Güney Koreli göstericiler, Seul'deki Japon Büyükelçiliği'nin önünde Japonya'nın yeni ticari kısıtlamalarını protesto ediyor. (Kaynak: AP)

Japonya ve Güney Kore Arasındaki Gerilim Kimseye Yaramaz

Yazar: Benjamin Katzeff Silberstein (FPRI Asya Programı Uzmanı)

Japonya ve Güney Kore arasındaki ticaret savaşı, uluslararası ilişkilerin liberal bakışında çok az mantık içeriyor. Fransız ekonomist Frederic Bastiat, “Eğer mallar sınırları geçmezse askerler sınırları geçer.” demişti. Yani sınırlarda ticaretle beraber doğan sosyal ve ekonomik bağlar, devletlerin barışçıl ve karşılıklı yararlılık ilişkiler kurmasını sağlamalıydı. Eğer iki ülke birbirine bağımlıysa, birinin diğeriyle kavga etmesi için bir sebebi olmaz.

Shinzo Abe (Japonya) ve Moon Jae-in’in (Güney Kore) son hamleleri, bu fikrin doğruluğunu sorgulamaya itiyor. 26 Temmuz’da Japon Kyodo News Ajansı, Japon kabinesinin Güney Kore’yi en alt düzey ticari sınırlamalar uygulanan “beyaz listeden” çıkarabileceğini aktardı. Hamle; geçen sonbahar bir Güney Kore mahkemesinin Mitsubishi gibi Japon firmalarının, II. Dünya Savaşı’nda zorla çalıştırılan Koreli kurbanlara tazminat vermesi gerektiği kararıyla gerilen ilişkilerin en son hamlesi oldu.

Gerçekleşen şeyler aslında birçok yönden mantıksız. Sosyal ve ekonomik anlamda iki ülke de birbirine yakın. Bu satırları yazdığım Osaka’daki bir kahvecide benim haricimdeki müşteriler Koreli. Hava alanından şehre sadece Korece bilerek geçebilirsiniz. İşte bu durum, toplu taşıma alt yapısının ve istihdamının nasıl Güney Koreli turistleri ağırlamak üzerine planlandığını gözler önüne seriyor.

2018’de Japonya’ya giden Güney Koreli turist sayısı, Çinli turistlerden sonra ikinci olarak yaklaşık yedi buçuk milyona ulaştı. Yaklaşık üç milyon Japon turist de Güney Kore’yi ziyaret etti. Seul’un turistik Myongdong semtinde Japonca, Korece’den daha çok duyuluyor. Osaka’daki Tsuruhashi semti civarındaki “Kore Semti”, Temmuz ayının son haftalarında her gidişimde Kore müziği, yemeği ve kültürüne hayran Japonlarla doluyor. Buna rağmen yatırımlar açısından ölçüldüğünde ekonomik ilişkiler, iki büyük komşu ülke için son derece küçük. Yine de sosyal ve kültürel alışveriş açısından iki ülke de birbirine yakın.

Bu denli büyük kültür alışverişine rağmen iki ülkede de hükümetlere karşı düşmanlık hala ayakta duruyor. Güney Koreli bazı mağazalar Japon ürünlerini boykot etti, Japonya’dan Güney Kore’ye uçak biletleri satışı azaldı ve Güney Koreli bir Youtuber, havaalanında aldığı Japonya biletini, çektiği bir videoda yırttı. Son yapılan bir anket, Japonların %74’ünün Güney Korelilere güvenmediğini, Güney Korelilerin %75’inin Japonlara güvenmediğini ortaya koydu.

Münakaşalarda bu sefer ilginç olan şey, tarafların ne kazanacağını görmenin zor olması. Abe ve Moon’un ülke içi siyasi sebeplerden (popülizm) ilişkileri gerginleştirdiğini varsaymak kolay olur. Japon hükümeti, Güney Kore menşeili yarı iletken ve telefon ekranlar için Güney Kore’ye hassas ve önemli malzemelerin ihraç edilmesinin potansiyel bir güvenlik riski olduğunu iddia ediyor. Hükümet, aynı zamanda BM raporlarından örnekler vererek, hassas kimyasal malzemelerin Güney Kore kontrollerindeki gevşeklikten dolayı Kuzey Kore’ye kaçabileceğini söylüyor. Ancak buradaki problem, Japonya’dan giden hassas malzemelerin de aynı şekilde Kuzey Kore’ye kaçması.

Bu yüzden, Japon hükümetinin Güney Kore yaptırımları kontrolü iddiası neredeyse önemsiz görünüyor. Yaptırımların etrafından dolaşan Kuzey Kore metotları hakkında en iyi istihbaratı toplayan Japon hükümeti, Kuzey Kore’nin yaptırım önleme bağlantılarının ne kadar sağlam olduğunun gayet farkındadır. Bu ister Güney Kore’den ister Japonya’dan gelsin. Bu durum, denetimin daha sıkı olamadığı anlamına gelmiyor ama asıl konu, Japonya ve Güney Kore’nin yaptırımlara karşı daha rahat davranışından ziyade Kuzey Kore’nin etraftan dolaşma yeteneğiyle alakalı.

Dolayısıyla popülizm bir açıklama olarak görünüyor. Kesinlikle bir etkisi var ama tamamen bir sebep değil. Gerginliğin her iki ülkede de aniden artmasını açıklayabilecek doğrudan ve keskin iç siyasi sebepler yok. Abe, Temmuz sonlarına doğru yapılan seçimlerde çoğunluğu rahatlıkla almıştı. Seçim her ne kadar söylemi kışkırtsa da Japonya’nın sert tonunu ve ihracat engellemelerini tamamen açıklamıyor.

Moon tarafında ise Japonya ile ticaret savaşının zamanlaması özellikle yanlış görünüyor. Çoğu ekonomik gösterge çoktandır kötü görünüyor. 18 Temmuz’da Kore Merkez Bankası, son aylarda yaşanan ihracat küçülmelerinden dolayı faizleri 1,5 puan aşağı çektiğini açıkladı. Bu yıl Nisan ayında Güney Kore’nin ihracatı geçen yılla kıyaslandığında %2 azaldı. Güney Kore hükümeti, Temmuz ayının başlarında bu yıl için büyüme tahminlerini %2.4 ve %2.5 aralığına düşürdü. Bir yandan bazı analistler, gerçek büyüme rakamını %1.4 kadar düşük olabileceğini ifade etti. Bunda iç ekonomik politika değişimleri büyük bir faktör. Hükümet asgari ücreti geçen yıl %16, bu yıl da %11 artırdı. Bu yıl Ocak ayı, ülkede son dokuz yılda görülen en büyük işsizlik oranlarını gördü. Ülkenin çoğu yerinde ekonominin daha mutlu günler geçirdiğini görebilirsiniz. Birkaç hafta önce ülkenin güneyinde bir tatil yerine gittiğim zaman bir restoran sahibi, bu yılın bu zamanlarında müşteri kuyruklarının bina etrafında dolandığını söyledi. Dolması gereken tatil yerleri bu sene neredeyse bomboş görünüyor.

Bu ticaret savaşının arkasındaki sebepler, kolay açıklamaları küçümsüyor. Buna rağmen fikirler ve ideoloji her zaman önemli. Cumhurbaşkanı Moon, Japon sömürgeciliği döneminin mirasını çağdaş siyasi ve sosyal değişim için büyük bir engel olarak görüyor. Japonya’ya karşı sert bir tutum takınmasındaki mantığının çoğu, bunun doğru bir şey olduğuna inanmasından kaynaklanıyor.

Ticaret savaşının arkasındaki gerginlikler ve hassasiyetler, bu bağlamda açıklanmak için çok karmaşık. Kesin olarak söyleyebileceğimiz şey, neredeyse tüm ticaret savaşlarında olduğu gibi bu savaşta da kazanan yok ama çok kaybeden var. Doğu Asya’daki ticari gerginlikler hem Güney Kore hem de Japonya için çok zararlı bir durum olduğunu kanıtlıyor. Eğer iki ülke de karşılıklı hamlelerini devam ettirirse ekonomik görünümleri daha da kötü olacaktır.

Bu iki ülke dışında potansiyel olarak en büyük kaybeden ülke ABD. Bu durum, iyi zamanlanmış bir tweet’le ya da zirvelerle çözüm için çok karmaşık. Trump yönetiminin Asya ve Pasifik İlişkiler Müsteşarı’nı ataması iki buçuk yılını aldı. Eğer ABD, bu pozisyonu ve Doğu Asya’da çok uzun süredir boş kalan diplomatik misyonları yakın zamanda doldurabilseydi krizden kaçınılabilirdi. Amerika, Güney Kore ve Japonya için tartışmasız en önemli müttefik. Bölgeye en başından beri bakan birisi olsaydı bu yetkili, krizi yakın zamanda öngörebilir ve tansiyonu azaltabilirdi.

Amerika bu sorunu çözemez – sonuçta sadece bir müttefik, krizin tarafı değil. Ama Amerika; sorunları tarihsel uzlaşıya bağlı tutmak için bir yol bulmak, hiç olmazsa ticaret, istihbarat paylaşımı ve jeostratejik güvenlikle alakalı meselelerden ayrı tutmak için Japonya ve Güney Kore ile çalışmalıdır. Bu mesele Kuzey Kore nükleer programının uluslararası ağırlığını ve PR zaferini tutmayabilir ama Amerika’nın stratejik çıkarları için Güney Kore ve Japonya arasındaki iyi ilişkileri desteklemek çok mühim.

[toggle title=”Kaynak” state=”close”]

https://www.fpri.org/article/2019/07/tensions-between-south-korea-and-japan-benefit-no-one/

[/toggle]