Ana Sayfa / Yazılar / Tarih / Genel Tarih / Kedi Tarihi

Kedi Tarihi

İnsanlığın doğa ile kurduğu ilişkinin incelenmesi, tarih bilimi içerisinde oldukça önem arz eden bir konu olarak ele alınmaktadır. İnsanın doğayı keşfi ve onu kendi istekleri doğrultusunda kullanması ise ilk çağlardan günümüze kadar gelişerek devam etmiş bir olgu olarak önümüze çıkar. Bu doğrultudan bakıldığında özellikle hayvanlarla insanlığın ilişkisi tarih boyunca süregelmiş önemli bir mesele olarak ele alınabilir. Zaten insanların belirli çağlarda çeşitli hayvanları evcilleştirmeye başlaması, doğaya yönelik hakimiyet ve yerleşik hayata geçiş açısından bir çeşit dönüm noktası sayılmaktadır. Zira hayat standartlarının geliştirilmesi açısından avcı-toplayıcı hayat tarzından yerleşik hayata geçiş meselesinde insanlara yarar sağlayacak hayvanların evcilleştirilmesi belki de en az bitkiler aracılığıyla tarım yapımının öğrenilmesi kadar önemliydi. Bu yüzden birçok hayvan uzun zaman önce insanlık tarafından evcilleştirilmeye başlanmıştı. Bunlar arasından elbette ilk başta inek, koyun, keçi, domuz ve at gibi sürüler halinde yetiştirilip özellikleri açısından net yararlar sağlanacak hayvanlar akla gelebilir. Uzun yüzyıllardır insanlarla birlikte yaşayan kediler ise doğa/hayvan – insan ilişkisinde basit bir insan odaklı fayda ilişkisinden daha karmaşık bir hikayeye sahip olması açısından daha ilginç bir noktada yer almaktadırlar.

Öncelikle tarih boyunca evcilleştirilen hayvanların hemen hemen bütünü, insanlarla karşılaşmadan önce dahi sürü halinde yaşayan, topluluk ve topluluk içi hiyerarşi ilişkilerine sahip hayvanlardı. Dolayısıyla da üst efendi olarak insanı görmeye bir çeşit yatkınlıkları olduğu söylenebilirdi.[1] Kedilerin ise bu açıdan bakıldığında bambaşka özelliklere sahip olduğu görülmektedir. Günümüz evcil kedilerinin en yakın akrabaları olan yaban kedileri ve vahşi kediler bile sürü halinde yaşamayan canlılardı. Bu da sosyal ilişkileri oldukça sınırlı olan ve efendi-itaat ilişkisine ne geçmişte ne de günümüzde sahip olmamış kedilerin insanlarla birlikte yaşamaya başlama sürecinin diğer hayvanlardan oldukça farklı şekilde geliştiğini göstermektedir.

Kedilerin evcilleşmesi konusunda en çok kabul gören tez, kedilerin kendi kendilerini evcilleştirdikleri yönündedir.[2] Bu teze göre kedilerin insanlarla evcilleşme yönünde ilk teması 11 000 yıl öncesine dayanmaktadır. 11 000 yıl önce, ayrıca tarımın en yaygın olduğu bölge olan Orta Doğu’da yetiştirilen tahıl ürünlerinin depolanması için depolar ve ambarlar inşa edilmeye başlanmıştır.[3] Depo ve ambarlarda bol miktarda tahıl ürünlerinin saklanmaya başlanması ise başta fare olmak üzere birçok küçük kemirgen ve haşerenin de stok yapılan bu yerlerde popülasyonlarını ciddi oranda arttırmasına sebep olmuştur. Henüz yeni bu sorunla karşılaşan ve fare vb. canlılarla etkin bir mücadele için yeterli imkânlara sahip olmayan insanlar için bu durum ciddi bir sorun teşkil etmeye başlamıştı. Günümüz kedilerinin atası olan yabani kedilerinin de doğal olarak fare vb. hayvanların popülasyonunu arttırdığı insan yerleşim yerlerine ilk olarak bu yüzden çekildiği düşünülmektedir.[4] Kedilerin bu tarz hayvanları avlamasının kendileri için oldukça yararlı olduğunu gören insanların ise kedilerin yakınlarında yaşamasına izin vermesi kaçınılmaz olmuştur.

Evcil kedilerin anatomisine bakıldığında ise vücut yapılarının yabani kedilerden ve diğer tüm akrabalarından daha küçük olduğu görülür. Bu durum kedilerin evcilleşme sürecinin türün evrimsel değişimi açısından etkili oluşuna işaret eder. Her ne kadar insanlarla kediler arasında kurulan ilk ilişki biçimi bir çeşit karşılıklı yarar ilişkisi olarak ele alınsa da, uzun yüzyıllar boyunca kedilerin işlevselliği dışında sadece bir evcil hayvan olarak da insanlar tarafından beslendiği ortadadır. Bu nedenle doğada sadece avcılık yaparak ve dolayısıyla et tüketerek beslenen kedilerin insanlarla yaşamaya başladıktan sonraki beslenme yelpazesi biraz daha genişlemiştir. Bu yelpazeye ayak uydurabilen kedi türlerinin ise tamamen et odaklı beslenen diğer akrabalarına göre daha küçük boyutta olan türler olduğu düşünülebilir. Ayrıca uysallık bakımından da insanlarla yaşamaya daha elverişli yapıda olan kedi türlerinin insanların himayesi altında popülasyonunu arttırmış olduğu tahmin edilebilir.

Tarihe baktığımızda kedilerin insanlarla ilişkisinde insanlar açısından sosyal bir tarafın olduğu da göze çarpmaktadır. Elbette popülarite açısından kediler yakın çağa kadar köpeklerin gölgesinde kalmıştır.[5] Ancak kedi beslemenin başlı başına bir moda olduğu zamanlar da olmuştur. Buna en eski örnek olarak MÖ 5.yüzyıl Çin İmparatorluğu örnek verilebilir.[6] Kayıtlara göre Song Hanedanı döneminde imparatora hediye edilen bir kedinin imparator tarafından kabul edilmesiyle birlikte zengin tabaka tarafından bir çeşit evcil kedi besleme modası başlamıştır.

Tabi ki eski çağlar söz konusu olduğunda tarihte çok daha güçlü ve ilginç örneklerden söz edilebilir. Bu örneklerin ise en öne çıkanı şüphesiz Antik Mısır’dır. Çok tanrılı dinin hakim olduğu Eski Mısır kültüründe öteki dünya inancı, tanrılar ve onların sembolik anlamları oldukça önemli bir yer tutmaktaydı. Sayılamayacak kadar çok Tanrıya sahip olan bu dinlerde doğayla kurulan ilişkinin tanrılara ve sembollerine yansıması oldukça açık bir biçimde görülmektedir. Kediler de bu çok tanrılı din atmosferinde kendilerine oldukça önemli bir yer bulmuşlardır.

Antik Mısır’da en önemli tanrılardan biri olarak kabul edilen Bastet, kedi başlı ve kadın vücutlu olarak resmedilmiştir. Eğlence ve sevinç tanrısı olan Bastet’e müzik ve dansla ibadet edilmesi uygun görülmüş ve sembolü olan kediler kutsal bir hayvan olarak kabul edilmiştir.[7] Bunun sonucu olarak da kedilerin evlerde beslenmesi teşvik edilmiş, kedilerin miyavlamasıyla birlikte Tanrıça Bastet’in eve neşe ve huzur getireceğine inanılmıştır. Dolayısıyla Bastet’in yardımcıları ve dolaysıyla bir çeşit yarı tanrı olarak kabul edilen kedilere karşı olumsuz davranışlar yasaklanmıştır. Hatta kedi öldürenlerin idam cezasına çarptırıldıkları dahi görülmüştür.[8] Ayrıca tanrıça Bastet ile özdeşleştirilen Bubatis kentinde yüzlerce kedi mezarı bulunmuştur.[9] Bu bulgulara göre kedilerin insanlar gibi ve bazen insanlarla birlikte mumyalanarak gömüldüğü görülmektedir. Buna kedi sahiplerinin öteki dünyada kedileriyle birlikte yaşamaya olan inançlarının sebep olduğunu söyleyebiliriz.

Tanrıça Bastet

(Tanrıça Bastet’i simgeleyen bir illüstrasyon.)

Dünya tarihine baktığımızda kedilerin her zaman Antik Mısır’da olduğu kadar şanslı olmadıkları da görülmektedir. Bu duruma en uygun ve şiddetli örnek ise şüphesiz Orta Çağ Avrupa’sıdır. Özellikle MS 5.Yüzyıl ile 16.Yüzyıl arasındaki dönemde kedilerin cadı büyücülüğü ile bağdaştırıldığı sıkça görülür.[10] Bu durum vebanın 14.Yüzyılda vebanın Avrupa’da yayılmasıyla birlikte hastalığa neden olan şeyin kediler olduğu yönünde bir inancın doğmasına da sebep olmuştur. Tüm bunlar sonucu Avrupa genelinde bir çeşit kedi katliamı gerçekleşmiş ve kedi popülasyonu Avrupa’da en az %50 civarı azalmıştır.[11] Trajik olan durum ise vebanın kediler tarafından değil, tam aksine kedilerin doğal avı olan fareler yüzünden yayılmış olmasıdır. Bu yüzden denebilir ki kedilere yönelik bu katliamın sonuçları direkt olarak insanlığı vurmuş ve belki de milyonlarca insanın ölümüne yol açmıştır.

Özellikle İngiltere’de yapılan kazı çalışmaları sonucu dönem dönem kedilerin insanlar tarafından toplu halde öldürüldüğü kanıtlanmıştır.[12] Kedi kemikleri üzerinden yapılan incelemelerde kedilerin açık bir biçimde kesici aletlerle öldürüldüğü görülmektedir.[13] Bu katliamların sebepleri olarak kimi zaman yiyecek ve giyecek sıkıntısı olduğu da öne sürülmektedir. Ancak bakıldığı zaman kedi derisinin giyecek materyali olarak kullanılmasının pek mümkün olmadığı görülür. Ciddi açlık dönemlerinde köpeklerin ve kedilerin yenildiği bildiği bilinilse de, yapılan kazılarda ortaya çıkan iskeletlere bakıldığında hepsinin asgari kasaplık işlemine dahi tabi tutulmadığı görülür.[14] Örneğin çoğu kedinin ölümünde sadece boğazının kesilmesi söz konusudur.[15] Bu da gerçekleşen kedi ölümlerinin arkasında açlıktan daha irrasyonel sebeplerin olduğu iddiasını kanıtlar niteliktedir.

Kedi Kafatası

Cambridge’de bulunan bir kedi kafatasında bıçak izleri. 13.Yüzyıl.

Kedilere yönelik olumlu ya da olumsuz olağanüstü ve mistik anlamlar yükleme sadece Antik Mısır’a veya Orta Çağ Avrupa’sına ait değildir. Hemen hemen bütün kültürlerde kedilerle alakalı birçok mitolojik öğeler ve hatta hurafeler bulunabilir. Buna en çok maruz kalan kediler ise genellikle siyah renkli olanlardır. Türk kültüründe bile kediye o kadar değer verilmesine karşın siyah kedilere yönelik uğursuz yakıştırması sıkça yapılır.[16] Hatta iki insanın arasının bozulmasına işaret eden “Aralarına kara kedi girmesi” deyimi de bunun başlıca bir kanıtıdır.

Türk kültüründe kedilerle alakalı olumlu düşüncelerin kaynaklarından bazıları ise İslam dini kökenlidir. İslam dininde kedi sahibi olmanın müstehap olduğu belirtilir.[17] Müstehap eylem, yapıldığı takdirde sevap kazandıran ama yapılmadığı takdirde günah sayılmayan eylem kategorisindedir.

