye Karşı nükleer teknoloji, uzun menzilli silahlar, lüks mallar girmesini önleyici tedbirler alınmasını ve bu kapsamda ülkeye giriş çıkış yapan kargoların denetlenmesini içerir.

[8] https://www.tesadernegi.org/kuzey-koreye-saldirmak.html

[9] https://www.tesadernegi.org/kuzey-koreye-saldirmak.html

Yazar Hakkında

Yaren Hancı

TESAD Siyaset Masası Yardımcı Direktörü

İstanbul Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir