Nükleer
Kaynak: Ben Jones

Kazakistan’ın Nükleer Kâbusu

Soğuk Savaş döneminde, nükleer denemelerin neredeyse dörtte birlik kısmı Kazakistan’da gizlilik içinde gerçekleştirilmişti. 1986 yılında Ukrayna’daki meşhur felaket bu gizliliği bozdu.

70 yıl önce Sovyet rejimi yönetimindeki Kazakistan’ın en uç köşesinde gerçekleşen patlama, dünyayı nükleer mahşerin kıyısına sürükleyen bir silahlanma yarışının başlamasına neden oldu. ABD, bu olaydan 4 yıl önce İkinci Dünya Savaşı’nı Japonya’ya atom bombaları atarak bitirmişti. Joseph Stalin’li SSCB’nin de geride kalmak gibi bir niyeti yoktu.

29 Ağustos 1949 tarihinde Kazakistan’ı sallayan, Kremlin’in Semipalatinsk isimli gizli nükleer test sahasında gerçekleşen patlama, burada 40 yıllık süre içinde gerçekleşecek olan 456 atomik patlamaların ilkiydi. Sovyetlerin Pervaya Molniya (İlk Yıldırım) olarak kodladığı, Amerikalıların da Joe-1 (Stalin’in takma adı olan ‘Uncle Joe’den geliyor) olarak kodladığı ilk patlama atmosfere 22 kilotonluk (22.000 ton TNT’ye denk gelen) bir nükleer enerji yaydı. Sonraki 40 yılda Semipalatinsk’te patlatılan bombalar, 1945’te Hiroşima’ya atılan bombanın 2500 katı daha fazla enerji yaydı. ABD askeri gücünün bu görüntüsü, Washington’un Moskova’daki yeni rakipleri ile gireceği Soğuk Savaş Dönemi silahlanma yarışını başlatan şeydi. Çünkü paniğe kapılan (ve ABD ordu düzeninin içinde yer edinmiş ajanların yardımını alan) Sovyetler Birliği, bu yeni kutuplaşmış dünyada atomu parçalarına ayırma ve bir süper güç olma kapışmasına katıldı.

Mantar Şeklindeki Nükleer Bulutlar

Bugün, Rusçada “deney sahası” anlamına gelen ve Semipalatinsk ile eş anlamlı olan Polygon etrafında yaşayan köylüler; hala çocukken ufukta patlayan mantar şeklindeki nükleer bulutların travmatik anılarına sahipler. Nükleer testlerin yapıldığı 1949 yılında doğmuş bir yaşlı kadın olan Galina Tornoshenko, o günleri “Dışarı gönderilirdik ve hendeklerin içinde çöküp beklerdik. Mantar bulutlar görürdük, çok büyük ve korkunç olanlardan.” sözleriyle anımsadı. “O zamanlar küçüktüm, ama çok iyi hatırlıyorum.”

2016’da, düz ve karlı bir manzaranın içinde sadece küçücük bir nokta olan Znamenka isimli bir köyde benimle anılarını paylaştı. Mart ayının göz kamaştırıcı bir şekilde güneşli ama keskince soğuk bir kış günüydü. (İlkbahar, Kazakistan’ın bu bölgesine geç gelir; sadece Sibirya’nın güneyine.) Sovyetler’in, Polygon’un varlığını gizleyip patlamaların nitelikleri hakkında yalan söylemesine rağmen birçok köylü benzer hikâyeler anlattı. Neler yaşadıklarını çok geç anlamışlardı. İnsanlara nasıl patlamaların olduğu yöne gitmeleri emrinin verildiğini açıklayarak, “Radyoda, ‘Sokağa çıkın, deprem olacak.’ demişlerdi.” dedi Serikkazy Baribayev isimli bir köylü. 1963’te atmosferik testlere bir yasak getirildiğinde bu test de yakınlardaki bir dağın içine kazılmış tünellere, yer altına taşınmıştı. Köylünün arkadaşı; patlamalar sırasında, yaşamı tehdit eden dozda radyasyona maruz kaldıklarını bilmeden, öğrencilerini bölge halkının şüphelenmeye başladığı tehlikelerden korumak için onlara sarılıp onların üstünü kapatmaya çalışan öğretmenler hatırlıyordu.

Soğuk Savaş sırasında, Semipalatinsk yakınlarındaki Kazakistan’daki Polygon’un varlığı gizli tutuluyordu. Merkezi, Sovyetler Birliği’nin haritalarında Konechnaya (Son Durak) olarak gösterilen Semipalatinsk-21 adındaki bir kasabadaydı. Çoğu insanın nükleer test sahasının burada olduğuna dair bir bilgisi yoktu ve burnunun dibinde gerçekleşen patlamalardan şüphelenen insanlara da sessiz durmaları söyleniyordu. 1970’lerde havaya uçurulduğunu hatırlayan ve bunun bir nükleer patlama olduğunu daha yeni fark eden Semipalatinks sakini Seysenbey Zhantemirov, “Korksanız da korkmasanız da seçim yapma şansınız yok- eğer bunun hakkında konuşursanız, kısa sürede susturuluyordunuz!” dedi.

Deney Fareleri

Peki, Sovyetler Birliği Semipalatinsk’i nasıl test sahası olarak belirlemişti? Uygun bir bölge ararken, o zamanlar Kremlin yönetimindeki SSCB’yi oluşturan 15 yerden biri olan Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kuzeydoğu bölgesine yerleşmişlerdi. Nükleer silah programının yönetiminde olan, Stalin’in sağ kolu gizli polis şefi Lavrentiy Beria, bölgede kimsenin yaşamadığını net bir şekilde vurgulamıştı. Ama yanılıyordu: 18,500 kilometre karelik Polygon Kazakistan’ın endüstri merkezinde yer alan ve şimdi Semey olarak bilinen Semipalatinsk şehrinden 120 kilometre uzaklıkta; Kazakistan, Güney Rusya ve yakınlardaki birçok kırsal topluluğa çok yakın mesafede yer alıyordu. Patlamalar Kazakistan’ın kuzeyi, doğusu ve merkezi ile Sibirya’ya radyoaktif atıklar yaydıkça bu korkunç nükleer deneyde –az da olsa- zehirli radyasyona maruz kalan yüz binlerce insan deney faresi oldu. Özellikle Anti-Brusella 4 No’lu Bakım Evi şeklinde adlandırılmış bir araştırma merkezi, büyükbaş hayvanlarda bulunan bulaşıcı bir hastalık üzerinde çalışıyormuş gibi görünüyordu ama aslında radyasyonun insan vücudunu nasıl etkilediğini araştırıyordu.

Polygon kapatıldıktan neredeyse otuz yıl sonra, patlamanın insan sağlığı ve çevredeki bütün etkileri hala bilinmiyor. Bilgiler; azınlıkların ve insanların üzerinde yapılan nükleer testlerin geride bıraktıklarının sorumluluğunu almayan Moskova’nın arşivlerinde gizli tutuluyor. Mevcut belgeler, testlerin birçok kanser, farklı hastalık ve bozukluk türünde ani bir artışa sebep olduğunu belirtiyor. Araştırmalar ayrıca Kazakistan’daki nükleer testlerin kurbanlarının Japonca’da Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan bombalardan sağ çıkan insanların yaşadığı psikolojik travmalar için kullanılan bir kelime olan “hibakusha”dan muzdarip olduklarını da gösteriyor. Semipalatinks’te yapılan nükleer testler 1989 yılında borçlar ödenmediği için durdurulduğunda daha doğmamış olan insanların hayatlarını çoktan yok etmişti.

Bunlardan biri de Zhannur Zhumageldina’ydı. Polygon tamamen kapatıldıktan bir sene sonra 1992’de Olzhabay adlı bir köyde doğmuştu. Beynin gelişimini engelleyen nörolojik bir hastalık olan mikrosefalinin yanı sıra omurganın aşırı derecede eğri olmasına sebep olan skolyoz hastalığından fazlasıyla muzdarip olması Zhannur’u felçe itmişti. Zhannur’a bu radyasyonla ilgili hastalıkların teşhisi koyulduğunda, annesi Mayra daha önce Polygon’u hiç duymamıştı. Fakat hayatı boyunca nükleer atıkların geri dönüştürülemez biçimde şekillendirdiği yerde, yanı başında nükleer bombalar patlıyormuş. Annesi Myra, kızından takma ismiyle bahsederek “Zhannurka 15. ayına girinceye dek Polygon’un varlığından haberdar bile değildim.” dedi, felç geçirmesini engellemek için kızının hareketsiz kol ve bacaklarına masaj yaparak. “Herkes onu terk etmem gerektiğini söylüyordu- doktorlar, eşim ve eşimin annesi. Ben de onlara ‘Hayır, kızıma göz kulak olacağım.’ dedim.” Şimdiyse yalnız bir anne olan Mayra hayatının son 27 yılının her gününü; Semipalatinsk’te bulunan, devletin verdiği küçük bir evde yaşayıp, maluliyet maaşıyla geçinmeye çalışarak engelli kızıyla ilgilenmeye adamış.

Kaza 

Sovyetler Birliği’nde muhalif olmak yasaklanmıştı.  Kremlin’e ait olan nükleer silahlanma programını ya da nükleer enerji olarak kullanımının artılarını ve eksilerini tartışmaya izin bile yoktu- SSCB’nin diğer ucunda bulunan Semipalatinsk’ten 4000 kilometre ötede gerçekleşen bir kazanın, nükleer konusunun insanların aklına yerleşmesine neden oluşuna dek.

Sovyet Yönetimi’ndeki Ukrayna’nın Enerji Bakanı Vitaliy Sklyarov, kendinden emin bir şekilde “Sovyetler Birliği’ne ait bir nükleer enerji tesisinde erimenin gerçekleşme olasılığı 10,000 yılda birdir.” demişti (Şubat 1986). İki ay sonra Ukrayna’nın Çernobil santralinde bir erime gerçekleşti; bu da tarihe dünyanın en kötü nükleer kazası olarak geçti.

26 Nisan 1986’da enerji tesisinin çekirdeği patlayarak etrafa binlerce kilometre çapında radyasyon yayıp en az 31 kişiyi öldürdü. Bunu örtbas etmeye çalışan Kremlin, yaşananları ancak İsveç’te patlamadan iki gün sonra radyasyon seviyesinde artış saptanınca itiraf etti. Çernobil faciası yüzünden radyasyona maruz kalmaları sonucunda hala kaç kişinin hastalandığını veya öldüğünü- veya öleceğini- bilmiyoruz. Araştırmalar sayının 4,000 ile 200,000 arasında olduğunu gösteriyor. Çernobil trajedisi nükleer tartışmayı;

SSCB’nin 1991’deki dağılmasından sonra başa geçecek olan reformcu Mikhail Gorbachev tarafından başlatılan glasnost (açıklık) politikasının başlatılmak üzere olduğu SSCB’nin gündemine taşıdı. Glasnost, nükleer program da dâhil Sovyetler Birliği’ndeki hayatın tartışmalı yönleri üzerindeki tabuları yıktı. Glasnost’un etkisi, 1989 yılında Semipalatinsk’te yaşanan bir radyoaktif gaz sızıntısının açığa çıkarılmasıyla teşvike uğrayan nükleer testlere yönelik karşıtlıkta ani bir artışın gerçekleştiği Kazakistan’da hissedildi. Nevada-Semipalatinsk (Sovyetler Birliği ve Birleşik Devletler Test Sahaları) adında bir anti nükleer hareketlenme ortaya çıktı. Hareketlenme, Olzhas Suleymenov adındaki bir şair tarafından yönetiliyordu; Olzhas, aynı zamanda halkın nükleer testlere karşı ayaklanmasına da sebep oldu.

Bu hareketlenme; -daha sonra Sovyet politikasının kuruluşunda yükselen bir yıldız olacak olan- 1989’da Kremlin’in, Kazak Cumhuriyeti’nin liderliğine atadığı Kazakistan’ın en güçlü politikacısı Nursultan Nazarbayev’in desteğini garantiledi. 1991’de Kazakistan’ın bağımsızlığını ilan ettikten sonra Mart 2019’daki istifasına kadar yirmi yedi yıl boyunca yönetimde kaldı.

Korkunç Bir Miras

İlk aygıtlarını test ettikten ve tüm dünyada yürütülen nükleer testlerin neredeyse çeyreğini gerçekleştirdikten kırk yıl sonra Semipalatinsk, Ekim 1989’da son nükleer aygıtını da patlattı. Semipalatinsk’de yapılan testlerin borçlarının ertelemesi kararından iki yıl sonra, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ve Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla Nazarbayeev 29 Ağustos 1991’de Polygon’u tamamen kapattı. Ayrıca Kazakistan’a ait olan, 1,41o savaş başlığı ve taktik silahlardan oluşan dünyanın en büyük dördüncü nükleer silah deposundan vazgeçmeyi kabul etti. Dünyanın geri kalanı ise, Soğuk Savaş sonrası yeni dünyadan silahların yayılma tehdidinin kaldırılmasıyla derin bir nefes aldı.

Kazakistan, bugün en iyi projesi olan ATOM: “Görevimiz: Testleri Yürürlükten Kaldır” ile kendilerini nükleer silahların yayılımını önlemede bir dünya lideri olarak görüyor. ATOM’un temsilcisi ise Semipalatinsk’teki radyasyona maruz kalmasının sonucunda kolları olmadan doğduğu için ayakları ve ağzıyla resim yapan bir artist olan Karipbek Kuyukov. Nükleer testler 30 yıl önce durdu fakat Kuyukov’unki gibi yaşam öyküleri hala Kazakistan ve insanları için bu testleri unutulmaz kılmaktadır. Hatıraları ise yüzyıllarca olmasa bile on yıllarca üzerimizdeki etkisini kaybetmeyecektir.

*Dark Shadows: Inside the Secret World of Kazakhstan’ın yazarı Joanna Lillis

*Konuyla bağlantılı önceki çevirimiz: Yeni Dizi Chernobyl’deki Efsaneler ve Doğrular

Kaynak: https://www.historytoday.com/archive/behind-times/kazakhstan’s-nuclear-nightmare