çok
Kaynak: Johannes Simon/Getty Images

Kitleler için Çok Taraflılık

Dünya çapında popülist milliyetçiler, uluslararası iş birliğinden en çok fayda sağlayacak insanlar arasında küreselleşme karşıtı düşüncenin fitilini başarıyla ateşledi. Bu eğilime karşı çıkmak, enternasyonalistlerin, önümüzdeki BM Genel Kurulu’ndan itibaren küresel iş birliğinin gerçekte ne anlama geldiğini aydınlığa kavuşturmaları gerekecek.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 75. oturumu için New York’ta çok taraflılığa “ortak bağlığımızı yeniden teyit etmeye odaklanan” üst düzey bir toplantıya başlayacağı sırada ABD, yakın tarihteki, belki de en çekişmeli geçecek başkanlık seçimlerine ev sahipliği yapacaktır. Sonuç, uluslararası dayanışma küreselleşmenin geleceği açısından geniş ve kapsamlı etkilere sahip olacaktır.

Dünya çapında, popülist milliyetçiler “küreselleşme karşıtı düşüncenin” fitilini ateşliyor. Popülistler, yabancılaşma, gelir eşitsizliği ve ekonomik güven eksikliği de dahil olmak üzere sorunlar ve ayrıca, mevcut salgın gibi küresel tehditlerin kaynağına değinmek yerine kurgusal karakterler üretiyor.

Popülistlerin tasvirine göre “küreselciler”, kendilerine hizmet eden bir gündem adına ulusal egemenliği yok etmeye çalışan karanlık, kozmopolit seçkinlerdir. Örneğin, “kökleri olmayan seçkinleri” işaret eden küreselleşme karşıtı söylem, özellikle Doğu Avrupa’daki Yahudi karşıtı kışkırtıcı ifadeleri içeriyordu.

ABD’de, bu küreselleşme karşıtı söylem, son zamanlarda konuşmacıların seçmenlerin sözüm ona korkunç küreselci komplonun kontrolü altında olan Demokratlara geçit vermemesini dilediği Ulusal Cumhuriyetçi Kongre’de net bir şekilde sergileniyordu. Geçen yılki BM Genel Kurulu’nda, Başkan Donald Trump, “Gelecek küreselcilere değil, vatanseverlere ait.” demişti.

Bu tür iddialar, etkili bir şekilde seçmenlerin gittikçe artan bir kısmını çok taraflı iş birliğinin seçkinlerin çıkarlarına hizmet ettiğine ve “halkın” pahasına ikna edilerek etkili oldu. Fakat, çoğu zaman en zengin grupların yararına politikalar izleyenler, popülist milliyetçilerdir. Trump’ın vergi reformları da buna bir örnek teşkil eder. Buna karşılık, yalnızca çok taraflılıkla temin edilebilecek olan küresel kamu malları -salgın kontrolünden sağlıklı bir gezegene- orantısız bir şekilde en az ayrıcalıklı olana fayda sağlar.

Öyleyse, popülistler uluslararası iş birliği ile kozmopolit bir seçkinciliği eş tutmakta sıkça nasıl bu kadar başarılı oluyor? Birincisi, iki terim farklı süreçleri tanımlasa da birbirlerinin yerine küreselleşme ve çok taraflılığı kullanarak konuşmaları anlaşılması zor bir hale getiriyorlar.

Küreselleşme, milli sınırlar arasında artan mal, hizmet, sermaye, emek, veri ve düşünce akışını ifade eder. Harvardlı ekonomist Dani Rodrik de dahil olmak üzere pek çoğu, küreselleşmenin birçok ülkede ilerlediğini uzun süre boyunca ikna edici bir şekilde savundu.

Ancak bu, ulus devletler arasındaki iş birliği veya koordinasyon anlamına gelen çok taraflılıktan farklıdır. Çok taraflılık daha fazla küreselleşmeye yol açsa da böyle olmak zorunda değil. Popülist anlatıya karşı koymanın ilk adımı ise, bu ayrımı açıklığa kavuşturmaktır.

Bununla birlikte, Rodrik’in belirttiği gibi, küresel yönetişim çözümlerinin tek tek ulus devletlerin eylemlerinin önemli ölçüde yayılım etkisinin bulunmadığı alanlardaki uygulamalarında olduğu gibi, çok taraflılık gerektiğinden fazla miktarda kullanılıyor olabilir. Örneğin, bir ülke belli endüstri alanlarının gelişimini korumak ya da bu alanların teşviki için makul ölçüde gümrük vergileri uyguluyorsa, diğer ülkelerdeki rakipler üzerindeki etkisi büyük olasılıkla küçük olacaktır.

Örneğin, uluslararası topluluk iç politikaya kısıtlayıcı kurallar getirecek şekilde harekete geçerse, özellikle rekabete karşı yerel korumanın eksikliği nedeniyle yoğun kayıplarla karşılaşabilecek savunmasız gruplar arasında milliyetçi duyguları harekete geçirme riskini taşır. Ticaret teorisyenlerinin uzun süredir farkında olduğu gibi, çok sayıda üreticiye dağılmış kazançlar, böylesi kayıpları siyasi açıdan telafi edemez. Bununla birlikte, bazı sanayi politikaları dışsallıklar veya dinamik etkilerden ötürü ulusal net kazançlar elde edebilir.

Tıpkı, aşırı çok taraflı müdahalenin, yerel nüfusa ve bağımsızlığa yönelik uluslararası bir saldırı olarak görebildiği gibi, başka bir yerde seçmenleri, “rakiplerinin” ulusal politikaları kendilerine karşı ekonomik bir silah olarak kullandıklarına ve kendilerini yenilgiye uğratan misilleme döngülerini önlemek yerine, onları harekete geçirdiğine inandırılabilir. Dolayısıyla, etkili çok taraflılık, politikaların sınırlı yayılım etkisine sahip olduğu yerlerde ulusal bağımsızlığa saygı duyulmasını gerektirir. Böylece, ihtiyaç halinde, bu etkilerin yönetimine daha iyi bir şekilde yardımcı olabilir.

Vazgeçilmesi gereken bir diğer popülist efsane, uluslararası dayanışmanın yalnızca zengin, başıboş ve ayrıcalıklı küresel seçkin insanlara fayda sağladığıdır. “Halkın kozmopolitliğini” konu edinen birçok taban örgütlenmesi mevcut. Ancak, milli popülistlerin kapladığı siyasi alanı küçültmek için hızla büyümeleri gerekiyor.

Bu, eskiden beri süregelen iki engeli aşmayı gerektirecektir: İnsanların arasındaki mesafe ve ortak bir dilin yokluğu. Zorlu bir şekilde olsa da bu engeller son yıllarda azalış gösterdi. Sosyal medyadan çeviri uygulamalarına kadar, dijital teknolojiler sayesinde artık büyük ölçüde bu engellerin üstesinden gelmenin sayısız yolu mevcut.

İklim değişikliği gibi ortak zorluklar, giderek daha etkili ve çeşitli küresel hareketlerin yükselişini hızlandırdı. Bunun yanında, Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri gibi çok taraflı girişimler, BM’nin önemli ölçüde hafifletici rol oynamasıyla benzer bir şekilde yaygın bir aktivizmin önünü açtı. İşin garip yanı, milliyetçiler bile acemice yöntemlerle ortak bir ses ve gündem yaratmaya çalışıyor.

Yine de enternasyonalist söylem, yerel ve alışılmış olanı görmezden geliyor gibi görünse de siyasi açıdan hala maliyetli. Bu nedenle, ilerici enternasyonalizm sadece çeşitliliği anmak ve küresel bir yurttaşlık bilincini beslemekle kalmamalı; aynı zamanda insanların ailelerine, topluluklarına ve ülkelerine her zaman öncelik vereceğini de kabul etmelidir. Gezegenin hizmetkarları olarak ortak insanlığımızı ve ortak sorumluluğumuzu kabul etmek, kimseden aidiyet duygusunun temelini oluşturan dar çaplı köklerini sökmesini istemeyi gerektirmez. Bu kökler, başkalarına ulaşmak için ihtiyaç duyulan güvenliği sağlayacak şeydir.

Popülist efsanenin tersine, küresel iş birliği, uzak yerlerdeki çocukların kendilerininkinden daha çok ilgilenilmesi anlamına gelmez; bu basit bir şekilde tüm insan ve çocukların eşit değere sahip olduğunu kabul etmek anlamına gelir. BM, 75 yıl önce, tüzüğünde bu ince ve temel ayrımı önemle belirtti. Bunu tekrar teyit etmek için ise yaklaşan BM Genel Kurulu’ndan daha iyi bir zaman olamaz.

Yazar: Kemal Derviş & Sebastian Strauss

Kaynak: Project Syndicate