Ana Sayfa / Listeler / Genel Kültür Listeleri / Kapitalizm ve Şizofreni
Aeon.co'dan alınmıştır.

Kapitalizm ve Şizofreni

Filozof Gilles Deleuze ile psikanalist ve politik eylemci Felix Guattari’nin ilk ortak çalışmaları Anti-Oedipus: Kapitalizm ve Şizofreni I 1972 yılında yayınlanmıştır. 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında Parisli entelektüel çevrelerde egemen olan psikanaliz öğretilerine, özellikle Oedipus karmaşası olarak bilinen çağdaş sofuluk biçimine saldırı niteliği taşır.

1.Dönemin Olayları

Dunyalilar.org’dan alınmıştır.

ABD’de 1968 olayları birden olmamış. Uzun bir sürecin sonucunda gelişmiştir. Avrupa’da 68 hareketinin eylemcileri iş sınıfı ve üniversite öğrencileri iken ABD’de alt kültürler, öğrenciler ve siyahlar olmuştur. Avrupa’da işçi sınıfının etkisiyle sınıfsal temeldeyken ABD’de ırksal bir temele de dayanmıştır. Vietnam savaşının 1967’de kızışması sebebiyle öğrencilerinde askere gitmesi kararlaştırılmıştır. Bu gençlerin ölmesi ve ruhen veya fiziksel anlamda sakatlanması anlamına geldiği için öğrenciler bunu kabul etmemiştir. Bu nedenle bugüne kadar ki en büyük barış hareketi Vietnam savaşı muhalefetiyle gerçekleşmiştir. 1950 yılında ABD’nin siyasal/ideolojik  tarihinin köksüzlüğünün de bir sonucu olarak toplumdaki gücü öteden beri genellikle  entelektüel çevrelerle sınırlı olmuş/olan sola karşı sistemli bir saldırı başlatılmış, birçok sanatçı ve aydın ya birbirini ihbar etmek zorunda kalmış ya da ülkeyi terk etmiştir. Siyasi terörün doruk noktasına çıktığı bu dönemde gençlere ‘’Suskun kuşak’’ adı verilmiştir.  Savaş karşıtı hareket sadece öğrencilerin radikalleşmesini sağlamamış aynı zamanda hippie’lerin ve diğer alt kültürlerin harekete geçmesini sağlamıştır. 1968 hareket 1969 ve 1970 yıllarında da devam etmiş ve iki önemli olay yaşanmıştır. Bunlardan biri 69 yılının ağustosunda düzenlenen Woodstock  konseridir. Bu konser karşı kültür hareketinin zirvesidir. İkinci olay ise 69 yılının ekim ayında düzenlenen dev barış yürüyüşüdür. Bu olay ise militer barış hareketinin zirvesidir.

İtalya’da 1950’den başlayarak 1960’ın sonuna kadar kapitalist üretim tarzının modernleşmesi için uğraşılmıştır. ’’Marshall Planı’’ uygulamaya konulmuş ve yalnızca iktisadi değil siyasi olarak da değişim yaşanmıştır. Savaş yıllarında aktif direniş sergileyen sol hareketi daha çok önem kazanmış ve bu durum ABD’nin çıkarlarına uymadığı için ABD solun önem kazanmasını istememiştir. Ortaya koyulan bu yardım planıyla İtalya’nın iktisadi yapısı düzelmiş ve fakat siyasi olarak değişime uğramıştır. İtalya’da 1950 yılında yapılan atılım 1960 yılında durma noktasına gelmiştir. Ekonomide tıkanma ve bunalımlar olmuştur. Bu bunalım sanayide büyümeyi durdurmuştur. Enflasyon ve işsizliğin artmasına ücretlerin azalmasına neden olmuştur.

1968’in en derin yaşandığı yer Fransa olmuştur. Toplumsal yaşam nasıl kısa sürede durduysa kısa sürede eski haline gelmiştir. Buna toplumbiliminde devrim denmektedir. 2. Dünya Savaşını izleyen ve 1960’ların başına kadar olan dönemde en önemli gelişme İngiltere’den sonra sömürgecilikte ikinci olan Fransa’nın sömürdüğü devletlerin bağımsızlıklarını kazanmasıyla olmuştur.

2.Sigmund Freud ve Psikanaliz

Playtuşu’dan alınmıştır.

Psikanaliz tekniğinin kurucusu olarak tanımlanmaktadır. Üç büyük materyalist bilim insanlarından olarak gösterilmektedir. Hiç şüphesiz bu üç büyük materyalist bilim insanı Marx, Freud ve Nietzsche’dir.

Psikanalizin ana kavramsal aracı olan iskelet sürekli değişmese bile sistemin içindeki temalar değişmiştir. Mesela dürtü kuramı değişmiştir ama psikanalitik düşünmenin nasıl olduğu, nasıl yapılması ve yeni gelen nesillere aktarılması değişmemiştir. Freudyen analizin en büyük katkısı hiç şüphesiz bilinçdışı ile ilgili olan analizlerdir. Psikanalitiğin gelişmesinde ve onarılmasında özellikle Fransa’da bulunan Lacan’ın etkisi büyüktür.

Freud’a göre bilinçdışı kavramının en önemli durumlarından biri bilinçdışı süreçlerin gerçeklerden bağımsız olmasıdır. Bilinçdışı süreç zaman algısından kopuktur ve bilinçten daha hareketlidir. Bilinçdışında haz ilkesi geçerliliğini korumaktadır oysa psişik aygıtta gerçeklik ilkesi vardır. Bilinçdışı haz ilkesinden dolayı boşalım ve doyum isterler ve bu sebeple bilinci yıpratırlar. Freud’a göre her düşünce önce bilinçdışında şekillenir ve sonra bilinçte ortaya çıkar. Bilinç hoşuna gitmeyen birçok eğilimi sansür vasıtasıyla tekrar bilinçdışına gönderir. Bunlar bastırılmış bellek izlerini oluşturur. Bilinçdışının kanıtlanması gerekli koşullar yerine getirildiğinde bilinçöncesinin bilince çıkmasıyla anlaşılmıştır. Bu bir anlamda ‘’hatırlama’’ hareketidir. Bilinçdışında hiçbir şey silinemez veya unutulamaz. Edim hataları, şakalar ve rüyalar bilinçdışıyla ilgili önemli bilgiler verir. Psikanaliste göre hiçbir nedensiz veya tesadüfi değildir.

Psikanalizin gelişiminde en önemli noktaya sahip olan rüyalar ve rüyaların yorumudur. Freud analize gelen kişilerin serbest çağırışım yoluyla rüyalardan bahsettiğini fark etmiş ve bunların semptom olduğunu keşfetmiştir. Bu anlamda rüya analizi önemli bir yer tutmuştur. Doğal-pozitif bilim rüyaların incelenmesini manasız bulmuştur. Çünkü rüyalar gözlem ve deneyle sınanamaz. Ayrıca rüyalar tam olarak hatırlanamaz. Fakat Freud’a göre rüyaların açık seçik olanı da vardır. Hatta bir çok tarihsel kişilik gördüğü rüyalara göre hareket etmiştir. Freud buna biraz daha mistik bir yorum getirerek uyumanın uygarlığı dışlamak olduğunu söyleyecektir. Şöyle ki uyuduğumuz zaman üstümüze örtü almamız veya anne karnında bulunduğumuz pozisyona geçmemiz gibi nedenlerle uyumak yeniden doğuşu temsil eder. Uyuma sürecinde zihinsel aktiviteler gerçeklik ve oluşum düzeyinde farklı bir seyir izlemektedir. Rüyalar görsel imgelerden oluşmakta olup rüyalardaki her bir imge bir gösterge olarak düşünülmelidir. Rüyalar bilinçdışında olduğu gibi mantık-dışıdır. Rüyaların genel kurgusunun anlaşılmasının zorluğunun nedeni dil ile anlatılmak istenmesidir. Freud’a göre rüyanın gerçek anlamını rüyayı gören kişi bilmektedir. Yalnızca bilmediğini ifade eder ama sadece gerçeği bildiğini bilmez. Rüya gerçek değildir. Sadece rüyayı gören kişinin bilmediği bir gerçekliğin ikamesidir. Hatırlanan rüya bilinçdışının çarpı bir ikamesidir. Freud çocukların rüyalarının rüyalar hakkında çok şeyi belli ettiğini söylemiştir. Çocuklar rüyalarında son iki günde gerçekleşmeyen arzusunu görmektedir. En genel amacın bu arzuların giderilmesi olduğunu önemle belirtir.

Edim hataları sadece hasta insanlarda görülmez. Aynı zamanda sağlıklı insanlarda da görülür. Dil sürçmesi edim hatalarından biri olarak düşünülmüştür. Edim hatası yazarken ve okurken de görülebilir. İşitmesinde herhangi bir sıkıntı olmadığı halde yanlış anlayabilir. Aynı tür olguların başka bir biçimi unutmadır. Normal şartlarda aklınıza direkt gelebilecek bir şey bir anda unutulabilir ve hatırlanmayabilir. Bunlar genelde geçicidir ama süreklilik gösterebilir. Çok iyi tanıdığı bir arkadaşının adını hatırlayamaz ya da yapmayı niyetlendiği bir şeyi unutabilir. Kişi yorgunsa edim hatası yapabilir. Freud bunu yok saymaz.

Bastırma işlemi Freud analizinin anahtar kavramıdır. Psikanalizin kurumsal alt yapısı bastırma teorisi üzerine şekillenmiştir. Bastırma bireyin amacından zorla vazgeçtirilmesi anlamına gelir. Bastırılmış her şey bilinçdışında saklanır. Rüyalarla ve nevrotik semptomlarla bilinçdışına çıkar. Bilinç her zaman süperegonun sözcülüğünü üstlenir. Bundan dolayı süperegoya itaat eden bilinç dürtüleri eleştirir, red eder ve üzerinde yapılacak her türlü değişikliğe boyun eğdirir. Bu dürtüler hiçbir zaman görünmüyorsa bastırılmaya uğrandığı düşünülmüştür.

Dürtü klasik psikanalitik yazılarda “organizmayı bir amaca yönelten enerji yükünü içeren dinamik güçler” şeklinde tanımlanmaktadır. Dürtü kuramını iki ana kategoriye ayırmışlardır. Bunlar ölüm ve yaşam dürtüleridir. Dürtülerin en önemli özelliği doyum içerisinde olmasıdır. Dürtüler dışarıya çıkmak ister. Dolayısıyla haz ilkesine göre çalışırlar. Örneğin açlık bir dürtüdür. Eğer açlığımızı doyurmazsak açlık dürtüsü doyuma ulaşamaz. Bu nedenle dürtüleri iki ana kategoriye ayırmıştır. Yani yaşam ve ölüm dürtüsü. Freud’a göre en önemli dürtü ölmeme dürtüsüdür. Yani Freud’a göre insan ölmeme eğilimindedir. Dürtü bilinç alanına çıkamaz. Bilinç düzeyine dürtüyü temsil eden düşünce kategorisi geçer. Freud cinsel dürtüyü “libido” olarak tanımlamıştır. Libido dürtü olmasından ötürü cinsel arzuyu serbestleştirmeye çalışır. Freud çocuklarda sapıklığa yakın gelişimler gözlemlemiştir. Bebek bir çok nesneyi ağzına götürür, kendisi dışında her şeyi kendisi kılmak ister, sürekli olarak ilgi ister ve arzular. Bebek annesinin memesini emmiyorsa ağlar ve kendi parmağını veya dilini emer. Anne memesinin emmesi cinsel yaşamın başlangıç noktasıdır. Sonraki cinsel doyumların eşi benzeri olmayan bir prototipidir.

Kız ve erkek çocuğunda oedipus karmaşası farklı bir şekilde cereyan eder. Temel fark fallik dönemde aşk nesnesinin oluşmasıyla ilgilidir. Standartlaşmış oedipal söylemde her bir çocuk karşı cinse karşı libinal yatırım içine girmiştir. Erkek çocuk anneyi cinsel nesne olarak seçmiştir ve baba düşman olarak görülür. Freud bunun kadınlarda daha farklı olduğunu düşünmüştür. Çünkü kadınlar cinsel organın erkek cinsel organından farklı olduğunu fark ettiği zaman durumlar değişir. Ve kadın kastre edilmiş olarak var olmaktadır. Kız çocuklarında kastrasyon süreci Oedipal karmaşa ile başlarken erkek çocuklarında kastrasyon süreci ile Oedipal karmaşa sonlanır.

Kastrasyon karmaşası ise şöyle açığa çıkmaktadır. Erkek çocuk en başta bütün herkesin cinsel organını kendisi gibi zanneder. Daha sonra böyle olmadığını fark eder. Kastrasyon karmaşası cinsel organına yönelik bir tehditle erkek çocuğun düşlemlerini ve enseste yönelik arzularını bastırmaya çalışır. Kastrasyon tehdidi çocuğun bu zararlı fantezilerini ortadan kaldırmaya çalışır. Daha çok babadan gelen bu tehditler üstbenin oluşumuna da zemin hazırlamaktadır. Bütün bu kaygılar bilinçdışında gerçekleşir. Sonuncu zamanda erkek çocuk yasanın sesine kulak verir ve cinsel nesnesi olarak seçtiği anneden vazgeçer. Çünkü vazgeçmediğinde cinsel organının kesileceği kaygısına kapılır. Kız çocuğu zaten erkek çocuğunda bulunan cinsel organdan yoksun olduğunu düşünür. Erkek çocuğunun cinsel organını görünce aniden iğdiş olduğunu düşünür ve erkek çocuğunu cinsel organını kıskanır. Kız çocuğu annesi dahil bütün kadınların organlarının kastre edildiğini düşünür. Bu nedenle annesine kin besler. Anne sevgisi yerine baba geçer.

Freud’un psikanalizinin en önemlilerinden biri de benlik yaklaşımıdır. Benlik 3’e bölünür. Bunlar altbenlik, benlik ve üst-benliktir. Benliğin en karakteristlik işlevi alt benlikten gelen dürtüleri kontrol etmektir. Benlik deney ve düşünce ile dürtüleri ve içgüdüsel gerginliği amaca uygun bir şekilde kontrol etmektedir. Benlik dış dünyanın kontrolüdür. Kontrol edemeyeceği bir şey ile karşılaştığı zaman kaçma eğilimi gösterir. Benlik dürtülerin taleplerini istediği gibi yürütme olanağına sahiptir. Ancak her eylemin bir bedeli vardır. Yerine getirilmeyen, arzusunun nesnesine ulaşamayan her türlü dürtüsel oluşum, bastırılarak bilinçdışının malzemesini oluşturur ve bilinç alanına geçmeye çalışır. Ego ile id arasındaki en büyük fark egonun sentez yapabilme ve bütünleştirme özelliğidir. İd ise mantıksal değildir. Üst benliğin oluşumu ebeveyn kurumunun başarılı bir örneği olduğunu vurgular. Üst benlik üç işlemi barındıran bir yapı olarak tanımlanır. Bunlar kişinin kendisini gözlemi, vicdan ve idealdir. Freud’un bilinç haritasında ego parçalanabilir bir şeydir. Ruh hastaları bu bağlamda parçalanmayı gösterir.

3.Lacan ve Psikanalizin Onarımı

New Statesman’den alınmıştır.

Lacan’ın psikanaliz hakkındaki ilk önemli girişimi Ayna evresi üzerine olan görüşleriyle olmuştur. Bu kapsam 6 aylık bir çocuğun kendisini aynada görmesiyle bir şempanzenin kendisini aynada görmesini kıyaslamıştır. Bu karşılaştırmada Lacan şempanzenin aynadaki imgesiyle ilgilenmediğini fark etmiştir. Çocuk ise tam tersi aynadaki imgesiyle bir iletişim kurmuştur. Lacan bu deneyiminde egonun ilk oluşumunu gördüğünü söylemiştir. Egonun imgesel bir içeriği vardır. Ancak Castroiadis’in bakışına göre Ego imgesel içeriğine ek olarak yinede toplumsal bir üretimdir. Ayna evresi deneyi Cogito merkezli düşünce geleneğiyle uyuşmaz. Lacan bütün çalışmalarında Kartezyen düşünceyi eleştirmiştir. Ayna evresinde çocuğun imgesini fark etmesi imge tarafından kandırılmasıdır. Lacan bu durum dramatik olarak açıklar. Çocuk imgenin tutsağı olmuş ve bundan kaçamamıştır. Ego kendi ontolojik varlığını inşa ederken, aslında kendi kandırılmışlığını üretmektedir. Egonun kurucu niteliği yabancılaşmaktır. Ego gelişirken ortaya bir yaratık çıkarır. Bu yaratık ona yakındır ama aynı zamanda uzaktır. Dolayısıyla ego o yaratıkla her zaman muhattap olmak zorundadır. Ondan kaçamaz.

Lacancı psikanaliz Freud’u takip etmiştir. Fakat yeni yaklaşımlar ortaya koymuştur. Bunlardan en önemlisi dil ve psikanalitik bağlamdır. Kültürel sistemi analiz etmek için dil sistemi üzerinde çalışmak gerekmektedir. Strauss bu bağlamda “kültürel davranışın, seremonilerin, dinsel törenlerin, akrabalık ilişkileri, evlilik kanunları, yemek pişirme yöntemleri, totemik sistemlerin bileşenlerini, instristic veya discrete kendilikler olarak değil, bir dilin fonemik yapısına benzer şekilde yapılandıran her birinin sahip olduğu karşıtlaştıcı ilişkilerinin bileşenlerini algılamaya girişmiştir.” Hemen her toplumsal örgütlenme tarzında evlilik kurumu görülür. Strauss’un ilkel toplumlardaki söylenleri analiz ederken kullandığı yöntem, Freud’un rüyaları yorumlama yöntemiyle benzerliği olduğu söylenebilir. Aynısı olduğunu söylemek bir hatadır çünkü Strauss’un yapmak istediği bir insan topluluğunda oluşan ortak pratiklerin arkasındaki bilinçdışının ortaya çıkmasını istemektedir. Bu kapsam Strauss bütün toplumlarda ensest tabusunun olduğunu ortaya koymuş ve nerede bir toplum varsa orada ensest tabusu olmak zorundadır demiştir. Lacan Strauss’un her kültürün bir yasa gerektirmesi yaklaşımından etkilenmiştir.

Sasussurecü dilbilimin temel argümanı dil bir sistemdir ve parçaları dışarıdan bir gerçeklik tarafından değil, sistem içerisindeki kendi konumlarından oluşmaktadır. Beedham’a göre Saussure’in teorisi bir anlam teorisidir ve göndergesel dil teorisine karşıt bir konumdadır. Göndergesel dil teorisine göre dil gerçeklikten sonra oluşmuştur. Beedham’a göre Saussure’in dil anlayışı bunun karşısında oluşmuştur ve dilin kendi gerçeklik rejimi olduğunu söyler.

Lacan’ın dil üzerine çalışmaları sürekli gelişim göstermiş olup dört ana gruba ayrılmaktadır. İlkinde akıl hastalıklarının dil açıklanmadan açıklanamayacağını öne sürmüştür. İkinci döneminde ise Lacan dilin toplumsal yasaları taşıyan bir araç olduğu düşüncesine ulaşmıştır. Üçüncü döneminde bilinçdışının bir dil gibi yapılandığının iddiasını ortaya atmıştır. Dördüncü döneminde Lacan ‘’ Lalangue’’ diye bir kavram ortaya atar. İletişimsel olmayan özellikleri ifade etmek için geliştirilmiştir. Lacan’a göre bilinçdışı ötekinin söylemidir. Lacan ötekinin bilinçdışında ne kadar önemli olduğunu söylemektedir.

Freud’un üçe ayrılan psişik aygıtı yani id, ego, süper egonun benzerini Lacan üçlü aygıt olarak ortaya koymuştur. Bunlar Simgesel, İmgesel ve Gerçekten oluşmaktadır.

4.Deleuze Ve Guattari Ve Psikanalizin Yıkımı

D&R’dan alınmıştır.

Deleuze ve Guattari’nin 1972’de yazmış olduğu eser bir çok kesim tarafından derin sarsıntıya yol açtı. 1972’den 8 yıl sonra Bin Yayla eseri yazıldı ve bu kitap ile arasında bağlantılar bulunmaktadır. İkili karşıtlıklar üzerine kurulu olan Anti-Oedipus’un argüman hattı, Bin Yayla içerisinde yapısköküme uğratılmaktadır. İki cilt arasındaki bağlantı ‘’yersizyurtsuzlaşma’’ kavramı ile kurulabilir. Bunun şizoanalitik bir yapısöküm olduğunu ve Derridacı yapısökümden farklı olduğunu söylemektedirler. AntiOedipus’un kendi özgün terminolojisinden olduğunu belirtmek gerekir.

5.Nietzscheci Temeller

Medium’dan alınmıştır.

Bogue’nün yaklaşımına göre Deleuze düşüncesine göre “Nietzsche’nin başlıca hedefleri Platonculuğu yıkmak ve bir güç fiziği üzerine kurulu bir oluş felsefesi geliştirmek; Hegel’in ‘olumsuzlama’nın ‘olumsuzlaması’nın yerine bir olumlama felsefesi yerleştirmek ve Kant’ın eleştirel felsefe projesini, onu Batı rasyonalitesinin geleneksel ilkelerine karşı yönelterek tamamlamaktır.” Deleuz’ün düşüncesi göre yaşamı karakterize eden üçen uğrak nokta bulunmaktadır. Bunlar olumluluk, üretkenlik ve bedensizliktir. Bunlar arasında Nietzsche’ye en yakın olan olumluluktur. Deleuze bu anlamda Hegelci diyalektikten nefret ettiğini ortaya koyar ve bunu eleştirmek amacıyla Nietzscheci düşünceye yaslanır. Bu anlamda Kant’ın bıraktığı yerden devam etmiştir. Kant ise değer sorusuna cevap verememiştir.

Colebrook’un ifade ettiği gibi “…Deleuze ve Guattari’ye göre bağlantıları dışında varolan bir hayat yoktur. Yalnızca temsillere, imgelere veya düşüncelere sahibizdir. Çünkü yalnızma ‘makine içeren’ bağlantılar vardır… Hayat durağan bir dış dünyayı temsil eden ayrıcalıklı bir noktanın –‘insan’ın kendi içine kapalı zihni- etrafında dönmez”.

Deleuze’e göre Nietzsche soykütüksel yorumla sayesinde kuvvetlerin iki versiyonu olduğunu keşfetmiştir. Bir kutupta aktif güçler, diğer kutupta reaktif güçler yer almaktadır. Deleuze aktif ve reaktif güçler arasındaki ayrımı önemli bulmaktadır. Deleuze etkin kuvvetlerin edilgen kuvvetlere dönüşüm sürecine odaklanmıştır. AntiOedipus’un ve şizoanaliz içinde önemli bir tartışma konusu olan arzunun nasıl olup da kendi bastırılışını arzulaması bu kuvvet dönüşümünün bir örneğidir.

Tepkisel kuvvetler hiçbir zaman bir eylem üretmeyi planlamayıp, eylemi imkânsızlaştırmak niyetindedirler. Tepkisel kuvvetin derdi, intikam almaktır. Tepkisel kuvvet etkin kuvveti baştan çıkararak anlam ve değer mekanizmasını dönüştürmeye çalışır. Bilinç Deleuze’e göre kendi anlam ve değerlerini yaratamamasından dolayı bütün kuvvetlere direniş sergilemektedir. Bundan dolayı bilinç intikam duygusuyla doludur.

Deleuze Nietzsche’nin kültür eleştirisinden çok etkilenmişti. Kültür egemen kuvvetlerin birliği ve sürekliliğini açıklamaktadır. Kültür akışkanlıklar oluşturmaya çalışır ve cezalandırma pratiği ile desteklenen bir belleğe sahiptir.Deleuze’ün Nietzscheci kültür analizinde geçmişe dayanarak gelecek hakkında vaatler verebilen bireysellikler üretemek yönündeki amacıdır. Yani kültür bireyi şekillendirebilir.

6.Felix Guattari Ve Anti-Psikanaliz

my-blackout.com’dan alınmıştır.

Guattari’ye göre kapitalizm bir iktidar biçimidir. Sadece ekonomik bir sistem olarak görmek yanıltıcı olacaktır. Bu yönüyle de kapitalizm faşist bir sistemdir ve sürekli olarak insanları dönüştürmek ve onları özne haline getirmeye çalışmaktadır. Guattari’nin kendi sözleriyle “kapitalist iktidar bireylerin davranışlarına, algıları, bedenleri, çocukları ve cinsel partnerlerine yönelik ilişkilerine mikrofaşizm enjekte etmektedir”

7.Devlet Dini: Psikanaliz

Oggito’dan alınmıştır.

Deleuze ve Guattari kapitalizm eleştirisi yapmak istemiştir. Bu anlamda Marksistlerin temel tartışma konularını takip etmişlerdir. Devrimin neden gelmediği bir çok kişi tarafından tartışılmıştır. Bunlardan çıkan en önemli sonuç ise kapitalizmin kendini sürekli yenilmesi olmuştur. Artık kapitalizm Marx’ın anlatmış olduğu kapitalizm değildir. Reich için ego, burjuvanın kendisidir ve artık dibimize kadar çaktırmadan gelmiş ve bizi yönetmektedir. Reich Freud’un mirasına sahip çıkmasına rağmen psikanalizin işleyişi, amaçları ve yapıp ettikleri ciddi bir şekilde eleştirilmiş ve reddedilmiştir. Bunlara Freudomarksist denmiştir. Psikanalizden şüphe edilmeye başlanmıştır. Psikanaliz kim için çalışır sorusuna psikanaliz kapitalizm için çalışır cevabını vermişlerdir. Deleuze ve Guattari’de bu yandaşlar ordusunun içindeki en önemli figürlerdendir. Freudomarksist geleneğe destek olarak, psikanalizin “devlet dini” olduğunu ve psikanalistlerin “son rahipler” olduklarını ifade ederek, psikanalizin “büyük sefaletini” ortaya koymuşlardır.

8.Şizofrenik Bilinçdışı Ve Sentezler

Amazon’dan alınmıştır.

Bir önceki bölümlerde psikanalizi eleştirisini anlatmıştık. Şimdi psikanalize karşı ortaya koydukları şizoanalizi anlatacağız. Deleuze ve Guattari psikanalizi red etmiş olsalar bile psikanaliz terminolojisi üzerinden eleştirmişlerdir. Deleuze ve Guattari bilinçdışını açıklamak için farklı bir disiplin ortaya koymuştur. Normalde tarih disiplini ile incelenen bilinçdışı Deleuze ve Guattari’ye göre çoğrafi disipline göre incelenmelidir.

Sentezlerin meşru ya da gayrimeşru kullanımını üretim ve anti-üretim arasında mücadele belirlemektedir. Anti-üretim üstün geldiğinde arzu bağlantıları ve akışları durmakta ve nevrotik birey oluşmakta, arzu üretimleri üstün geldiğinde sapkın birey ortaya çıkmaktadır. Her bir sentezden özne arzunun baskısı ile yan ürünü olarak çıkmaktadır. Öznenin kuruluşu tarihseldir. Şizoanaliz bu bağlamda Freud’un ortaya koyduğu Oedipus kompleksinin arzunun doğası hakkında yanlış bir yaklaşıma sahip olduğunu iddia etmektedir. Şizoanaliz psikanalizin arzuyu kavrama noktasında işlediği hataları göstermek istemektedir.

Deleuze ve Guattari arzunun oluşumu noktasında arzunun kaydının Oedipus kompleksinin aşamalarında oluştuğu şeklindeki görüşü eleştirirler. Deleuze ve Guattari şizonun bu süreçleri sürekli olarak sorguladığını ve geçersizleştirdiğini belirtmiştir. Deleuze ve Guattari psikanalizin Oedipus karmaşasını her şeye uyguladığını düşünmüş ve psikotik olguları açıklayamadığını söylemiştir. Şizo kendi belirleyici eşgüdümleyici sistemine ve kendine özgü kayıt koduna sahiptir. Bu kayıt kodu toplumsal kodlarla aynı içeriğe sahip değildir. Böyle olsa bile bu toplumsal kodu parodileştirmek içindir. Arzu kodu olağanüstü akışkanlığa sahiptir. Şizofren bir koddan diğerine hızla geçmektedir. Birinden diğerine çabukça geçebilmektedir. Kendisine sorulan soruya bir gün verdiği yanıt diğer gün verdiği yanıtla aynı değildir. Aynı olayı bir diğer gün aynı şekilde kaydetmemektedir. Şizofreni bir çokluğun üretimidir ve faşist öznellikler çokluktan nefret eder.

9.Psişik Bastırma/Toplumsal Bastırma Ve Arzunun Ezilişi

critical-theory.com’dan alınmıştır.

Deleuze psikanalizin ve Oedipal mekanizmanın bastırdığını söylemiştir. Bu ezilme hareketi hem toplumsal hem psişiktir. Bu sebeple psişik ve toplumsal ezilmeyi beraber ele alacağız. Goodchild’ın söylediği gibi “…toplumdaki erk oluşumları, sadece arzunun işleyişlerinin sonuçlarıdır… Erk, arzudan türer ve arzuyu ‘bastırmaya’ koyulur” Anti üretim bütün bir arzulama üretimini yok etmeye çalışır. Bunun için organsız bedeni devreye sokar. Organsız beden ‘’sıfır yoğunluk’’ anlamına gelmektedir. Bilinçdışının içinde ölüm deneyimi ve katatoni durumudur.

Reich’in yaklaşımında aile kurumu toplumsal bastırma mekanizma tarafından görevlendirilmiş ve sorumluluğu arzunun denetlenip kaydedilmesidir.

10.Toplumsal Üretim Makineleri

Ecista’dan alınmıştır.

Daha önce ifade edildiği gibi psişik bastırma tek başına görev almaz. Toplumsal bastırmayla birlikte çalışır. Toplumsal bastırmanın görevini ise aile üstlenir. Ailenin görevi ise arzuyu etkisiz hale getirmekti. Bunun için Oedipal söylemi ortaya çıkarıyor ve arzunun ensestvari eğilimlerini ortadan kaldırıyordu. Eğer özne toplusal yasayı kabul ederse toplumsallaşıyor ve özne oluyordu. Tam tersi bir durumda ise özne şizoid bir konumda yer alıyordu. Şizoların en önemli özelliği oedipalleştirme mekanizmalarından kaçıyor olmasıydı. Deleuze ve Guattari Oedipusun tümüyle toplumsal bastırmanın bir icadı olarak görüyordu. Bu Nietzsche esinli bir Oedipus söykütüğü başlatmaktadır. Bu durumda deleuze ve Guattari için şöyle bir soru belirdi. Kapitalist düzen nasıl olmuştu da bu Oedipus’u bulmuştu? Bu sorunun cevabı için toplumsal ifade makinelerinin bir tarihini oluşturdular. Bu noktada Deleuze ve Guattari üç temel toplumsal ifade makinesini öne çıkardılar: İlkel makine, despotik makine ve kapitalist makine. Şizoanaliz tarihsel materyalist olduğundan kapitalist makinenin evrimleşerek olduğunu düşündüler.

Yeryüzü bütün bir üretim sürecinin kaydedildiği, üretim güçlerinin üzerine yazıldığı, faillerin ve ürünlerin yerleştirildiği kayıt yüzeyidir. Toplumsal makineler bir hafıza üretirler. Bu hafıza olmadan insan sinerjisi mümkün olmamaktadır. Bu kültürel hafıza sayesinde toplumsal işleyiş sağlanabilmektedir. Bu nedenle iktidar psikanalize ihtiyaç duyar. Çünkü psikanaliz hafızanın deşilmesidir.

Deleuze ve Guattariye göre temsil arzu üretiminin toplumsal ve psişik bastırmanın temelidir. Bu bastırma biçiminin toplumsal yapıya bağlı üç farklı türü bulunmaktadır. Bunlar bastırılmış temsil, bastırıcı temsil ve  yerinden edilmiş temsil. Arzu maddi gerçekliği yani kavram olmayanı ifade ettiği için bu temsil konusunun yani kavramların, kelimelerin ve işaretlerin arzuyu nasıl soyut bir konuma getirdiğini görmek de önemlidir. Deleuze ve Guattari ilkel teritoryal temsilin ağız temelli olmasına karşın, uygarlaşmanın bunu ortadan kaldırdığını ifade etmişlerdir. İlkel teritoryal temsil mekanizması düzlemindeki göstergeler gösterdikleri nesnelerin, şeyleri yönetmektedirler. Göstergeselleşme toplumsal iktidar ilişkilerinin içerisine geçildiğinin açık bir kanıtıdır. Bu anlamda ilkel toplumsal düzen içerisinde çokça gördüğümüz ritüeller toplumsal iktidarın kullanım biçimi olarak görülmektedir. Ritüellerde gösterge ekonomisi devreye girmekte ve bireyler toplumsallaşarak zararsızlaştırılmaktadır. Çünkü daha önce de bahsetmiş olduğumuz gibi ilkel toplumsal makinenin temel amacı akış fazlasını kodlamak ve özel kullanımını engellemektir.

Her bir toplumsal üretim biçimi bir öncekinin üzerine kurulmuştur. Bu anlamda despotik makine ilkel teritoryal makinenin bir dönüşümü sonucunda oluşmaktadır. Kapitalist makinede despotik makinenin dönüşümü olarak yerini alacaktır. Barbar despotik makine ilkel teritoryal makine ile karşıtlık ile kurulmaktadır. Despotik makine imparatorluğun doğuşunu ifade etmektedir. Düzen içerisinde her zaman paranoyak imparator ile sapkınlarını, yöneten ile elit sürüsünü, despot ve bürokratlarını, kutsal insan ile müritlerini, münzeviler ile keşişleri yer almaktadır.

Despotik emperyal temsil sistemi içerisinde basitçe değişen şey ses ile grafik sistemi arasındaki ilişkinin değişmesidir. Her zaman yazma eylemini tarihsel olarak ilk kuran despot olmuştur. Yazma despotik bir eylemdir. İlkel teritoryal temsil sisteminde temel unsur ses iken, despotik emperyal temsil sisteminde bunun yerini yazı almıştır. Emperyal despotik temsil sistemi ile birlikte grafiksel unsurlar yazma eylemine dönüştürülmüştür.

Marx’ın Kapital isimli önemli kitabında iki temel bileşeninin buluşmasını anlattığını vurgulamaktadırlar. Bir tarafta yersizyurtsuzlaşmış işçi ki bu işçi özgürleşmiş ve kendi emeğini satmaya çalışır, diğer tarafta ise işçiyi satın alan ve kapital haline gelen kodsuzlaşmış para bulunmaktadır. Yersizyurtsuzlaşmış işçi ve kodsuzlaşmış paranın buluşması kapitalizmin temel olayıdır. Her iki unsurun yersizyurtsuzlaşma ve kodsuzlaşma süreçleri farklı köklere dayanmaktadır. İşçi açısından özelleşme nedeniyle toprağın yersizyurtsuzlaşması, üretim araçlarının kodçözümü, ailenin çözülüşü ile birikimin yokolması ve çalışma açısından işçinin emeğinin yersizyurtlaşması önemlidir. Kapital açısından da parasal soyutlama nedeniyle refahın dönüşümü, tüccar sermayesi nedeniyle üretim akışlarının kodçözümü, finansal kapitalizm dolayısıyla Devletin kodçözümü önemlidir. Kapitalist dönem bu anlamda ne bir ilkellikte olduğu gibi zulüm sistemi, ne despotizmde olduğu gibi terör sistemi, kinizm çağıdır. Kiniklik toplumsal alanın içkin bir özelliği haline gelmiştir.

11.Sonuç

salvage.zone’dan alınmıştır.

Şizoanaliz temelde psikanaliz eleştirisidir. Bilinçdışı bunlardan biridir. Psikanalitik bilinçdışından şizoanalitik bilinçdışına geçiş yapılmıştır. Şizoanalizin bakış açısına göre bilinçdışı bir anlam ifade etmez. Sadece bilinçdışı arzu makinelerini üretir. Deleuze ve Guattari şizoanalizin ilk görevinin yıkım olduğunu söyler. Oedipus, egonun yanılsamaları, süperegonun kuklası olmanın, utanç duygularının, yasanın, kastrasyonun yıkılması ve ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Deleuze ve Guattari psikanalitik bilinçdışının bir tiyatro sahnesi gibi olduğunu söylerken şizoanalitiğin bir fabrikanın işleyişi gibi olduğunu söylemektedir. Tiyatro sahnesinde gerçek yaşamdan bir kesit temsil edilerek sergilenirken, fabrika da bildiğimiz üzere üretim yapılmaktadır. Bu anlamda şizofrenik bilinçdışı üretim alanıdır. Bu üretim süreci bütün değerleri ve anlamları, temsil mekanizmasını yıkmayı kendisine amaç edinmiştir. Psikanaliz arzuyu faşist bir öznellikle ele almaktadır.

Deleuze ve Guattari’ye göre ise cinsellik bütün heryerde iş başındadır ve bu temel bir hakikattir. Bürokratların belgeleri ile kurduğu yakınlık, hâkimin adaleti sağlamak istemesi, bir işadamının parayı dolaşıma sokması, burjuvanın proleteri ezme biçimi cinsellik barındıran pratiklerdir. Hitler faşistleri cinsel bir biçimde ayartmıştır. Bayraklar, uluslar, ordular ve bankalar halkları cinsel bir biçimde ayartmaktadır.

Kaynakça

Kaynakça

Ertan Yılmaz, 1968 ve Sinema, Kitle Yayınları (ET:15.06.2019)

Deleuze Ve Guattari’de Şizoanaliz Ve Arzu, Şevket Ercan KIZILAY, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı, Ekim 2008 (ET:16.06.2019)

Anzieu, D. (2003). Freud’un Otoanalizi ve Psikanalizin Keşfi, (N. Tura çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (ET:22.06.2019)

Badiou, A. (2006). Sonsuz Düşünce, (I. Ergüden ve T. Birkan çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (ET:23.06.2019)

Bowie, M. (2007). Lacan, (V. P. Şener çev.). Ankara: Dost Yayınları. (ET:24.06.2019)

Brown, B. (1989). Marx, Freud ve Günlük Hayatın Eleştirisi, ( Y. Aloğan çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (ET:25.06.2019)

Deleuze ve Guattari, Kapitalizm ve Şizofreni, Bilim Ve Sosyalizm Yayınları (ET:29.06.2019)

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Aylin Sayarı

Aylin Sayarı
TESAD Liste Birimi Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir