Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Intell4'ten alınmıştır.

Komünal Kapitalizm ve Bireyci Anglo-Sakson Kapitalizmi Uygulanan Devletlerde İşsizlik: Almanya- ABD Analizi

Giriş

Makroekonomik sorunların başında yer alan işsizlik, ülkelerin sosyo-ekonomik durumlarına göre farklılık gösterse de çoğu ülkenin önemli sorunları arasında yer almaktadır. İşgücü piyasalarında, teknolojinin gelişmesiyle beraber insan gücüne ihtiyaç oldukça azalmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, genel ve genç işsizlik sorunu oldukça artmaya başlamıştır.[1] İşsizlik sorunu yaşayan devletlerin, bu durumu hafifletebilmesi, mümkünse ortadan kaldırılabilmesi, en büyük amaçlardan bir tanesidir. Çünkü birçok sorunun kaynağı ve destekleyicisi, işsizliktir. Genel tanımlamalara göre işsizlik, piyasadaki ücret düzeyinde çalışma istek ve gücünde olup iş arandığı halde iş bulunamaması durumu olarak kabul edilmektedir. Herhangi bir kişinin işsiz sayılabilmesi için bir işte çalışmıyor olması, iş arıyor olması ve cari ücret düzeyinde kendisine bir iş teklif edildiğinde bu teklifi kabul edecek olması gerekmektedir. İşsizlik oranı ise ekonomideki işsiz sayısının, işgücü sayısına oranlanması ile elde edilmektedir.

İşgücü piyasalarının bir diğer önemli faktörü ise istihdamdır. İstihdam, dar anlamda, emek faktörünün üretim sürecine dâhil edilmesi ve tüm üretim faktörlerinin üretim sürecine katılması anlamına gelmektedir. Standart tanımlamaya göre istihdam, bir ülkenin ekonomisinde, belirli ücret karşılığında mal ve hizmet üretimine katılacak nüfusa denilmektedir. Kısaca işsizlik ve istihdam, birbirinden farklı fakat birbirini tamamlayan ayrılmaz parçalardır. İstihdam, uygulanan politikalar sonucu ulaşılmak istenen hedef iken, işsizlik ise kaçınılmak istenen tarafı oluşturmaktadır.

Kapitalizm, bireyin tek olarak ya da belirli gruplar halinde ve genel olarak üretken kaynakların özel mülkiyetine sahip oldukları ve diledikleri gibi kullanabildikleri bir ekonomik örgütlenmedir.[2] Genel olarak kapitalizm, endüstri ve ticaretin devlet tarafından değil, kapitalist olarak da ifade edilen şirketler ve özel girişimciler tarafından kontrol edildiği ekonomik ve sosyal sistem olarak tanımlanmaktadır. Kapitalizm her ülkede farklı şekillerde uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, komünal kapitalizmin uygulandığı Almanya ve bireyci anglo-sakson kapitalizmin uygulandığı ABD ülkelerini ele alarak, her iki kapitalizmdeki işsizlik sorununu karşılaştırmalı olarak analiz etmektir.

1. Kapitalizmin Tanımı ve Ortaya Çıkışı

Kapitalizm denildiği zaman akla ilk gelen “sermayecilik” olarak tanımlanmaktır. Bunun dışında kapitalizmin en çok bilinen üç ayrı tanımı yer almaktadır. İkinci olarak, iktisadi üretimdeki tekelleşme eğilimi ile ilişkilendirilir. Piyasaya tümüyle hâkim olmak ve kontrolü altında tutmak isteyen iktisadi bir üretim tarzıdır. Marx’a göre kapitalizmin tanımı, eğer bir yerde üretim araçlarını kontrolü altına almış, onu tekelleştirmiş bulunan sermaye sahipleri (burjuvazi) ve bu üretimde istihdam edilmek üzere beden gücünü belli bir ücretle işverene arz eden işçiler (proleterya) var ise, orada kapitalizmin özü oluşmuş demektir.[3]

Diğer bir tanım Weber’e aittir. Weber, kapitalizmi tanımlarken onu rasyonalite ile ilişkilendirmiştir. Kapitalizm kesinlikle sınırsız kar etme güdüsü değildir, aksine akılcı iktisadi üretim sistemidir. Weber’e göre kapitalizmin olabilmesi için, Rasyonel Sermaye Muhasebesinin, Para Serbestisinin, Rasyonel Teknolojinin, Rasyonel Hukukun, Özgür Emeğin var olması ve son olarak İktisadi Hayatın Ticarileşmesinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Weber kapitalizmi, özgür işgücünün rasyonel örgütlenmesi olarak tanımlar. Rasyonel unsurların yanı sıra Weber kapitalizmin var olabilmesi için, üretimin devlet tarafından değil, özel sektör tarafından yapılmasını da şart koşmaktadır. Ona göre, ihtiyaçların işletmelerce karşılandığı iktisadi sistemler, asgari düzeyde de olsa kapitalizmle iç içedir.[4]

Genel olarak kapitalizmi en genel ve anlaşılır bir şekilde tanımladığımız zaman, ekonomik sistemin özel ve bireysel girişimler eliyle yürütüldüğü ve devlet müdahalesinin sınırlı olduğu bir ekonomik sistem denilebilir. Diğer bir ifade ile “serbest piyasa ekonomisi”dir.

1.1. Kapitalizmin Ortaya Çıkışı

Kapitalizmin ortaya çıkışı, iktisadi gelişmeyle ilgili olduğu için büyük önem taşımaktadır. Ortaçağın sonlarında, feodalitenin çözülmeye başladığı zaman kendisini gösterir. Feodal beylerin serfler üzerindeki etkisinin azalması ve bu dönemde tüccar sınıflarının oluşması kapitalizmin doğuşunu hızlandırmıştır. Ortaya çıkmasında bir diğer görüş ise tarım ekonomisine dayalı feodalite sisteminin kaldırılmasından sonra sanayi devriminin olmasıdır.

Kapitalizmin ortaya çıkmasında burjuva sınıfının önemli bir rolü vardır. Kaynak bulma ve bunu özgür bir şekilde yönetmek isteyen kapitalist girişimci, başlangıçta feodal beye karşı merkezi otorite yanlısı olarak kralı desteklemiş, kendi sınıfının çıkarını koruyabilmek içinse, kralın mutlak otoritesine karşı, cumhuriyeti desteklemiştir. Bu durumda kaynakları benimsemiş yani merkantilist düşünceye sahip olan dönem, ticari kapitalizm olarak tanımlanmaktadır. Sanayi Devrimi sonrası oluşan döneme ise sanayi kapitalizmi denilmektedir. Bu dönemde ise liberal düşünce benimsenmiştir. Bunun sebebi, daha az devlet müdahalesi, daha hızlı büyüme ve dış pazar arayışının olmasıdır. Kapitalizm özgürlükçü yapıya dayalı ve girişimci bireylerin karlılığına odaklanmaktadır. Bundan dolayı burjuva sınıfı liberal anlayışı benimsemiştir, ancak mutlak otoriteye karşı mücadelede varoluşlarını sürdürebilirlerdi. Ayrıca kapitalizm, dış pazarları ele geçirmek ve sürekliliği için devlet destekli politikaya ihtiyaç duymaktadır.[5]

Bu bölümde kapitalizmin doğuşu genel bilgi ve özet olarak verilmiştir. Detaylı bilgiler için çeşitli kaynaklardan yararlanılabilir.[6]

2. Komünal Kapitalizm ve Almanya

Belirli bir mekân üzerinde yaşamını sürdüren bir topluluğun birlikte yaşamaktan kaynaklanan sorunlarını çözümlemek ve toplu gereksinimlerini karşılamak amacıyla oluşturulmuş birlikteliklere ya da örgütlülüklere, “komün” ismi verilmektedir. Komün, yerel bir topluluğa kamu hizmetleri sağlayan yönetsel, siyasal ve toplum bilimsel birimlerdir.[7]

Komünal kapitalizm uygulanmasında devlet ön plandadır ve aktif planlayıcı fonksiyonel olarak ön plana çıkmaktadır. Devletin görevi, toplumun ihtiyaçlarını belirlemek ve bu ihtiyaçları temin etmektir. Devlet, koordinasyon, önceliklerin belirlenmesi ve planlama gibi önemli görevlerden sorumludur. Toplumu oluşturan bireyler maaş, emekli aylığı, sağlık ve diğer sosyal haklar ön planda yer almaktadır. Bu haklar, iyi bir toplum olmanın sonucu olarak tanımlanır. İyi bir toplum olmak için öncelikle ödevlerin yerine getirilmesi gerekir. Bu ödevler, bireylerin toplumun refahı için yerine getirmesi gereken görev ve sorumluluklardır. Toplum belirli haklar isterken, devlet bu haklar karşılığında yapılması gereken ödevleri istemektedir. Komünal kapitalizmde ödevlere ve haklara bakış açısı eşit derecede bir öneme sahiptir.
Komüncülük, eşitlik ve konsensüse, zorla ya da az da olsa gönüllü olarak, ulaşılması olarak nitelendirilir. Komüncülük, organiktir. Bireylerin toplamından daha fazla bir anlam ifade eder, atomistiktir. Bu ifade,  bireyleri çeşitli atomlara ayırarak incelenmesi olarak düşünülebilir. Her birey farklı öneme sahiptir ve bireylerin bir araya getirerek oluşturduğu toplumun ihtiyaçları önemli bir yere sahiptir. Bir bütün olarak toplumun ihtiyaçları, bireylerden oluşan kendi üyelerinin ihtiyaçlarından daha fazla öteye geçmiş özel ihtiyaçlardır.[8]
Komünal kapitalizmde, ticaret hükümet tarafından belirlenir. Ticaretin amacı toplumsal ihtiyaçları göz önünde bulundurarak, genellikle hükümet ve ilgili kurumlar tarafından tespit edilir. Önce ihtiyaç belirlenir ve daha sonra bu ihtiyaçların karşılanması için ticaret faaliyetleri bu ihtiyaçlara uyumlu olacak şekilde belirlenir.

2.1. Komünal Kapitalizmde İşsizlik ve İstihdam

İşsizlik, insanların eğitim düzeyinden, vasıfsızlığından ya da çalışma isteği olmamasından dolayı kaynaklanmamaktadır. Marx’ın işsizlik tanımı “artı nüfus” ya da “yedek sanayi ordusu” olarak tanımlamaktadır. [9] İşsizlik sorununu bilimsel olarak inceleyen Marksizm, işsizlik türlerini ve “artı nüfus”un ortaya çıkış sebeplerini araştırmıştır. Kapitalizmin, durgunluk, canlanma, hızlanma ve çöküş evreleri işsizliğin artışına veya azalışına neden olan etkenler arasındadır.

Artı nüfus istihdama göre ne kadar fazla ise istihdam için rekabet o kadar büyük olur ve ücretlerde bir o kadar düşük olur. Ama artı nüfusun ve sürekli işsizler katmanının mutlak büyüklüğü ne kadar çok olursa yoksulluk ve sefalet o kadar fazla olur. Marx, kapitalizmin bu özelliğini kapitalist birikimin geleneksel yasası olarak ifade etmektedir.[10] Teknolojini gelişmesi ve makineleşmenin artışı ile insan emeğine ihtiyaç azalmış, üretim daha hızlanmış ve devletler arasında ticari rekabet daha fazla kızışmaya başlamıştır. Nitekim işsizlik artışı her devlet için kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Komünal kapitalizmi uygulayan Almanya, işsizliği en aza indirmek ve toplum refahını üst düzeyde tutabilmek için çeşitli politikalar izlemiş ve uygulamalar yapmıştır.

Komünal kapitalizm uygulamasının dengeleme ölçütleri arasında artan oranlı gelir vergileri ve diğer bir ölçüt olarak miras vergisi vardır. Diğer bir dengeleme ölçütü ise, ülkenin bölgeleri arasında eşitliğin sağlanmasıdır. Alman Anayasası, anayasa hukuku olarak, Almanya’nın tüm bölgelerinde yaşam koşullarının eşit olmasını öngörmektedir. Fakat Almanya’nın yeniden birleşmesi sonucu, ülkenin bazı yerlerinde fakirlik görülmesinden dolayı bu koşulların gerçekleşmesinin zor olduğu görülmüştür.[11] Komünal kapitalizm uygulamasında devlet, öncelikli olarak sosyal bir devlet olarak görülmektedir.

Komünal kapitalizmde, toplumsal başarı ve uzun dönemli mali kazançlar önde durur ve toplumsal dayanışma vardır. Fakirlik ve işsizlik ile mücadele toplumsal bir sorundur. Tam istihdamın sağlanması ve eşit gelir dağıtımında devletin rolü vardır. Komünal kapitalizmde fakir, kurban olarak görülür ve sosyal güvenlik harcamaları oldukça fazladır.

Almanya’da işçi örgütleri çok güçlüdür ve merkezileşmiştir. İşverenlerle birlikte bir dayanışma söz konusudur ve toplumsal çıkarlar ön planda yer almaktadır. Şirketlerdeki hisselerin çoğunluğu bankaların ve birliklerin elinde tutulmaktadır. Şirketin geleceği ile ilgili kararlar alınmasında, çalışanların oldukça fazla etkisi vardır. Ekip ruhu hâkimdir, ne konumda olursa olsun çalışanlar ekibin birer üyesi olarak kabul edilir. Bu yüzden, çalışanlar çalıştığı şirkete büyük bir sadakat ve bağlılık gösterirler. Fabrika konseyleri ve birlikte karar alma mekanizması sayesinde yönetime katılırlar. Komünal kapitalizmde, çalışanın verimliliğinin dışındaki faktörlere (diploma, kıdem) göre ücretlerin belirlenmesi genel olarak esas alınır. İşçi, bu konumda karma nitelikli bir mal olarak nitelendirilir. İşletmeler içinde aynı şekilde ifade edilmektedir.[12]

Dünyanın en önemli tüketim toplumları arasında yer alan ABD yeni tüketim politikaları ile büyümesini hızlandırırken, komünal kapitalizmin uygulandığı devletler arasında başta gelen Almanya, üretim maliyetlerinin yüksek olmasından ötürü rekabet etmekte güçlük çekmiştir. Aynı zamanda Almanya’nın yeniden birleşmesi de belirli oranda işsizlikte artışa neden olmuştur. Bu nedenle iktidarda yer alan CDU ve Yeşiller Partisi ister istemez birtakım reformlar yapmak zorunda kalmıştır. En önemli değişim Toplu İş Sözleşmesi Sistemi’nde yaşanmıştır. Bu sözleşmede, sektör içindeki belirli şirketlere belli durum ve ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak çalışanlar ile bir ücret anlaşmasının olduğu genel hükümler içeren bir anlaşmaya varılmıştır. Ayrıca, Almanya’nın en önemli işveren markaları, hem işlerinin eskisi gibi devam edebilmesi hem de olası işten çıkarılma durumlarının yaşanmaması için belli önlemler almıştır. Bunların başında çalışma sürelerinin kısaltılması gelmiştir fakat bu önlemde istihdamın sağlanmasında yeterli olunamamıştır. Ekonomistlerinde engel olarak gördüğü bu durum karşısında Almanya güvenceli- esneklik uygulamalarına başlamıştır. Fakat bu uygulama, güvenceli- esneklik uygulayan diğer ülkelerden birtakım farklılıkları vardır.[13]

2.1.1. Güvenceli – Esneklik Modeli

Güvenceli esneklik, işgücü piyasalarının, işin organizasyonunun ve bir yandan çalışma ilişkilerinin esnekleştirilmesi diğer yandan istihdam güvencesi ve sosyal güvenliğin genişletilebilmesi anlamına gelen işgücü piyasası politikasıdır.[14] Küreselleşmenin sonucunda ortaya çıkan işgücü piyasasının esnekleştirilmesinin sosyal güvence kavramına dayandırılmasını amaçlayan bir kavramdır. Güvenceli esneklik kavramı ilk kez 1999 yılında Hollanda’da kabul edilmiş ve kullanılmış, daha sonra diğer ülkeler tarafından da benimsenmeye başlamıştır. Güncel istihdam stratejisinin temel kavramlarından birisi olarak İskandinav ülkelerinde geliştirilmiştir.[15]

Güvenceli-esneklik, piyasa unsurları etkin bir şekilde oluşturulduğu zaman, hem işverenlerin esneklik ihtiyacını, hem de çalışanlar için sosyal güvenceyi bir arada karşılayabileceği düşünülen bir yapı olarak tanımlanır. Uygulandığı İskandinav ülkelerinde işsizlik ve istihdamda başarı gösteren güvenceli-esneklik modeli, Almanya’da bazı farklılıklar ile uygulanmıştır. Alman yetkililerince değinilen ve İskandinav ülkelerinden ayıran başlıca farklılıklar; sosyal sistemler, politik esnekliği ve sosyal güvence yapıları dikkate alınmıştır.[16]

Almanya, iş kanununda kadrolu sözleşmeler üzerindeki sıkı korumacı yapıya dokunmadan, hem kanunda büyük hakları olan sendikaların hem de esnek iş formlarına mesafeli yaklaşan Alman toplumunun tepkisini çekmeden, işletmelerde belirli tip işler için yarı zamanlı ya da sınırlı süreli sözleşmeler gibi istihdamın esnek formalarının uygulanmasını kolaylaştıracak düzenlemeler getirmiştir. Ayrıca, bu gibi esnek iş formlarında çalışacaklara yönelik sosyal güvencenin eksiksiz sağlanması adına da devlet olarak çeşitli sorumluluklar almıştır.[17]

Sonuçta Alman işgücü piyasasında, işletmelerin ana işlerine sahip, güçlü ve korumacı kanunlara dayalı kadrolu çalışanların yanı sıra, zayıf ve düşük korumaya tabi geçici sözleşmeli çalışanlar şeklinde bir yapı meydana gelmiştir. Geçici sözleşmeli çalışanlar için oldukça zayıf yapılandırılan istihdam koruma mevzuatı yoluyla, işletmelere esnekliğin tüm boyutları için imkân sağlanarak, işsizlik oranlarının düşürülmesinde önemli bir başarı elde edilmiştir. Ortaya koyduğu güvenceli-esneklik yaklaşımı ile elde ettiği bu başarılı sonuçlar ile Almanya diğer üye ve aday ülkeler için de örnek teşkil etmiştir.

2.2. Almanya’nın Son Dönemlerde İşsizlik Durumu

Almanya, istihdam ve işsizlik için uyguladığı politikalar ile uzun bir süre başarı sağlamıştır. Fakat son yıllarda Almanya, bu gidişatta birtakım olumsuzluklar yaşamış, istihdam ve işsizlik ile ortaya koyduğu bu başarının devam ettirebilmesi için gerekli olan ekonomik dinamizmi yakalayamamıştır.

Almanya 1980’ler ve 1990’ların başında, AB ortalamasının üzerinde bir ekonomik büyüme oranı yakalamış ve diğer sanayileşmiş ülkelerin aksine ekonomik durgunluk dönemine, birleşme sürecinin yarattığı dinamik sonucu gecikmeli olarak girmiştir. Kuşkusuz ekonomik durgunluk döneminden çıkış sürecinde gecikmeli olarak başlayacaktır. Bu bağlamda iki Almanya’nın birleşme sürecinin yarattığı mali sıkıntılar dışında, yüksek vergi oranları, sosyal güvenlik katkı paylarının yüksekliği ve işgücü piyasasının esnekleştirilmesine dair yetersiz düzenlemeler Almanya’da istihdam ve işsizlik sorunlarının azaltılmasına engel yaratmıştır.[18]

Uygulanan istihdam politikalarının ışığında Almanya’da genç işsizlik nüfusu oranı ABD’nin genç işsizlik nüfusunun oranının altında kalmıştır. Bunun nedeni, Almanya’da uygulanan çıraklık sisteminin etkin bir şekilde yürütülmesidir.

Son yıllarda, özellikle pandemi sürecinde tüm dünyada işsizlik oranları oldukça artış göstermiştir. Her yıl Nisan ve Mayıs aylarında mevsimsel nedenlerde dolayı işsiz sayısı artarken bu yıl koronavirüs nedeniyle Almanya’da işsizlik sayısı 2 milyon 163 bin kişiye kadar yükseliş göstermiştir ve işsizlik oranı yüzde 0.3 artmıştır. [19] Pandemi sürecinin devam etmesi ve alınan tedbirlerle birlikte işten çıkarılma bir süre devam etmiştir ve belirli tutarlarda ek ücretler verilerek insanların mağduriyeti en aza indirgenmeye çalışılmıştır.

Son günlerde Almanya kısmi kapanmaya gitmesine rağmen işsizlik oranlarında azalma görülmüştür. Kısa çalışma ödenekleri Eylül ve Ekim aylarına oranla artış göstermiştir. Nürnberg’deki Federal İstihdam Dairesi’nin (BA) açıkladığı verilere göre işsizlik oranı yüzde 0,1 azalarak yüzde 5,9’a düşmüştür. Kasım ayında 2 milyon 699 bin kayıtlı işsiz tespit edilmiştir. Bu rakam bir önceki aya göre 61 bin kişilik azalma anlamına gelirken, bir önceki yılın aynı dönemine göre ise 519 bin kişilik artışa karşılık gelmektedir.[20]

3. Anglo – Sakson Kapitalizmi ve ABD

Anglo-sakson kapitalizmi, bireyciliği, devletin piyasadan çekilmesiyle serbest piyasa sistemini benimseyen bir kapitalist sistemdir. Bu terimi ilk defa literatüre kazandıran Albert olmuştur. Anglo-sakson kapitalizminde, işletmeler tekelleşmeye gitmiştir, mevcut kamu kesimleri de özelleşmeye başlamıştır. Anglo-sakson genel anlamda İngilizce konuşan devletler olarak tanımlanmaktadır. Anglo-sakson ülkeleri başta ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda olarak sıralanmaktadır. Bu kapitalizmin uygulandığı devletlerde bireycilik esas olarak alınmıştır.

Anglo-sakson kapitalizminde, Devletin geniş çapta merkezi bir yetkiye sahip olunması istenmemektedir. En küçük devlet, en iyi devlet anlayışı benimsenmiştir ve devletin daha çok matematiksel yönü ele alınarak, ekonomide ki yeri daha çok önemsenmektedir. ABD’de devletin her parçası ayrı tutularak kontrol edilmekte ve bu şekilde dengelenmektedir. Devletin yetki alanını en aza indirmek ve onun yerini olabildiğince piyasa güçlerinin eline geçmesini sağlamak amaçlanmıştır. Anglo-sakson kapitalizminde devletin rolü, bireylerin can ve mal güvenliğini sağlamakla sınırlandırılmıştır. Bunun nedeni, bireysel özgürlüğü sınırlandıracağı düşüncesidir. Devletin elinde bulunduğu yetkileri bireysel çıkarlara zarar verecek şekilde kullanılmaması için devletin yetkileri denetim altında tutulmaktadır.[21]

Anglo-sakson kapitalizminde devletin rolü hakkında tartışılan iki görüş vardır. Birincisi, devlet, önüne geçilemeyen büyük bir güçtür. Bu yüzden otoritesi denetlenmeli, idare, yasama ve yargı bölümlerine ayrılarak dengeli bir düzen içinde olmalıdır. Devlet, toplumsal ihtiyaçların belirlenmesi ve bunların tedarik edilmesi konusunda taviz göstermemelidir. İkinci görüş ise, devlet olası bir kriz durumunda toplumsal süreçlere müdahale edebilmektedir. Bunların dışında devlet, organizasyon yapısını geliştirmeli ve özel kurumlar arasında sağlıklı bir etkin rekabet ortamı oluşturmalıdır.

Anglo-sakson kapitalizmi bireyci bir yapıdadır. Birey, ancak tek kaldığı zaman hayatta kalmak için en iyi performansını gösterir. Bireyci olmanın da eşitliği vardır, bu eşitlikte fırsat eşitliği ve sözleşme yapabilme eşitliği de yer almaktadır.

Bu kapitalizmde piyasa büyük bir önem arz etmektedir. Açık piyasa sisteminde tüketicilerin isteklerini karşılama görevinde bulunan bireysel mal sahibi her türlü rekabeti gösterebilir ve mallarını en iyi şekilde muhafaza eder. Bu Amerikan anti-tröst yasası[22] geleneğinde açıktır. İyi bir topluma ulaşmak için pazaryerinde rekabet serbesttir. Bu anlayışa göre, daha fazla rekabet daha iyi bir toplum anlamına gelmektedir.

3.1. Anglo – Sakson Kapitalizminde İşsizlik ve İstihdam

Anglo-sakson kapitalizminde işsizlik ya da fakirlik bireyin kendi sorumluluğu altındadır. Birey işsiz kalmışsa bu tamamen kendisinin piyasadaki yetersizliğinden ötürü kaynaklanmış olarak kabul edilir. Bu noktada birey, suçlu olarak gözükmektedir. Bu nedenle işsizlikle mücadele, komünal kapitalizmin aksine toplumsal bir sorun olarak kabul edilmez. İşsizlikle mücadele için uygulanan çeşitli politikaların, bireyi tembelleştirdiği kabul edilir. Fakirliğin önlenmesinde komünal kapitalizmin aksine her hangi bir çabaya girilmez, buna rağmen Anglo-sakson kapitalizmi Avrupa’nın refah devletlerinden daha çok istihdam sağlamaktadır.[23] Anglo-sakson kapitalizminde birey kendi başarısı için mücadele eder. “Hire and fire” sloganı bu mantalitenin yönünü ortaya koyan en iyi slogandır. İşçi, üretim faktörü olarak kiralanır ve daha sonra işten aniden çıkarılması serbest piyasanın normal bir sonucudur. Çalışanlar, ekibin bir üyesi olarak görünmezler ve bu yüzden şirketlere her hangi bir bağlılıkları yoktur. Anglo-sakson kapitalizminde işçiler her an işten çıkarılabilir ya da daha yüksek maaşlı bir iş bulduğu zaman ayrılabileceği göz önünde bulundurulur. Bu yüzden komünal kapitalizmde olduğu gibi mesleki eğitim önemli değildir. Bu eğitimler, bireyin kendi sorumluluğudur ve çalışan bunu yerine getirmediyse şirket bu bireye yatırım yapmaz. Dolayısıyla anglo-sakson kapitalizminde parçalanmış bir eğitim sistemi ve iş becerisinin düşüklüğü söz konusudur.

