Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
kadızadeliler

Kadızadeliler Hareketi ve Osmanlı Tarihindeki Önemi

Giriş

“Kadızadeliler” veya “Kadızadeliler Hareketi” olarak bilinen grup ve bu grubun merkezinde yer aldığı olaylar Osmanlı tarihindeki enteresan vakalar arasındadır. Uzaktan bakıldığında sıradan bir tarikat veya dini yapılanma gibi gözüken bu yapı esasında Osmanlı devlet sisteminin içerisindeki çok aktörlü yapılanmayı ve dinin bir araç haline nasıl dönüştüğünün detaylı bir özetini bizlere sunmaktadır. Bu yazı, Kadızadeliler Hareketi kaynaklı yaşanan olaylar çerçevesinde Osmanlı klasik devlet sistemi içerisindeki güç dengelerini, sistemin zayıf noktalarını ve dönemin toplumsal yapısını inceleme amacındadır.

1. Osmanlı’da Dinin Konumu

Bilindiği üzere, Osmanlı Devleti’nin çok dinli ve çok uluslu yapısına rağmen İslam dini yönetim sistemi içerisinde önemli yer tutmaktaydı. Henüz kuruluş yıllarında desteği alınan Anadolu’daki tarikatlar ve Anadolu’da edinilen gaza anlayışı bu duruma birer örnektir. Dervişler, hem halka etkileyici nutuklar vererek onların silahlanmasına öncü olmuş hem de bizzat savaşarak devletin genişlemesine katkıda bulunmuşlardır.

Öte yandan, devletin kuruluşundan itibaren İslam ve dini kurumlar halk ile yönetici sınıf arasında köprü görevi görmüştür. Özellikle yeni fethedilen bölgelerde imar faaliyetleri birinci öncelik durumundaydı. Yüzyıllardır stabil bir yönetime sahip olamayan Balkanlar, hızlı bir şekilde imar edilmeliydi. Yapılacak yol, imaret, camii veya köprü gibi yapılar hem yerel halkta hoşnutluk sağlayacak hem de ordunun hareket kabiliyetini ve menzilini arttıracaktı. Osmanlı idaresi bu imar faaliyetlerini bölgede kurulan vakıflar üzerinden yürüterek hem süreci hızlandırmış hem de yerel halkta İslam inancının yayılmasını hedeflemişti. Vakıf sistemi ile birlikte devletin sosyal yükümlülükleri ve hizmetleri din ile bağdaştırılmış ve halkın gözünde devlet-din ilişkisi sağlanmıştır.

İslam dininin konumu incelenirken değinilmesi gereken bir diğer husus ise idare ve hukuk konularıdır. Kuşkusuz devlet denilen yapının temel taşlarından birisi hukuk sistemi ve sorunsuz işleyen bir idari sistemdir. Beylikten devlete geçiş sürecinde Osmanlı yönetimi yeni bir düzen kurmak yerine halihazırda işleyen İslam geleneğini sürdürmeyi tercih etmiştir veya bu geleneği sürdürmek durumunda kalmıştır.[1] Atanan kadılar üzerinden yargı işlemleri İslam hukukuna bağlı kalarak yürütülmüş ve bu kadılar aracılığıyla yerel birimlerdeki idari işlemler düzenlenmiştir. Her ne kadar örfi hukuk da en az şer’i hukuk kadar önemli olsa da hukuk sistemi İslam hukuku temel alınarak kurulmuştur. Farklılıklar işleyiş hususunda görülmüştür. Bu teşkilatlanmanın tepe noktasını oluşturmak üzere Kazasker ve Şeyhülislam divana eklenmiştir. Böylece Osmanlı idari sisteminin büyük bir kısmını dini yapılar ve kurumların oluşturduğunu söylemek mümkün hale gelmiştir.[2]

Osmanlı Devleti içerisinde İslam dininin en önemli misyonu ise hanedana sağladığı meşruiyettir. Bütün devletler ve hanedanlar gibi Osmanoğulları da kendilerini halkın gözünde hâkim olunan toprakların meşru hükümdarı olarak konumlandırmak zorundaydılar. Meşruiyet hususunda hanedan ailesinin en önemli dayanağı İslamiyet ve dini referanslardı. Padişah adına hutbe okutulması kuruluş yıllarından itibaren karşımıza çıkan bir uygulama olmakla birlikte İstanbul’un fethinden sonra yeni uygulamalar da yürürlüğe konmuştur. Bunlardan birisi tahta çıktıktan sonra veya sefer öncesi Padişah’ın Eyüp Sultan Türbesi’ni ziyaret etmesidir ve bu uygulama doğrudan İslam tarihine bir referanstır.[3] Kutsal emanetlerin İstanbul’a naklinden sonra ise Hırka-i Şerif ziyareti tahta çıkış törenlerinde önemli bir ritüel haline gelmişti. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethedip hilafet makamını Payitaht’a getirmesinin ardından, hilafet en önemli meşruiyet aygıtı haline gelmiş ve hükümdarlığın sınırları tüm İslam alemine yayılmaya çalışılmıştır.

Açıkça görülmektedir ki Osmanlı Devleti’nde İslam dini sadece bir dini inanç olarak algılanmamıştır. Hükümdar meşruiyetini ona dayandırmış, halkın günlük yaşamı ve devletle ilişkisi ona göre düzenlemiştir ve yer yer halk ile yönetici sınıf arasında köprü vazifesi görmüştür.

2. Kadızadeliler Hareketi’nin Doğuşu ve Temel Yönleri

Osmanlı’da birçok tarikat veya dini oluşumlar mevcuttur, diğerleri gibi ortaya çıkan Kadızadeliler ise kısa zamanda farklı düşünceleriyle sivrilmiş ve siyasi bir yön kazanmışlardı. Özellikle toplumun belli kısımlarını direkt hedef alan söylemleri sebebiyle sebep oldukları krizler kendi sonlarını getirmişti.

Birçok kaynağa göre hareketin temeli 1578’de vefat eden Birgivi Mehmed Efendi’ye ve onun görüşlerine dayanmaktadır.[4] Etkili vaazları ve ardında bıraktığı eserleriyle Birgivi özellikle Balıkesir bölgesinde etkili bir düşünce mirası geride bırakmıştır. Birgivi’nin fikriyat bakımından İbn Teymiye’yi takip ettiği açıktır.[5] Bu fikirlerden yola çıkarak oluşturduğu eserleri de Kadızadeliler Hareketi’ne büyük ölçüde yön vermiştir. Birgivi Mehmed Efendi’nin oluşturduğu tezlerin özeti saf bir İslamiyet anlayışıdır. Kadızadeliler Hareketi’nin de temel argümanı olan “dışarıdan her türlü etkiye muhalefet” ilkesi o dönemde ortaya çıkmıştır.[6] Hareketin fikri temellerini adan Birgivi, uygulama konusunda pasif kalmış kendisinin ardından hareketin liderliğini alan Kadızade Mehmed Efendi çok daha etkili olmuştur.[7]

Hareketin en önemli ismi ve isim babası olan Kadızade Mehmed Efendi, Balıkesir’de doğup büyümesinden dolayı Birgivi’nin öğrencilerinden eğitim almıştır.[8] Birgivi’nin fikirlerini büyük ölçüde benimseyen Kadızade, harekete büyük bir ivme kazandırmış ve döneminin en ünlü dini şahsiyetlerinden birisi haline gelmiştir. Esasında hareketin yükselişindeki en büyük faktör dönemin sosyal psikolojisidir. Yaşanan bunalım ve buhranların halkın üzerindeki etkisini iyi analiz eden Kadızade Mehmed, bunların sebebi olarak “dinden kopuş” u göstermiş ve çözümü de İslam içerisinde aramıştır.[9] Verdiği etkili vaazlar ile çevresine bir kitle toplayan Kadızade, kısa zamanda organize bir dini hareket ortaya çıkardı.

Bahsedildiği üzere Kadızade’nin görüşleri Birgivi Mehmed Efendi’ye ve İbn Teymiye’ye dayanmaktaydı. Sunni İslam’ın radikal bir yorumu olarak nitelendirilebilecek bu görüşler halk nezdinde destek görmüştü. Özellikle o dönem İran ile sürdürülen siyasi ve askeri mücadele halkı da etkilemiş ve toplumda bir hassasiyet oluşturmuştur.[10] Giriş kısmında bahsedildiği üzere tarikatlar Osmanlı sosyal hayatının önemli bir parçası olmakla birlikte dayandıkları kaynak sebebiyle radikal görüşlerden uzak yapılardır. Birçok tarikat mezhepsel ayrılıktan ziyade tarikatlar arası ayrılıkları ön plana koymuştur. Bu sebeple halk arasında yayılan Şiilik karşıtı sosyal psikolojiyi Kadızadeliler tekellerine alarak kendi fikirlerini hızlıca yaymışlardır. Bir diğer önemli husus ise hareketin yapısıdır: Halil İnalcık’a göre diğer tarikatlardan farklı olarak Kadızadelerilerin halkçı bir yapısı vardır.[11] Diğer tüm tarikatlar örgütlenmelerini tekkeler üzerinden gerçekleştirmiştir, tekkede bulunan Tarikat Şeyh’i tekkeye bağlı olan müritlerine çeşitli ritüeller öğretip dersler verir.  Bir şeyhten ders almak için o tekkeye gidip tarikata bağlanmak gereklidir. Ancak Kadızadeliler camilerde ve halka açık alanlarda verdikleri etkili vaazlar ile halkın tüm kesimlerine ulaşmışlardır. Özetlemek gerekirse, diğer tarikatlar halkı kendine beklerken Kadızadeliler halka kendileri gitmiştir. Bu hususlardan ötürü, Kadızadeliler Hareketi diğer dini örgütlenme ve tarikatlardan çok daha hızlı sürede yayılmış ve devlet mensuplarının dikkatini çekmiştir.

3. Kadızadelilerin Yükselişi

Kadızade Mehmed Efendi’nin yaydığı fikirler kısa zamanda İstanbul’un dikkatini çekmiştir. Radikal Sunni İslam yorumu olarak özetlenebilecek bu fikirler temel olarak İslam’a sonradan giren ve bidat olarak nitelendirilen uygulama ve görüşlere muhalefet ediyordu. Kadızade Mehmet Efendi’ye göre, imanın şartlarını ve namazın farzlarını bilmeyenler Müslüman değildir ve sürgün edilmeleri gerekir, yeterli imana sahip olmayan kimselerin kestiği et yenmez ve bidat işleyen kimselere ceza olarak 250 değnek vurulmalıdır.[12] Kadızadelilerin bidat olarak nitelendirdiği uygulamaları biraz daha açmak gereklidir çünkü İslam’da bidat yoruma çok açık bir husustur. Kadızadelilere göre Hz. Peygamber’in ölümünden sonraya ortaya çıkan tüm adet ve uygulamalar bidat ve din dışıdır. Ezan ve Kur’an’ın makam ile okunması, sema ve devran, tütün kahve ve keyif verici maddelerin tüketimi, kabir ve türbe ziyaretleri, büyük kimselerin el ve eteklerinin öpülmesi, Yezid’e lanet edilmesi ve rüşvet gibi uygulamalar bidattır ve bunların yapılması haramdır.[13] Görüldüğü üzere Kadızade Mehmed Efendi’nin fikirleri son derece radikal ve birçok konuda sufi anlayışı ve tarikatları hedef almaktadır.[14]

Halk tarafından destek görmeye başlayan hareket, devletin dikkatini çekmesiyle siyasi bir boyut ve güç kazanmıştır. Kadızade Mehmed Efendi, İstanbul’a geçmesinin ardından ün kazanmış ve 1631’de Ayasofya Camii vaizliğine getirilmiştir.[15] Bir vaizin ulaşabileceği en yüksek seviyelerden birisi olarak yorumlanabilecek bu durum hem Kadızade’nin ulaşabileceği çevreyi genişletmiş hem de devlet ile samimi bir ilişki kurmasına zemin hazırlamıştır.

Bu hususta bir kez daha yinelemek gerekir ki Kadızade döneminin şartlarını çok iyi okumuş ve bunlara göre hareket etmiştir. Dönemin padişahı IV. Murad, buhran ile geçen yıllar içerisinde halkın tepkisini çeken çeşitli uygulamalar yapmıştı ve halkın desteğine muhtaç bir haldeydi.[16]  Geniş kitleleri peşinden sürükleyebilen Kadızade Mehmed padişahın aradığı desteği sağlayabilirdi. Yine de Kadızade söylemleriyle hem siyasal güce sahip olan tarikatların hem de Şeyhülislam ve ulemanın tepkisini çekiyordu.[17] Kendisine karşı oluşan bu muhalefeti bertaraf etmesi beklenmedik bir yöntem ile gerçekleşti. Padişah IV. Murad’ın bir rüyasını yorumlayan ve tabirleriyle padişahı memnun eden Kadızade Mehmed Efendi, IV. Murad’ın himayesi altına alındı ve en yakınlarından biri oldu.[18] Bu olaydan sonra Kadızadelilerin devlet ile ilişkisi yeni bir boyuta evrilmiş ve Kadızadeliler Hareketi siyasal gücünü arttırma sürecine geçmiştir. [19] Bu süreç içerisinde Kadızade Mehmed padişahın büyük bir destekçisi haline gelmiştir. Özellikle IV. Murad’ın en önem verdiği konulardan birisi olan tütün yasağına halktan gelen yoğun tepki ve muhalefetin sindirilmesi konusunda Kadızade Mehmed’in çabası bu ilişkiyi anlamak için önemlidir. Tütün yasağı meselesi tamamen sosyal bir meseledir, her ne kadar dönemin İstanbul’unda çıkan büyük yangınlar bahane edilse de -ki bu sebep de tamamen haksız değildir- esas sebep kahvehanelerde toplanan halkın sakıncalı fikirleri tartışmasıdır.[20] Oluşan muhalif ortamdan rahatsız olan devlet çareyi tütün tüketimini yasaklayıp kahvehaneleri kapatmakta bulmuştur. Kahve ve tütün kullanmayı haram olarak nitelendiren Kadızade Mehmed Efendi siyasi ve sosyal bir meseleyi dini boyuta taşımış ve devlete büyük fayda sağlamıştır.

Ayasofya vaizi olarak fikirlerini geniş kitlelere yayabilen ve padişah ile kurduğu özel ilişki sayesinde karşıt görüşlere karşı kendini koruyan Kadızade Mehmed Efendi kendi hareketine mensup olanların da önemli konumlara gelmesine vesile olmuştur.[21] Kadızadeliler Hareketine mensup birçok vaiz ülkenin farklı camilerinde görev almış ve halka Kadızadelilerin radikal görüşlerini anlatmıştır. Halkın da desteğini kazanan hareket, iktidarını sağlamlaştırmış ve edindiği gücü kendisine düşman gördüğü unsurlara yöneltmiştir.

4. Üstüvani Mehmed Efendi ve Kadızadeliler İktidarı

Kadızade Mehmed Efendi’nin vefatının ardından hareketin fikri ve siyasi liderliğini Üstüvani Mehmed Efendi üstlenmiştir.[22] Üstüvani Mehmed, Kadızade’nin aksine iktidar ile ilişkilerini doğrudan padişah ile kurmamıştır. Belki de döneminde esas iktidar gücünün padişahlardan ziyade saray kadınları ve ahalisinde olması bu durumda bir etkendir. Özellikle Kösem Sultan’ın vefatından sonra oluşan iktidar boşluğundan faydalanan Üstüvani Mehmed Efendi saraya girmiş ve saray iç oğlanları ile bostancılara ders vermeye başlamıştır. Bu derslere daha sonra harem ağaları da katılmaya başladı.[23] Aynı zamanda padişah hocası olan Reyhan Efendi ile de yakın ilişkiler kurup kendi konumunu sağlamlaştırdı.

Zaman içinde sarayda sevilen bir isim haline gelen Üstüvani hem saray ahalisini çevresine topluyor hem de henüz çocuk yaşta tahta çıkan Sultan IV. Mehmed üzerinde etkili oluyordu. Bu süreçte Has Oda’ya kürsü kurup vaazlar vermeye başlayan Üstüvani Mehmed Efendi, “Padişah Şeyhi” olarak anılmaya başlandı.[24] Yaşanan bu olayların ardından hareket de zirve noktasına ulaşmıştı. Bu yıllar içerisinde İstanbul başta olmak üzere imparatorluğun birçok noktasında Kadızadelilerin yol açtığı kargaşalar yaşanmış, adeta bir terör ortamı ortaya çıkmıştır.

Kadızadelilerin kendilerine düşman olarak gördüğü kesim tarikat erbabıydı. Hareketin tüm vaizlerinin dile getirdiği üzere “sema dönmek ve raks etmek” bidat ve haram sayılmalı bunu yapan tarikat müritleri cezalandırılmalıydı. Kadızadeliler edindikleri gücü büyük oranda bu mücadele için kullandılar. Vaizler halka açık alanlarda tarikatlar ve mensupları aleyhinde vaazlar veriyor, “tekke toprağı üzerinde namaz kılınmaz, toprağı kazıp denize dökmek gerekir” diyecek kadar ileri gidiyorlardı.[25] Bu vaizler gördükleri tarikat erbabından kimselere sözlü hakaretlerde bulunuyor halkı da bu saldırıya teşvik ediyorlardı.[26] Tarikatların da devlet tarafından hem sosyal hem de ekonomik yönden desteklenen yapılar olduğu düşünüldüğünde oluşan çekişmenin boyutları daha net anlaşılabilir. Devlet ve iktidar sahiplerinin kendi çıkarları ve inançları doğrultusunda destek verdikleri dini yapıların çatışmaları kontrol edilemeyecek duruma gelinmişti.

Bu meselenin zirve noktası 1651 ve 1656 yıllarında cereyan etti. 1651 yılında Kadızadeliler Hareketi’nin lideri Üstüvani Mehmed Efendi dönemin Sadrazamı ile tekkeler hakkında bir görüşme yapmıştı.[27] Bu görüşme sırasında tarikatların din dışı ritüellerinden şikayetçi olan Üstüvani, Demirkapı Melek Ahmed Paşa Tekkesi ile ilgili birtakım iddialar dile getirip fazıl  Sadrazam’ı bu hususta ikna edebilmişti.  Ardından, Sadrazam tekkenin kapatılmasına dair hüküm verdi. Ancak Kadızadeliler bu emri tüm tekkelerin yıkılmasına dair bir hüküm olarak yorumlayıp tekkelere saldırmaya başladılar. Kadızadelilerin bu hareketine Bektaşilik ile yakın ilişkileri olan Yeniçeriler engel olunca olaylar ancak yatışabildi.[28]

Bundan beş yıl sonra yaşanan benzer bir olay sırasında Yeniçeriler ile Kadızadeliler arasında çıkan arbedede ilk defa kan döküldü.[29] 1656’da yaşanan bu vaka yaşanan olayların zirve noktasıydı ve idarecileri de son derece rahatsız etmişti. Dönemin Sadrazam’ı Köprülü Mehmet Paşa, Kadızadeliler meselesini ciddi bir şekilde ele alıp cezalandırma kararı aldı. Üstüvani Mehmed Efendi ve yakın adamlarından Divane Mustafa, Kıbrıs’a sürgüne gönderildi. Aynı hareketin diğer mensupları dağıtılmış ve devlet içerisine yerleşenler tasviye edilmişti.[30] Kıbrıs’tan Şam’a geçen Üstüvani Mehmed Efendi burada hayatını kaybetti. Kadızadeliler Hareketi ise kısa bir duraklama sürecine girmiş oldu.

5. Vani Efendi ve Hareketin Yeniden Yükselişi

Köprülü Mehmet Paşa’nın iktidarı süresince hareket büyük oranda gizlenmişti. Kendi iktidarını sağlama almak isteyen Köprülü, ülke içerisinde yeni bir karışıklık istemiyordu. Kadızadelilerin tekke mensuplarına karşı saldırgan tutumu hem halkı galeyana getiriyor hem de ulemayı rahatsız ediyordu. Kadızadelilerin radikal görüşleri halk içerisinde de huzursuzluk yaratmıştı. Öyle ki, Cuma namazları sırasında ezan ve duaların makam ile okunmasına tepki gösteren Kadızadeliler cemaati huzursuz ediyordu.[31] Bu sebeplerden ve bahsi geçen kanlı hadiseden dolayı, Köprülü Mehmet Paşa hareketi büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı.

Buna rağmen, hareket kısa sürede eski gücüne kavuşmayı başarmıştı. Köprülü Mehmet Paşa’nın oğlu Fazıl Ahmed Paşa’nın sadrazamlığı sırasında Kadızadeliler tekrardan toplanmaya ve etkili olmaya başlamışlardı. Bu dönemde hareketin liderliğini Vani Mehmed Efendi isminde bir vaiz ele almıştı.[32] Köprülü Fazıl Ahmed Paşa ile Erzurum valiliği döneminden yakın ilişkiler kuran Vani Efendi kendisini sevdirmiş, Paşa’nın başkente geçişinden sonra kendisini de saraya aldırmıştı. Hareketin kendinden önceki liderleri gibi kişisel ilişkiler ile kendisine ve liderlik ettiği oluşuma menfaat sağlayan Vani Efendi, Kadızadelilerin bir kez daha önemli konumlara gelmesini sağladı. Vani Efendi sadece Sadrazam ile değil Sultan Mehmed ile de samimi ilişkiler kurmuştu. Padişah’ın Vani Efendi’ye duyduğu saygı ve sevgi cömert davranmasına da sebep oluyordu. Üsküdar yakınlarındaki “Papaz Bahçesi” diye bilinen köy Sultan tarafından Vani Efendi’ye hediye edildi, bugün aynı bölge Vaniköy olarak adlandırılmaktadır.[33]

Vani Efendi de Kadızadeliler Hareketi’nin temel ilkelerini takip ederek tekkelere karşı yoğun bir muhalefet sürdürdü. Vani Efendi’nin etkili olduğu yıllarda sema, raks ve devran gibi sufilerde görülen müzik ve dans ritüellerinin halka açık şekilde icrası yasaklanmıştı.[34]  Ayrıca, İstanbul surları içerisinde şarap satışı yasaklanmış, kahvehaneler ve tavernalar kapatılmıştı.[35] Bu uygulamaların yanı sıra Vani Efendi’nin önerisi üzerine yıktırılan Kanber Baba Türbesi, Yeniçeri Ocağı’nı yeniden rahatsız etmişti. Vani Efendi’nin gayrimüslim unsurlara karşı takındığı tutum bir diğer sosyal rahatsızlık unsuruydu. Osmanlı Devleti içerisindeki gayrimüslim kişilerin kendi dinlerinin hukuk sistemine göre muamele görmesi kadim bir uygulamaydı. Buna karşı çıkan Vani Efendi şeriatın onlar üzerinde de uygulanmasını ve şeriata uymayanların cezalandırılmasını istiyordu.[36] Bu durum gayrimüslim cemaatler ve yabancı ülkelerin temsilcilerini rahatsız ediyordu. Yaşanan bu olaylar Vani Efendi’nin vefatından sonra büyük ölçüde azaldı, Kadızadeliler devlet içerisindeki konumlarını yavaş yavaş kaybettiler. Vani Efendi’nin uygulamaları da sürekli olamadı ve düzen kısa sürede eski haline döndü.

Sonuç

Hem fikirleriyle hem de sebep oldukları uygulamalar ve kargaşalar ile Kadızadeliler Hareketi Osmanlı tarihinde ilginç bir sayfadır. Farklı kişilerin liderliği altında defalarca örgütlenen Kadızadeliler devlet yönetiminde etkili olmuş, adeta kendi fikirlerini iktidara taşımışlardır. Kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayan herkese düşmanlık besleyen bu hareket, özellikle tarikatlara karşı yıkıcı bir tutum izlemiştir. Buradaki en büyük sebep tarikatların halk ve idare üzerinde etkili olmasıdır. Kendilerine doğrudan rakip olarak gördükleri tekkeleri yıkmak, mensuplarını katletmek Kadızadelilerin en çok dile getirdiği istekleriydi. İslam dinini kendi düşünceleri doğrultusunda dizayn etmek isteyen bu örgüt, kendi radikal görüşleri dışındaki her türlü dini yoruma karşıydı. Tarih boyunca birçok farklı yapıda gözlemlenen bu düşünce ve tutumların ne kadar yıkıcı olacağının bir örneği Kadızadeliler Hareketi’dir.

Kadızadeliler uzun yıllar uğraşmalarına rağmen kalıcı sonuçlar ortaya koyamamışlardır. Bu durumun sebebi ise Osmanlı sisteminin kendisidir. Yazıda da bahsi geçtiği üzere, hareketin liderleri bazen Sadrazam bazen Padişah bazen ise saray ahalisinin desteğini almış ve birçok imtiyaz kazanmışlardır. Ancak Osmanlı yönetim sistemi içerisinde birçok farklı güç unsuru mevcuttur. Tarih boyunca ulemanın, sadrazamların, şeyhülislamların, saray kadınlarının veya harem ağalarının en az padişah kadar etkili olduğu dönemler ve olaylar olmuştur. Kadızadeliler Padişah tarafından desteklendikleri dönemde bile güçlü bir Sadrazam olan Sokullu Mehmed Paşa tarafından sürgün edilebilmişlerdir. Bir başka örnek olarak Yeniçerilerin defalarca Kadızadelilerin önünü kestiği bilinmektedir. Özet olarak, Osmanlı Devleti’nde sistem içerisindeki farklı güç unsurları devleti ele geçirmeye çalışan tehlikelere karşı kontrol mekanizması görevi görmektedir.

 


Kaynakça

Ceyhan, Semih, ed. Türkiye’de Tarikatlar: Tarih ve Kültür. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2018.

Faroqhi, Suraiya, ed.  Cambridge History of Turkey: Volume III the Later Ottoman Empire 1603-1839. New York: Cambridge University Press. 2006.

Gölpınarlı, Abdülbaki. 100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatler. İstanbul: Gerçek Yayınevi, 1969.

İnalcık, Halil. Devlet-i Aliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.

İnalcık, Halil. Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ 1300-1600. İstanbul: YKY. 2003.

İnalcık, Halil. Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.

Tonga, Aydın. Osmanlı’nın Paralel Devleti Kadızadeliler. İstanbul: Doğu Yayınevi, 2017.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Osmanlı Tarihi III. Cilt. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988.

Zinkeisen, Johann Wilhelm. Osmanlı İmparatorluğu Tarihi 4. İstanbul: Yeditepe Yayınları. 2011.

 

[1] Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I, İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.  sf.27

[2] Suraiya Faroqhi, ed, Cambridge History of Turkey: Volume III the Later Ottoman Empire 1603-1839, New York, Cambridge University Press, 2006. sf. 211

[3] Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ 1300-1600, İstanbul, YKY. 2003. sf. 68

[4] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi III. Cilt, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988. sf.306

[5] Abdülbaki Gölpınarlı, 100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatler, İstanbul, Gerçek Yayınevi, 1969.  sf.89

[6] Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.  sf.114

[7] Aydın Tonga, Osmanlı’nın Paralel Devleti Kadızadeliler, İstanbul, Doğu Yayınevi, 2017. sf.110

[8] A.g.e, Uzunçarşılı, sf.307

[9] A.g.e, İnalcık, sf.119

[10] A.g.e, İnalcık, sf.118

[11] A.g.e, İnalcık, sf.121

[12] A.g.e, Tonga, sf. 114

[13] A.g.e, İnalcık, sf. 122

[14] Semih Ceylan, ed, Türkiye’de Tarikatlar Tarih ve Kültür, Ankara, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2018. sf. 354

[15] A.g.e, İnalcık, sf.121

[16] Johann Wilhelm Zinkeisen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi 4, İstanbul, Yeditepe Yayınları, 2011. sf.15

[17] A.g.e, Gölpınarlı, sf.88

[18] A.g.e, Tonga, sf. 94

[19] A.g.e, İnalcık, sf. 121

[20] A.g.e, Zinkeisen, sf.106

[21] A.g.e, Tonga, sf. 100

[22] A.g.e, Uzunçarşılı, sf. 310

[23] A.g.e, İnalcık, sf. 123

[24] A.g.e, İnalcık, sf. 123

[25] A.g.e, İnalcık, sf. 124

[26] A.g.e, İnalcık, sf. 125

[27] A.g.e, Ceylan, sf. 88

[28] A.g.e, Tonga, sf. 119

[29] A.g.e, Tonga, sf.120

[30] A.g.e, Tonga, sf.123

[31] A.g.e, Uzunçarşılı, sf. 315

[32] A.g.e, Tonga, sf. 123

[33] A.g.e, Tonga, sf.125

[34] A.g.e, Tonga, sf.126

[35] A.g.e, Tonga, sf. 126

[36] A.g.e, Tonga, sf. 130