Ana Sayfa / Çeviriler / Haber Çevirileri / Asya / Japonya’daki Göçmenlerin Sessiz Çaresizliği
Göçmenler, Tokyo'daki Tokyo Bölgesel Göç Ofisi'nin önünde oturuyor. (Kaynak: AP Photo/Shizuo Kambayashi)

Japonya’daki Göçmenlerin Sessiz Çaresizliği

Yazar: Sakari Mesimaki

Uzun süreli gözaltıların yarattığı öfke, Doğu Japonya Göçmenlik Merkezi’ndeki açlık grevini körüklüyor.

Ibaraki eyaletinin Ushiku şehrinde bulunan Doğu Japonya Göçmenlik Merkezi’ndeki yaklaşık 300 tutukludan 100’ü, 10 Mayıs’ta başlayan açlık grevine katıldı. Grevciler, doğal olarak uzun süre alıkonma sürelerinin (genellikle 1 yılı aşmakta) sona ermesini ve şartlı tahliye edilen tutukluların yaşamlarına ciddi ve uygulanamaz kısıtlamalar getiren sistemin gevşetilmesini talep ediyorlar. Tutukluluğun yarattığı öfke, uzun süreli tutukluların fiziksel ve zihinsel sağlığının bozulmasından muzdarip olduğu gözaltı merkezinde tecrit, bilgi eksikliği ve -iddia edilen- tıbbi ihmal nedeniyle ağırlaşmaktadır.

Açlık grevleri Japonya’nın gözaltı merkezlerinde trajik sonuçlarla meydana geliyor. 24 Haziran’da Nijeryalı bir adam, Nagasaki eyaletinde bulunan Omura Gözaltı Merkezi’ndeki açlık grevi sonucu öldü. Doğu Japonya Göçmenlik Merkezi’nde devam eden açlık grevi, yabancı tutuklular adına destek verip savunan bir sivil toplum kuruluşu olan Ushiku no Kai tarafından izleniyor. Ushiku no Kai’nin lideri olan Kimiko Tanaka, Göçmen Bürosu’nun açlık grevine son vermeyi kabul eden tutukluların birkaç hafta şartlı tahliye edilmesini kabul ederek durumu kontrol altına almaya çalışmasını, grevcilerin sayısındaki dalgalanmanın nedeni olarak belirtti. Tanaka şunu da sözlerine ekledi: “Ancak iki hafta sonra tekrar tutuklandılar. Bunu yaşayanlar gerçekten ama gerçekten muazzam derecede öfkeliler.”

Doğu Japonya Göçmenlik Merkezi’ndeki tutuklular, ülkesine iade edilmeyi kabul etmeyen göçmenlerdir. Büyük çoğunluğu Güneydoğu Asya’dan, Afrika’dan ve Ortadoğu’dan gelen bu tutuklular mülteci ya da vizesi bittiği halde ülkeyi terk etmeyenlerdir. 2018 yılında Japonya, 10.493 göçmen başvurusundan yalnızca 42’sini kabul etti. Bu oran göz önüne alındığında, birçok başvuru sahibi üçüncü bir ülkede sığınma fırsatını memnuniyetle kabul eder, ancak çok az sayıda ülke Japonya kadar zengin bir ülkeden mültecileri almaya istekli görünmektedir. Uygulamada, tutuklular için tek çıkış yolu geri göndermedir. Ancak kendi ülkelerindeki zulüm korkusuyla çoğu Japonya’da kalmakta, uzun süreli gözaltı süreleri ile şartlı tahliye sisteminin güvencesiz maddi koşulları arasında gidip gelmektedirler.

Bu yılın başlarında Ushiku no Kai, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi Göçmen İşçiler Komitesi tarafından hazırlanan bir bildiriye yanıt olarak, Japonya’daki gözaltı tesisleri hakkında bir rapor hazırladı. Raporun bulguları, Ushiku no Kai üyeleri tarafından yapılan Doğu Japonya Göçmenlik Merkezi’ne düzenli ziyaretler ve 2018’de yapılan 265 tutukludan oluşan bir ankete dayanmaktadır.

Rapora göre, uzun süreli gözaltılar giderek daha fazla normalleşmektedir. Ankete cevap verenlerin yüzde 77’si bir yıldan fazla bir süre, yüzde 36’sı ise iki yıldan fazla bir süre boyunca gözaltında tutulmuştur. Tutuklular ortalama 1.000 ila 2.000 ABD doları tutarındaki bir kefaletle şartlı tahliye edilebilirler. Başvuruların değerlendirilmesi konusunda çok az şeffaflık bulunmakta ve red sayıları ise gittikçe artmaktadır. Rapora göre, ankete katılanların yüzde 80’inin başvuruları en az üç kez reddedilmiştir.

Başarılı olan adaylar serbest bırakıldıklarında ise büyük kısıtlamalarla karşı karşıya kalmaktadır: çalışamazlar, banka hesabı açamazlar, telefon alamazlar ya da izinsiz olarak ikametlerini terk edemezler. Birçoğu çalışmamayı göze alamaz, yani şartlı salıverilme koşullarına bağlı kalmak pratikte neredeyse imkansızdır. Tanaka, bu duruma “Tamamen gerçekçi olmayan bir kısıtlama” diyor. “İnsan hakları açısından birinin çalışma hakkından mahrum edilmesinin ciddi bir ihlal olduğunu düşünüyorum.” Şartlı salıverilenler, sıklıkla katı kuralları ihlal ettikleri için kendilerini gözaltı merkezlerinde bulmaktadırlar.

Belirsizlik, korku ve karışıklık, mültecilerin deneyimlerini tanımlamaktadır. Teoride, tutukluların dış dünyayla iletişim kurma hakları varken ve tutukluluk durumları ve başvurularının durumu hakkında bilgi almak Göçmenlik Bürosu’ndan talep edilmeliyken, uygulamada bu bilgilere erişim oldukça sınırlı. Pahalı ankesörlü telefonlar ve 30 dakikalık ziyaretler dış dünyayla olan tek bağlantıdır. Ushiku no Kai’nin raporu, tutukluların bu durumun yasallığı, tutukluluk süresi, iletişim hakları ve tutuklamaya itiraz etmenin yasal yolları gibi şeyler hakkındaki bilgilere genellikle erişimden mahrum bırakıldığını belirtmektedir.

“Nasıl çıkacaklarını bilmiyorlar, ne kadar süre orada kalacaklarını bilmiyorlar ve çıkmak için atılacak adımların ne olduğunu bilmiyorlar. Bu yüzden çok fazla panik ve korku var.” diyor Profesör David Slater. Slater, Tokyo’daki Sophia Üniversitesi’nde kültürel antropolog olup, Japonya’daki mülteciler için bir araştırma projesi ve destek programı yürütmektedir. Slater ve öğrencileri eski tutuklularla yapılan video röportajlarını kaydetmektedirler.

The Diplomat ile paylaşılan bir röportajda Nijeryalı bir mülteci, tutukluların göç bürokrasisini anlamak için birbirlerine nasıl güvendiklerini şöyle açıklıyor: “Pek çok yeni gelen kişiler, prosedürler hakkında hiçbir şey bilmiyor. Şartlı tahliye için başvuruda bulunmaları gerektiğini bilmiyorlar. Kefiller, kalacak yerler ve bunlar hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Bu yüzden sistemi bilenler yeni gelenlere öğretebilir.” Tutukluların göçmenlik memurlarından bilgi isteyebildiklerini söylerken, “memurların tutuklulara bir şey öğretmek için inisiyatif almadığını” da ekliyor.

Doğu Japonya Göçmenlik Merkezi’nde, tamamen farklı kültürlerden gelen yabancıların olduğu küçük odalarda dört ila beş kişi birlikte gözaltına alınmaktadır. Cep telefonlarına veya internete erişimleri yoktur, zaman geçirten tek şey ise televizyondur. Mahremiyet eksikliği ve uzun süredir alıkonulma stresi, tutuklular arasında süregelen gerilimlere yol açmaktadır. Slater’ın araştırma grubuyla yaptığı röportajda Nijeryalı mülteci, gözaltı merkezi personelinin, tutukluların uzun teller veya metal çatal bıçak takımı gibi kendilerine zarar verebilecekleri herhangi bir şeye erişememelerini nasıl sağladıklarını ayrıntılı olarak anlatıyor. “Herkes depresyonda.” diye de ekliyor.

Ushiku no Kai’nin raporu; kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve organ yetersizliği yaygınlığı da dahil olmak üzere uzun süreli gözaltı ve akıl ve fiziksel sağlık sorunları arasındaki bariz bağlantıyı vurgulamaktadır. Raporda The Japan Times’ın haberine göre Tokyo Eyaleti Göçmenlik Bürosu’nun rahatsızlanmış Kürt bir tutukluyu hastaneye göndermemesinin tıbbi bir ihmal olduğu öne sürülerek Göçmenlik Bürosu suçlanmaktadır. Şimdiye kadar, yetkililerce taşınırken veya gözaltında tutulurken ölen en az 15 yabancı uyruklu vakası bulunmaktadır.

Nisan ayında Japonya, yaşlanan nüfusun iş gücü sıkıntısını gidermek için mücadele stratejisinin bir parçası olarak yabancı vasıfsız işçilere yeni bir vize başlattı. Bu arada, sığınmacıların tedavisi giderek sertleşmeye devam ediyor. Avukatlar, şartlı tahliyeyle uğraşırken yakalananların şimdi en az üç yıl üç ay gözaltında tutulduklarına dikkat çekmekteler. Tanaka, “Japonya gerçekten yabancı işçilere ihtiyaç duyuyor.” diyor. “Bu tamamen çelişkili bir politika.”

Tanaka, Doğu Japonya Göçmenlik Merkezi’ndeki açlık grevinin nasıl gelişeceğini tahmin edemediğini söyledi. “Tabii ki, Göçmenlik Bürosu açlık grevine son vermelerini ve normal yaptırımlarına geri dönmelerini istiyor. Ne yazık ki, şu anda durum böyle gözükmüyor.”

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Türkan Babacan

Türkan Babacan
TESAD İngilizce Çevirmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir