Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Körfez’de Av Mevsimi

Körfez’de Av Mevsimi

Yazan: Ertuğrul Gazi Kefinsiz

Sınırlar,  sınır kapıları, girişler ve çıkışlar her şeyin başladığı, aynı zamanda bittiği yerler. Sıcak akarsulardan soğuk sulara geçmek isteyen yavru balıklar, sıcak sular ile soğuk suyun kesiştiği sınırlarda beklerler ancak korkarlar ve geçemezler. Çünkü suyun soğuk tarafından büyük balıklar onları  yemek için buraya gelir. Bunu bilen avcılar ise tam olarak bu geçiş noktalarında avlanır. Katar, bu günlerde böyle bir geçiş noktası.

Merkezi Orta Doğu olan ve yıllardır süren işgal, iç savaş, çekişmeler, mezhepsel çatışmalar, halk ayaklanmaları, Yemen’i bitiren savaş, Libya’daki parçalanma, Mısır’daki darbe, Suriye’deki yıkım tartışılırken bile körfez ülkelerinde istikrardan kısmen söz edilebilmekteydi. İstikrarın kaynağı olarak da ABD gibi büyük güçlerin, bölgenin sahip olduğu enerji kaynaklarına bağımlılığı ve monarşilerin büyük güçlerle uyumu gösterilmekteydi.[1] Ancak Trump’ın ziyaretinden sonra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn uyumu sağlanmış ve barış bozulmuştur. Yeni oyun sahaları belirlenmiştir. Bölgede kartlar açık oynanmaya başlanmıştır. Bölge için “satranç tahtası” metaforu yerini hızlı bir şekilde “poker masası”na bırakmaktadır. Yani rakipler, rakibini mat etmek yerine, onu oyun dışında bırakmadan oyunun kontrolünü tamamen eline almaya çalışmaktadır.

Amerikalıların çoğu Orta Doğu’dan uzak durmayı tercih ediyor, fakat petrol, siyaset hatta din parametresi Amerika’yı bu bölgeye çekiyor. Evet dinler, çünkü İslam sadece bir din değil, modern dünyaya kolay kolay boyun eğmeyen, haksızlıklarla meselesi olan bir yaşam biçimidir.[2]

Körfez’de din ve milliyetçilik yabancıları saf dışı bırakacak siyasi bir alete dönüşür: ilkin İngilizler, sonra Ruslar, şimdi de Amerikalılar. Eğer bunlar Tierra del Fuego olsalardı sorun olmayabilirdi, Fakat Körfez bölgesi dünyanın petrol rezervlerinin yarısından çoğuna sahiptir. Bir başka büyük rezerv ise Hazar Denizi civarındadır. Bu bölgelerin hiçbiri sakin değildir.(a.g.e) Adı geçen bölgelerle bağlantılı olan yer doğal gaz rezervleri bakımından oldukça zengin olan Doğu Akdeniz bölgesidir. Orta Doğu ve Körfez sınırları içerisinde yaşanan sorunları enerji ve güç bağlamında değerlendirerek sorulara cevaplar bulmaya çalışılmalıdır.

Ancak eksik bilgilerle, küresel siyasete dair yapılan yorum ve tenkitlerin bir anlamı olmadığı aşikar. Bu durumun benzer örneklerini ikinci Körfez Savaşında yaşadık ve gördük. Hakkında pek çok yazıların yazılması ve analizlerin yapılmasına ve aradan yıllar geçmesine rağmen hala Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesinin gerçek sebeplerini öğrenemedik. Bu yüzden Suudi Arabistan’ı bu krizi çıkarmasına iten sebeplerin tahlilinde aynı hataya düşmemek için petrol ve doğal gaz bölgelerinde yaşanan güç mücadelesini derinlemesine incelemeliyiz.[3]

Dünya düzeni teriminin olumlu, ümit verici, güven aşılayıcıbir içeriği vardır. Çünkü düzen savaşın, kargaşanın ve başıboşluğun sona erdiğini ima eder. İnsanların düzenle ilgili tahayyüllerinde üç temel mihenk taşı vardır. Birincisi, bizatihi gücü nasıl tanımladıklarıdır. Ve onu nasıl meşrulaştırdıklarıyla ilgilidir. İkincisi coğrafyayı, yani düzenin banisi olan devlet ile kendi bulundukları yer arasındaki mekanalgılamalarıdır.  Son olarak da dünyayı idare ettiğini düşündükleri devletin sahip olduğu değerler ve kendi kendilerine olan mukayeseli bakışlardır.[4]Türkiye, Katar, Pakistan gibi liderine bağlı ülkelerin güç anlayışı “aşk” gibidir. Tanımlamayla veya ölçmeyle anlaşılamaz. Ancak bu onu daha az gerçek yapmaz. Bu ülkelerin mekan algısını harita üzerinde düşünecek olursak batıdan doğuya bir hat şeklindedir. Bu anlamda Türkiye coğrafi konumu, tarihsel süreç içerisindeki birikimleri, sergilemiş olduğularıtavır ve tutumları ile gücünü meşrulaştırarak, Balkanlar’da, Afrika’da, Asya’da bulunan Türki ve Müslüman devletlerin büyük ağabeyi rolünü üstlenmiş durumdadırlar. Katar da sahip olduğu değerler doğrultusunda Hamas ve Müslüman Kardeşlere kucak açmıştır. Mısır’da yaşanan darbeye ilk andan beri karşı çıkmış, Muhammed Mursi’yi desteklemiştir. Türkiye’nin yaşamış olduğu iç ve dış sorunlarda her zaman ülkemizin yanında olmuş ve son 15 yıldır Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile kuvvetli ilişkileri kurmuştur. Bu durum Katar’ı körfezin asi çocuğu yapmıştır. Ancak, işbirliği anlaşmalarından çıkarılma riskine rağmen Katar bugün terör örgütü olarak kabul edilen Müslüman Kardeşleri desteklemekten vazgeçmemiştir.

Müslüman Kardeşler son yıllarda siyasi etkenliği yitirmiş gibi görünse de Mısır’ın siyasi iç dinamiğini oluşturmaktadır. Hamas’ın Mısır’a açılan bir kapısının olması da İsrail için büyük bir tehdit unsurudur. Bu kapıdan yani Müslüman Kardeşler’den gelecek bütün tehditleri bertaraf etmenin tek yolu Müslüman Kardeşleri yok etmekten geçmektedir. Bunun için hedef tahtasına Katar konularak bir taşla birçok kuş vurulmak istenmiştir. Ancak, neden Müslüman Kardeşler üzerinden bir operasyon çekildiğini sorduğumuzda karşımıza Müslüman Kardeşlerin etkin olduğu bölgelerdeki enerji kaynakları göze çarpıyor.

Akdeniz’in Doğusunda 47 katrilyon metre küp doğal gaz bulunmaktadır. Rusya’ya %55 oranında bağımlı olan Avrupalı devletler belki de bu şekilde enerji ihtiyacını karşılayacaktır. Rusya’nın ise %75 enerjiye bağlı ihracatına büyük bir darbe vurarak, ekonomisini zayıflatacaktır. Bunun içindir ki kıta sahanlığı rezerv üzerinde en geniş ülkeler olan Mısır ve Filistin’in içerde mevcut işgalci ve darbe yönetimlerine risk oluşturabilecek yapılanmalarına tahammül edilmemektedir.

Güç ve Güç Algısı

 Güç algısında maddi unsurlar öne çıkmaktadır ve bu durum şaşırtıcı değildir.

Ekonomi, ordu, borsa, ticaret, refah, sağlık, dünyanın her yanına külfetsiz ve korkusuz gidebilme gücün işaretleri olarak algılanır. Hem merkezdeki hem taşradaki insanlar bu maddi gücün namütenahi olduğunu ve dünyanın her yanına istediği zaman etki edebileceğini sanırlar. Tabii ki bu durum hiç de göründüğü gibi değildir. Ama insanların en uzun süre yaşadıkları ve en çabuk unuttukları şey, gücü elde etme süreçleridir. İnsanların en son fark ettikleri şey de düzeni kuran gücün maddi unsurlarındaki daralma ve zaaflardır. Çünkü bir gücün dünya düzenini kurmadan, o düzeni elden yitirme sürecinden en son ana kadar göstermek istemediği şey, o gücün artık eskiimkanlardan yoksun olmasıdır. Bundadır ki maddi gücünün eksikliğini fark eden devletler daha da saldırganlaşır, kendini göstermeye, gereksiz yere riskler almaya başlar. ABD’nin bugüne kadar dünyanın çeşitli yerlerinde  yaptığı askeri operasyonlar ve muhtemelen yakında İran ve Kuzey Kore üzerine yapacağı şeyler ve bugün Katar’da yarattığı kriz buna güncel bir örnek sayılabilir.[5]

Katar’a karşı oluşturulan kriz diyoruz çünkü kriz ABD Başkanının Orta Doğu ziyaretinden sonra gerçekleşmiştir. Kriz her ne kadar Arap liderler  arasında gerçekleşiyormuş gibi görünse de arka planda oklar ABD’yi göstermektedir. ÇünküABD, en başta söylediğimiz gibi bu hikayenin avcısı olması gerekliliğinin farkındadır ve bu rolü her zaman olduğu gibi çok güzel oynamaktadır.

ABD gibi büyük ülkelerin güçlerini komplo teorileriyle açıklamak insanların işlerine gelir. Ancak komplo teorileri ikinci sınıf cevaplardır ve atalete düşürür insanı. Gücü göle atılan bir taşa benzetirsek, somut güç taşın kendisidir. Sermaye, üretim, askeriye vs. hepsi somut olan güçtür ve algılananın çok az bir kısmını gösterir. Taşın suya atılarak yapmış olduğu dalgalanmaysa soyut güçtür. Amerika’nın ordusu kadar güçlü başka soyut güçleri vardır. Amerikan sineması gibi. Amerikan sineması gücü izleyenlere empoze etmektedir. Güçlü ordular, parlak ve büyük şehirler, herkesin her istediğini yaptığı özgür hayat. Ancak Amerika’da işler hiç de bizim algıladığımız gibi değildir.

Amerika’nın ana endüstrisi savunma merkezlidir. Bugün Amerika’da AR-GE çalışması yapan 100 araştırmacıdan yaklaşık 70 tanesi savunma üzerine çalışmalar yürütmektedir. Kendi içerisinde önceliği yine savunmaya yöneliktir, bütçesinin %55’ini savunmaya ayırmaktadır. 610 Milyar Dolar civarında savunma bütçesi vardır. Net rakamlar değildir, daha fazladır, ABD’ye en yakın olan Rusya’nın ise 80 Milyar Dolar civarında savunma bütçesi vardır. Amerika için askeriye tüketen ancak tükettiği kadar da üreten ve ürettiğini pazarlayan bir yapıdır. Bu durum hayatın geri kalanında dengesizlikler oluşturmaktadır. Eğitime %5, kamu harcamalarına %6,sağlığa %5, gıda/tarıma %1 ve bu şekilde giden dengesiz, zaaflar doğuran harcamalar vardır. Amerika’nın savunma ekonomisini idame edebilmesi için çatışma bölgelerin hiç bitmemesi ve ülkelerin hiç kullanmayacakları silahları ABD’den alması gerekmektedir. Bugün Suudi Arabistan ve Katar örneğinde görüldüğü gibi. Bildiğiniz üzere Körfezde yaşanan kriz öncesi Suudi Arabistan’ın; krizden sonra Katar’ın ABD’den savunma ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi. Bugün Suudi Arabistan ve Katar’ın kriz öncesi ve sonrasında yapmış olduğu savunma harcamaları

Batılının bulduğu en uyanık şeylerden birisi hem gelir çıkarını senden elde eder hem de onu sana finanse ettirir. Buna uyanan ülkeler yavaş yavaş kendi güçlerini toplama başlamışlardır.

Savaş Barkçin Hocanın bir sözü bu minvalde ışık tutucu olacaktır: “Kısacası, dünya düzeni savaş meydanlarından, diplomasi salonlarından ve ticaret borsalarından daha fazla zihinlerde kurulan bir kurgudur. Her düzen böyle bir zihni temele oturur. Oradan aşağı edilmesi de aynı yoldan olur. Tarihin yazgısı değişmez: Düzeni bozuk iktidar sazı, zihinlere ve vicdanlara ahenk veremez. O zaman yeni bir saz ile, yeni bir fasla dalma vaktidir işte” Bizler kendi öz benliğimiz doğrultusunda geleceğe yönelik kendi planlarımızı yaparak uygulamaya koyduğumuz sürece, her ne ile karşılaşırsak karşılaşalım bütün zorlukları aşacağızdır. Son olarak da şunları eklemek istiyorum, Körfez krizinde Türkiye olarak Katar’ın yanında olmamız Birleşik Arap Emirlikleri(BAE), Suudi Arabistan(SA) ve Katar’a ambargo uygulayan diğer devletlerin karşısında olduğumuz anlamına gelmiyor. Bölgede etkin bir biçimde uzlaşmacı ve arabulucu rolümüzü arttırarak devam ettirmeliyiz.

 

Başvurular

Alalam, M. A. (2017). Körfez Güvenliğine Tarihtan Bakmak: Yeni Korsanlık Mı?: Ordaf. Ordaf Araştırmaları Merkezi Web Sitesi: http://ordaf.org adresinden alındı

Barkçin, S. (2016). Güç Ve Meşruiyet Tasavvuru. S. Barkçin içinde, Kalbin Aklı (s. 106). İstanbul: İnsan Yayınları.

Barkçin, S. (2016). Zihinlerdeki Dünya. S. Barkçin içinde, Kalbin Aklı (s. 105). İstanbul: İnsan Yayınları.

Kurşun, Z. (2017). Katar Krizi Ve Türkye’nin Konumu: Ordaf. ORDAF Araştırma Merkezi Web Sitesi: http://ordaf.org adresinden alındı

Mıchael G. Roskin, N. O. (2014). Basra Körfezi’nde Petrol Ve Kargaşa. N. O. Mıchael G. Roskin içinde, Uluslararası İlişkilerin Yeni Dünyası (s. 195). Ankara: Liberte Yayınları.

 

[1](Kurşun, 2017)

[2](Mıchael G. Roskin, 2014)

[3](Alalam, 2017)

[4](Barkçin, 2016)

[5](Barkçin, Güç Ve Meşruiyet Tasavvuru, 2016)

 

 

Yazar Hakkında

Ertuğrul Gazi Kefinsiz

Karabük Üniversitesi Uluslararası ilişkiler Öğrencisi

 

 

2 yorumlar

  1. Güzel bir yazı katar resmine objektif bakmış kıymetli yazar kardeşim devam yazılarını bekleriz

  2. Habib kefinsiz

    Bu güzel bakış açın ve değerli düşüncelerinle bizi bilgilendirdiğin için seni gönülden kutluyorum. Ve seninle gurur duyuyorum. Başarılarının devamını temenni ediyorum .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir