Küreselleşmenin
123RF'den alınmıştır.

Küreselleşmenin Dünya Ekonomisine Etkisi

Küreselleşmenin dört yüz yılı aşan tarihi vardır. Fakat küreselleşme 1980’li yıllarda karşımıza çıkmaya başlamıştır. Küreselleşme; ulaşım, haberleşme ve bilgi işlem teknolojisindeki gelişmeler sonucunda meydana gelen toplumsal ve kültürel hayattaki farklılıkların ortadan kalktığı bir süreçtir.[1]

Küreselleşme; Avrupa kültürünün, yeni sömürgecilik istilası ve kültürel kaynaşma ile tüm dünyaya yayılması sonucu oluşmuştur. 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa da modernleşme olarak adlandırılan toplumsal değişimler küreselleşmesin oluşumunda etkili olmuş ve küreselleşmenin başlangıcını 15. yüzyıla dayandırabiliriz.

Küreselleşme üzerine mevcut literatürde fikir ayrılığı yaşanmıştır. Ancak Ellen Meiksins Wood’a göre “Küreselleşme, solun boğazını sıkan en zorlu ideolojik engeldir.” Ellen Meiksins gibi küreselleşmeyi savunan yazarlar küreselleşmenin etkileri, önemi ve yeniliğini güçlü bir biçimde sorguluyorlar. Bu yazarlar, diğer konuların yanı sıra şirketlerin özgür kendi seçtikleri zamanda ve kendi seçtikleri yere harekette serbest olmadıklarını 19. yüzyıl sonlarında bugünkü kadar uluslararasılarmış olduğunu gösteriyor. Dünya ekonomisinin örgütlenmesi ve işleyişi için önemli anlamlar taşıdığını ve ciddi değişimlerin olduğunu gösteriyor. Küreselleşme ile birlikte dört temel yönünü ele alalım. Bunlar;

1. Gerçek anlamda bütünleşmiş olmuş küresel pazarların sayısında artış olmuştur. Üretim, sermaye hareketleri ve ticaret, dünya ekonomisinin ortak paydasında buluşmakta, ulusal piyasalar yerini küresel piyasalara bırakmaktadır. On yıldan daha kısa sürede OECD dışındaki dünyanın büyük çoğunluğunun beşte dördü; özelleştirme, liberalizasyon ve deregülesyona yöneldi ve dünya pazarında aktif olarak rekabet etmek için değişime gittiler.

2. Çok uluslu şirketlerin ağırlığı artmaya devam ediyor. Üretilen ürünlerin yalnızca yerel değil aynı zaman da küresel olarak tasarımını, üretimini ve dağıtımını planlayıp organize eden küreselleşmiş şirketler ortaya çıkmaktadır.

3. Küresel boyutta yönetim ve düzenleme problemine yardımcı oluyor. Rolleri giderek etkili ve önemli konuma gelen ulus ötesi kurumların güçlenmesi ve meşrulaşması süreci,küresel ekonomideki gelişmelerin arka planında kalırken diğer yandan ulus devletleri de daha az etkin hale gelmektedirler.

4. 1980’lerden beri küreselleşen bir şey varsa onun da makroekonomik politikalar olduğudur. 1970’lerin sonunda ekonomi alanında ortaya çıkan karşı hareketten beri parasalcı ve neoklasik değerler dizisi resmi kurumlarda ve siyasi ana akımda güçlü bir pozisyona geldi. IMF, Dünya Bankası ve WTO gibi kurumlar aynı neoliberal reçetenin farklı formatlarını dünyanın her yerinde uyguluyor. Tam istihdam politik bir hedef olmaktan çıkarken, OECD ülkelerindeki kemer sıkma politikaları, eski bürokratik plan ekonomilerinde şok etkisi oluşturdu ve üçüncü dünya ülkeleri için yapısal uyum programlarının hepsi aynı karakteristik özelliklere sahip olmuştur.

Küreselleşmenin Dünya Ekonomisine Etkisi

20.yüzyılın ortalarında Avrupalıların dünya üzerindeki hâkimiyetinin sona erdiği savunulmaktadır. Avrupa uygarlığı yerini küresel uygarlık çağına bıraktığı ileri sürülmüştür. Bu gelişmenin en önemli nedeni kültürel ve siyasal olmayıp ekonomik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Ekonomik olaylar içinde Avrupa Birliğinin oluşumu, Japonya’nın sınai bir güç olarak yükselişi ve zengin ulus devlet ile yoksul ulus devletlerin arasındaki sömürgeci yarışı ayrı bir öneme sahip olmaktadır.[2]

Bugünkü dünya ekonomisinin temelleri 1870 ve 1914 yılları arasında 3 önemli gelişmeye bağlanmaktadır. Bu gelişmelerden dünyanın fiziksel olarak birbiri arasında bağ kurmasına neden olan iletişim ve ulaşım teknolojisindeki gelişmeleri ilk sıralara koyabiliriz.[3]Özelikle demiryolları, demiryolları ve telgraf hatlarının döşenmesi toplumlar arasındaki ilişkileri küreselleştiren önemli faktördür. İkinci gelişme, dünyanın geri kalan kısmı ile sanayileşmiş Avrupa toplumları ile arasındaki ticaretteki artıştan kaynaklanmaktadır.Küresel ekonomiye şekil veren üçüncü gelişme ise Avrupa ülkelerinin sanayileşmemiş ülkelere yapmış oldukları yatırımlardır. Ulaşım ve iletişim için yapılan yatırımlar dünyanın en uzak köşesinde ulaşmayı hedeflemiştir. Böylece ülke sınırlarını aşarak emeği ve doğal kaynakları örgütlemeyi planlamaktadır.

Dünya ticaretindeki ani ve hızlı artış 19.yüzyılın son çeyreğinde meydana gelmiştir.1800 ve 1913 yüzyılları arasında uluslararası ticaretin dünya üretimi yüzde 3’ten yüzde 33’e yükselmiştir. 19.yüzyılın ortasında en fazla ticaret hacmine sahip olan ülke İngiltere olmuştur. 1900 yılında ise ABD ve diğer Avrupa ülkeleri, zirvedeki İngiltere’yi yakalamıştır. Ancak 1970 ve 1980’ li yıllara bakıldığı zaman dünya ticaretindeki artış hızı yavaşlamıştır. 1971 yılında Bretton Woods sistemi çökmeden önce,dünyadaki döviz işlemlerinin yüzde 90’dan fazlası finansman ticareti ve yatırımlarla ilgiliydi.Kalan işlemlerin yüzde 10’dan daha az bölümü vurgunculuk amaçlıydı.Küreselleşme ile birlikte spekülasyonda artış şaşırtıcı boyuta ulaştı.Örneğin 1990’da döviz hacmi 500 milyar iken 1998’de günlük 1500 milyar dolara yükseldi. Bu piyasalar o zamandan beri giderek artan bir şekilde bütünleşmiş olmuş şekildedir.[4]

1980’de vadeli finansal sözleşmeler, swap ve opsiyonlar yok diyecek kadar azdı ancak küreselleşmenin etkisi ile finansal araçlar büyük oranda arttı. Birçok ülkede tehlikeli olarak görülen finansal türev piyasası da hızla büyüdü. Her ne kadar gerçekleşen bu gelişmeler finansal küreselleşmenin eti kemiği olarak gözükse de bu gelişmelerin başlangıcı 1950’lerin sonuna dayanabilir. Bu yıllarda Sovyet Birliği ile ABD arasında yaşanan çekişme nedeniyle Sovyet Birliği petrol gelirlerini Avrupa Bankasına yatırdı. İngiltere başka ülkelere borç vermesi ile birlikte finans piyasasından kazanç elde etmeye başlamıştır. Böylelikle dolar- avro piyasaları oluştu ve hızla büyüdü.  Bu gelişmeler sermaye piyasasının hareketlenmesine neden oldu böyle koşullarda sabit kuru devam ettirmek mümkün olmadığı için Bretton Woods sisteminin çöküşüne engel olunamamıştır. Bretton Woods sisteminin geçersiz olması sermaye piyasasının büyümesine neden olmuştur.[5]

Sermaye akımlarının çok büyük hacimlere ulaşması ve aşırı hız kazanması sonucu finansal piyasaların bütün haline gelmesinde, iletişim ve bilişim teknolojilerindeki gelişmeler etkili olmuştur.Bu gelişmeler sonucunda finansal piyasalarda gerçekleşen değişim ve gelişimler hızlıca bütün dünyaya yayılıp, finansal piyasalarda topluca aynı yöne hareket etme eğilimi gerçekleşmeye başlamıştır. Bu gibi teknolojik gelişmeler dışında; bilgisayarların kapasitelerinin artması, veri işleme ve aktarımı maliyetinin azalması bugünkü finansal küreselleşmeyi meydana getirmiştir. Bugün bir mikroişlemci ve veri aktarımının maliyeti 30 yıl öncesine göre oldukça ucuzlamış durumdadır. Bilgi-işlem teknolojilerindeki bu gelişmeler finansal araçların yorumlanmasını kolaylaştırmış ve bu durum türev piyasalarını doğurmuştur.Bunlara ilave olarak özelleştirme, şirket evlilikleri ve satın almaların artmasıyla uluslararası yatırımlarda artış gerçekleşmiştir.[6]

Bu dönemde dünyanın çeşitli bölgelerindeki tasarruf fazlalığı oluşturan ülkeler, açık veren ABD’ye yoğunlaşmıştır. Dolar fazlalığı olan ülkeler, dolar rezervlerini ABD hazine bonosuna yatırmaya başladılar. ABD’ye yapılan bu yatırımlar, likidite türev piyasaların gelişiminde önemli rol oynadı.[7]

Deflasyon problemiyle karşılaşan Japonya 1990 yılında faiz oranlarını düşürdü. Fakat bu politika beklenen etkiyi yapmadı, beklenen etkinin olmaması sonucu piyasaya likidite vermeye başladı. Daha sonra döviz piyasasına el atarak piyasadan dolar satın aldı. Bu şekilde elde biriken dolar rezervlerini değerlendirmek için Amerikan hazine bonoları satın almaya başladı.[8]Japonya gibi Çin’de ABD’ye likidite sağlayan bir başka ülke oldu.Parasının değerini dolar karşısında düşük tutarak ihracatını arttırıyor ve dış ticaret fazlalığı oluşturuyordu.Ülkeye giren fazlaca doların, yuanın değerini yükseltmemesi için sürekli olarak piyasadan satın alıyordu. Çin merkez bankası elde ettiği bu dolarları ABD hazine bonosunda kullanmaya başladır.Japonya ve Çin’den sonra üçüncü kaynak olarak körfez ülkeleri de işin içine girdi.Petrol de oluşan artışlar sonucu, bu ülkelerdeki petrolden elde edilen gelirlerde oldukça artmıştır. Bu ülkeler ABD de oluşan iç ve dış açıkları finanse ederek, ABD de ciddi anlamda likidite bolluğu yaşanmasına yol açmıştır.Bu gelişmeler sonucunda ülkedeki yabancı yatırımcıların elde ettikleri paylarda artışlar olmuştur.[9]Bunun sonucunda finansal piyasalar bütünleşmiş ve ülkeler arasında bağlar oluşmuştur.

Amerikan hazine bonosunun 2000 yılından itibaren büyümesinde en büyük pay yabancı yatırımcılara ait olmuştur.Bütün bu gelişmeler sonucunda finansal piyasalarda artış ve finansal varlık stokları değerinin GSYH’yi geçtiği gözlenmiştir.1990 yılında 33 ülkede finansal varlık stoklarının değeri GSYH’yi geçerken 2006 yılında 72 ülke olmuştur.Piyasaların küreselleşmesi sonucu finansal kurumlarda küreselleşmiştir.[10]Birçok ülkede birden çok faaliyette bulunan uluslararası finansal şirketlerin, bir ülkede yaşadıkları kriz diğer ülkeleri de etkilemektedir. Bundan dolayı güçlü finansal piyasalara sahip ülkeler bile diğer ülkelerde yaşanan krizlerden etkilenmektedir. Finansallaşma olarak adlandırılan bu durum aniden oluşan balonları ve krizleri meydana getirmektedir.

1986 yılından bu yana, lider konumda olan gelişmiş ülkelerdeki finansal varlıkların değeri bu ülkelerin “GSYH’sinin 1,6 katından 2,5 katına”yükseliş gerçekleştirmiştir. Aynı şekilde, finansal varlıkların ekonomilerin toplam katma değeri içindeki payı % 5’ten % 6,7’ye çıkmıştır.Bir başka sonuç ise bireysel ve kurumsal yatırımcılar, yatırımlarının çeşitliliğini arttırmak suretiyle risklerini azaltmak için yurt dışında yatırım yapmaktadır.Bütün dünyada 1990 yılında, hisse senedi piyasalarında yabancı yatırımcıların payı %10’dan az iken 2006 yılına bakıldığında bu oranın %25 civarında olduğu görülmektedir.

Günümüzde finansal küreselleşmenin iki önemli özelliği dikkat çekmektedir. İlki artan Pazar devletlerine yönelik finansal yaklaşımların hareketliliği ve mali krizlerin art arda yaşanmasıdır. İkincisi de sermaye akımlarının I. Dünya Savaşı öncesi dönemin tersine olarak yoksul devletleri görmezden gelmesi ve zengin devletler arasında dolaşmasıdır. Uygulamalı çalışmalar, artan pazarlardaki uzun eğimli iktisadi genişleme ile yabancı sermaye akımları arasında olumsuz ya da kesin olmayan sonuçlar bulunmaktadır.

Finansal küreselleşme bankacılık alanında da önemli etkiler meydana getirmiş ve bankacılık krizlerinin devletler arasında yayılmasında rol oynamıştır. Finansal küreselleşmenin sonucunda, bankacılık alanı, uluslararası akımlar sisteminden uluslararası işlemler sistemine geçmiş ve bankaların aidiyeti de uluslararası hale gelmiştir.

Sonuç

Küreselleşme, dünya gündemindeki ağırlığını giderek artıran bir etkileşimdir. Kimilerine göre bu etkileşim kapitalizmin yeni yüzü iken, kimilerine göre de yeni bir sömürgecilik projesidir.Küreselleşme sürecinin sonucunda finansal pazarlarda üç büyük değişim gözlenmektedir. İlk olarak, uluslararası para piyasalarının önünde olan engellerin kaldırılmasıyla uluslararası finansal işlemlerin kapasitesinde büyük bir artış yaşanmıştır. İkinci olarak, farklı finansal işlemler alanlarının fonksiyonel olarak bütünleşmesi sonucu eski tip bankacılığı menkul kıymet işlemleri ve diğer banka dışı işlemlerle birleştiren şirket grupları ortaya çıkmıştır. Üçüncü olarak da finansal gelişmelerin anılmayacak büyüklükte bir türev ürünler pazarı ortaya çıkarmıştır. Bu ilerlemeler finansal pazarlarda etkileşimi artırırken, diğer taraftan piyasaları düzenleyen otoritelerin işini zorlaştırmıştır.

 


Kaynakça

Bülbül, Kudret: Küreselleşme Okumaları, Kadim, Ankara. 2006.

Went, Robert: Küreselleşme, Yazın Yayıncılık, İstanbul. 2001.

İyibozkurt, Erol:Küreselleşme ve Türkiye, Ezgi Kitapevi, Bursa. 1999.

Eşkinat, Rana:Küreselleşme ve Türkiye Ekonomisine Etkisi, 1998.

Finansal Küreselleşme ve Ekonomik Etkileri, Haziran 2011, Erişim Adresi: http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/3162/finansal_kuresellesme_ve_ekonomik_etkileri

Finansal Piyasalar ve Küreselleşme, Haziran 2011, Erişim Adresi: http://www.mevzuatdergisi.com/2011/06a/01.htm

Dipnotlar

[1]Rana Eşkinat, Küreselleşme ve Türkiye Ekonomisine Etkisi, s. 7.

[2]A.g.e., s. 8-9-10.

[3]A.g.e., s. 99-100-101-102.

[4]Robert Went, Küreselleşme, Yazın Yayıncılık, İstanbul. 2001, s. 31-32-33-34.

[5]A.g.e., s. 79-80-81-82-83.

[6]Kudret Bülbül, Küreselleşme Okumaları, Kadim Yayınevi, Ankara. 2006, s. 129-130.

[7]A.g.e., s. 131-132.

[8]A.g.e., s. 133-134-135.

[9]Erol İyibozkurt, Küreselleşme ve Türkiye, Ezgi Kitapevi, Bursa. 1999, s. 30-31.

[10]“Finansal Küreselleşme ve Ekonomik Etkileri”, Haziran 2011, http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/3162/finansal_kuresellesme_ve_ekonomik_etkileri(Erişim tarihi 25.07.2019)