Ana Sayfa / Çeviriler / Kızılderili Savaşçı Geronimo’nun Gerçek ve Acıklı Hikâyesi
Kaynak: allthatsinteresting.com

Kızılderili Savaşçı Geronimo’nun Gerçek ve Acıklı Hikâyesi

Yazar: Marco Margaritoff

Geronimo, Amerika sınırından Birleşik Devletler’i ve Meksika’yı defetmişti. Ele geçirilip ikinci plan durumuna düşmeden önce Amerikan Yerlisi Kızılderililer’in Bedonkohe kolunu yönetiyordu.

 “Yaşlıyım ama çalışmayı ve halkıma elimden geldiğince yardım etmeyi seviyorum.” Efsanevi Kızılderili savaşçı Geronimo tüm bunları, şunu yaparak geçirdiği 75 yıldan sonra yazdı: halkına yardım ederek.

Geronimo, ailesini katleden Meksikalılardan nefret ediyordu ve ölmesini isteyen Amerikalılar tarafından da sık sık takip ediliyordu. Dört tarafı kuşatılmıştı. Hem savaşçı hem Kızılderili büyücüsü olan bu adam, kapalı yerlerde durmayan güneybatılı kabile insanlarından savaş tutsaklarına kadar Kızılderililere çok zorlu bir geçiş döneminde liderlik etti.

Dünyanın önde gelen güçlerinden biri tarafından ele geçirilmekle tehdit edilen Geronimo, yıllar boyunca teslim olmayı savuşturmada yardımcı oldu – yardım edemeyecek duruma gelene kadar.

İşte karşınızda, özgürlük ve şeref için verilen mücadeleye dönüşen bir adamın hayatının hikâyesi…

Kızılderili Geronimo Kimdi?

Gerçek ismi Goyaałé veya Goyathlay olan ve “esneyen adam” anlamına gelen Geronimo, 1829 yılının Haziran ayında No-Doyohn’da (Kanyon) doğdu. Kanyon önceden Meksika’nın bir parçasıydı fakat şu an Arizona ve New Mexico’nun buluştuğu yerin yakınında bulunuyor.

Geronimo, kendisini artık bir Amerikan Yerlisi olarak görmediğini, beyaz insanların onun erkek ve kız kardeşleri olduklarını söyledi. Bunların ne kadar doğru olduğu pek bilinmiyor. (Kaynak: Wikimedia Commons)

Bedonkohe lideri Geronimo; Kızılderililere, topraklarına göz diken Birleşik Devletler’e karşı vatanlarını korumada liderlik etmişti. Acı gerçeklerle dolu 19. yüzyılda doğmuş ve gepgenç birisiydi. Sekiz çocuktan dördüncüsüydü ve ebeveynlerine iki akrelik (yaklaşık 8094 metrekare) arsalarını ekip biçmelerinde yardım ediyordu.  Fasulye, mısır, kavun ve kabak dikiyordu.

Kendisini kısıtlayan şeylerin üstesinden geldiği için Geronimo’nun ortaya çıkış hikâyesi mitlerden oluşuyor. Efsaneye göre, bulduğu ilk hayvanı avlayıp öldürdükten sonra uğur getirsin diye hayvanın kalbini yemişti.

Oysa iyi talihi inişli çıkışlıydı. Babası erken vakitte hayata gözlerini yummuştu. Geronimo’nun annesiyse bekâr kalmayı, oğluyla birlikte yaşamayı seçmişti.

Geronimo 1846’da 17 yaşında savaşçı olmuştu. Sonralarında otobiyografisine şunları yazdı: “Bu harika bir şeydi. Bir an önce halkıma savaşta yardım edebilmek istiyordum. Savaşçılarımızla beraber çarpışmayı epeydir istiyordum.”

Ve ayrıca uzun zamandır sevdiği Alope ile artık evlenebilirdi. Geronimo, savaşçı ayrıcalıklarını üzerine alır almaz Alope’nin babasının yanına gitti ve kızıyla evlenmek üzere izin istedi. Alope’nin babası, Geronimo “bir sürü” midilli verdiği takdirde evliliği onaylayacaktı.

Geronimo “cevap vermedi fakat birkaç gün içinde çadırının önüne bir midilli sürüsüyle çıkageldi ve Alope’yi de beraberinde götürdü. Bunlar; kabilede evlilik için gerekli olan şeylerdi.” 3 çocukları olmuştu.

Geronimo doğuştan yetenekli bir avcıydı. Söylenenlere göre, avladığı ilk hayvanın kalbini sembolik bir şekilde yemiş. Amacı, onu avlayabilecek olan kişilerden korunmakmış. (Kaynak: Wikimedia Commons)

Yaşamlarına karşı tehditler de aralıksız ortaya çıkıyordu.

Kızılderililer’in Chiricahua kolunun bir parçası olan Bedonkohe kendilerinden başkalarına güvenmezdi. Yakınlarda yer alan yerlilere ve Meksika’ya ait köylere sık sık saldırılar düzenlerlerdi. Hükümet de bittabi barış ortamını bozan yağmacılardan oluşan bu grubu pek de sevmiyordu: Chihuahua (Meksika) hükümeti, 1840’lı yılların ortalarında Kızılderililerin kelleri için resmi bir ikramiye öne sürdü. Eğer biri, Kızılderili bir savaşçı ele geçirip öldürürse 200 dolar alacaktı – ki bu para, bugünün birkaç bin dolarına eşit.

Geronimo: Aşk, Kayıp ve Trajedi

1858 yazında Geronimo değişti. Yumuşak huylu ve barışçıl adam, intikam ateşiyle yanıp tutuşan bir savaşçıya dönüştü.

Her şey, kabilesinin Kaskiyeh adındaki bir Meksika kasabasına gitmesiyle gerçekleşti. Gün içinde erkekler, kasabaya yerlilerle ticaret yapmaya giderken kadınlar ve çocuklar da kampta kalacaklardı. Tabi birkaç erkek de onları koruyacaktı.

Fakat bir gün tacirler geri döndüklerinde, Geronimo’nun eşi, annesi ve çocukları da dâhil herkes vahşice katledilmişti. Kasabalılar, katliamı gerçekleştirenlerin civardaki kasabaya ait Meksikalı askerler olduğunu söyledi.

Sağdan sola: Geronimo, Yanozha (kayınbiraderi), Chappo (ikinci eşinden olan oğlu) ve Fun (Yanozha’nın üvey kardeşi). 1886 (Kaynak: Wikimedia Commons)

Aile üyelerinin tamamının acımasız bir şekilde öldürüldüğünü gören Geronimo, Meksikalılara karşı sonsuz bir nefret besledi.

“Gösterişsiz evimizde artık mutlu değildim. Bana bu kötülüğü yapan Meksikalı askerlere karşı intikam yemini içmiştim. Ne zaman eski mutlu günleri hatırlatan bir şey görsem… Kalbim Meksika’ya karşı intikam için sızlıyordu.” diye yazmıştı.

Ailesinin ölümü ve intikam arzusu, Geronimo’yu savaş ve kan dökme yoluna itti. Ayrıca ruhani bir ses ateşini alevlendirmişti.

Korkusuz Savaşçı Geronimo

İntikamın tehlikeleri hakkındaki endişelerini dindiren bir ses duyduğunda, Kızılderili lider derin bir yas içindeydi. Kendini rahat hissediyordu ve kendisine düşmanın silahlarının ona zarar veremeyeceği söyleniyordu – güvende olacağını, intikam peşinde koşması gerektiğini söylüyordu.

“Hiçbir silah seni öldüremez.” demişti ses ona. “Meksikalıların silahlarındaki mermileri alacağım, böylelikle ellerinde baruttan başka bir şey olmayacak. Ayrıca oklarına rehber olacağım.”

Bir grup asker, baskın sırasında Geronimo’nun eşini, annesini ve çocuklarını öldürdükten sonra Geronimo, Meksikalılara karşı intikam yemini içmişti. (Kaynak: Library of Congress)

Gerçekten de Kızılderili, Meksikalı askerlerle girdiği bir sonraki çarpışmadan neredeyse hiçbir zarar almadan çıktı.

Savaşta göstermiş olduğu performanslar, cesur ve hiddetli savaş tarzını yüceltiyordu. Silah kullanmayı bilmiyordu, bu yüzden de düşmanına doğru zikzaklar çizerek koşuyordu. Bıçağını saplayacak kadar yakın mesafeye gelene dek…

Meksikalı düşmanlarını o kadar çok korkutmuştu ki “Geronimo” diye bağırmaya başlamışlardı. Bazılarıysa, askerlerin İspanyolca bir kelimeyi (Jerome) söyleyerek bağırdıklarına, Geronimo’nun gazabından kurtulmak için St. Jerome’den yardım dilediklerine inanıyor.

Lakabının kaynağı ise pes etmeden savaşmaya olan yenilenmiş tutkusuydu. Sinirden, korkusuzluktan ve yetenekten oluşan kombinasyon, Geronimo’yu Kızılderililerin en saygın savaşçılarından biri yaptı. Amerikalıların da yakın zamanda tanıyacağı biri…

Meksikalı ve Amerikalı Askerlere Karşı Kızılderililer

California Gold Rush (Altınn Hücumu), batıya birçok Amerikalının akın etmesine neden oldu. 1840’lardan 1860’lara kadar yüz binlercesi Kaliforniya’ya ve yakındaki bölgelere göç etti. Göç edenler altın, gümüş ve bakır arayışında şanslarını denemek istiyorlardı. Çoğu New Mexico’ya (Kızılderili topraklarına) yerleşmişti.

Yerli nüfusla verilen savaş kontrolden çıkmaya başlayınca Birleşik Devletler Ordusu, yeni gelenleri korumaya yönelik kanunlar çıkardı. Hükümet, 1870’lerde Arizona’da ve güneybatıda yaşayan bütün Amerikan Yerlileri’nin Arizona’da yer alan San Carlos Bölgesi’ne gitmeleri gerektiğini bildirdi. “Cehennemin 40 Akresi” adıyla bilinen bölge kurak ve ağaçsızdı. Resmen bir Kızılderili hapishanesiydi.

Geronimo özgür biriydi, hatta Amerikan hükümeti daha önceden de böyle olduğunu söylediğinde. Ne hükümetin koyduğu kurallara uydu ne de özerkliğine verilen cezaları dinledi. Ve diğer Kızılderili lider Juh ile Chiricahua’nun üçte ikilik kısmını yanlarına alıp San Carlos Bölgesi’ne gitmeleri gerekirken New Mexico’daki Ojo Caliente Bölgesi’ne gittiler.

Geronimo’nun şansı gene tükenmişti. Kızılderili gözcüleri Geronimo’ya ihanet etmişti. San Carlos’tan gelen bir Amerikan ajanı olan John Clum’un yapacağı ziyaretin basit bir anlaşma toplantısından ibaret olacağını söylemişlerdi. Olansa şuydu: Clum, Geronimo ve halkını kelepçelendikleri San Carlos’a götürmüştü. Clum, Birleşik Devletler hükümetinin onları öldürmesini umuyordu.

Kolomb’un Amerika’yı fethindekine dayanılmaz ölçüde paralel olarak; San Carlos’taki birçok mahkûm suçiçeği gibi hastalıklara maruz bırakıldı. Kendileri bir güzel beslenirlerken, mahkûmlar açlık sınırında geçiniyordu. Şartlar o kadar kötüydü ki, Geronimo’nun kaçış planı hazırlaması pek uzun sürmedi.

1878’de arkadaşlarıyla beraber dağlık alanlara kaçtılar.

Kısa Süren Özgürlük ve Hapis

Geronimo’nun ince zekâsı ve kaçışı ile küplere binen Birleşik Devletleri Tugay Komutanı Nelson A. Miles, 5000 askeri (ordunun dörtte birini) yanına alarak Geronimo’yu, 17 Kızılderili yandaşını Rocky ve Sierra Madre Dağları’nda aramaya çıktı.

Kaçınılmaz teslimiyet (ya da ölüm) meydana geldiğinde Geronimo, hafızasını epeydir tanımlayan bir karakter ortaya koydu. Yüzlerce mil peşlerinden gittikten sonra askerler, Kızılderililer grubuna yetişti. Geronimo da askerlere bir teklifte bulundu: Adamlarının bir arada kalmalarına izin verirlerse teslim olacaktı.

“Savaş yolunu terk edeceğim ve bundan böyle barış içinde yaşayacağım.” dedi.

Geronimo ve Geronimo’nun Kızılderili adamlarının özgür olarak görüldüğü son fotoğraf. C.S.(Camillus Sydney) Fly bu fotoğrafı Sierra Madre Dağları’nda, Kızılderililerin General Crook’a teslim olmalarından hemen önce çekti. (27 Mart 1886( (Kaynak: Wikimedia Commons)

Geronimo sözünü tutmuştu, hayatının geri kalanı şiddet içermeyen tutukluluk durumundan oluşuyordu. Bu da üstüne düşen kısımda daha fazla kan dökülmemesini sağladı. Tabi bunun öncesinde sevdiklerini daha fazla kayıp ve trajedi bekliyordu.

8 Eylül 1886’da 27 Kızılderili vagonlara dolduruldu ve Pensacola’ya, Florida’ya götürüldü. Geronimo’ya ağaç kesme cezası verildi. Kızılderililerin birçoğu yolda gelirken tüberkülozdan öldü. Ertesi sene tam beslenemeyen esirler, Alabama’daki Mount Vernon Kışlası’na nakledildi.

İşte bu yer; sağlıksız, gıdasız, ruhen sınanmış Geronimo’yu anlaşılamayacak kadar zor bir karara sürükledi: Yeni, hamile eşi Ih-tedda ve kızları Lenna New Mexico’yu terk edecekti. Bu, Kızılderili kültüründe boşanmakla aynı anlama geliyordu. Onları son görüşüydü.

1894’te Geronimo ve diğer 341 Chiricahualı savaş mahkûmu; Oklahoma, Fort Sill’de yer alan Amerikan askeri üssüne nakledildi. Geronimo nakil olmak için can atıyordu; tüm halkı oradaki yerlerinde “çiftliklere, sığırlara ve serin sulara” erişecekti.

“Kendimi bir Kızılderili saymıyorum artık.” dedi Amerikalı askerlere. “Beyaz bir adamım ve dışarı çıkıp farklı yerler görmek istiyorum. Bütün beyaz erkekler benim erkek kardeşlerimdir ve bütün kadınlar benim kız kardeşlerimdir. Söylemek istediğim şey budur.”

Fakat hükümet onları asimile etmek istemiyordu. Bunun yerine Kızılderililer, politik mahkûm olarak kaldılar. Hükümet Kızılderililerin her birine sığır, domuz, tavuk ve hindi verdi. Kızılderililer domuzlarla ne yapacaklarını bilmiyorlardı, bu yüzden onları istemediler. Sığırlarını ve mahsullerini sattıkları zaman hükümet, kazandıkları paranın birazını alıp “Kızılderili Fonu” adı altında topladı. Kızılderililer bu fondan herhangi bir fayda görmüyordu.

“Eğer Kızılderili Fonu diye bir şey varsa” diye yazdı Geronimo, “Günün birinde Kızılderililere havale edilsin, ya da en azından Kızılderililerin bu fondan bir karı olsun: kendi kazandıkları paradan oluştuğu için.”

Teksas’ta Nueces Nehri yanında yer alan Güney Pasifik Trenyolu’nda verilen bir molada Geronimo (sağdan üçüncü) ve Kızılderililer. (1886) (Kaynak: Wikimedia Commons)

Gazeteciler müebbet cezası almış Kızılderili’yi ziyarete geldiler ve yazdığı efsaneyle büyülendiler. Kurbanlarına ait 100 kafa derisinden yaptığı örtüyü görmek için sık sık izin istediler. Geronimo, sorguya gelen herkesi hayal kırıklığına uğratıyordu. Çünkü anlatacağı hikâye Amerika Yerlileri’ne yönelik tüm söylemleri çarpıtacak bir propagandadan ibaretti. Tüm istediği ve dile getirdiği şey, Kızılderili kız ve erkek kardeşlerinin Güneybatı’ya geri dönmelerine izin verilmesiydi.

“Bu dünyadan göçüp gidiyoruz. ”dedi. “Kızılderililer ve ana vatanlarının her biri bir diğeri için Usen (Kızılderili Tanrı) tarafından yaratıldı. Evlerinden uzakta kaldıkları zaman hastalanıp ölürler. Kızılderililerin nesli ne zaman tükenecek?”

Yeni Dünya’nın Yerli İnsanlarına Yönelik Amerikan Sömürüsü

Geronimo kısa sürede Kızılderili Savaşları’nın bir ünlüsü olmuştu. Çünkü Anglo-Amerikanlar Geronimo gibi olan yerlileri bir zalimden ya da zincirlenmiş bir maymundan (para kazanılacak bir şeyden) daha öte görmüyorlardı. Sergide gösterilen bir parça olduğu gayri ihtiyari kariyeri, 1898’de Nebraska, Omaha’da yer alan Trans-Mississippi Uluslararası Sergisi’nde ortaya çıktığında başlamıştı. 1904’te ise Missouri, St Louis’te yer alan büyük panayırda yer almıştı.

Her ne kadar panayırlar Geronimo’yu “Yaşayan En Kötü Kızılderili” diye tanıtsa da onun, kazançlı ünlülük kekinde kendine ayrılan payın güvence altına alınmasından yana hiçbir kaygısı yoktu. Yani bunca şeyden sonra insanların görmek için para ödediği bir şey haline gelmişti.

“Fotoğraflarımı yirmi beş cent’e satıyordum, bunlardan gelen paranın on sentini kendime ayırmama da izin verilmişti.” diye yazdı. “İsmimi de duruma göre on, on beş, yirmi beş cent’e yazıyordum. Genelde bir günde iki dolar kadar topluyordum ve geri döndüğümde de gani gani param oluyordu. Önceden sahip olduğumdan daha da fazla…”

Geronimo bunun gibi imzalanmış fotoğrafları satıp para kazanıyordu. Tabi fotoğrafta yer alanın aksine şef değildi. (Kaynak: Library of Congress)

Geronimo’nun yeni düzenine rağmen (ya da belki de yeni düzeni yüzünden) iş anlayışı, o öldükten sonra bile takdirle karşılandı. Öldükten sonra Geronimo’nun eşyalarına değer biçen Bruce Shakelford, Geronimo’nun markalaşma ve müşteri anlayışında gösterdiği öngörü karşısında büyülendi.

Bruce Shalkeford, “İmzasını küçük davulların üstlerinde, imzalanmış kartvizit biçimindeki fotoğrafların üstlerinde gördüm.” dedi. “Yani bu adam ilk pazarlama temsilcilerindendi. Bir ünlüydü. Hatta baş ünlüydü. Beyaz ırkları öldürdü, kazıklara bağladı, kazıkları da karınca yuvalarına yerleştirdi. Kötü biriydi… Eşyalar sattı, sattığı eşyaların da Kızılderililerle hiçbir ilgisi yoktu. İnsanlar ona satabileceği tarzdan eşyalar getirirdi, imzasıyla daha da fazla para kazanabileceklerini de bilirlerdi, böyle olunca da bir anlaşma yaparlardı.”

Geronimo’nun Son Günleri

Geronimo, kendisinin ve Kızılderililer’in Güneydoğu’daki evlerine gitmelerine izin vermesi için Başkan Theodore Roosevelt’i ikna etmeyi umuyordu. Hatta 1903’te Hollanda Reform Kilisesi’ni bile kendi iyi tarafına çekmişti. Başkanın 1905’teki ikinci yemin törenine katılmasına ve sonrasında Başkan’la tanışmasına rağmen isteği reddedilmişti.

Bir tercüman yoluyla Roosevelt, Geronimo’ya “kötü kalpli” olduğunu söyledi. “Halkımı katlettiniz, köyleri kasabaları yıktınız geçtiniz.” dedi. “İyi bir Kızılderili değilsiniz.”

Geronimo, Başkan Roosevelt’e kalan Kızılderilileri güneybatıdaki evlerine dönmelerine izin vermesi için yalvardı. Geronimo’nun bu isteği reddedildi. (Kaynak: Library of Congress)

Bütün bu olanlara rağmen Geronimo, otobiyografisini Roosevelt’e ithaf etti. Biyografiyi okuyup, on yıllar süren anlaşmazlığın Kızılderili tarafını anlamaya başlamasını umuyordu.

1908’de Geronimo, bir gazeteciye “Ölmeden önce evime dönmek istiyorum.” dedi. “Savaştan bıktım, usandım, dinlenmek istiyorum. Tekrar dağlara çıkmak istiyorum. Beyazların Büyük Babası’ndan [Başkan Roosevelt] geri dönmeme izin vermesini istedim ama o izin vermedi.”

Bu noktaya kadar, Geronimo’nun Zi-yeh adında bir başka eşi vardı. (Kızılderililer çok eşliydiler.) Eve dönüş isteği Roosevelt’in reddetmesi ile kırılan Geronimo, zamanını kumar oynayarak, atış yarışmalarına ve at yarışlarına para yatırarak geçirdi. Zi-yeh tüberkülozdan ölmüştü, ev işleri Geronimo’ya kalmıştı.

Bulaşıkları yıkadı, yerleri sildi, evi temizledi ve geniş ailesinin ihtiyaçlarını giderdi. Geronimo’nun kızı Eva’ya gözle görülür derecede düşkün olduğu söyleniyordu. Eva 1889’da doğmuştu. Eva’nın üzerine olan düşkünlüğüne istinaden bir ziyaretçi şunu dile getirmişti: “Geronimo’nun kızına olduğu kadar kimse bir çocuğa kibar olamaz.”

Geronimo, at üstünde sarhoşken bir dereye düştükten ve zatürre hastalığı ilerledikten sonra öldü. Bir önceki günse imzalı ok ve yaylarını satmıştı. (Kaynak: Library of Congress)

Geronimo’nun yaşı, 1908’lerden itibaren hayatını günbegün ve gözle görülür şekilde etkilemeye başlamıştı. Gitgide güçsüzleşiyordu ve aklını da gitgide yitiyordu. Bildiği şeyleri unutmaya başladı. Öbür dünyaya olan yolculuğu Oklahoma, Lawton’da birkaç ok ve yay sattığı gün, 11 Şubat 1909’da başlamıştı.

Geronimo sattıklarından kazandığı parayla viski almıştı. 11 Şubat gecesi, sarhoş sarhoş at sürdü ve kazayla atından bir dereye düştü. Ertesi günün sabahında bulunabilmişti. Daha önceden işe koyulmuş olan zatürrenin dışında sapasağlamdı.

Son isteği, çocuklarının Fort Sill’e gönderilmesiydi. Böylelikle öldüğü zaman babalarının yanında olabileceklerdi. Yönergeleri yanlış anlayan kişinin kim olduğu belli değil. Fakat isteği telgraf yerine mektupla gönderilmişti. Geronimo çocukları gelmeden önce, 17 Şubat 1909’da öldü. Öldüğünde 79 yaşındaydı.

Kızılderili savaşçıdan bugüne kalansa, kendini savunan bir adamın ilham verici fakat trajik bir hikâyesiydi. Geronimo kendi halkını elinden geldiğince korudu ve her şeyi ailesi için yaptı. Elinden gelenin en iyisini yapmasına rağmen sevdikleri elinden alındı, her şeyini kaybedince de bir hayvan gibi davranıldı.

Yine de ayağa kalktı ve Amerika’nın ırkçı kapitalist oyunundaki pozisyonunu kullanarak parasına biraz da olsa para koydu. Kendini apaçık bir şekilde Amerika tarihine bir efsane olarak işleyerek yaptı bunu. Şimdilerde bile insanlar mezarını ziyarete geliyor. Yükselen bir kartal süsüyle süslenip gücüne güç katan yeni Amerika imparatorluğuna karşı koymanın gerektirdiği cesareti hayal ediyorlar.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Ali Ayberk Şipal

Ali Ayberk Şipal
TESAD İngilizce Çevirmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir