Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Çin-Japonya
Kaynak: Carl Court

Japonya-Çin İlişkileri: Pekin, Japon Milliyetçileri Güçlendiriyor

Çin, Japonya’da gizli bir tehdit olarak görülüyor. Tokyo bu nedenle silahlanıyor. Milliyetçiler ise bu durumdan oldukça memnun. Ancak Japonya’nın, komşularıyla ticarete her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Pandemi zamanlarında bile Çin ekonomisi büyüyor. Bununla beraber ülkenin siyasi ve ekonomik etkisi de büyüyor. Ancak Çin Devlet Başkanı Xi Jinping yönetiminde, Çin dış politikası bariz bir şekilde agresif hale geldi. Komşu ülkeler bunu özellikle hissediyor. Peki “Yeni Çin”in komşusu olmak nasıl bir duygu? Bu mini yazı dizisinde Hindistan, Laos, Japonya ve Avustralya’daki durumu analiz ediyoruz.

Askerler mayıs ayında hareket ediyor. Japonya’ya ABD’den ve Fransa’dan gelecekler. Bu Doğu Asya ülkesinin öz savunma güçleriyle birlikte su ve karada ortak askeri tatbikatlar yapacaklar. Bu konuyla alakalı aralık ayı başlarında Tokyo’da, sağ eğilimli Sankei Shimbun tarafından rapor yayınlandı. Bunda esas amaç elbette ki bölgeyi silahlı bir saldırıya karşı hazırlamak değildi. Sankei Shimbun’un buradaki amacı, “deniz alanlarını kıskaca alma amacıyla kıta sahanlığını genişletmek isteyen Çin’e bir mesaj göndermek.”

Kısa sürede uluslararası ilgi gören rapor, en ufak bir hatanın ciddi sonuçlara yol açabileceği bir çatışmanın açıklaması gibi okundu ve bir bakıma bu izlenim doğrudur. Japonya, 2012 sonbaharında Senkaku Takımadalarını özel bir kişiden satın alıp kamulaştırdığından beri, silahlı bir çatışma senaryosu tekrar gündemde çünkü Çin, kendi ülkesinde Diaoyu olarak adlandırılan adalar üzerinde toprak taleplerini de gündeme getiriyor. Örneğin, Japonya son dokuz yılın her birinde askeri harcamalarını artırdı. Bunun ana nedenlerinden biri ise giderek saldırganlaşan Çin.

Bir diğer önemli neden, her yıl kendi ülkesindeki büyümenin sona erdiğine dair artan izlenimdir. Ekonomi 30 yıldır, bir süredir ilan edilen bir patlama ile nihayet toparlanmak yerine durgunlaştı. Bu sadece nüfusun ortalama 20 yıldan fazla bir süredir yaşlanmasından ve nihayetinde küçülmesinden kaynaklanmıyor, ayrıca üretici ve tüketici sayısında azalma olduğu anlamına da geliyor.

Çin’in Yükselişi, Sohbetlerin Ortak Konusu

Bu gelişmeler karşısında Japonya, Asya’nın refah modeli olarak on yıllık statüsünü kademeli olarak kaybediyor. Bu yüzden hâlâ o statüyü koruduğunu göstermesi gerekiyor. Paradoksal bir şekilde, Çin’in bölgesel liderlik yolundaki nerdeyse durdurulamaz yükselişi, Japon sağcıların kartlarını güçlendiriyor. Tokyo’da Seikei Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü ve milliyetçilik konusunda uzman olan Masaaki Ito, “Milliyetçiler için Çin en popüler düşmandır.” diyor.

Ito’nun bununla kastettiği şu: Japonya’da etkili olan sağ kanadın, içeride siyasi hedeflerini açıklamaya daha az ihtiyacı var, çünkü Çin o kadar büyük bir tehdit unsuru olarak görünüyor. Ito, “Japon milliyetçiler, ülkelerini Asya’nın egemeni olarak görüyor.” diye açıklıyor. Ancak Japonya, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana resmi olarak bir orduya sahip değil. ABD’nin dayattığı savaş sonrası anayasada 9. madde herhangi bir savaşı yasaklıyor. Bu da resmi olarak silahlı kuvvet olmadığı anlamına geliyor.

De facto olarak bu kısıtlama, “öz savunma kuvvetleri” adı verilen birlikler tarafından aşağı yukarı ihtiyatlı bir şekilde aşılıyor ancak güçleri sınırlı kalıyor. Sekiz yıldır hükümete hâkim olan milliyetçiler, on yıldır anayasayı yenilemeye çalışıyorlar. Onlara göre 9. madde mümkün olduğu kadar tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Çin’in Pasifik’teki saldırgan retoriği ve askeri devriyeleri, nüfusun çoğunluğu pasifist düşünmeye devam etse ve bu nedenle mevcut anayasaya bağlı kalsa da Japon milliyetçilere çabalarında destek veriyor.

Ülke genelinde Çin’e yönelik kızgınlık da mevcut. Japonya’nın 2010 sonunda dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olarak Çin tarafından geride bırakılması sadece bilinen vatanseverlerin canını acıtmakla kalmıyor. Son birkaç yılda yapılan anketler, Japonların, yalnızca giderek zenginleşen Çinlilere ilişkin çekincelerini daha belirgin hale getirdiklerini değil, aynı zamanda kendi ülkeleri hakkında giderek kötümser olduklarını da göstermektedir. Muhtemelen bu iki duygu birbiriyle ilişkilidir. Her halükârda, Çin’in yükselişi Japon sohbetlerinde ana konu haline gelmiştir.

Son yıllarda Japonya’nın en azından fakirleşmemiş olmasının en önemli nedeni muhtemelen Çin’dir. Pek çok ülkede olduğu gibi, Japonya’daki sayısız şirket Çin’in devasa satış pazarından ve tüketiciler de ucuz ürün kitlesinden yararlanmaktadır ve daha da fazlası var: 2018’de, Japonya’ya yapılan tüm ithalatın yüzde 23’ü, 2000’den bu yana neredeyse yüzde 50’lik bir büyüme oranı ile Çin’den geldi. Çin ayrıca bir ihracat hedefi olarak daha önemli hale geldi: 2000’de, tüm ihracatın yalnızca yüzde 6’sı Çin’e gitti, pay 2018’de zaten yüzde 18 idi. Çin’in güçlü kamu ekonomisine güvenmek mümkün olmasaydı, Japonya da tıpkı Almanya gibi son birkaç yılda büyük sorunlar yaşayabilirdi.

Ancak Japonya’da özellikle endişe verici olan, Çin ile ticari ilişkilerin geliştiği asimetridir. Çin hiçbir şekilde Japonya’ya daha bağımlı hale gelmedi: 2000 yılında Japonya hala Çin’den yapılan tüm ithalat ve ihracatın yüzde 18 ve 17’sini oluşturuyordu. 2018’de bu oranlar sadece yüzde 8 ve 6 idi. Dolayısıyla, Japonya ekonomik olarak Çin’e giderek daha fazla bağımlı hale gelirken, aynı durum Çin için de geçerlidir.

Bu nedenle de Japonya siyaseti bir süredir denge politikası güdüyor. Büyüyen ekonomik ortaklık, savunma politikasının karşısında bir pozisyon alıyor. Tokyo Temple Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Jeffrey Kingston, “Artan ticari ilişkilerle birlikte Japonya’ya olan bağlılık da artıyor.” diyor.

Japonya’nın Siyasi Zikzak Rotası

Kısa bir süre önce serbest ticaret anlaşması Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) onaylandı. Önümüzdeki birkaç yıl içinde, katılımcı ülkeler arasındaki ticaret engelleri yüzde 90 oranında kaldırılacak. Japon bakış açısına göre, ticari engellerin, Japonya ile Çin arasındaki toplam ticaret içindeki payı yüzde 86’dan yüzde 8’e düşecek. Bu nedenle Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in on iki yıldan sonra ilk kez bu yıl Tokyo’ya bir devlet ziyareti yapması bekleniyordu. Pandemi nedeniyle ziyaret 2021 yılı içinde gerçekleşecek. Japonya da Pekin’den gelecek misafirlerini şimdiden dört gözle bekliyor. Örneğin geçen yıl hükümet, Pekin’in altyapı projeleri ve ticaret yolları yoluyla dünyanın büyük bir bölümünü kendisine bağlamayı planladığı devasa Çin Yeni İpek Yolu projesine katılma sözü verdi.

Aynı zamanda, Tokyo hükümeti diğerlerinin yanı sıra Hindistan ile daha küçük ancak benzer hedefleri olan alternatif bir proje üzerinde çalışıyor. Geçen yaz istifa eden Başbakan Shinzō Abe, bu projelerin tanıtımını yurt dışına yaptığı gezilerde Çin’in aksine çevre dostu ve “liberal dünya düzeni” doğrultusunda olduklarını vurgulamaktan hoşlanıyordu.

Bunu siyasi zikzak olarak tanımlarsanız haksız sayılmazsınız. Diğer taraftan, Japonya hiçbir şekilde Çin ile başa çıkma stratejisini kapsamlı bir şekilde açıklamak zorunda kalacak tek ülke değildir. Ancak Tokyo’daki hükümetin, Çin’den dolayı yıllarca silahlanmasının hoş bir etkisi, Japonya’daki herkesin artık Çin’i gizli bir tehdit olarak görmesidir. Kritik sorgulamaların nadir hale geldiği bir sükûnet durumu…

Yazar: Felix Lill

Kaynak: Zeit Online