3.2. ABD’de İşsizlik ve Eşitsizlik

ABD, 21. yüzyıla çok büyük ekonomi ve birçok açıdan başarılı bir ekonomi ile giriş yapmıştı. 20. yüzyılın ilk yarısında iki dünya savaşı ve büyük bir küresel kriz atlattı, yüzyılın ikinci yarısında da Sovyetler Birliği ile arasında 40 yıl süren soğuk savaş, yüksek enflasyona, büyük bir işsizliğe ve oldukça büyük federal bütçe açıklarına kadar büyük ekonomik sorunlarına rağmen başarılı bir çıkış gösterdi. Amerikalılar, 1990 yıllarına doğru ekonomik rahatlama yaşamaya başladı, fiyatlarda istikrarlılık sağladı ve işsizlik son on yılın en düşük seviyelerine geriledi. Sermaye piyasalarında da oldukça fazla yükseliş gösterdi.

Çalışabilecek işçi sayısı ve daha da önemlisi onların üretkenliği bir ekonominin sağlamlığının belirlenmesinde yardımcı olan etmenlerden biridir. I. Dünya Savaşı’nın sonrasına kadar işçilerin çoğunluğu Avrupa’dan gelen göçlerle çocuklar, anneleri, babaları ve ataları Amerika’ya köle olarak getirilen Afrikalı Amerikalılar olmuştur. ABD’de belirli dönemlerde işsizliğin yüksek olduğu ve işgücünün yetersiz kaldığı zamanlar yaşanmıştır. Bugünler geçmiş olsa da çoğu göçmen iş olanaklarının olduğu zamanda gelme eğilimi göstermiştir. Düşük ücretlerle çalışsalar bile ilerleyen zamanlarda kendi ülkelerinden daha fazla kazanmaya başlamışlardır, bu sayede ülke de giderek zenginleşmiştir ve daha fazla göçmeni kaldırabilecek potansiyele gelmiştir.[24]

Bir ülke ekonomisinin başarısı için, bireyin çalışma isteği ve becerisi de en az işçi sayısı kadar önem arz etmektedir. Teknik eğitim ve mesleki eğitimlerde içeren, iş becerisini kazanmak için öğrenime verilen önem de ABD’nin ekonomisine, başarılı ve olumlu katkılar sağlamasına neden olmuştur. Aynı zamanda çalışanların, bilgisayar ve yeni endüstrilerin gereksinim duyduğu kıvrak zekâya sahip olmaları ve uyum sağlamayı yakalamaları için işçilere eğitim ve öğretimin önemini vurgulamışlardır.

ABD ekonomi sistemi, aldığı önlemler ve uyguladığı politikalar ile vatandaşlarına iyi bir yaşam olanakları sunmayı hedefler. Fakat hükümet tarafından alınan önlemler ve uygulanan politikalar yoksulluğun yok edilmesinde başarılı olamamıştır. Birçok bölgede yoksulluk inatla devam etmektedir. Aynı şekilde güçlü bir ekonomik büyüme yaşanan dönemlerde iş bulma fırsatı artmış olsa da yoksulluğu tamamen ortadan kaldıramamıştır. Federal hükümet, dört kişilik ailenin geçimini sağlaması için gerekli asgari geliri belirlemekle yükümlüdür ve bunun düzeyi ailenin yaşadığı yere ve hayat pahalılığına bağlı olarak değişmektedir. 1998’de Afrikalı Amerikalıların yüzde 26,1’i yoksulluk içinde yaşıyordu. Bu oran  huzursuzluk yaratacak kadar yüksek olmakla birlikte tüm siyahların yüzde 31’inin yoksul tanımına girdiği 1979’a göre bir ilerleme sayıldı ve 1959’dan beri en düşük yoksulluk oranını oluşturdu. Özellikle evli olmayan annelerin bakmakla yükümlü bulunduğu aileler yoksulluğa maruz bırakılmıştır. Kısmen bu gerçeğin sonucu olarak 1997’de yaklaşık beş çocuktan biri yoksuldu. Yoksulluk oranı Afrikalı-Amerikalı çocuklar arasında yüzde 36,7 ve İspanyol kökenliler arasında da yüzde 34,4’tü.[25]

Yukarıda verilen oranlara bakıldığı zaman, Amerika’da yaşayan çoğu ailelerin geçim sıkıntısı çektiği aşikârdır. Bazı aileler sağlık ve barınma gereksinimlerini karşılasa dahi yemek ve giyim gereksinimini pek az oranda karşılayabiliyordu. Öncelik olan gereksinimler için (barınma, sağlık, yemek), diğer gereksinimlerini kısmak durumunda kalıyordu. Bazı uzmanlar, yoksulluk düzeyindeki bireylerin zaman zaman geçici işlerde ve ekonominin “yeraltı” sektöründe çalışıp para kazandıklarını ve bunların da resmi istatistiklere yansımadığını söylemişlerdir. ABD ekonomik sisteminin kazançları eşit dağıtmadığı açıktır. İşsizliğe ve eşitsizliğe duyulan endişeler 1980’lerde ve 1990’larda devam etmiştir. Küresel rekabetin giderek artması sonucu birçok geleneksel imalat sektöründe çalışan işçiler tehdit altında kalmıştır ve ücretleri durağanlaşmıştır. Aynı zamanda federal hükümet de düşük gelirli aileleri daha varlıklı olanlara karşı kollayan vergi politikalarından uzaklaşmıştır ve iyi durumda bulunmayanlara yardımcı olmak için yürütülen çok sayıda toplumsal programın bütçelerini kısmıştır. Daha varlıklı aileler de hızla gelişen sermaye piyasasında sağlanan kazancın pek çoğunu elde etmişlerdir.

3.2.1. İyileşme Süreci

1990’ların başlarında yeni başkan olarak Bill Clinton’un gelmesiyle 2000 yılına kadar ekonomide giderek artan sağlıklı bir gelişme sağlandı. 1980’lerin sonlarında Sovyetler Birliği’nde ve Doğu Avrupa’da komünist rejimlerin çökmesi sonucu ticaret olanakları büyük ölçüde arttı. Teknolojik gelişmeler çok sayıda yeni ve gelişmiş elektronik ürünler ortaya çıkardı. Telekomünikasyon ve bilgisayarla haberleşme ağı konusundaki yenilikler geniş bir donanım ve yazılım endüstrisi geliştirdi ve pek çok endüstrinin çalışma yöntemlerinde devrim yarattı. Ekonomi hızla büyüdü ve şirket gelirleri de büyük ölçüde arttı.  Düşük enflasyon ve düşük işsizlikle  bir araya gelen büyük karlar menkul kıymetler borsasında patlamaya neden oldu. Herkesin olmasa bile pek çok Amerikalının zenginliği arttı.

Amerikan işgücü, 1990’larda belirgin bir şekilde değişim gösterdi. Uzun vadeli bir hale gelmiş olan, çiftçi sayısının azalması eğilimi sürdü. İşçilerin küçük bir kesiminin endüstride kalmasına karşın büyük bir kesimi de hizmet sektöründe  yer alarak; mağaza tezgâhtarlığından mali planlamacılığa kadar yayılan görevlerde çalışmaya başladı. Çelik ve ayakkabı üretimi Amerikan endüstrisinin temeli olmaktan çıktı ve bu endüstrilerin yürümesini sağlayan bilgisayarlar çeşitli tasarımlar onların yerine geçti. İşsizlik 1999 Kasım ayında yaklaşık 30 yılın en düşük düzeyine indi ve yüzde 4,1 olarak gerçekleşti.[26]

3.3. ABD’de Pandemi Sürecinde İşsizlik

Dünyada, 1930’larda yaşanan Büyük Bunalımdan sonra en büyük ekonomik durgunluğun yaşandığı covid-19 pandemi sürecinde en çok etkilenen ülkelerden birisi de ABD olmuştur. Pandemi sürecine girmeden önce, ülkede işsizlik oranları son 50 yılın en düşük seviyelerinde idi. Covid-19 pandemi sürecinin yıkıcı ekonomik etkisiyle büyüme rakamları da son 10 yılın en düşük seviyelerine geriledi ve tarihin en kötü perakende satış rakamları raporlandı. Vakaların fazla görüldüğü ve tedbirlerin sıkı bir şekilde alındığı aylarda işsizlik 3 milyona yakındı. Bazı sektörlerde pandeminin gidişatına göre geçici bir süre işten çıkarılma söz konusu iken; bazı işverenler kalıcı bir şekilde işten çıkarma durumunda kalmıştır.[27]

Kasım ayı içinde açıklanan verilere göre işsizlik yardım başvuruları tekrar artış göstermiş ve 742 bin kişi başvuruda bulunmuştur. Bu sayı ekim ayı içinde de yapılan başvuru sayısı ile yakın oranlara sahip olsa da işsizlik başvuruları pandemiden önce en son 1960’lardan itibaren görülen en yüksek rakamında üzerinde devam etmektedir. Çalışma Bakanlığı’nın raporuna göre işsizlik 6 milyon 400 bin, işsizlik oranı ise Kasım ayı içinde yüzde 4,3 olarak kaydedilmiştir. [28] Yeni gelen kısıtlamalar ile birçok Amerikalının yine işsiz kalması söz konusu olabilir. Ülkede restoranlar kapatıldı, perakende mağazalar çalışma saatlerini kısalttı, eğlence ve konser etkinlikleri iptal edildi. Bu durum Amerika’nın ekonomisinin büyümesinde şüphesiz yavaşlamaya neden olacaktır.

 

Sonuç

Dünya Ekonomisinde, işsizlik sorunu için çeşitli tartışmalar ve çözüm önerileri sürekli ele alınmaktadır. Sorunun en çok ele alındığı dönem şüphesiz 1929 Büyük Buhranın yaşandığı dönem ve sonrası olmuştur. Büyük Buhranın yaşanmadığı dönemde, ekonominin her zaman tam istihdam düzeyinde gidileceği varsayılmıştır.

İşsizlik sorunu için birçok farklı görüş ortaya atılmıştır fakat Keynesyen Yaklaşım bunların arasında sıyrılmış, tüm dünyada uygulanmaya başlamıştır. Keynesyen’in Modern İstihdam Teorisi, ekonominin kendiliğinden tam istihdam düzeyine her zaman gelemeyeceğini savunmuştur. Bu teoride, işsizliğin her zaman olacağı fakat işsizlik seviyelerinin olabilecek en düşük oranlarda seyretmesi için hükümet, ekonomiye müdahale ederek önlemler alması gerektiğini vurgulamıştır. Bu nedenle, işsizlik sorunu yaşayan devletlerin uyguladığı genel ekonomi politikaları içerisinde, istihdam ve işsizlik sorunlarının çözümlenmesinde daha dikkatli ve etraflıca politikaların üretilmesi ve uygulanması gerekmektedir.

Komünal kapitalizm uygulamasında toplumcu bir anlayış söz konusudur. Komünal kapitalizmin uygulandığı devletlerde birey, toplum refahını dengelemesi için büyük bir önem arz etmektedir. Bu kapitalizmi benimseyen ülkelerde, yürürlükte olan yasalarda, işçilerin atılması çok pahalı ve olanaksız görünmektedir. Devlet, toplumun refahının yüksek olması için sosyal güvenliği güçlü tutmaktadır. Almanya, sosyal güvenlik alanında oldukça köklü bir geleneğe sahiptir. Almanya, istihdam politikalarının en önemli unsurlarından biri olan ve işsizliğin neden olduğu olumsuzlukları telafi etmek amacıyla 1927’de İşsizlik sigortasını uygulamaya başlamıştır. İşsizlik sigortası, komünal kapitalizmi benimsemiş Avrupa ülkelerinde yüksek seviyede istihdam güvencesi sağlarken, Anglo-sakson kapitalizmi uygulanan ülkelerde bu seviye daha düşüktür. Almanya’da işsizlik sigortası tüm işçiler ve maaşlı kesim için zorunludur. İşten ayrılma ya da çıkarılma durumlarında işçiler, önceki çalıştıkları süreye, medeni durumlarına göre bu sigortadan faydalanmaktadırlar. Ancak ödenen bu sigortanın mutlak bir üst sınırı mevcuttur. Ayrıca Almanya hükümeti, çeşitli sosyal refah önlemleri de almaktadır. Çok düşük geliri olan ya da hiç geliri olmayanlara sosyal yardım ve konut yardımı yapmaktadır. Hükümetçe yapılan bu yardımın miktarı aile bireyinin kaç kişi olduğu, gelir düzeyi ve kiranın miktarına göre değişim göstermektedir.
Günümüzde Almanya’nın işsizlikle mücadelesi zorlaşmaya başlamıştır. Tüketim yönünden güçlü olan Almanya, üretimde zayıf kalmaya başlamış ve bu da beraberinde işsizliği getirmiştir. İşsizlik oranları yüksek seviyelere çıkmış fakat sosyal yardımları her zaman ABD’den yüksek olmuştur. Bu durumda en çok savunulan yönünü oluşturmaktadır.

Anglo-sakson kapitalizmi ise, bireyciliği esas almış bir ekonomik sistemdir. İnsan tek başına sadece kendi çıkarını gözeten egoist bir birey olarak tanımlanır. Bu yaklaşım, ekonomiyi maddi anlamda değerlendirmekte ve sosyal boyutunu ihmal etmektedir. Sosyal alanın bir unsuru olan dayanışmacı sigortacı sistemlerden kaçınmış ve bunun yerine bireysel tasarrufu, mirası savunmaktadır.

Anglo-sakson kapitalizmi uygulanan devletlerin yakaladığı ekonomik başarı, işin üretim ve verimlilik boyutunda takdir edilecek boyutta olmasına rağmen sosyal yönden bakıldığı zaman gelir dağılımında bir uçurum söz konusudur ve evsizlerin artması ayrıca üzerinde durulması gereken bir sorundur. 1980’den itibaren ABD ve İngiltere’de gelir dağılımındaki eşitsizler artmış ve evsizler gittikçe artmaya başlamıştır. Bu önemli bir ölçüde toplumsal sorundur. ABD’de de tam istihdam politikasının uygulanması cahillik olarak nitelendirilmektedir. Buna rağmen işsizlik oranları bir dönem, hem AB hem de Almanya’nın ortalamasının yaklaşık yarısı kadar olmuştur. Bunun nedeni, bireyin düşük ücret dahi alacak olsa da yapacağı işi kabullenmek zorunda kalmasıdır. Az geliri olması, hiç geliri olmamasından daha iyi olacağı düşüncesinin hâkim olmasından kaynaklanmaktadır.

Öz olarak, anglo-sakson kapitalizmi benimsenen ülkelerde özellikle ABD’nin, ekonomik büyüme oranları ve istihdam yaratma durumları komünal kapitalizmi benimseyen ülkelere karşılık daha yüksek olmuştur. Globalleşen dünyada meydana gelen hızlı değişimlerin sonucunu kestirmek mümkün değildir. Tüm dünyanın etkisi altında olan pandemi sürecinin birçok devletin ekonomik yapısını değiştirdiği ve daha çok değişimler yaşanacağı kaçınılmaz bir sondur.

 

 

 

 

 


KAYNAKÇA

Albert, Michel, Kapitalizme Karşı Kapitalizm, çev. Cemil Oktay- Hüsnü Dilli, İstanbul: Alfa Yayınevi,1992.

Alptekin, M. Yavuz, Kapitalizmin Ortaya Çıkışı: Jeo-Kültürel Yaklaşım, ‘’KTÜ Sosyal Bilimler Dergisi’’, 2015, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/193289 (Erişim Tarihi: 19.11.2020).

Bağcı, Erdem, Eğitim Düzeyinin İşsizlik Üzerinde Etkisi:  Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerin Karşılaştırılması, cilt 12, sayı 2, 2010,  https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/450499, (Erişim Tarihi: 18.11.2020).

BBC News, Koronavirüs ve Ekonomi: ABD’de de işsizlik oranı yüzde 4,4’ten yüzde 4,7’ye çıktı, 08.05.2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52595325 (Erişim Tarihi: 30.11.2020)

Bozkurt, Emrah, Kapitalizmin Doğuşu Ortaya Çıkışından XX. Yüzyıl’a Kadar; Mücadalesi ve Paradigmaları, 2017, https://www.academia.edu/36778018/Kapitalizmin_Do%C4%9Fu%C5%9Fu_Ortaya_%C3%87%C4%B1k%C4%B1%C5%9F%C4%B1ndan_XX_Y%C3%BCzy%C4%B1la_Kadar_M%C3%BCcadelesi_ve_Paradigmalar%C4%B1 (Erişim Tarihi: 19.11.2020)

Çavlı, Ahmet, Komünal Yaşam ve Yerel Yönetim, 22.06.2017, ‘’Politika Gazetesi’’, http://www.politikagazetesi.org/?q=content/kom%C3%BCnal-ya%C5%9Fam-ve-yerel-y%C3%B6netim#:~:text=Kom%C3%BCn%2C%20yerel%20bir%20toplulu%C4%9Fa%20kamu,devlet%E2%80%9Din%20tarihinden%20daha%20eskidir., (Erişim Tarihi: 21.11.2020).

Dağcı, Kenan, Avrupa Birliği ve Kapitalizm, İstanbul: Tasam Yayınları, 2005.

Fine, Ben, Alfredo Saad-Filho, Marx’ın Kapital’i, çev. Nail Satlıgan, Yordam Kitabevi, 2012.

Kuzgun, İnci Kayhan, Güvenceli Esneklik Kavramı ve Türkiye’de Güvenceli Esneklik Kavramının Yorumlanması, Hacettepe Üniversitesi, 2008, http://dosya.toprakisveren.org.tr/makale/2012-94-incikuzgun.pdf (Erişim Tarihi: 25.11.2020).

Girgin, Mehmet Sencer, Seyhun Doğan, Almanya’da Güvenceli Esneklik Uygulamaları, cilt 16, sayı 4, 04.12.2018, ‘’Yönelim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi’’, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/612005 (Erişim Tarihi: 22.11.2020).

Gray, Wood, Richard Hovstader, Amerikan Ekonomisinin Ana Hatları, İstanbul: Kişisel Basım,2000.

Güveyi, Nazmiye, Anglo-sakson Hukuk Sistemi ve Kara Avrupası Hukuk Sistemi Boyutuyla Ekonomik İdare Hukuku Üzerine Bazı Düşünceler, Sayı 1, “Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi”, 2017. http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/21_1_4.pdf (Erişim Tarihi: 23.11.2020).

Ölmezoğulları, Nalan, Ekonomik Sistemler ve Küreselleşen Kapitalizm, 3. Baskı, Bursa: Ezgi Kitabevi, 1999,

Selamoğlu, Ahmet, Gelişmiş Ülkelerde İstihdam Politikaları, Esneklik Arayışı Etkileri, “Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi”, Sayı 4, 2002,  http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423907901.pdf (Erişim Tarihi: 24.11.2020).

Ulukan, Umut, Avrupa İstihdam Stratejisinin Peri Masalı: Güvenceli Esneklik, http://disk.org.tr/wp-content/uploads/2014/02/DiSKAR_07.pdf (Erişim Tarihi: 23.11.2020).

Varlı, Ali, Almanya’da İşsizlik 3 Milyona Dayandı, Hürriyet, 03. 6.2020, https://www.hurriyet.com.tr/ (Erişim Tarihi: 25.11.2020).

Welle, Deutsche, Almanya’da İşsizlik Oranı Kısmi Kapanmaya Rağmen Düştü, 01.12.2020, https://www.dw.com/tr/almanyada-i%C5%9Fsizlik-oran%C4%B1-k%C4%B1smi-kapanmaya-ra%C4%9Fmen-d%C3%BC%C5%9Ft%C3%BC/a-55783742 (Erişim Tarihi: 02.12.2020).

Dipnotlar

[1] Erdem Bağcı, Eğitim Düzeyinin İşsizlik Üzerinde Etkisi:  Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerin Karşılaştırılması, Cilt 12, Sayı 2, 2010,  https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/450499, (Erişim Tarihi: 18.11.2020), ss.  352-354.

[2] Nalan Ölmezoğulları, Ekonomik Sistemler ve Küreselleşen Kapitalizm, 3. Baskı, (Bursa: Ezgi Kitabevi, 1999), s.28.

[3] M. Yavuz Alptekin, Kapitalizmin Ortaya Çıkışı: Jeo-Kültürel Yaklaşım, “KTÜ Sosyal Bilimler Dergisi”, 2015, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/193289 (Erişim Tarihi: 19.11.2020), s. 232.

[4] A.g.e. ss. 232-233.

[5] Emrah Bozkurt, Kapitalizmin Doğuşu Ortaya Çıkışından XX. Yüzyıla Kadar; Mücadelesi ve Paradigmaları, 2017, https://www.academia.edu/36778018/Kapitalizmin_Do%C4%9Fu%C5%9Fu_Ortaya_%C3%87%C4%B1k%C4%B1%C5%9F%C4%B1ndan_XX_Y%C3%BCzy%C4%B1la_Kadar_M%C3%BCcadelesi_ve_Paradigmalar%C4%B1 (Erişim Tarihi: 19.11.2020) ss. 5-7

[6] Bkz: Coşkun Yavuzel, Kapitalizmin Doğuşuna Tarihsel Bir Bakış, (11.05.2019), “TESAD”, https://www.tesadernegi.org/kapitalizmin-dogusuna-tarihsel-bir-bakis.html?0c86f0&0c86f0,
Bkz: a.g.e, Bozkurt.
Bkz: Jürgen Kocka, Kapitalizmin Tarihi, (çev. Evrim Tevfik Güney), 2018, Say Yayınları.

[7] Ahmet Çavlı, Komünal Yaşam ve Yerel Yönetim, (22.06.2017), “Politika Gazetesi”, http://www.politikagazetesi.org/?q=content/kom%C3%BCnal-ya%C5%9Fam-ve-yerel-y%C3%B6netim#:~:text=Kom%C3%BCn%2C%20yerel%20bir%20toplulu%C4%9Fa%20kamu,devlet%E2%80%9Din%20tarihinden%20daha%20eskidir , (Erişim Tarihi: 21.11.2020)

[8] Michel Albert, Kapitalizme Karşı Kapitalizm, çev. Cemil Oktay- Hüsnü Dilli, (İstanbul: Alfa Yayınevi, 1992), s. 101.

[9] Ben Fine, Alfredo Saad-Filho, Marx’ın Kapital’i, çev. Nail Satlıgan, (Yordam Kitabevi, 2012), s.108.

[10] A.g.e, s. 110.

[11] A.g.e, Albert, s.143.

[12] Kenan Dağcı, Avrupa Birliği ve Kapitalizm, (İstanbul: Tasam Yayınları, 2005), s. 54.

[13] A.g.e, Dağcı, ss. 29-33.

[14] Umut Ulukan, Avrupa İstihdam Stratejisinin Peri Masalı: Güvenceli Esneklik, http://disk.org.tr/wp-content/uploads/2014/02/DiSKAR_07.pdf (Erişim Tarihi: 23.11.2020), s.6.

[15] İnci Kayhan Kuzgun, Güvenceli Esneklik Kavramı ve Türkiye’de Güvenceli Esneklik Kavramının Yorumlanması, (Hacettepe Üniversitesi, 2008), http://dosya.toprakisveren.org.tr/makale/2012-94-incikuzgun.pdf (Erişim Tarihi: 25.11.2020), s. 2.

[16] Mehmet Sencer Girgin, Seyhun Doğan, Almanya’da Güvenceli Esneklik Uygulamaları, Cilt 16, Sayı 4, 04.12.2018, “Yönelim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi”, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/612005 (Erişim Tarihi: 22.11.2020), s. 175.

[17] A.g.e, s. 182.

[18] Ahmet Selamoğlu, Gelişmiş Ülkelerde İstihdam Politikaları, Esneklik Arayışı Etkileri, “Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi”, Sayı 4, 2002,  http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423907901.pdf (Erişim Tarihi: 24.11.2020), s.37.

[19] Ali Varlı, Almanya’da İşsizlik 3 Milyona Dayandı, Hürriyet, 03. 6.2020, https://www.hurriyet.com.tr/ (Erişim Tarihi: 25.11.2020)

[20]Deutsche Welle, Almanya’da İşsizlik Oranı Kısmi Kapanmaya Rağmen Düştü, 01.12.2020, https://www.dw.com/tr/almanyada-i%C5%9Fsizlik-oran%C4%B1-k%C4%B1smi-kapanmaya-ra%C4%9Fmen-d%C3%BC%C5%9Ft%C3%BC/a-55783742 (Erişim Tarihi: 02.12.2020)

[21] Nazmiye Güveyi, Anglo-sakson Hukuk Sistemi ve Kara Avrupası Hukuk Sistemi Boyutuyla Ekonomik İdare Hukuku Üzerine Bazı Düşünceler, Sayı 1, “Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi”, (2017), http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/21_1_4.pdf (Erişim Tarihi: 23.11.2020),  ss. 100-102.

[22] Anti-tröst yasası: Rekabet yasaları genel olarak antitröst yasaları olarak adlandırılırlar. Tröst ve kartel oluşumlarına engel olmak ve tüketicileri hakları ve serbest piyasa işleyişini korumak ve haksız rekabete engel olmak amacıyla çıkartılan yasalardır.

[23] A.g.e, Dağcı, s.38.

[24] Wood Gray, Richard Hovstader, Amerikan Ekonomisinin Ana Hatları, (İstanbul: Kişisel Basım, 2000), ss. 21-54.

[25] A.g.e, s. 37.

[26] A.g.e, ss. 38-39.

[27] BBC News, Koronavirüs ve Ekonomi: ABD’de de işsizlik oranı yüzde 4,4’ten yüzde 4,7’ye çıktı, 08.05.2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52595325 (Erişim Tarihi: 30.11.2020)

[28] Amerika’nın Sesi,  ABD’de Vaka Artışı Ekonomiyi Yeniden Tehdit Ediyor, 19.11.2020, https://www.amerikaninsesi.com/a/abde-vaka-artisi-ekonomiyi-yeniden-tehdit-ediyor/5669102.html (Erişim Tarihi: 31.11.2020)