Sonuç

Kedi-insan ilişkileri tarihi açıdan bakıldığında insanların yerleşik hayata geçtiği dönemlere kadar dayanır. Yüzyıllar boyunca kedilerle iç içe yaşamış insan toplulukları, başta karşılıklı yarar ilişkisi ile kedileri yerleşim yerlerinde barındırmaya başlamışken, sonraları kedileri başlı başına bir ev hayvanı olarak da görmeye başlamışlardır. Kimi zaman bu hayvanlara yüklenen anlamlar gerçek dışı olmaya kadar da gitmiştir. Özellikle Antik Mısır kediler açısından olumlu bir olağanüstü anlamı barındırırken Orta Çağ Avrupası ise tam tersi konumda, son derece olumsuz manada bir örnek olarak karşımıza çıkmıştır. Ancak tabi ki kedilerle alakalı kültür öğelerine sahip olanlar sadece Antik Mısır ve Avrupa değildir. Hemen hemen tüm kültürlerde olumlu ya da olumsuz birçok karşılık bulunmaktadır.

Kaynakça

Kaynakça

KAYNAKÇA

ÇIVGIN İzzet – “Bereketli Hilal’de Evcilleştirme Sürecinin Evrimi ve Kültürlerarası Karşılaşmalar” – Social Sciences Studies Journal – 2018 – Vol.4, Issue:16

ÇİFTÇİ Meryem – “Eski Mısır Dininde Tanrı ve Öte Dünya İnancı” (yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi, 2010)

SERPELL James – “Domestication and History of the Cat” – ResearchGate Chapter January 2013

LUFF Rosemary, GARCIA Marta Moreno – “Killing Cats In the Mediveal Period. An Unusual Episode In the History of Cambridge, England – Faunal Remains Unit, Dept. of Archeology, Archeofauna 4 (1995): 93-114

AYSOY Samuel – “Değişik Milletler Tarihinde Kedi” – Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi – 1954 – Sayı:3.4 Cilt: 1

History of Cats, An Insight Into the Domestication of Cats – Son güncelleme 24.02.2019 – https://www.rspcaqld.org.au/~/media/files/black%20cat%20cafe/history%20of%20cats_for%20web%20low%20res.ashx?la=en

DİPNOTLAR

[1] İzzet Çıvgın – “Bereketli Hilal’de Evcilleştirme Sürecinin Evrimi ve Kültürlerarası Karşılaşmalar” – Social Sciences Studies Journal – 2018 – Vol.4, Issue:16 sf.1324

[2] James Serpell – “Domestication and History of the Cat” – ResearchGate, Chapter January 2013, sf.87

[3] Age, sf.87

[4] Age, sf.87

[5] History of Cats, An Insight Into the Domestication of Cats, Sf.2

[6] age, sf. 2

[7] Meryem Çiftçi – “Eski Mısır Dininde Tanrı ve Öte Dünya İnancı” (yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi, 2010)- sf.39

[8] Age, sf. 39

[9] Age, sf. 39

[10] History of Cats, An Insight Into the Domestication of Cats, Sf.2

[11] Age, sf.2

[12] LUFF Rosemary, GARCIA Marta Moreno – “Killing Cats In the Mediveal Period. An Unusual Episode In the History of Cambridge, England – Faunal Remains Unit, Dept. of Archeology, Archeofauna 4 (1995): 93-114, sf. 93

[13] Age, sf. 106

[14] Age, sf. 104

[15] Age, sf.104

[16] AYSOY Samuel – “Değişik Milletler Tarihinde Kedi” – Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi – 1954 – Sayı:3.4 Cilt: 1, sf.54

[17] (bk. Mübarekfuri, Tuhfetü’l-Ahvezi, 1/263)

Coşkun Yavuzel

Coşkun Yavuzel
TESAD Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir