john kirk
Kaynak: Karla Renic

John Kirk ile Röportaj

John Kirk, Kanada’daki Dalhousie Üniversitesi’nde Latin Amerika Çalışmaları Bölümü profesörü. Kirk, “Cuba at the Crossroads” (2020), Cuban Foreign Policy: Transformation Under Raul Castro (2018) ve Healthcare Without Borders: Understanding Cuban Medical Internationalism da dahil olmak üzere, Küba’nın uluslararası ilişkileri, tarihi ve kültürü hakkında birçok kitap yazdı ve düzenledi. Aynı zamanda Nova Scotia’nın önceki Başkanı John Savage’ın, Küba Başkanı Fidel Castro ile yaptığı görüşmelerde, Che’nin kızı Aleida Guevara’ya, Nobel Barış Ödüllü Arjantinli Adolfo Pérez Esquivel’e, Şilili müzik grupları Inti Illimani ve Quilapayún’a ve Meksika başkan adayı Cuauhtémoc Cárdenas’a tercümanlık yaptı.

Alanınızda en ilgi çekici araştırmaları ve tartışmaları nerede görüyorsunuz?

Kayda değer iki alan var. İlki Küba-ABD ilişkilerinin yoğun doğası, ikincisi de Küba’da gerekli olan ekonomik reformun nasıl olması gerektiğine dair olan tartışma. Birincisi, devrimci hükümete karşı politikası “yavaşça bitirmek” olarak da özetlenebilecek Trump yönetiminin çok yönlü ve giderek artan baskısına karşı Küba’nın ayakta kalma meselesidir. Güncel ABD yönetimi, Obama yönetiminin aldığı kararların hepsini kasten geri almak istiyor gibi duruyor.

İkinci mesele ise, dış (ABD) baskılar ve kötü yönetim ile yüzleşen Küba’nın ekonomisine can katacak ekonomik önlemler ile ilgili. İki ana gelir kaynağı (hizmet sektörünün yurt dışına ihracı ve turizm) düşüşte iken ekonomiyi küçük ve orta ölçekli işletmelerin ve kooperatiflerin katılımına daha çok açmak gittikçe daha ivedi bir hal alıyor. İlgili bir kayda göre, gıdanın %70’inin ithal edilmesi ve çiftçilere daha fazla gıda üretmeleri için verilen yetersiz teşvikler, Küba’yı bu duruma iyice bağımlı kılıyor.

Dünyayı kavrayış şekliniz zaman içinde nasıl bir değişim gösterdi? Düşüncelerinizdeki en önemli değişimleri ne (veya kim) başlattı?

Son yıllarda iki ana mesele giderek daha da belirginleşti: 1) gezegenimizin yüzleştiği iklim krizi ve 2) eski siyasi düzen ile olan kopukluk. İklim krizi açısından, (dünyanın her yerindeki) liderlerimiz bencil çıkarlarını ve savunmacı tavırlarını bir kenara bırakıp, iklim değişikliğindeki artışı mümkün olan en kısa sürede azaltmak için proaktif politikalar geliştirmedikçe, gezegenimizin korkunç sonuçlarla karşı karşıya geleceği açıktır. Dünyanın tek süper gücünün liderinin bu mücadelenin vahametini anlamayı kabul etmemesi ve Çin ile Hindistan gibi yükselen süper güçlerin nüfusunun daha fazla tüketici hakkı istemesi bu mücadeleyi zora sokuyor. Uluslararası siyasetteki değişim hususunda ise, ABD’nin uluslararası siyasetteki izdüşümünü azaltma kararı, Çin’in ve o kadar olmasa da Rusya’nın artan siyasi talihi ile birleştiğinde yeni bir uluslararası düzenin şekil almaya başladığını görüyoruz. Her iki durumda da gelişmekte olan dünya ya sömürülmeye ya da geride bırakılmaya mahkûm görünüyor.

Nisan 2019’da Küba’da birçok siyasi, ekonomik ve hukuki reformu içeren yeni bir anayasa kabul edildi. Devrimci hükümetin 60 yıllık geçmişi açısından yeni anayasa ne kadar önemli ve Kübalıların günlük yaşamlarını nasıl etkileyecek?

Yeni anayasa, devrimci sosyalist siyasi-iktisadi modelin geleneksel yapısını çağdaşlaştırırken esas itibarıyla sağlamlaştırıyor. Kübalılar ile istişare yapılarak oluşturulan anayasa, devrimci sosyalist modelin özünü temel alırken, daha geliştirilmiş ve etkili bir hükümet modelini benimseyen özellikler de içeriyor. Artan yemek ve materyal kıtlığı ile Trump yönetiminin devrimci Küba’ya olan baskısını arttırması ile meşgul olan halkın hayatına çok büyük bir etkisi olmayacak. Küba’nın şu an modern bir anayasaya, daha geniş bir uluslararası erişime ve Castro ailesine bağlı olmayan bir lidere sahip olduğunu belirtmek gerekir.

Küba, 2000’lerden 2010’ların başlarına kadar ‘Pembe Gelgit’ denilen solcu veya sola yatkın hükümetlerin çoğuyla olumlu ilişkiler geliştirdi. Bölgedeki sağcı hükümetlerin yeniden yükselişi, Küba’nın bölgedeki ilişkileri için ne anlama geliyor?

Sosyalist ve sosyal demokrat hükümetlerin “Pembe Gelgiti” (neoliberal ekonomik modelden uzaklaşan Latin Amerika demokrasilerindeki solcu hükümetlere doğru dönüşün devrimci dalgası ve algısı), bölgedeki aşırı muhafazakâr yönetimler için “derin dalgalar” oluşturdu. Özellikle Brezilya’daki aşırı sağcı Bolsonaro hükümetinin Küba’ya büyük bir etkisi oldu. Bolsonaro, Küba ile olan tıbbi iş birliğini sonlandırarak, Küba için çok mühim olan geliri azalttı. İşbirliğinin son mertebesinde, neredeyse hepsi yetersiz hizmet alan topluluklarda olmak üzere 11.000 Kübalı tıbbi personel çalışmaktaydı. Evo Morales’in istifası ile sonuçlanan, yakın zamanda Bolivya’da gerçekleşen askeri darbe (Meksika ve Arjantin istisnası ile) Latin Amerika’nın çoğunlukla sağcı hükümet modeline geri döndüğünü gösteriyor. Küba’nın Maduro hükümetine olan istikrarlı desteği de bölgedeki diğer ülkelerle kırılmaya yol açtı. ‘Lima grubunu’ oluşturan birkaç hükümet, kendi adayları olan Guaidó lehine Maduro’nun saf dışı edilmesini destekliyor.

Jeopolitik koşullar kapsamında Küba açık bir şekilde bölgedeki bazı müttefiklerini kaybetti. Venezuela meselesi ile ilgili devam eden ikilemin 2020’deki ulusal seçimlerinin ne zaman yapılacağı kararlaştırıldığında çözülmesi bekleniyor. Küba’nın siyasi talihinin artıp artmadığını görmek ilginç olacak. Tüm bunlara rağmen, Küba bölgedeki birçok ülkeye tıbbi ve eğitimsel destek sağlamaya devam ediyor. Kasım 2019’da gerçekleşen AB Genel Kurulu’nda, Küba’ya ambargo koyan ABD’nin kınanması, Küba’nın bu politikası ile takdir gördüğünü gösteriyor. Brezilya hariç, Latin Amerika ve Karayipler’deki her ülke Küba’yı destekledi. Brezilya; ABD ve İsrail ile ambargoyu destekleyen üç ülkeden biri oldu. Kolombiya, Ukrayna ile çekimser kaldı. En sonda oylar, 2 çekimser oy ile 187’ye 3’tü.

Venezuela’daki çok yönlü ekonomik ve siyasi krize karşı Küba hükümeti nasıl bir duruş sergiledi ve Venezuela’ya zıt bir hükümetin gelmesi durumunda, Küba hükümeti bu durumun ekonomiye yaratabileceği olası şoka ne derece hazır?

Küba hükümeti, Venezuela’nın yüzleştiği ekonomik ve siyasi kriz boyunca Maduro hükümetinin yanında kaldı ve kalacağı da öngörülüyor. Fidel Castro ve Hugo Chávez arasında çok sıkı bir ilişki olduğundan dolayı, iki ülkenin ilişkisi özellikle Chávez yıllarında çok güçlüydü. O yıllarda yüzlerce geliştirme projesine başlanırken, on binlerce Kübalı da Venezuelalılar ile ortak projelerde çalıştı. Küba, ana enerji tedarikini karşıladığı Venezuela yakıtının ithaline bağlı. Küba, Maduro hükümetini desteklemeye devam edecek ve kördüğümün sadece siyasi yollarla çözülebileceğine inanıyor. Önceden Washington’ın ödünsüz yaklaşımının üstü kapalı “küçük ortakları” olan Lima Grubu, şu an Küba’nın perspektifine yaklaşıyor. Venezuela tarafından oluşturulan siyasi bir çözüm, açık olarak en uygun çözüm. Venezuela’dan yapılan yakıt ithali açısından, Küba, Karakas’ta hükümet değişikliği olması ihtimaline karşı, alternatif kaynaklar (Rusya ve Cezayir dahil) ile ilişkilerini istikrarlı bir şekilde geliştiriyor. Havana, Maduro yönetimindeki Venezuela ile olan sıkı ilişkisine değer veriyor. Bu ilişkinin yok olması kayda değer bir darbe oluşturacak olsa da Küba’nın jeopolitik veya ekonomik ilişkileri için korkunç olmayacaktır.

Obama yönetiminin sonlarında başlayan, ABD-Küba ilişkilerini ‘normalleştirme’ politikası Trump yönetiminde hızla tersine çevrildi. Normalleştirme süreci başka yollardan devam etti mi ya da sadece üst düzey hükümet politikalarına odaklandığımız için gözden kaçırdığımız etkileri de var mı? 

Barack Obama yönetimindeki “normalleştirme” politikasının Küba toplumuna geniş çapta ve çoğunlukla pozitif etkisi oldu. Ticari ilişkiler güçlendi, ABD yatırımları başladı. Girişimlerin büyüdüğünü gören Kübalı girişimciler yüreklendi. Küba’ya giden ABD turist sayısında yüksek bir artış görüldü ve kültürel bağlantılar gelişti. Florida eyaletini kazanmak ve böylece ABD Delegeler Kurulu’nda stratejik bir galibiyet almak isteyen Trump yönetimi, Obama tarafından teşvik edilen tüm girişimleri geri alarak planından uzaklaşmış gibi duruyor. İki ülke arasındaki normalleşme sürecinde son zamanlarda herhangi bir gelişme kaydedilmedi, bu hem ABD hem Küba nüfusu için üzücü bir durum. Amerikalıların Küba’ya olan uçuşlarına (şu an sadece Havana’ya uçuşa izin veriliyor, önceden ABD’den Küba’nın 12 şehrine direkt uçuşlar yapılmaktaydı) ve kurvaziyer endüstrisine (Amerika limanlarından Küba’ya seferler yasaklandı) getirilen limitler, ABD turizmini çarpıcı bir şekilde küçülttü. Toplum düzeyindeki etkileşim azaldı ancak yine de devam etmekte. Örnek olarak bazı Kübalı müzik grupları, sürgün gruplarının baskısı nedeniyle, ABD’deki konserlerini iptal etti. Esas itibarıyla, olası iş birlikleri ve ortak yararı gözeten çalışmalar dışında, Obama’nın çeşitli girişimlerinden pek bir şey kalmadı.

2016 ve 2018 yılları arasında Trump yönetimi, Havana’daki ABD diplomatlarının sağlığına zarar veren ‘sonik saldırılara’ maruz kaldığını ileri sürmüştü. Bu iddiaların yansıtılma şekli hakkındaki düşünceleriniz neler?

Washington “sonik saldırı” iddiasını Küba hükümetine olan muhalifliğini sağlamlaştırmak ve gerekçelendirmek için kullandı. “Saldırıların” tasvirinde kaybolan şey, FBI’dan ve iddiaya göre bazı Kanadalı diplomatlar da saldırıdan etkilendiği için, Kanada Kraliyet Atlı Polisi’nden (Royal Canadian Mounted Police) temsilcilerin, “saldırılara” yönelik delil araştırmasını Kübalıların memnuniyetle karşılamasıydı. Ayrıca önemli olan şey ise, kimsenin herhangi bir “saldırıya” dair hiçbir kanıt sunmamasıydı. Yine de Trump yönetimindeki bazı “kurtlar”, saldırının gerçekleştiğine dair inançlarını yitirmediler. Muhalif Amerikalı bilim insanları farklı açıklamalar sundu. Florida’daki uzmanlar bunu diplomatların duyu yetilerine olan bir saldırı olarak yansıtırken, Pennsylvanya Üniversitesi’ndeki uzmanlar bu durumu diplomatların beyinlerini etkileyen nörolojik bir durum olarak nitelendirdi. Aynı zamanda Kanada’daki nörolojistler, etkilenen diplomatlara etki eden şeyin sinek larvalarını öldürmek için sıkılan spreyin fazlalığı olduğunu kanıtladı. Kanadalı uzmanlar ortak araştırma programı başlatırken, Amerikalı uzmanlar maalesef, Kübalı meslektaşlarından gelen ‘olayı iş birliği ile inceleme’ teklifini reddetti. Tarihçiler bu döneme yaygara gözüyle bakacak. “Saldırı” delili eksikliğine rağmen, bilimsel ‘bandwagon’a katılan Amerikalı siyasetçiler, aynı zamanda Kübalılar ve Amerikalılar arasındaki iş birliği çabalarını azaltmaya çabalıyor.

1960 ve 70’li yıllarda Küba, devrimci ve ulusal kurtuluş hareketlerini destekleyen bir kimlik oluşturdu. Daha sonrasında ise Küba, ‘enternasyonalist’ sağlık programları ve çok kutuplu dünya düzeni savunuculuğu ile tarafsız diğer ülkelere yardımlarda bulundu. Küba’nın günümüzdeki dış politikasını nasıl tasvir edebiliriz?

Küba’nın 21. yüzyıldaki dış politikası, pragmatizm ve siyasetin bir karışımından oluşmaktadır. Kasım 2019’daki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, ABD’nin Küba’ya ambargo uygulamasını 187 ülkenin kınaması (aleyhinde sadece üç karşı oy ve iki çekimser oy kullanılmıştır) Ada’nın aldığı uluslararası destek seviyesini gösteriyor. Bu destek düzeyi, çoğunlukla Küba’nın gelişmekte olan ülkelerdeki rolünden kaynaklanmaktadır. Yurt dışında hizmet veren Kübalı tıbbi personel sayısındaki sert düşüşe rağmen, günümüzde, 64 ülkede 30.000’den fazla Kübalı tıbbi personel çalışmakta. Bu sayı, G-7 ülkelerinin birleşiminden daha fazla. (Trump yönetimi agresifliği arttırmasıyla) Küba-ABD ilişkilerinde paradigma değişimi yaşanırken Küba’nın son yıllarda hem Çin ile hem de Rusya ile olan ilişkilerini geliştirmesini görmek ilgi çekici. (Venezuela’nın ardından) Çin, şu anda Küba’nın ikinci en büyük ticari ortağı. Rusya-Küba ilişkileri de dikkat çekici bir ölçüde gelişmekte. Aslında, bu senaryo birçok açıdan 1960’ların başındaki Küba’nın Rusya ve ABD ile ilişkisini garip bir şekilde hatırlatıyor.

Küba siyasetini, ekonomisini ve toplumunu incelemek isteyen genç bilim insanlarına vereceğiniz en önemli tavsiye ne olurdu?

Küba, karmaşık, tutarsız ve kafa karıştırıcı. Ancak, hiçbir zaman sıkıcı değil. Ayrıca, çok zengin bir tarihe sahip olup tarihsel kökenini unutmayan bir ülke. 1890’lı yıllardaki bağımsızlık hareketlerinin lideri olan José Martí’nin, 1 pesoluk demir paraların üstünde yer alması ve yasa gereği büstünün adanın her okulunda bulunması, adada saygı duyulan bir isim olduğunu gösteriyor. Küba kendi kalkınma modelini geliştirmeye çabalayan bir ülke. Fakat, konum bakımından, adayı 200 yıl önce almaya çalışan ABD’nin gölgesinde (90 mil, 144 kilometre uzağında) olan bir ülke. 20. yüzyılın ilk yarısında Küba’nın iç politikasını kontrol eden, ülkenin ticari ortağı ve büyük yatırımcılarından biri olan ABD, son 60 yılda ülkeyi rejim değişikliğine götürmeye çalışmıştır. Küba ayrıca iki uç topluma sahip bir ülke. Çoğu devrimci sosyalist modele sadık kalsa da modele karşı tepkisini ülkeden ayrılarak gösteren %10’luk bir nüfus da bulunmakta. Zengin bir tarihsel doku, bölünmüş yönetim şekli, nevi şahsına münhasır bir kalkınma modeli arayışı ve ABD’ye karşı istikrarlı bir muhalefet göz önüne tutulduğunda, Kübalılar arasında garip bir birlik ve milliyetçilik karışımı ortaya çıktı. Vatanseverler, başarılarından gurur duyuyorlar ve ABD ile sevgi-nefret ilişkisine sahipler. Tüm bunları incelemek oldukça zor ancak harcanan emeğe fazlasıyla değer.

Kaynak: E-International Relations

*Eğer çevirimizi beğendiysen ve “Ben de böyle çeviriler yapmak istiyorum!” diyorsan seni buraya alalım.