Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
iklim
Kaynak: Political Violence at a Glance

Küresel Çatışmayı İklim Değişikliği Mi Tetikliyor?

Eski ABD Başkanı Donald Trump sık sık insan yapımı iklim değişikliğini reddederken Biden yönetimi, ulusal güvenlik de dahil olmak üzere iklim değişikliğini bir öncelik haline getirme sözü verdi. Biden-Harris ekibi, yıllarca savunma sektörü odaklı bakış açısı doğrultusunda iklim değişikliğini bir “tehdit çarpanı” olarak adlandırıyor ve kötüleşen çevresel koşulların yol açtığı bölgesel istikrarsızlık ve kaynak rekabeti risklerine işaret ediyor. Bu bakış açısı, BM Güvenlik Konseyi ve diğer uluslararası organlarda iklim güvenliğini arttıran diğer ülkelerin girişimleriyle de uyumludur.

Nitekim 2020, kaydedilen en sıcak yıl olarak 2016 ile bağ kurmanın şüpheli ayrıcalığını kazandı ve 2010’lar en sıcak on yıl oldu. Gözlemlenen küresel buz kaybı artık en kötü iklim senaryoları ile uyumlu görünüyor. Aynı zamanda dünya, silahlı çatışmalarda 1990’ların başından beri tanık olunmayan sayılarda artış gördü.

Bu paralel eğilimler, küresel ısınmanın çatışmalardaki artışa katkıda bulunduğu anlamına mı geliyor? Son on yılda büyük ölçüde genişleyen iklim değişikliği ve güvenlik üzerine yapılan akademik araştırmalar, bu sorunun basit bir cevabı olmadığını gösteriyor.

İyi haberlerle başlayalım: Genel olarak iklim değişikliği, silahlı çatışmaların önemli bir nedeni gibi görünmüyor. Tekrar tekrar yapılan araştırmalar, büyük ölçekli şiddet salgını ile sel, fırtına ve kuraklık gibi iklimle ilgili afetler arasında net bir ilişki tespit edemedi. Benzer şekilde, iklime bağlı göç ve şiddet patlaması arasında bir bağlantı olduğu varsayılsa da en çok beklediğimiz yerde bile şimdiye kadar böyle bir bağlantıyı destekleyen elle tutulabilen kanıtlar yok. Örneğin sellerin sık sık insanları evlerinden uzaklaştırdığı Bangladeş’te yapılan son araştırmalar, göçmenlerin kentsel kargaşayıtetiklemediğini gösteriyor. Bazı araştırmalar, iklim göçmenlerinin çatışmalara ve protestolara dahil olabileceğini gösterse de bu evrensel bir model gibi görünmüyor. Benzer şekilde, afetlerin ardından etnik gruplar arası güvenin azalması gibi diğer varsayılan çatışma nedenleri, Sahraaltı Afrika ile ilgili yeni bir çalışmada gözlemlenebilir kanıtlarla desteklenmemektedir.

O halde bu, iklim değişikliğinin bir güvenlik tehdidi olarak görülmemesi gerektiği anlamına mı geliyor? Biz öyle düşünmüyoruz. Belirli bağlamlarda, iklimle ilgili felaketlerin gerçekten de iç silahlı çatışma ve sosyal huzursuzlukla ilgili riskleri artırdığına dair kanıtlar artıyor. Etnik sınırlardaki siyasi marjinalleşme ve tarıma bağımlılık, bir dizi çalışmanın sonucuna göre bu tür kırılganlıkların itici güçleridir. İklim değişikliğinin diğer etkilerinin yanı sıra yerel gıda ve su kıtlığının, sosyal huzursuzluk potansiyelini artırmada birbirini güçlendirdiğine dair yeni kanıtlar da var. Devam eden çatışmalar da önemli bir rol oynamaktadır. Şiddetin hâlihazırda arttığı yerlerde gelişme yavaşlar ve iklim tehlikeleriyle başa çıkma yolları baltalanır. Örneğin hâlâ devam eden Suriye iç savaşında özellikle kuraklık sırasında verimli tarım arazileri hedef alındı.

En önemlisi, iklim değişikliği hızlanıyor. Bugün dünya hakkında bildiklerimiz yarın doğru olmayabilir. Mevcut emisyonlar devam ederse Dünya yüzyılın sonunda küresel sıcaklıklarda 3 derecelik bir artışa ulaşma yolunda ilerliyor.Nüfusları yaşanan iklimsel aşırılıkların menzilinin dışına itmek, iklimde ve toplumlarda benzeri görülmemiş risklerle sonuçlanan kritik eşiğe getirebilir. Gelecekteki iklim güvenliği riskleri belirsiz, ancak muhtemelen mevcut risklerden çok daha yüksektir.

Biden-Harris ekibinin yapmayı taahhüt ettiği gibi, ABD ve diğer büyük ekonomilerin Paris Anlaşması uyarınca emisyonları azaltmada başarılı olmasını sağlamak belirtilen nedenlerden dolayı bu keşfedilmemiş sulara girmekten kaçınmak için çok önemlidir. Yine de iklim ve çatışma hakkında bildiklerimize dayanarak sadece çevreye odaklanan tek nedenli tepkiler yetersiz kalacaktır. Çatışmaları sona erdirmek ve kırılgan, marjinalleştirilmiş ve tarıma bağımlı bölgelerin başa çıkma kapasitelerini güçlendirmek, değişen bir iklimde mevcut ve gelecekteki toplumlar için güvenlik risklerini önlemek açısından kritiktir.

Yazar: Nina Von Uexkull ve Halvard Buhaug

Nina von Uexkull, Stockholm Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Kıdemli Öğretim Görevlisi ve Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde Kıdemli Yardımcı Araştırmacıdır. Halvard Buhaug, Oslo Barış Araştırma Enstitüsü’nde Araştırma Profesörü ve Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörüdür.

Kaynak: Political Violence At A Glance