John Maynard Keynes

John Maynard Keynes

ÖZ

İkinci Dünya Savaşından önce ve sonra, aydınların fikirleri, kapitalizmin saygınlığını bir süre de olsa korumak için işe yaramıştır. Sosyalizme ilişkin düşüncelerin yığınlardan kaynaklanmayışı gibi, kapitalizmi kurtaran fikirler de işadamlarından, bankacılardan ya da borsacılardan doğmamıştır. Bu konudaki fikirlerin başlıca kaynağı John Maynard Keynes olmuştur. Keynes, kurtardığı sınıf tarafından parlak olmayan bir geleceğe mahkûm edilmek istenmiştir. Tanınmış bir iktisatçı olarak İktisadi Doktrinler Tarihine geçen Keynes, sadece teorik alanda kalmayarak ekonomi politikası ile ilgili önemli meselelerin münakaşa ve müzakerelerine iştirak etmiş, çeşitli pratik meselelerle uğraşmış, ekonomi dışında birçok mevzulara fikri ilgi duymuş bir kimsedir. Bu hal onun hayatına ve eserlerine çeşitlilik ve derinlik vermiştir.  Çalışmamızda 20. yüzyıl İngiliz ekonomist John Maynard Keynes’in hayatı ve  görüşlerini temel almakla birlikte dünya ekonomi politiğine yön veren düşünceleri irdelenecektir.

Anahtar Kavramlar: John Maynard Keynes, İktisadi Doktrinler, Keynesyen Ekonomi

1. HAYATI

John Maynard Keynes, Karl Marx’ın öldüğü yıl doğmuştur. (d.1883, Cambridge – ö. 21 Nisan 1946 Sussex, İngiltere) Radikal düşünceleriyle ekonomide çığır açan Britanyalı iktisatçıdır.

Annesi, yaşadığı çevrede saygınlık kazanmış bir liderdi. Yaşamının sonuna doğru Cambridge’in belediye başkanı olmuştu. Babası John Neville Keynes de iktisatçı ve mantık öğretmeniydi. Babası John Neville Keynes 1891 de yayınladığı Scope and Method of Political Economy — İktisat İlminin Gaye ve Metodu isimli eseri ile iktisat ilmi sahasında en iyi metodolojilerden birini vermiştir. Maynard Eton’da matematik okudu. Sonra da ekonomi dersleriyle ün yapmış King’s College’e gitti.

Keynes, Eton ve Cambridge’de kendi ve çağdaşlarının ölçüsüyle mutlu bir yaşam sürmüştür ve bu nokta önemli olabilir, çünkü Keynes kişisel bir hoşnutsuzluğu yüzünden dünyayı değiştirmeye kalkışmamıştır. Marx çektiği yoksulluğun ve yoksullukların nedenini burjuvaziden kaynaklandığını ve bunun bedelini burjuvaziye ödeteceğine ant içmiştir. Keynes ise ne yoksulluk çekmiş, ne de yaşanan yoksulluklar yüzünden acı ve sıkıntı. Keynes için dünya epey mutlu bir yerdi.

King’s College’de okurken Keynes, aralarında Lytton Strachey’in Virginia Woolf’un kocası Leonard Woolf’un ve Clive Bell’in bulunduğu genç aydınlar grubundaydı. Bu gençler düşünür G.E. Moore’un etkisindeydiler. Keynes yaşamının ileri yıllarında Moor’dan şunu duyduğunu aktarmıştır: “Coşkuyla sarılmaya değer konular, sevilen bir insan, güzellik ve gerçektir. İnsanın hayatta önde gelen amaçları sevmek, estetik güzellikler yaratmak ve bunların zevkine varmak, bir de bilgi peşinde koşmaktır. Bunlar arasında ilk sırayı alan sevgidir.” [1]Bu sıralamanın etkisi altında olsa gerek, Keynes ilgisinin matematikten ekonomiye kaydığını gördü.

Keynes’deki değişikliğin asıl önemli etkeni Alfred Marshall olmuştur. Peygamber gibi sayılan, aziz görünüşlü Marshall, 1885’den 1924’e dek kırk yıl süreyle İngiliz ve Amerikalı iktisatçıların tartışmasız önderi olmuştur. 1931 yıllarında öğrencilere Marshall’ın Principles-İlkeler adlı kitabını okumaları salık verilirdi.

1905 yılında, Cambridge’i bitirdiğinde, memuriyet sınavına girip ekonomi dalında başarı sağlayamayınca, Keynes şöyle demiştir: “Sınav düzenleyenler herhalde benden az ekonomi biliyorlardı.” [2]Buna karşılık denizaşırı ülkeler memuriyet sınavını kazanan Keynes Hindistan’a gitti. 1913/14 de Hindistan’ın para ve maliye durumunu incelemek için kurulan komisyona iştirak ettirilmiş, bu faaliyeti sonunda ekonomiye dair ilk eserini meydana getirmiştir. Orada yazdığı kitapların, dünyayı ya da dünyaya egemen olan ekonomik düşünceyi değiştirebilmekte bir yararı olmadı. Kısa bir zaman sonra Alfred Marshall’ın kişisel çabası sonucu sağlanan bir bursla Keynes Cambridge’e öğrenimini derinleştirmeye gitti.

Keynes, ekonomik durgunlukla mücadelede müdahaleci para ve maliye politikalarını savunmasıyla tanınır. Bu düşünceleri daha sonra Keynesci ekonomi akımı içinde biçimlenmiştir. Temel politika önermesi talep yönlü makroekonomik politikalardır. Yatırımları faiz ve sermayenin marjinal etkinliği yardımıyla açıklamaktadır. Ekonomi daima tam istihdam denge düzeyinde bulunmamaktadır. Ekonomide eksik istihdam ve atıl kapasite vardır. Ekonomideki işsizlik gayri iradi işsizlik olarak adlandırılmaktadır.

Keynes’in en ünlü eseri 1936 yılında yayınlanmış olduğu, İstihdamın, Paranın ve Faizin Genel Teorisi (The General Theory of Employment, Interest and Money) ya da kısa adıyla Genel Teori diye bilinen kitaptır. Bu kitabıyla Klasik İktisatçıların öne sürdüğü teorileri kabul etmekle beraber, Klasik istihdam teorisine karşı çıkmıştır. Klasikçilerin öne sürdüğü ekonominin kendiliğinden eski haline gelme görüşünü imkânsız bulmaktadır. Keynes devlete; iç ve dış güvenlik, eğitim ve adalet gibi klasik fonksiyonlarının yanında ekonominin düzenlenmesi gibi, klasik makro iktisat geleneğinin asla kabul etmeyeceği, yeni fonksiyonlar yüklemiştir. Buna göre devlet ekonomiye müdahale ederek tam istihdam seviyesinin sağlanmasına katkı yapmalıdır. Bu katkısı nedeniyle Keynes, Maliye Biliminin kurucuları arasında sayılmaktadır. Keynes dünyanın uzun dönemli geleceğiyle özel olarak ilgili değildi. “Kısa döneme dikkat edin. Uzun dönem onu izler.” özdeyişi Keynes’in genel düsturu olabilirdi. Kendisi bunu daha veciz bir şekilde ifade etti: “Uzun dönemde hepimiz ölüyoruz.”

I.Dünya Savaşı sonunda toplanan Paris Barış Konferansı’na İngiltere Hazinesi’ni temsilen katılmıştır. Birinci dünya savaşı patlak verdiğinde, Keynes cepheye gitmedi ve Hazine Bakanlığında çalışarak denizaşırı savaş malzemeleri alımında başarılı sonuçlar elde etti. Bu başarısında basit bir ekonomik kurala özen göstermesinin rolü vardır. O da, iktisatta, hiçbir şey vermeden, karşılığında herhangi bir şey alınamayacağı kuralıydı. Savaş sona erdiğinde, Barış Konferansına gidecek İngiliz heyetine Keynes çağrıldı.

1919 yılı Paris’inin siyasal arenasına, intikamcı, dar görüşlü ve ekonomik gerçeklere kulak tıkayan bir tutum egemendi. Keynes bu durumu nefretle karşıladı. Heyetten istifa etti. İngiltere’ye dönerek iki ay içinde çağımızın en büyük polemiğini kaleme aldı. Barış antlaşmasının savaş tazminatı bölümüne karşı çıkıyor, bunun intikamcı bir görüşle hazırlandığını öne sürüyordu.

Keynes şu görüşü savunmaktaydı: Almanlardan ödeyebileceklerinden fazlasını savaş tazminatı olarak almakla ya da almaya çalışmakla, Avrupa kendi kendini cezalandırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Galiplerin ölçülü davranmaları iyilikseverlik değil sağduyu olurdu.

Keynes, barış antlaşmasını kaleme alan kişiler hakkında izlenimlerini dile getiriyordu. Woodrow Wilson için, “Bu kör ve sağır Don Kişot” diyordu.[3] (Clemenceau’yu şöyle anlatıyordu: “Tek hayali Fransa’ydı. Tek düş kırıklığıysa insanoğluydu.” [4]Lloyd George hakkındaki yargıları oldukça sertti: “ Antik Kelt çağından kopup günümüze konuk gelmiş bu yarı insan, yarı cadı, keçi bacaklı, insan kılıklı kişiyi okurlarıma nasıl anlatacağımı bilemiyorum.” [5]Keynes, Lloyd George hakkında kitabına yazdığı bu satırları sonradan çıkarmıştır.

Keynes’in The Economic Consequences of the Peace – Barışın Ekonomik Sonuçları adlı kitabı 1919 yılı sona ermeden yayınlandı.  İngiltere’nin resmi ya da gayri resmi olarak yönetimini elinde tutan kişilerin yargısına The Times gazetesi şöyle tercüman oluyordu: “Bay Keynes zeki bir iktisatçı olabilir. Hatta Hazine Bakanlığı için yararlı bir memur olabilir. Fakat bu kitabı yazmakla Müttefiklere ettiği kötülükten, bu devletlerin düşmanları hiç kuşkusuz memnun kalacaklardır.”[6] Almanların ödeyebilecekleri tazminata ilişkin fikirleriyle Keynes’in işi biraz abarttığını vurgulayan ölçülü ve sorumlu bir görüş zamanla su yüzüne çıkmıştır. Keynes o sözleriyle bekli de, Hitler’in çok iyi sömürdüğü Almanlardaki adaletsizliğe mahkûm edilmişlik duygusunun yaygınlaşmasına yardımcı olmuştur. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta, Times’ın saldırı tekniğidir, yani Keynes’in eleştirisinin, düşmanların işine yaradığı noktası. Bu, oldukça saygınlık kazanmış kişilerin sık sık başvurdukları bir saldırı aracıdır. Şöyle ki: “Haklı bile olsanız, bu yalnızca komünistlerin işine yarar,” denilmektedir.

Savaş sonrasında danışmanlık ve gazetecilik yapan Keynes, II. Dünya Savaşı’nın bitmesine az kala, 1944 yılında toplanan Bretton Woods Konferansı’nda Britanya Heyeti’ne başkanlık yapmıştır. Keynes, Amerika Birleşik Devletleri tezlerine karşı Britan tezlerinin savunucusu olmuş ve konferansta kendi adı ile anılan, Keynes Planını sunmuştur.  Keynes ülke içinde muhtelif komisyonlarda görev almış uzman olarak fikirlerine müracaat edilmiş bir iktisatçıdır. 1940-1946 arasında İngiliz Hükümetinin maliye danışmanlığını yapmış, 1943 den sonra savaş sonrası para meseleleri görüşülmek üzere Amerikalılar ile yapılan müzakerelere katılmıştır. Bu müzakereler bilahare Bretton Woods anlaşmasını meydana getirmiştir. Bu çeşitli hizmetlerinden dolayı 1942 de Keynes’e Lort unvanı verilmiş ve Lortlar Kamarasına alınmıştır.

2. KEYNESYEN EKONOMİ

Keynesyen ekonomi, 20. yüzyıl İngiliz ekonomist John Maynard Keynes’in görüşlerini temel alan bir makroekonomik teoridir. Keynes ekonomisi özel sektörün ağırlıklı olduğu ama devlet ve kamu sektörünün büyük role sahip olduğu bir karma ekonomiyi savunmaktadır. Keynesyen ekonomiye göre özel sektörün verdiği kararlar bazen verimsiz makroekonomik sonuçlara neden olmaktadır. Bu nedenle devlet etkin bir şekilde rol alarak iş döngüsünü stabilize etmelidir. Örneğin, merkez bankası aracılığı ile para politikaları ve hükümet aracılığı ile maliye politikaları uygulanmalıdır. Keynesci teoriler ilk kez, 1936’da yayınlanan İstihdamın, Faizin ve Paranın Genel Teorisi (İng: The General Theory of Employment, Interest and Money) adlı kitapta sunulmuştur.

2.1. Keynezyen İktisadın Başlıca Varsayımları

–       Ekonomide eksik rekabet şartları geçerlidir. (Belirsizlik, eksik rekabet, eksik bilgi)

–       İstihdam, gelir ve fiyat seviyesini belirleyen toplam taleptir. (Efektif talep)

_       Harcama denklemi esas alınır. (Y=C+I+G+X–M) (efektif talep)

–       Kısa dönemli ve ekonominin talep yönüne ağırlık veren analizi içerir.

–       Ekonomi, kendiliğinden dengeye gelmez. Ekonomide eksik istihdam olur. Devlet

         ekonomiye müdahale etmeli.

–       Spekülasyon güdüsü ile para talebi geçerlidir.

–       Tasarruf, gelire, yatırımlar ise kar beklentilerine bağlıdır.

–       Emek talebi reel ücretin; emek arzı ise nominal ücretin (w) bir fonksiyonudur.

–       Fiyatlar, aşağı doğru katıdır. Sendikalar vb. yüzünden.

–       Tasarruflar her zaman yatırıma dönüşmeyebilir.

–       Ekonomide likitide tuzağı geçerlidir.

–       Faiz para piyasasında para arzı ve talebinin eşitlendiği noktada oluşur.

–       İhtiyari politikaları yani duruma göre politikaları savunurlar. Maliye politikası açısından

         ince ayar politikası önemlidir.

2.2. Klasik İktisat ve Keynes Karşılaştırması

2.2.1. Klasik İktisat

  • Ekonomiye arz yönlü ve uzun dönemli bakış açısı vardır.
  • Her arz kendi talebini yaratır. -> Say kanunu
  • Fiyatlar ve ücretler esnektir.
  • Ekonomi her zaman tam istihdamdadır.
  • İşsizlik diye bir sorun yoktur.
  • Devletin ekonomiye müdahalesi gereksizdir.
  • Para nötrdür. Yani reel değişkenleri etkilemez.
  • Para talebi sadece işlem amaçlıdır ve faize duyarsızdır.
  • Paranın değeri miktarına bağlıdır.
  • Ekonomide yatırımlar tasarruflara eşittir. (I=S)
  • Faiz esnektir ve faiz haddi mal piyasasında yatırımlar ve tasarruflar tarafından belirlenir.

2.2.2. Keynezyen İktisat

  • Ekonomiye kısa dönemde talep yönlü bakış açısı vardır.
  • Ekonomide temel belirleyici unsurun talep olduğunu savunur.
  • Fiyatlar ve özellikle ücretlerin yapışkan (rigit) olduğunu savunur.
  • Kısa dönemde ekonomi eksik istihdamda olabilir.
  • İşsizlik ekonomik bir sorundur.
  • Devletin ekonomiye müdahalesi gereklidir. (Maliye politikası savunur.)
  • Para nötr değildir. Para arzı reel değişkenler üzerinde etkilidir.
  • Para talebi; işlem, ihtiyat, ve spekülasyon amaçlıdır.
  • Para talebi faize duyarlıdır.
  • I=S her zaman sağlanamaz
  • Faiz para piyasasında para arzı ve para talebi tarafından belirlenir.

3.İKTİSAT POLİTİKASI VE MÜDAHALECİ DEVLET ANLAYIŞI

Bir ekonomide büyümeyi sürekli kılmak ve iktisadi değişkenleri etkileyebilmek amacıyla uygulanan politikalara iktisat politikası denir.

1. Arz Yönlü İktisat Politikası: Ekonomide mal ve hizmet üretimini ve istihdamı arttırmak için uygulanan politikalara arz yönlü iktisat politikası denir.

2. Talep Yönlü İktisat Politikası: Ekonomide toplam talebi etkileyebilmek için uygulanan politikalara talep yönlü iktisat politikası denir.

Keynezyen Makro Teori ekonomik yaşamda meydana gelecek dengesizliklerin (enflasyon, işsizlik, deflasyon, durgunluk gibi) toplam talep ayarlamaları ile giderilebileceğini savunurlar. Bu görüşü ileri sürerken Keynezyen makro teori, arz koşullarının kısa dönemde sabit olduğunu ve uzun dönemde de iktisat politikalarına karşı duyarsız olduğunu farz eder. Bir başka deyişle Keynezyen Teori, arz koşullarının önemini ret veya ihmal etmez, fakat bu koşulların iktisat politikalarının etki alanının dışında kaldığını kabul eder.

Keynezyen ekonomi ilke olarak özel sektörün dengesiz olduğunu kabul eder. Bu dengesizliği ortadan kaldırmak amacıyla ekonomiye devlet müdahalesinin gerekli olduğunu kabul eder. Para ve maliye politikalarıyla toplam talebin bileşimini ve miktarını değiştirmek suretiyle ekonomideki dengelerin arzulanan yönde gerçekleşmesi sağlanacaktır. Keynezyenlere göre maliye politikası araçları olan harcama ve vergi politikası toplam talebi etkileme açısından para politikasına göre daha etkilidir.

Keynezyen iktisatta üretimde kullanılan sabit sermaye miktarı ile üretim tekniğinin değişmediği düşünülmektedir. Yani ekonomik olaylar kısa dönemli olarak gerçekleşir. Keynes “uzun dönemde hepimiz ölmüş olacağız” diyerek bu varsayımı özetlemiştir.

Keynes Genel teoride baştan sona kadar tam rekabetin geçerli olduğu yolunda bir varsayımda bulunmuştur. Bu nedenle değişen derecelerde tekel veya ücret-fiyat politikası tamamen ihmal edilmiştir. Genel teoride dış ekonomiye ilişkin sorunlar üzerinde fazla durulmayarak kapalı bir ekonomi varsayımından hareket edilmiştir. Genel teori “statik” bir karakter taşımakta olup zaman unsurunu dikkate almamıştır. Bu nedenle de dinamik sayılabilecek analizlerden yoksun kalmıştır. Genel Teoride sadece talep yetersizliğinden ortaya çıkan işsizlik üzerinde durulmuş, sermaye kapasitesi yetersizliği, döviz dar boğazı gibi ekonominin toplam arz cephesindeki yetersizliklerden doğan işsizlik üzerinde durulmamıştır.

Keynes geliştirdiği teoride fiyatlar genel seviyesini veri olarak almıştır. Klasik teori belirlilik içinde bulunan bir ekonomiyle ilgilendiği halde Genel Teori’de Keynes, belirsizlik ve ileriye dönük bekleyişleri önemli bir nokta olarak göz önüne almıştır. Keynes’in teorisinin önemli bir parçasını oluşturan özel yatırım harcamaları, belirsizlik ve bekleyişlerden önemli ölçüde etkilenmektedir.

Keynes’in istihdam teorisini hareket noktası efektif taleptir. Keynes efektif talebi “toplam talebin toplam arz ile kesiştiğin noktadaki değeri” olarak tanımlamaktadır. Bir başka tanımlama ile efektif talep, kullanılabilecek bir satın alma gücüyle desteklenmiş taleptir ve belirli bir dönemdeki tüm harcamalara eşdeğerdir.

Keynes’e göre bir ekonomide üretim faktörlerinin kullanıldığı sınıra kadar toplam arz elastikiyeti sonsuz var sayılabilir. Bir başka deyişle, tam istihdam denge düzeyine kadar toplam talepteki her artış arzı da peşinde sürükler. Bu bakımdan denge gelir düzeyini belirleyen efektif taleptir. Keynes efektif talebi bir toplumda müteşebbislerin mevcut istihdam seviyesinde sahip oldukları üretim faktörlerinden elde etmeyi umdukları gelirlerin toplamı olarak ele almaktadır.

Keynes, makro dengenin toplam arz ile toplam dengenin veya toplam tasarruflarla toplam yatırımların eşitlendiği noktada sağlandığını belirtmektedir. Bu denge sağlanamadığında ekonomide “enflasyonist açık” ya da “deflasyonist açık” ortaya çıkar. Keynes’e göre bu istikrarsızlıkların giderilmesi için devletin efektif talebi yönlendirmesi mümkündür.

Keynes’in en büyük mirası, kapitalist ülkelerde ekonomi yönetiminin hükümetin zorunlu ve doğal bir faaliyet alanı olduğunu anlayışını yerleştirmesidir. Bu, devleti ekonomik sistemin içerisinde hareket edeceği genel ilkeler ve kurallar biçimindeki eski rolünün oldukça ilerisine taşır. Bu fonksiyona ekonomi içi güçlerin kapitalist kurallar içindeki hareketinden olumsuz yönde etkilenenlerin veya ekonomik aktiviteye katılamayacak derecede güçsüz olanların korunması ve destek vermesi de dahildir.

Keynezyen İktisatçılar ekonomik istikrarın sağlanabilmesi için devletin ekonomideki rolü ve fonksiyonlarının genişletilmesini savunmuşlardır. Keynezyen iktisatçılar “Fonksiyonel Devlet Teorisi” çerçevesinde kaynak kullanımında ve kaynak dağılımında etkinlik sağlanması, adil gelir ve servet dağılımının sağlanması, iktisadi istikrarın sağlanması, iktisadi büyüme ve kalkınmanın sağlanması ödemeler bilançosunda denklik sağlanması gibi devletin bazı fonksiyonları sağlamak üzere ekonomiye aktif olarak müdahale etmesi gerektiği görüşünü savunmuşlardır.

Kısa dönemde toplam arzın üretimin teknik koşullarına yani istihdam seviyesine üretim ve teknolojisine bağlı olacağını öne süren Keynezyen Teori, devletin çeşitli politikalarla toplam talebi etkileyebileceğini ve bu yoldan ekonomiyi düzenleyeceğini iddia etmişlerdir. Bu nedenle Keynezyen Teori “ talep yönlendirici” bir teoridir.

Para ve maliye politikaları başta olmak üzere devletin ekonomiyi düzenlemek ve belli amaçlara ulaşmak için kullandığı bütün araçlar Keynezyen Makro Teori kaynaklıdır.

Keynezyen Makro Teori, ekonominin ”kendiliğinden” ve “daima” tam istihdama ulaşmasının mümkün olamayacağını ve tam istihdama ulaşmak için devletin ekonomiye müdahale etmesinin kaçınılmaz olduğunu öne sürmüştür.

Keynezyen iktisatçıların müdahaleci devlet anlayışı, kamu sektörünün zaman içerisinde büyümesinin önemli nedenlerindendir. Keynezyen iktisatçılar denk bütçe yerine “telafi edici bütçe” prensibini kabul ederek, politikacılara “vergilemeden harcama yapma” imkânı sağlamıştır. Kamu harcamalarının vergileme ile birlikte emisyon ve borçlanma ile finansmanı Keynezyen iktisadın bıraktığı bir mirastır. Bir başka deyişle kamu sektörünün büyümesinden sadece politikacılar değil, Keynezyenler de sorumludur.

Keynes’in önerileri 1960’lı yılların sonlarına kadar gerçekten ekonomik istikrarsızlıklara çözüm getirmiştir. Ancak devletin ekonomik hayata her gün yeni yeni konularda müdahale etmesi ve bu müdahaleler için gerekli masrafları devlet bütçesine yüklemesi, hem bütçe açıklarına hem de açıkların giderek artan oranda çoğalmasına ve ekonomi yönetimine yerleşmesine neden olmuştur.

Bütçe açıklarının bir sonucu olarak hızla artan devlet borçları, yükselen faiz hadleri, milli paranın değer kaybı, artan enflasyon, kronikleşen dış ticaret açıkları vb. birçok ekonomik istikrarsızlığın ortaya çıktığı görülmüştür.

4. TALEP–YÖNLÜ İKTİSAT TEORİSİNDE “KEYNES” VE “KEYNEZYENLER” TARTIŞMALARI

Keynes ’in “Genel Teorisi” ve diğer eserlerindeki düşünceleri, zaman içerisinde iktisatçılarca farklı şekillerde yorumlanmıştır. Diğer bir ifadeyle, Keynesyen iktisat zamanla kendi içerisinde bölünmelere uğramıştır. “Keynes bir Keynesyen miydi?”, “Keynes kendi analizini kendi yıktı” şeklinde gelişen bu tartışmalar, günümüze değin Keynesyen literatürde farklı akımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu akımları kısaca özetlemekte yarar bulunmaktadır.

4.1. Neo-Klasik Keynesyen İktisat (Neo-Walrasian Denge Analizi)

1936 yılında J.M. Keynes’in Genel Teorisi’ni yayınlamasından sonra, bu teorinin akademik çevrelerde tanınmasında ve benimsenmesinde J.Hicks’ in önemli katkıları olmuştur. Hicks,1937 yılında yayınladığı ünlü makalesinde(“Mr. Keynes and the Classics”)[7] (Hicks,1937), Keynes’ in Genel Teorisindeki görüşlerini klasik iktisadın temel ilkeleri ile bağdaştırarak adeta iki teorinin sentezini yapmıştır. Hicks; çalışmalarında önemli ölçüde Walras Genel Denge Modelinden etkilenmiş, böylece Keynes’ in Genel Teorisi’ndeki açıklamalarını bu çerçevede yorumlamıştır. Hicks, kısa dönem denge gelir ve istihdam düzeyi ve faiz oranının geometrik olarak; paranın arzı para talebine eşitlendiği bir seviyede belirleneceğini kabul etmiştir. Hicks’in bu görüşleri daha sonra A.H.Hansen tarafından geliştirilmiş ve iktisat literatürüne Hicks-Hansen Modeli olarak geçmiştir. Gelir-Harcama Modeli veya IS-LM Analizi olarak da adlandırılan bu neo-klasik sentez, daha sonraları başlıca Don Patinkin, Paul Samuelson ve James Tobin’in çalışmaları ile önemli ölçüde geliştirilmiştir.

4.2. Fundamentalist Keynesyen İktisat

G.L.S. Shackle’in öncülük ettiği bir grup iktisatçı neo-klasik iktisadı eleştirerek gerçek “Keynesyen İktisat”ın, Keynes’in Genel Teorisi’nde yer alan görüşleri olduğunu savunmuşlardır. Shackle,1938 yılında yayınladığı kitabında (Beklentiler, Yatırım ve Gelir) belirsizliğin Keynes’in iktisadının temeli olduğunu ve bunun yatırım kararlarında önemli bir rol oynadığı konusu üzerinde durmuştur. Shackle[8] ve onu takiben Paul Davidson, çalışmalarını özellikle Keynes’in orijinal eserleri üzerinde sürdürmüşlerdir.

4.3. Anti-Walrasian Keynesyen İktisat

R.Clower ve A.Leijonhufved’in öncülük ettiği bir grup iktisatçı, Keynesyen Teorinin, klasik bir teori ile birleştirilemeyeceğini öne sürerek, mal ve emek piyasalarında denge halini inceleyen neo-klasik sentezin (Walras Genel Denge Modeli) Keynesyen Teori içerisinde yer almasını şiddetle eleştirmişlerdir. Clower ve Leijonhufved yaptıkları çalışmalarla “Keynes’in İktisadı” ile mevcut ders kitaplarında yer alan “Keynesyen İktisat”ın birbirinden farklı olduğunu savunmuşlardır. Clower[9], 1965 yılında yayınlamış olduğu makalesinde neo-klasik iktisadı eleştirerek, görüşlerini “Keynesyen Karşı Devrim” başlığı altında sunmuştur. Leijonhufved ise “Keyezyen İktisat ve Keynes’in İktisadı Üzerine” [10]adını taşıyan kitabında neo-klasik sentezin, Keynes’in Genel Teorisi’ni yanlış yorumladığını, gerçekte Keynes modelinin bir dengesizlik modeli olduğunu ve bu yüzden Walrasian Analiz ile birleştirilemeyeceği iddiasında bulunmaktadır.

Zamanla Keynes’çi ekonomik ferahlığın da hayırlı bir refahlık olmadığı görülmüştür. Çünkü örneğin, çok sayıda otomobil ama az sayıda ev, çok sigara ve az miktarda sosyal sağlık olanağı getirmeye başlamıştır. Büyük kentlerde kargaşa başlamıştır. Bu sorunlar ortaya çıkarken, güvenli yıllar geride kalmıştır. Keynes Çağı’nın geçerli olduğu bir zaman olmuştur. Fakat her zaman için geçerli değildir.

5. ESERLERİ

1913 Indian Currency and Finance

1914 Ludwig von MisesTheorie des Geldes (EJ)

1915 The Economics of War in Germany (EJ)

1919 The Economic Consequences of the Peace

1921 A Treatise on Probability

1922 The Inflation of Currency as a Method of Taxation (MGCRE)

1922 Revision of the Treaty

1923 A Tract on Monetary Reform

1925 Am I a Liberal? (N&A)

1926 The End of Laissez-Faire

1926 Laissez-Faire and Communism

1930 Treatise on Money

1930 Economic Possibilities for our Grandchildren

1931 The End of the Gold Standard (Sunday Express)

1931 Essays in Persuasion

1933 An Open Letter to President Roosevelt (New York Times)

1936 İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi

1940 How to Pay for the War: A radical plan for the Chancellor of the Exchequer

SONUÇ

Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllar, kapitalizmin gerçekten işlerliğini gösterdiği bir dönem olarak uzunca bir süre anımsanacaktır. Sanayileşmiş ülkelerin tümünde üretim arttı. İşsizlik her ülkede düşük düzeydeydi. Fiyatlar neredeyse sabit kalmıştı. Üretim düşük işsizlik artırımıydı, Keynes’in önerdiği üzere, hükümetler müdahale edip boşluğu dolduruyorlardı. Bu yıllar, Keynes’çi mucizelerdeki kusurları da ortaya çıkarmıştı.

Keynes’in reçetesinde önerdiği tedavi, simetrik değil simetrik olmayan bir tedavidir. Şöyle ki: İşsizlik ve bunalıma karşı bu tedaviden sonuç alınıyor ama enflasyona karşı alınamıyordu. Bu ters sonuç, çok yavaş olarak ve istemeye istemeye sineye çekilebilmiştir.

Keynes, piyasa kurumunun üretim faktörlerinin sektörler arasında dağılımını yönlendirmeye, yani üretim bileşimini toplumun tercihlerine göre değiştirmeyi başardığını kabul etmektedir. Buna karşılık piyasa ekonomisinde işgücünün tam istihdamını ve üretim kapasitesinin tam kullanımını sağlayacak bir mekanizma olmadığını öne sürmüştür. Ekonomide üretilen tüketim ve yatırım mallarını massedecek tüketim ve yatırım harcaması yapılmadığında firmaların üretimi kısacağını, bunun da iktisadî daralmaya (“resesyona”) yol açacağını izah etmiştir. Keynes, bir daralma baş gösterdiğinde firma yöneticilerinin kötümserleşip yatırım yapmaktan çekinmeleri hâlinde (19. yüzyıl sonlarında ve 1930’lu yıllardaki gibi) ortaya çıkan düşük millî gelir – düşük istihdam dengesinin uzun sürebileceğini belirtmiştir. Keynes’e göre böyle bir durgun ekonomide devlet para arzını artırarak faiz haddini düşürmek suretiyle yatırım harcamalarını teşvik edebilir. Bu politika yatırımları artırmakta etkili olmazsa, devlet kendi harcamaları ile (cari harcamaları ve yatırım harcamaları ile) millî geliri artırabilir. Özetle, devlet para politikası ile veya maliye politikası ile harcamaları artırarak millî geliri artırmayı ve yüksek işsizlik oranını azaltmayı başarabilir.

Neoklasik Teori etrafında dolanan çeşitli fikir akımları tartışılırken 1930’lu yıllarda Keynezyen Devrim adı verilen teorik gelişme ile tartışmalar yeni bir boyut kazandı. İngiliz İktisatçı John Maynard Keynes’in 1936 yılında yayınladığı “İstihdam, Para ve Faizin Genel Teorisi (The General Theory of Employment, Money and Interest) adlı kitabı iktisatçıların dikkatini Neoklasik iktisadın dışında makro ekonomiye ağırlık veren bir yöne kaydırmıştır.

Bu dönemde meydana gelen ve “Büyük Dünya Bunalımı” adı verilen durgunluk dönemi yaşanmış ve ABD, İngiltere ve Batı Avrupa ülkelerinde yaygın ve devamlı bir işsizlik ortaya çıkmıştır. Bu durum, ekonominin kendi kendine düzeleceğini öne süren görüşlere güveni zayıflatmıştır. Keynes işte böyle bir ekonomik bunalım döneminde ortaya çıkmış ve ücretlerle fiyatların esnek olduğu bir ekonomide tam istihdamın kendiliğinden sağlanacağını öne süren Neoklasik Teoriyi reddetmiştir. Keynes’e göre toplam talebin ana unsuru yatırım harcamaları idi ve belirsizliklerle dolu bir dünyada düşük faiz uygulamak suretiyle tam istihdama ulaşmayı amaçlayan bir politikaya güvenilemezdi. Keynes’in bu görüşleri iktisatçıları derinden etkilemiş ve bu teorinin Neoklasik Teoriden tümüyle ayrı bir teori olduğu ve yeni bir entelektüel devrimi başlattığı düşünülmüştür. Ekonominin talep yönüne ağırlık veren politikaların düzenlenmesindeki amaç, ekonomik gelişmede kısa dönemli istikrarsızlıkların giderilerek doğrudan doğruya kamu harcamaları ve vergiler yoluyla istihdam ve üretim seviyesinin temel belirleyicisi olan efektif toplam talebin, tam istihdam üretim seviyesine uygun olarak etkilenmesidir.

Genel Teorinin ortaya çıkmasıyla birlikte Neoklasik teorinin unutturduğu makro analiz yeniden iktisatçıların gündemine geldi. Böylelikle ilgilenilen temel konu kaynakların alternatif kullanımlar arasında nasıl dağıtılacağı konusu değil, kaynakların tümünün kullanımının mümkün olup olmadığı konusu olmuştur. Genel Teorinin temel amacı, Keynes’in kitabın ön sözünde belirttiği gibi “bir bütün olarak üretim ve istihdam düzeyinde meydana gelen değişmeleri belirleyen güçlerin incelenmesidir”.1970’lerde stagflasyon (durgunluk içinde görülen enflasyon) tecrübesi, Keynes’in gözlemediği bir makro iktisadi olay olduğundan, Keynes’in kuramında buna bir açıklama yoktu. 1970’li yıllardan itibaren gelişmiş kapitalist ülkelerde ortaya çıkan yeni görüşler işsizliği toplam harcamalardaki yetmezlikten değil, refah devletinde işçilerin iş disiplinini yitirmesinden kaynaklandığını öne sürünce Keynes’in telkin ettiği tam istihdamı hedefleyen makro iktisat politikalarından vazgeçildi. Ancak Keynes’in millî geliri toplam harcamaların belirlediğine ilişkin teorisi hâlen genel kabul gören bir kuram olarak kalmıştır.

Kaynakça

Kaynakça

Kaynakça

Aktan, Coşkun Can, İstiklal Y. Vural ve Tülay Aktan., “Liberalizme Katkıda Bulunan Düşünürler”, Yeni Türkiye Dergisi, Yıl 1999, Sayı 25, Ocak-Şubat 1999, s. 570-595.

Clower, Robert W., ”The Keynes in Counterrevolution : A Theoretical Appraisal”, in: The Theory of Interest Rates: Proceeding of Conference Held by International Economy Association, F. H. Hahn ve F. P. R. Breakling (Ed.) London: Mcmillan, 1965.

Hicks, John M., “Mr.Keynes and the Classics“, Econometrica, April-1937.

John Kenneth Galbraith, Ekonomik Gelişmeler Tarihi: Kuşku Çağı Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 2004.

Keynes, John Maynard.,  My Early Beliefs in Two Memoirs, Londra, Rupert Hart-Davis, 1949.

Keynes, John Maynard., Essays in Biography, Londra, Mercury Books, 1961.

Leijonhufved, Alex, Keyezyen İktisat ve Keynes’in İktisadı Üzerine, London: Oxford University Press,1968.

Fisunoğlu, Mahir ve Köksel Tan, Bilge., 2009. Keynes Devrimi ve Keynesyen İktisat, Ekonomik Yaklaşım, Association, vol. 20(70).
Savaş, Vural., Keynesyen İktisat Yıkılırken, İstanbul: Fatih Yayınevi Matbaası, 1984.

Shackle,G.L.S., Expectation, Investment and Income ,Oxfort: Oxfort University Press,1938.

Dipnotlar

[1](John Maynard Keynes, My Early Beliefs in Two Memoirs, Londra, Rupert Hart-Davis, 1949, s.83)

[2](John Maynard Keynes, Alıntının yapıldığı kaynak: R.F.Harrod, The Life of John Maynard Keynes, Londra, Macmillan and Co., 1951, s.121)

[3]John Maynard Keynes, Essays in Biography, Londra, Mercury Books, 1961, s.20)

[4](John Maynard Keynes, Harrod’dan alıntı, s.257)

[5](John Maynard Keynes, Harrod’dan alıntı, s.256)

[6]Robert Lekachman, Keynes’s General Theory; Reports of Three Decades, New York, St. Martin’s Press, 1964, s.35

[7]John M.Hicks, “Mr.Keynes and the Classics”, Econometrica, April-1937.

[8]G.L.S. Shackle, Expectation, Investment and Income ,Oxfort: Oxfort University Press,1938.

[9]Robert W. Clower, ”The Keynes in Counterrevolution : A Theoretical Appraisal”, in: The Theory of Interest Rates: Proceeding of Conference Held by International Economy Association, F. H. Hahn ve F. P. R. Breakling (Ed.) London: Mcmillan, 1965.

[10]Alex Leijonhufved, Keyezyen İktisat ve Keynes’in İktisadı Üzerine, London: Oxford University.

Serpil Taşkaya

TESAD Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir