jake
(imdb.com'dan alınmıştır.)

Jake Gyllenhaal Filmografisi

Jake Gyllenhaal, farklı rollerine ve oyunculuğuna hayran kaldığım, son 20 yılda kendinden sıkça söz ettiren çok sevdiğim bir isimdir. Kardeşiyle beraber oynadığı filmle ünlenen ardından sinemada çok görmediğimiz bir konuya sahip filmle dikkatleri üzerine çeken Jake Gyllenhaal, son birkaç yılda ondan beklenilen güzellikte filmler ortaya koyamasa da bana göre oyunculuk konusunda hala çok iyi olan isimlerden birisi. Tanıyanların daha da yakından tanıması için, tanımayanların da film listesine ekleyebileceği güzel filmlerinden birkaç tanesini gelin hep beraber inceleyelim.

October Sky – 1999

Kariyerindeki ilk başrol deneyimi olan filmin yönetmenliğini Joe Johnston yapıyor. Başrollerinde kendisi dışında Chris Cooper ve Laura Dern var. NASA’da mühendislik yapmış olan Homer Hickam’ın hayatını anlatan biyografik bir film.

october sky
(imdb.com’dan alınmıştır.)

Homer, Coalwood Köyü’nde yaşayan ve gelecekle ilgili çok büyük umutları olan bir genç. Fakat madenci olan babası, oğlunun da kendisi gibi madenci olmasını ve izinden gitmesini istemektedir. Homer ise babasının tam tersine bilimle uğraşmak ve roket yapmak istiyor. Bu ideallerini gerçekleştirmek için okulda kimsenin konuşmadığı zeki bir çocukla arkadaşlık kurmaya ve ondan roket yapımıyla ilgili bilgiler edinmeye başlar. Babası ilk başlarda onun izinden gitmediği için oğluna karşı çıksa da Homer durmayacak ve ideallerini gerçekleştirmek için elinden geleni ardına koymayacaktır.

Yaşanmış bir hikâyede ilk kez başrol olan Gyllenhaal, bu filmle beraber tabiri caizse “devler ligine” girişini yaptı.

Donnie Darko – 2001

Kendisinin artık parıl parıl parladığı, yönetmenlik koltuğunda Richard Kelly’nin oturduğu ve başrollerini Jena Malone, Drew Barrymore ile paylaştığı, ayrıca kadrosunda kardeşi Maggie Gyllenhaal’un da olduğu fantastik film.

donnie darko
(imdb.com’dan alınmıştır.)

Donnie, zengin sayılabilecek bir ailenin çocuğu olan bir lise öğrencisi. İyi bir öğrenci olan Donnie, bir gece tavşan kostümü giymiş bir insan görüyor. Uyandığında ise kendisini sokakta bulan karakterimiz, bu ilk “halüsinasyon” deneyiminden sonra aslında olmayan şeyler görmeye devam ediyor. Gördüğü şeylere anlam veremeyen, ama arkasındaki gizemleri çözmek isteyen Donnie okulundan ve ailesinden uzaklaşmaya ve uyum sorunları yaşamaya başlıyor. Gördüğü şeylerin elbet bir anlamı olabileceğini düşünürken okula yeni bir kız öğrencinin geldiği haberi yayılır. Ortak derslerinde karşılaşan ikili, sonrasında arkadaşlık kurmaya ve birbirlerine karşı bazı duygular hissetmeye başlarlar. Fakat Donnie için bu görüntüler kesilmemiştir. Yaşadığı mahalledeki insanların garip olduğunu düşünen yaşlı bir kadının gençliğinde aslında çok farklı bir kişi olduğunu öğrenecek ve sonrasında hayatının geri kalanıyla ilgili çok önemli bilgiler edinecektir. Çoklu evren teorisinin en güzel işlendiği filmlerden birisi olan Donnie Darko’da karakterimizin bize sorduğu tek bir soru var: “Geleceği görebilsen değiştirmek için uğraşır mısın?”

Genç yaşında beklenmeyecek bir performans ortaya koyan Gyllenhaal, fazlasıyla ilgi çekici ve bir o kadar da güzel işlenen senaryosuyla kariyerinin gelecek yıllarında aranan isimlerden birisi haline geldi.

Brokeback Mountain – 2005

Vizyona girdiği  yılda çokça tartışmaya sebep olmuş, sinemada daha önce çok örneği görülmeyen bir film. Yönetmenliğini Ang Lee’nin yaptığı, başrolünü Heath Ledger ile paylaştığı, iki kovboyun ilişkilerini ve hayatını anlatan film.

brokeback mountain
(imdb.com’dan alınmıştır.)

1963 yılında Jack Twist ve Ennis Del Mar, zamanın büyük çiftçilerinden birisinin yanında işe başlarlar. Beraber çalıştıkları süre boyunca zamanla yakınlaşan ve birbirlerine karşı ilgi duymaya başlayan iki kovboy, çevre baskısı ve yaşadıkları dönemin ahlaki görüşleri yüzünden ilişkilerini saklarlar. Bir süre sonra işten ayrılırlar ve kendi yollarına giderler. Jack hala yoğun duygular beslese de Ennis bu ilişkinin asla hoş görülemeyeceğini düşünür ve Alma adlı bir kadınla evlenir. Aradan geçen zaman boyunca Jack, Ennis’i unutamamıştır ve Ennis de zaman zaman Jack’i düşünür. Kendisini daha fazla tutamayan Jack yola koyulur ve Ennis’i aramaya başlar.

Film genel itibariyle saf duygulardan bahsediyor. Cinsiyet kalıpları koymadan iki insanın birbirine karşı yaşadığı sevgi sinemada yankı uyandıracak olsa bile film ekibi cesur davranıp filmi beyaz perdede yayınlamışlar. Hatta filmde Gyllenhaal o kadar gerçekçi davranmış ki seyirciler arasında biseksüel olup olmadığı tartışılmaya başlanmış. Gyllenhaal daha sonra yaptığı açıklamada “Biseksüel olduğum yönünde çıkan dedikodular gurur verici. Çünkü bu dedikodu benim her rolü oynayabileceğim anlamına geliyor,” ifadelerini kullanmış. Kazandığı ödüllere rağmen eleştiri oklarının hedefi olmuş fakat farklı hikâyesi ve radikal yapısıyla izleyicilerin genel olarak beğendiği film artık Gyllenhaal’un bir yıldız olduğunun en büyük göstergesi.

Zodiac – 2007

Yönetmenliğini David Fincher’ın yaptığı, başrollerini Mark Ruffalo ve Robert Downey Jr. ile paylaştığı gerilim ve gizem temalı film.

zodiac
(imdb.com’dan alınmıştır.)

1960’ların sonunda San Francisco’da işlediği iki cinayet ile polisi peşine takan katili yakalamak için çalışmalara başlayan polis hiçbir bilgi bulamaz. Bu sırada Robert Graysmith bir gazetede karikatürist olarak çalışmaya başlar. Cinayetler ara ara devam ederken hakkında bilgi toplamak için çalışan Paul Avery ve Robert Graysmith’in çalıştığı gazeteye bir mektup gelir. Şifreli bir mektup olduğunu anlayan Avery, mektubu çözmeye çalışırken ardı ardına mektuplar gelmeye devam eder. Polisi ve basını küçümseyen, kendisini hiçbir zaman bulamayacaklarını söyleyen katil şifreli mesajlarına devam eder. Bu sırada Graysmith, katili bulmayı kendinde bir takıntı haline getirir ve bu cinayetle ilgili bilgi toplamaya başlar. Soruşturması devam ederken katil artık cinayet işlemeyi bırakır ve polis de delil yetersizliğinden davayı kapatır. Fakat Graysmith topladığı bilgileri polisle paylaşınca birkaç şüpheli bulunur ve dava tozlu raflardan indirilir. Graysmith bu davanın çözülmesini her şeyden çok istemektedir.

Gyllenhaal’ın kariyerinde yer alan en iyi filmlerden birisi. Beraber çalıştığı güçlü rol arkadaşlarının da yardımı ile ortaya izlerken bir kere bile gözünüzü ayıramayacağınız, performansları ile takdir edeceğiniz çok güzel bir film. Filmin gidişatı ise her zaman seyirciyi şaşırtmaya yönelik ilerliyor. Tam olayların çözüldüğünü düşündüğünüz noktada her şey sarpa sarıyor ve neredeyse başa dönüyorsunuz. Bana göre bu film, kariyerindeki o altın dönemin ilk filmi.

Brothers – 2009

brothers
(imdb.com’dan alınmıştır.)

Jim Sheridan’ın yönettiği, başrollerini Tobey Maguire ve Natalie Portman’la paylaştığı drama filmi.

Sam Cahill, Afganistan’a operasyona giden bir yüzbaşı. Eşi ve çocuklarıyla güzel bir hayatı olan yüzbaşı, sık sık operasyona gitmek zorundadır. Fakat bu hayatının dışında bir de başına bela olan kardeşi Tommy vardır. Tommy, zamanında hapse girip çıkmış, serseri olarak görülen ve güvenilmeyen biridir. Sam’in Afganistan’da operasyonda olduğu sırada eve iki adet asker gelir ve Sam’in öldüğü haberini verirler. Karısı Grace yıkılır ve üzüntüden bir süre kendine gelemez. Kısa bir süre sonra Tommy Grace’i arar ve onunla buluşurlar. O günden itibaren Tommy’nin kişisel sorunları ve Sam’i kaybetmenin acısıyla vakit geçirmeye başlarlar ve birbirlerine yakınlaşırlar. Aralarındaki buzlar tamamıyla erimiş ve Tommy yeğenleriyle sürekli vakit geçirmeye çalışan biri haline gelmiştir. Henüz bu ilişkinin uygun olup olmadığını sorgularlarken bir gün Sam eve döner. Psikolojisi alt üst olmuş, fazlasıyla kilo vermiş ve konuşurken bile zorlanan biri olarak ailesinin karşısındadır. İlk başlarda yardımcı olmaya çalışsalar da öfke kontrolünü kaybeden Sam’den bütün aile bireyleri uzaklaşmaya başlar ve bu onu daha da yıkar. Problemleriyle boğuşan Sam bir darbeyi de Tommy ve Grace arasındaki ilişkiyi öğrendiğinde alır. Üçü de artık hayatlarının kolay olmayacağını ve bu engeli nasıl aşacaklarını düşünürler.

Kendisini bu kadar büyük bir dramda izlemek aklıma gelmezdi açıkçası. Hem Tobey Maguire hem de Natalie Portman çok büyük oynamışlar. Tobey çok ufak yerlerde tatmin edici olamasa da ruh hali bozuk olan bir insanı çok iyi oynamış. Yaşadığı sorunları suratında görebiliyorsunuz. Gyllenhaal ise bildiğimiz gibi karakterinin duygularını ve hislerini kendine has tavrıyla kameraya yansıtmış. Altın Küre ödüllü film kendisinin en beğendiğim filmleri arasında. Umarım izledikten sonra siz de beğenirsiniz.

Source Code – 2011

Duncan Jones’in yönettiği, başrollerini Michelle Monaghan ve Vera Farmiga ile paylaştığı, aksiyon ve gizem temalı film.

source code
(imdb.com’dan alınmıştır)

Askeri pilot Colver Stevens, uyandığı zaman kendisini bir trenin içinde bulur. Karşısındaki kadın onu tanıyor olsa da Stevens kadını daha önce hiç görmemiştir. Olayın şokuyla tuvaletin yolunu tutar. Aynaya baktığında yansımadaki kişinin o olmadığını görür. Cebinden cüzdanını çıkartır ve kimliğine bakar. Daha önce adını duymadığı bir tarih öğretmeninin yerini almıştır. Ne olduğunu anlayamadan dakikalar sonra trende bir bomba patlar ve Stevens bu sefer bir kapsülün içerisindedir. Küçük bir ekrandan onunla iletişim kuran bir asker ve yetkili, onun bir programda olduğunu, trendeki bombanın yerini bulup imha etmesini ya da en iyi ihtimalle şüphelinin kim olduğunu bulmasını isterler. Stevens’ın simülasyonda yalnızca 8 dakikası vardır ve koskoca bir trende yer alan yüzlerce kişi arasından şüpheliyi bulması oldukça zordur. Fakat Stevens tekrar tekrar dener fakat her denemesinde asıl kimliğiyle alakalı korkutucu bilgiler öğrenir. Bir zaman sonra ise Stevens için simülasyon bir görev olmaktan çıkıp büyük bir umut haline gelecektir.

Film kendisinden birkaç yıl sonra çekilmiş olan ve başrolünde Tom Cruise’un yer aldığı Yarının Sınırında’yla benzerlikler taşıyor konu itibariyle. Film bir simülasyon sisteminin içinde geçiyor fakat bu sistem aslında tahmin edildiğinden çok daha büyük. Yine bir, çoklu evren temalı filmde yer alan Gyllenhaal, kariyerinde en beğenilen filmlere bir tanesini daha ekliyor.

Enemy – 2013

Dennis Villenueve ve Gyllenhaal’un tekrar beraber çalıştığı bir psikolojik gerilim filmi. Jake Gyllenhaal, başrollerini Melanie Laurent ve Sarah Gadon ile paylaşıyor.

enemy
(imdb.com’dan alınmıştır.)

Adam Bell fazlasıyla sıkıcı, monoton bir hayat yaşayan, sorunlu bir ilişkisi olan ve hayattan zevk alamayan bir akademisyen. Bir gün meslektaşı sohbet sırasında ona film izleyip izlemediğini sorar. Bell film izlemediğini söylediğinde ise diğer öğretmen geçenlerde izlediği bir filmi çok beğendiğini ve kesinlikle izlemesi gerektiğini söyler. Genelde çevresindeki insanlarla iletişime geçmeyi sevmeyen Bell bu öneriyi dikkate almasa da yapacak bir şey bulamadığı zaman kendisini bir dükkânda bulur. Önerdiği filmi satın alır ve evin yolunu tutar. Her gün yaptığı gibi ilk önce öğrencilerinin ödevlerini kontrol eder fakat bu sefer kız arkadaşıyla uyumak yerine aldığı filmi izlemeyi seçer. Film bittikten sonra bilgisayarı kapatır ve yatağa girer. Fakat gece rüyasında gördüğü şey ile kan ter içerisinde uyanır. Filmin bir sahnesinde kendisinin oynadığını görür ve güya filmde oynayan Bell ekrana bakar. Yaşadığı şokla yatağından fırlayan Bell bilgisayarı açar ve tam olarak o sahneyi bulur. Filmde gerçekten de kendisi oynamaktadır. Fakat hiçbir zaman böyle bir projede bulunmamış hatta hayatında film dahi izlememiştir. Kendisinin tıpatıp aynısı olan bu adamı bulmak için yaptığı araştırmalar sonucunda filmdeki oyuncunun figüranlık yapan Anthony Claire olduğunu bulur. Fakat ona ulaşmak için attığı her adımda hayatı değişir.

Filmin konusunu bir paragrafa sığdırsam da sabaha kadar tartışılacak bir film. İlk sahnesinde yönetmen bizi Anthony Claire olduğunu düşündüğümüz karakter ile beraber bir odaya sokuyor. Odada iş adamı olabilecek takım elbiseli adamlar bir kadının ayakkabısının topuğuyla bir örümceği ezmesini izliyor. Ardından bu sahneden bağımsız olarak film başlıyor.

Filmin sonlarına kadar izlediğiniz bu sahneye bir anlam veremeseniz de sonrasında göreceğiniz ufak sahneler ve filmin sonu ile adeta kocaman bir boşluğa düşüyorsunuz. İlk izlediğimde “Bu ne şimdi?” diye bir tepki vermiştim. Fakat filmi bitirir bitirmez başa dönüp birkaç kilit sahneyi izledikten sonra oturup 20 dakika boyuna filmin sonunun ne olduğunu anlamaya ve örümceğin neyi temsil ettiğini bulmaya çalıştım. İzleyicilerin neredeyse hepsi filmin sonunu benim gibi anlamamış olacak ki internette araştırma yapmaya başlayınca bu konuyla alakalı yazılmış birçok yorum ve makale gördüm. Biraz abartıyor olabilirim ama filmin müthiş konusunun dışında sonunun açıklanmıyor oluşu beni daha da içine çekti. Birbirinin aynısı olan iki insanın birbirinden tamamen habersiz ve zıt hayatlar yaşıyor olmasının nedeni ile ilgili birden fazla tahmin var ama hangisinin doğru olduğuyla alakalı ortak bir noktaya varılamıyor maalesef.

Prisoners – 2013

Yönetmenliğini Dennis Villeneuve’nin yaptığı, başrolünü Hugh Jackman ile paylaştığı, kızını kaybeden bir babanın gerçekleri ararken yapmaması gereken şeyleri yapmasını konu alan bir gerilim filmi.

prisoners
(imdb.com’dan alınmıştır.)

Keller Dover, ailesiyle beraber Pensilvanya’da yaşayan bir adam. Şükran gününü kutlamak için aile dostlarına yemeğe gittikleri gün, dışarıya oynamak için çıkan kızı bir arkadaşı ile ortadan kaybolur. Üzüntüden perişan olan iki aile de polise, suçluların bir an önce bulunması için her türlü yardımı yapıyorlar. Etraftan toplanılan bilgi sonrası tutuklanan bir şüpheli suçsuz olduğu gerekçesiyle serbest kalıyor. Fakat o gün görgü tanıklarının o adamdan ve kullandığı arabadan başka kimsenin orada olmadığını söylemesi üzerine Keller, kendi adaletini sağlamak için ipleri eline alıyor. Bu sırada soruşturmanın devamında yardımcı olmak için eve gelen Dedektif Loki, bir şeylerin ters gittiğini ve Keller’ın bilgi verirken dürüst olmadığını düşünüyor. Keller’ı adım adım takip eden Loki, bir zaman sonra hiç tahmin etmediği şeylerle karşılaşacak ve acılı bir babanın ailesi için yapabileceklerinin bir sınırı olmadığını görecektir.

Hugh Jackman’ın muazzam performansına aynı güzellikte eşlik eden Gyllenhaal için birkaç yılda bu kadar güzel filmler çıkarmak cidden çok büyük bir başarı. Filmin bazı sahnelerinde Hugh Jackman ve Jake Gyllenhaal gerçekten sinir krizi geçiriyor gibiler. Oyunculukların da çok büyük bir etkisiyle beraber çoğu izleyici tarafından şu ana kadar kariyerinin en iyi filmi olarak görülüyor.

Night Crawler – 2014

Dan Gilroy’un ilk defa yönetmenlik koltuğuna oturduğu, başrolünü Renne Russo ile paylaştığı suç ve gerilim temalı film.

night crawler
(imdb.com’dan alınmıştır.)

Louis Bloom, müthiş hırslı ve para için her şeyi yapmayı göze almış bir hırsız. Fakat hırsızlık yaparak istediği parayı kazanamadığını fark eden Louis, kendisine yeni bir iş kolu aramaya başlamıştır. Bir gece yolda yürürken tesadüfen bir trafik kazasına şahit olur. Kazanın yaşanmasından saniyeler sonra olay yerine adeta ışık hızıyla gelen bir kameramanın polisler gelene kadar görüntü aldığını ve siren sesi duyduğu anda oradan ayrıldığını fark etmiştir. Ardından televizyonda bu habere denk gelen Louis, adamın aslında serbest bir gece muhabiri olduğunu ve çektiği görüntüleri kanallara para ile sattığını öğrenir. Kafasında parıldayan ampul bu işin tam ona göre olduğunu söylemektedir. Kendisine bir kamera alır ve artık geceleri hırsızlık yapmak için değil haber değeri taşıyan herhangi bir olayı kaydetmek için evinden çıkar. Zamanla çok büyük görüntüler kaydeden Louis’e kanallardan teklif yağar. Fakat o daha da büyük paralar kazanmak ve ünlenmek ister. Daha fazla para ve reyting için olay mahalline müdahalede bulunur ve farklı açılar için yaralı ve cesetlerin yerlerini değiştirir. Zamanla daha da hırslanan ve gözünü para bürüyen Louis, en büyük haberini yapmak için kendini bir hazırlık sürecine sokar. Fakat bu sefer bu haberi kendisi yaratmaktadır.

Bu film, Jake Gyllenhaal’un oyunculuğunu en beğendiğim filmlerden bir tanesi. Hırslı olmanın ne demek olduğunu adeta bize hissettiriyor. Kendisini izlerken yaptığı şeylerden ya da konuşmalarından çok mimik ve ruh halinden anlıyorsun uz hırsın ne demek olduğunu. Tam da burada olduğu gibi;

Sahne aslında böyle planlanmamış, yapması gereken sadece aynaya bağırmakken anı büyüleyici kılmak için aynaya yumruk atıyor ve elini kesiyor. Pişman olmuş mu sonrasında bilinmez ama yönetmen de en az bizim kadar etkilenmiş olacak ki filme koymaya karar vermiş.

Her filmde farklı bir role giren Gyllenhaal, her izlediğimde kendisine hayran bırakıyor.

Nocturnal Animals – 2016

Garip gelse de ünlü modacı Tom Ford’un yönetmenliğini yaptığı, başrollerini Amy Adams ve Michael Shannon ile paylaştığı drama ve gerilim temalı film.

nocturnal animals
(imdb.com’dan alınmıştır.)

Bir sanat galerisi sahibi olan Susan Morrow, yazarlık hayali olan eski kocası Edward Sheffield’dan ayrılmış ve iş insanı Hutton Morrow ile evlenmiştir. Ayrılmalarının ardından yıllar geçtikten sonra Edward’dan bir paket alır. İçerisinde daha yeni tamamladığı kitabı yer alır. Edward, Susan’ın kitabı okumasını ve kendi düşüncelerini aktarmasını ister. Kitabın adı ise Gece Hayvanları’dır. Susan kitabı okumaya başlar. Kitapta Tony adlı karakterin ailesiyle yaptığı bir yolculuk sırasında yollarının serseriler tarafından kesilip karısı ve kızının öldürülmesi ve sonrasında yaşanan olaylar anlatılıyor. Kitabın konusu oldukça ağır olsa da bir süre sonra Susan bu karakterlerin aslında Edward ve kendisi olduğunu fark ediyor. İlişkilerinde yaşadıkları problemleri unutmayan Edward’ın intikam almak için seçtiği bu yol Susan’ı çok derinden etkilese de Susan kitabı bitirmeden duramaz ve okumaya devam eder. Okudukça daha kötü şeylerle karşılaşan Susan, intikamın en acı halini tatmış olur.

Filmde 2 adet gerçeklik var. Bir tanesi romanın senaryosunun dünyası, diğeri ise gerçek dünya. Susan’ın romandaki ilerlemesine bağlı olarak yaşadığı psikolojik ve ruhsal değişikleri ve ayrıca geçmişte yaşanmış şeyleri, romana dönüldüğü zaman ise Tony kılığındaki Edward’ın yaşadıklarını görme şansımız oluyor. Film ilerledikçe yaşanan olaylar ve bu olayların gerçek hayattaki karşılıkları sizi derinden etkiliyor ve kendinizi ekrana kilitlenmiş bir halde buluyorsunuz. İnsan psikolojisinin derinliklerinin bu kadar güzel işlendiği bir filmde her bir başrol devleştikçe devleşiyor. Amy Adams ve Jake Gyllenhaal’un müthiş performansının yanı sıra Micheal Shannon da hak ettiği takdiri “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ı” ile almış oluyor.

*Yazarın diğer listeleri için tıklayınız.

 


Kaynakça

Factinate, “24 little-known facts about Jake Gyllenhaal”. Erişim Tarihi: 30 Mayıs 2020. https://www.factinate.com/people/24-little-known-facts-jake-gyllenhaal/

People, “Jake Gyllenhaal Punches Mirror on Set, …” Son Güncellenme Tarihi: 14 Kasım 2013, Erişim Tarihi: 31 Mayıs 2020. https://people.com/celebrity/jake-gyllenhaal-punches-mirror-on-set-is-briefly-hospitalized/