Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / KOLEKTİF CENNET YA DA CEHENNEM

KOLEKTİF CENNET YA DA CEHENNEM

İnsanların her zaman içlerinde bir şiddet eğilimi olmuştur ve bunları meşrulaştırmak için din, etnisite vb. kavramlar kullanmışlardır. Cengiz Han ve İskender gibilerini tarih her zaman büyük Fatih, Kumandan, İmparator gibi yakıştırmalar yapmıştır. Oysa öldürdükleri onca insan üzerine ne söylenmiştir?

Just War denilen bir kavram var mesela. Savaşın adilini bile yaratabildik… Ya da bir diktatör halkını öldürebilir ama kimyasal ya da nükleer silah kullanırsa ancak tepki çeker. Öyleyse normal bir silahla ölen birisi için tepkimiz ne olmalıdır?

Bu ve benzeri örneklerle bu yazıyı tamamlayabilirim. Oysa bu neye yarar. Hepsinin ortak paydası insanlığın kendi içinde yaşadığı ikilemleri yüzümüze vurması değil midir? Gerçekten dünya son dönemde öylesine hızlı gelişiyor ki, teknolojinin ivmelendirdiği bu değişime insanlığımız yetişemiyor. Paris’te ve Ankara’da yüzlerce insan öldü. Buna üzülmeliyiz elbette ki, ancak şaşırmalı mıyız? Bu soruya ‘DUYARLI’ bir insan olarak evet dersek, Suriye, Irak, Afganistan, Orta Afrika, Libya vb. ülkeleri aklımıza getirdiğimizde, zihnimizdeki alçak ikilemi anımsıyor muyuz? Evet bizler şiddeti ve terörü bazı ülkeler için sıradanlaştırabildik. Dünyada bundan daha büyük bir haksızlık olabilir mi?

11 Eylül saldırıları sonrası yükselen iki kavram üzerine konuşalım hadi biraz. “İslami Terörizm” ve “İslamofobi”. İslami Terörizm için insanlar konuşmaya başladığında her zaman ağızlar biraz bozulur ve en ağır biçimiyle bazı ithamlar ortaya çıkar. Ancak bu yapılan nedir biliyor musunuz? Bu yapılan, konuyu kestirip atmaktan başka bir şey değildir. İslami terör nedir, nereden çıktı, bu hareketin amacı ne gibi sorular insanlar arasında pek konuşulmaz. Basit düşünürsek eğer bir problemin çözümündeki ilk aşama; sorunu anlamak değil midir? Oysa bizim kalabalıklar, sorunu mu yoksa doğrudan çözümü mü bulma hevesinde. Neden bir insan böyle vahşice eylemlerde bulunabilir? Cevabınız cehalet ise bu cehaletin sebebi nedir? Bakın o kadar çok etken var ki karşılaşılan, bu ortamda yapabileceğiniz en büyük hata belki de şu anda en çok yapılan eylem olan “peşin hükümlü bir tavır takınmaktır”. Her şeyden önce İslami ve sonrasında kullanılan kelimeler, her zaman aklıma takılmıştır. Filistin’de yapılan zulüm için “Yahudi Terörizmi” veya kanlı haçlı seferleri için “Hristiyan Terörizmi” ibarelerini hiç duydunuz mu? Böyle haksız bir genelleme makul görülebilir mi? Cevabını size bırakıyorum.

İslamofobi üzerine konuşursak nasıl bir tanımlama yapacağız peki. Bu, İslam adı altında milyarlarca Müslüman’a karşı oluşturulan bir ön yargı mı? Yoksa yaşanan bu terörizm faaliyetlerine karşı duyulan bir endişe mi? İlk seçenek üzerine konuşursak eğer, bir kitlesel önyargı karşımıza çıkar yine. Bu medeniyetin merkezi olarak kendini tanımlayan bir topluluğun, kendi kavramları ile nasıl çeliştiğinin bir göstergesi değil midir? İkinci seçenek üzerine konuşursak, yaşanan bu vahşetten en büyük endişe duyan sizce kimdir? Empati yaparsak eğer, sosyal hayatımızda bir bombalı ya da silahlı bir saldırı sonucu ölmek sadece batılı insanların mı endişesidir yoksa bunu senelerdir yaşayan ülkelerin mi? Suriyeli bir ebeveyn çocukları için neler düşünür, biraz empati aslında bu bölgelere nasıl kör olduğumuzu hatırlatır bize. İnsanlara, bir şişme bota yüzlerce kişi binip denizi aşmaya çalışırken öldüğü için ahmak yaftası yapıştırılır. Oysa bir anne-baba çocuğunu bu ölüm kumarına neden dahil eder? Bu soru size gerçeği anlatır. Medya ve onun değişken pusulası değil!

Şimdi ortaya atılmış yeni bir söylem var ve ne yazık ki buda çok acımasızcadır.”İslam içindeki bu terör unsurunu bitirmelidir”. Bu kadar tutarsızca bir soru olamaz. Bunun İslam’ın değil, Dünya’nın bir sorunu olduğunun anlaşılması için, Paris’te, Londra’da veya New York’taki gibi acı saldırılar mı olmalı? Suriyeli, Irak’lı bir annenin feryatlarına, Fransız bir anne eşlik ettikten sonra mı bu acı canımız yakmalı.

Eğer amacımız kendimize suçlu aramaksa daha çok kurban veririz ve bunlar kimliğinden öte masum insanlar olur. Eğer çözüm arıyorsak; Fransız’ı, Alman’ı, İngiliz’i, Amerikalısı, Türkiyelisi en az Suriyeli, Afganistanlı, Iraklı biri kadar bu sorunu sahiplenmeli ve elini taşın altına koymalıdır. Bu sorumluluktan kaçan herkes, gün gelir bu ateşten nasibini alır. Bu yüzden yapacağımız ilk iş bilinçaltlarımızdan başlayarak hepimizin fırsatlar yönünden eşit bir insan olması gerektiği ve ortak düşmanımızın terör olduğu paydasında birleşmektir. Bu kolektif bir sorumluluktur ve unutmamak gerekir ki kötülüğü ortaklaşa yaratırız ve ancak bazıları bunu kullanır. Bunu engellemekse terörün hepimizin ortak düşmanı olduğunu bilecek şekilde ortak tavır sergilemektir, karşılıklı yapılan suçlamalar değildir. Herkes sorunun değil çözümün bir parçası olmalıdır. Dilerim böyle elim ve vahim tablolar sadece bize ders olacak şekilde geçmişte kalır ve geleceğe de tüm yarattığımız kötülüklerden arınmış mutlu günler kalır…

#PRAYFOREARTH #ISLAMDOESN’TMEANTERORİSM

Yazan Hakkında

Hasan Ali Hamarat

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir