Ana Sayfa / Çeviriler / Kraliyet Kadınları Neden Yüzyıllar Boyunca Çocukları ile Göz Önündeydiler?
Kraliyet Kadınları
XIII. Louis'nin doğumu. (Kaynak: Photo 12/UIG/Getty Images)

Kraliyet Kadınları Neden Yüzyıllar Boyunca Çocukları ile Göz Önündeydiler?

Kraliyet ailesinin yeni üyelerinin dünyaya gelmelerinin günümüzde birer gösteri olduğunu mu düşünüyorsunuz? Marie Antoinette muhtemelen bunu değiştirebilmek için her şeyini verirdi.

1 Kasım 1661’de Fransa kralının çekingen karısı, utangaç Kraliçe İspanyalı Marie-Therese gebe kaldı. Kraliçenin doğum kasılmaları başladığı andan itibaren, törensel bir şekilde yatırıldığı kraliyet odası prensesler dükler ve konteslerle dolmaya başladı.

Kraliyet ailesinden birinin bebeğinin doğumu, şahitlerin varlığını gerektiren çok önemli bir olaydı. Bu yüzden kraliçeler genellikle büyük bir insan kalabalığının önünde doğum yaparlardı ki bu durum onların doğum sırasında korkularının ve yaşadıkları ızdırabın artmasına sebep olurdu. Fakat aslında bu kalabalığın varlığı ölü doğan bir bebeğin yaşayan başka bir bebekle değiştirilmesini engellemek veya beklenen bir oğlan çocuğu yerine kız çocuğu doğduğunda kız çocuğunu alıp yerine oğlan çocuğunun yerleştirilmesine mani olmak içindi.

Marie-Therese’nin doğumu sırasında sarayın dışında ise karnaval benzeri bir hava hakimdi. İspanyol oyuncu ve müzisyenler arp gitar ve kastanyetlerle kraliyet pencerelerinin altında kraliçenin kendi topraklarını hatırlatabilmek için saatlerce bale yapmışlardı. Antonio Fraser, Aşk ve 14. Louis adlı eserinde bu İspanyol ezgilerinin acı çeken ve kendi dilinde “Doğum yapmak istemiyorum, ölmek istiyorum.” diye bağırıp ağlayan kraliçenin dikkatini bir nebze de olsun dağıtabilmek ümidiyle kullanıldığını belirtmişti.

Kraliçenin korkuları ise yersiz değildi. Çocuk doğurmak modern tıbbın olmadığı bu dönemlerde kadın ve bebek için dehşet verici ve ölümcül bir çile olarak görülmüştür. Enfeksiyon kapma oranları da bir o kadar yaygındır. Kraliçenin yasadığı bu dönemde Fransa’da üç bebekten biri daha henüz bir yaşına bile gelemeden ölmekteydi. Ayrıca bunlar yetmezmiş gibi Kraliçe Marie-Therese bir de Fransız Bourbon hanedanının devamını sağlayabilmek için krala bir erkek evlat vermesi zorunluluğuyla yoğun baskı altındaydı.

12 saatlik ızdırabın sonunda Kraliçe, Louis adında sağlıklı bir erkek çocuğu doğurmuştur. Bunun üzerine odada bulunanlar odanın dışında olanlara şapkalarını havaya fırlatarak bebeğin cinsiyetini müjdelemişlerdir. (Kız çocuğu doğmuş olsaydı kollarını bağlayıp beklerlerdi.) Bunun üzerine ‘Muhteşem Güneş Kralı’ olarak adlandırılan Kral 14. Louis, pencereden şu şekilde bağırarak sarayın altında toplanan halkına müjdeyi vermiş bulunmaktaydı: “Kraliçe bir erkek çocuk doğurdu!”

Çoğu kraliyet ailesine mensup kadın için bir varis doğurma baskısı düğün kutlamalarının dahi mutsuz geçmesine sebep olmuştur. Beni Dışarı Çıkar: Cennet Bahçesi’nden Sperm Bankalarına Doğumun Tarihi kitabının yazarı Rundi Hutter Epstein’in aktardığına göre 16. yüzyılda kraliçe olmuş Caterina de Medici’nin hamile kalabilmek için inanılmaz bir çaresizlik içinde bulunduğunu ve çözümü şifacılarının ona bahsettiği kısrak idrarı içmek ve “doğurganlığın kaynağı” olarak görülen inek gübresi ve öğütülmüş geyik boynuzu karışımı ile banyo yapmak tavsiyelerinde aramıştı.

Hamilelikten sonra kraliyet anneleri sürekli bir gözetim altında bulundurulmaktadır ve muhtemelen bu gözetimler içinde Kraliçe Marie Antoinette’in 1778’ deki ilk bebeğini doğurması kadar merakla beklenen bir doğum daha olmamıştır. Her ne kadar Avusturya İmparatoriçesi olan annesi Avusturya’da halka açık doğum usulünü kaldırmış olsa da Fransız sarayına gelin giden kızı Marie Antoinette’in Versailles Sarayındaki yerleşmiş adetleri değiştirecek durumu yoktu. Tarihler 19 Aralık 1778’i gösterdiğinde Kraliçe odadaki çanı çalarak doğumunun başladığını bildirdi.

Marie Antoinette: Yolculuk adlı kitabın yazarı Fraser, Versailles Sarayı’nın, bu olay üzerine hevesle doğum manzarası arayanların kraliçenin odasına akın etmesiyle bir kaosa gömüldüğünü aktarmaktadır. Kalabalık genelde vitrin gibi kullanılan dışarıdaki bir odadan doğumu takip ederdi. Fakat genelde çoğu kişi doğumun olduğu odaya girebilmek için çeşitli yollar arardı. Hatta asilzadeler doğumu daha iyi izleyebilmek için yanlarında getirdikleri yüksekliği olan eşyaların üzerine çıkmak gibi bir yol dahi bulmuşlardı.

Tüm bu heyecanın içinde kraliçenin kendisi genellikle sonradan ilgilenilen taraftı. 12 saatlik bir doğum sürecinden sonra Marie Antoinette küçük bir kız çocuğu dünyaya getirdi ve kıza büyük annesinin adı olan Marie Therese ismi verildi. İstenen bir şekilde oğlan çocuğu dünyaya gelmemiş olsa da Kraliçenin odası nöbet geçirip bayıldığı bir doğumun ardından hala curcuna içindeydi.

Fraser, “İnsanların baskısı, sıcaklık, pencereleri soğuk havalara karşı mühürlü ve  temiz havadan yoksun bir oda, 12 saatlik doğumun ardından Kraliçe’ye fazla gelmişti.” diye yazmaktadır. Kraliçenin bilincini kaybettiğinin bile dakikalar sonra farkına varılmıştı. Sonunda baygın Kraliçeyi uyandırabilmek için odadaki pencerelerin mühürleri söküldü ve içeriye temiz hava girmesi sağlandı.

Sonraki 18 gün boyunca Marie Antoinette yatakta kalmaya devam etti. Bebeği kız çocuğu olduğundan dolayı çocukla vakit geçirebilmesine de izin veriliyordu. “Bir erkek olsaydı o daha ziyade devlete ait olurdu.” diyerek durumu kızına nazikçe fısıldadı: “Fakat sen kızım, sen benim olacaksın, sana ben bakacağım, sen benim mutluluğumu paylaşıp üzüntülerimi hafifleteceksin.”

Rusya’da ise ilerde “Büyük Katerina” olarak adlandırılacak Katerina’nın korkunç doğumunu telafi edebilecek yukarıdaki örnek gibi bir tesellisi de yoktu. Robert K. Massie Büyük Katerina adlı kitabında, 1754 yılında Katerina’nın kendisini Rus İmparatoriçesi Yelizaveta tarafından yazlık sarayın iki küçük odasına kilitlenmiş halde bulduğunu ve burada herkesten izole edildiğini yazmaktadır.

Katerina küçük ve sert bir yatakta oğlu Pavel’i doğurur doğurmaz, bu yeni varis olan çocuk İmparatoriçe Yelizaveta tarafından direk Katerina’dan uzaklaştırıldı. Çünkü çocuk Katerina’nın kocası olan zalim ve psikolojik olarak rahatsız Petro’dan sonra Rus Romanov hanedanının yeni varisi olmuştu.

Katerina ise doğumdan sonra yerde titreyen bir halde 3 saat boyunca susuz bir halde ebe geri dönene kadar yalnızlığa terk edildi. Sonunda tekrar yatağına yerleştirildi fakat aylar boyunca yalnız yaşamaya devam etti, çocuğunu görme imkânı dahi verilmedi. Tüm bu olaylardan sonra Katerina intikam almak için yemin etti ve yıllar sonra intikamını aldı.

Kraliyet ailesindeki gebe anne adaylarının doğum gerginliğini rahatlatabilmek için bazı yollar da denenmişti. VII. Henry’ nin heybetli ve dirençli annesi Margaret Beaufort, henüz daha 13 yaşındayken ve Güller Savaşı’nın ortasında korkunç bir doğum tecrübesi yaşadı. Kanlı Kız Kardeşler kitabının yazarı Sarah Gristwood, kitabında Margaret Beaufort’un yaşadığı korkunç doğum tecrübesinin onu fiziksel ve ruhsal olarak çok kötü etkilediğinden bahsetmektedir. Nitekim yaşadığı bu olaylardan etkilenen Margaret, oğlu Kral olduktan sonra, ileride doğacak tüm torunlarının doğumunda kullanılması için özenli bir protokol hazırladı.

Doğumundan haftalar önce gebe kraliyet üyesi kadın, erkek hizmetkârları ile son bir veda partisi yapmalıdır. Daha sonra cemaat ayini yapılmalıdır ve artık bundan sonra anne adayı Gristwood’un tabiriyle ‘baştacı’ olmalıdır. Uşağı, terzisi, ulağı ve hizmetlileriyle ihtiyacı olan her şey odasına getirilmelidir. Eğer kadın doğumdan sağ çıkabilirse, yeni anne odasında 40 gün boyunca istirahate alınmalıdır. 40 günün sonunda kutsanmalı, arınmalı ve kraliyet ailesinin arasına yeniden dönmelidir.

Her ne kadar anne ve bebek ölümleri toplumun tüm tabakalarında yaygın olsa da kraliyet ailesi üyeleri avam tabakasına mensup insanlara göre tıbbi yeniliklere çok daha fazla erişim imkânına sahipti. Profesyonel ebelik 17. yüzyılda Fransa’da ortaya çıktı ve bu tarihten sonra kraliyet üyesi kadınlar dünya üzerindeki en becerikli ebeleri yanlarına aldılar. Asillerin ayrıca yeni bir tıbbi gerece daha erişmeleri bu dönemde mümkün hale gelmişti. Fransız Protestan bir erkek ebeler klanı olan Chamberlenler tarafından icat edilen ‘forseps’ adındaki bu alet ile birlikte doğum kanalında sıkışan bebekleri çıkarmak konusunda büyük bir başarı yakalandı.

Chamberlen ailesinden bir üye olan Hugh ismindeki bir ebe 17. yüzyılın en çok konuşulan doğumlarından birinde eşsiz bir rol oynamıştı. 1688’de İngiltere kralı II. James’in Katolik karısı Mary Beatrice, daha 6 aylık hamileyken doğurmuştu. İngiltere’deki Protestanlar (özellikle James’in ilk karısından olan iki taht varisi kızı Anne ve Mary), James’in yaptığı son evlilikten dolayı mutlu değildi ve tahta çıkma sırasında Katolik bir erkek çocuğunun doğmasıyla kızların geriye düşme fikrinden büyük huzursuzluklara kapılıyorlardı.

Doğumun iyi bir şekilde belgelenmesi için II. James doğumun olacağı odayı birçok şahitle doldurdu. Doğacak prensin tanrının inayetiyle dünyaya geldiğini birçok tanık huzurunda kanıtlamak istiyordu. Daha sonra Hugh doğumu gerçekleştirmek için odaya çağrıldı fakat Hugh’un odaya gelmesi çok gecikti, James adı verilen çocuğun doğumu çoktan başlamıştı. Doğumu kaçırıp geç gelse de Hugh’un çocuğun kraliyet ailesinden olup olmadığını tasdik etmesi istendi. Çünkü çocuğun aslında ölü doğduğu fakat yatağı ısıtmak için kullanılan metal aletin içine başka bir çocuğun gizlendiği ve bebeklerin yerinin değiştirildiği iddiası vardı. Katolik yanlısı olan ve saraya sadakatiyle bilinen ebe Hugh ise kendisine çocuğun biyolojik durumu ile ilgili soru sorulunca şu şekilde cevap verdi: “Olayı görmesem bile yatak ısıtıcısının içinde birden garip bir bebeğin çıkıp başkasıyla yer değiştirmesinin mümkün olmadığına eminim.”

Fakat tüm bu çabalar hazin sonun gelmesine bir engel olamadı. Anne ve Mary’nin de dâhil olduğu birçok Protestan, bebeklerin değiştirilmediği fikrini reddetti. Protestanlar arasındaki bu yaygın söylentiler kısa bir süre sonra gerçekleşecek olan II. James’in tahttan indirildiği 1688 Muhteşem Devrimi’nin ana sebebi oldu. 19. yüzyıla gelindiğinde ise tıbbın gelişmesi ile birlikte doğum yapmak daha çok katlanılabilir ve sağ çıkılması daha olası bir olgu haline geldi.  1853 yılında Kraliçe Victoria’nın Prens Leopold’u doğurduğu sırada acılarını hafifletmek için kloroform kullandırması doğumda bulunan birçok kişiyi şoke etmişti. Doğumda insanların olmasına dayanan bu eski gelenek hala bazı kraliyet aileleri tarafından sürdürülse de yıllar içinde daha özel bir olguya dönüştü.

Sussex düşesi Megan Markle’ın 2019 yılında kendi evinde ve insanlardan uzak doğum yapma kararını almasıyla bir diğer eski gelenek olan asillerin sarayın içinde doğum yapması da artık eskimiş oldu. Tüm bu tarihsel süreç içerisinde özel hayat kavramının doğumun içine girmesinin tamamen modern çağın bir eseri olduğunu söylemek mümkündür.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Türkan Babacan

Türkan Babacan
TESAD İngilizce Çevirmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir