Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Makaleler / İtalyan Birliği’nin Kuruluşu

İtalyan Birliği’nin Kuruluşu

Roma’da bulunan II. Victor Emmanuel Anıtı (Altare della Patria)

Özet

19. yüzyıl Avrupa’nın çehresini değiştiren en önemli olay Alman Birliğinin kuruluşuysa ikinci olay İtalyan Birliğinin kurulumudur. Devrimlerin ve liberalizm, ulusçuluk ve sosyalizm  gibi fikir akımlarının bu birliklerin kurulmasıyla çok yakın bir ilişkisi vardır. Bu yazı öncelikle dönemin uluslararası ortamına değinecek ardından İtalyan yarım adasındanki “ulusal” ortamına bakacak ve sonuç kısmı ile sona erecektir.

Anahtar Kelimeler: Viyana Sistemi, Kont Cavour, III. Napolyon, Mazzini, Garibaldi, Solferino Savaşı

Uluslararası ve Ulusal Ortam (1815 – 1861)

1815 yılında Napolyon Savaşlarıyla kasıp kavrulmuş, Sanayi Devrimiyle toplum yapısının değişip dönüştüğü, Fransız İhtilalinin başlattığı isyanlar zinciriyle sarsılan bir Avrupa çıkıyor karşımıza. Tüm toplumsal kargaşaya ve Fransa’nın sistemi zorlayan hamlelerine karşın tarihin çarkını geri çevirmeye çalışan Viyana Kongresi tam da bu dönemde toplanmıştır. Viyana Kongresi sonunda ortaya çıkan Avrupa haritası, korkunun ortaya çıkardığı bir harita idi. Sanayi devriminin toplumu ciddi bir şekilde değiştirmesi yeni sınıflar ve yeni talepler yaratmıştı. artık hiçbir şey eskisi gibi olamazdı ama tam da Viyana Kongresi her şeyin eskisi gibi olması için toplanmıştı. Gerçekten de Avrupa Ahengi, Metternich Sistemi, Viyana Düzeni gibi ifadelerle adlandırılan 1815- 1870 dönemi oldukça istikrarlı bir görünüm arz etmektedir. Bu kongrede Almanya ve İtalya bilerek parçalı bırakılmış, diğer katılımcı devletler kendilerini Avrupa’nın ana aktörleri olarak görmüşlerdir.

Ada işlerine çok girmek istemeyen ama müdahil olmaktan da kaçınmayan İngiltere, bir yandan Rusya için yenilikler yapmak isteyen, bir yandan da modernleşmeye şiddetle karşı çıkan Rusya, Avrupa’nın polisi olduğunu iddia eden Prens Metternich idaresindeki Katolik Avusturya, bir konfederasyonun içinde olan ve bunun liderliğini yürüten Protestan Prusya, 1818 yılında bu ittifaka dahil olacak olan, öncesinde Napolyon Bonaparte ile sonrasında yeğeni III. Napolyon ile sistemi zorlayacak olan Fransa, siyasi birliğini aşağıdan gelen güçlerle kurmaya çalışan ve bir bölümü “işgal” altında olan İtalya’yı* aktörler arasında sayabiliriz.  

Avrupa toplumu ise buharlı makinenin kullanılmaya başladığı yıllardan itibaren hızlı bir dönüşümün içine girmişti. Özel teşebbüs artmış, buna paralel olarak devletlerinden yeni talepler isteyen bir burjuva sınıfı, bu teşebbüslerde çalışarak geçimini sağlamaya çalışan ve çalıştığı kötü koşullardan sıyrılmak için taleplerde bulunan bir işçi sınıfı doğmuştu. Bu iki sınıf eski sistemin yönetimine zıt taleplerde bulunuyorlardı ve bu doğrultuda devrimler, isyanlar çıkıyordu. Bu dönemde liberalizm ve sosyalizm ideolojileri bu iki sınıfı temsil eden fikir akımlarıydı. Eski sistemin temsilcileri olan Viyana Kongresi’ni yapanlar ise bu iki ideolojiden ölesiye korkuyorlar, bunları bastırmak için elinden geleni yapıyorlardı.

Bir diğer fikir akımı Napolyon’un Avrupa’ya ve daha ötesine saçtığı ise ulusçuluk/milliyetçilik akımlarıydı. İşte bu ideoloji bu dönemde Almanya’yı ve İtalya’yı birleştirmek ve Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanması  için adeta harç görevi görmüştür.

Bu dönemde tüm avrupayı korkutan 1789 Fransız Devrimi’ni izleyen devrim ve devrimcilerdi. 1820, 1830 ve 1848 yıllarında neredeyse tüm Avrupa’da görülen ayaklanmalar aslında ekonominin daraldığı zamanlarda ortaya çıkıyordu. * Ama tüm Avrupa’da talepler benzerdi; anayasa, liberalizm, ulus devlet…

Uluslararası Ortam

Napolyon’dan ve onun saçtığı fikirlerden, sanayi devriminin yarattığı liberalizmden ve sosyalizmden Avrupa’yı kurtarmak için birleşen Avusturya, İngiltere, Prusya ve Rusya Dörtlü İttifak (Kutsal İttifak)’ı kurarak monarşiye ve onun “Kutsal” değerlerine sıkı sıkıya sarılmayı amaçlamıştı. Her ne kadar Dörtlü İttifak Fransa’ya karşı imzalanmış idiyse de, 1818’de Fransa da bu ittifaka katıldı. Bu statükocu dönemde 1820, 1830, 1848 devrimleri yaşanmıştır. Bu devrimleri göz ardı edersek Avrupa Ahengi gerçekten de istikrarlı bir dönem olmuştur.

1820 devrimleri İspanyada başlamış, İtalyaya sıçramıştır. 1830 devrimleri Paris’te başlayıp Avrupanın çeşitli yerlerine yayılmış, asıl büyük devrim olan 1848 devrimleri İtalya’da başlayıp tüm Avrupaya yayılmış Almanya ve İtalya birliklerinin kurulmasına kapı açmıştır. Devrimlerin ekonomik yönleri ağır basmasıyla beraber liberalizm, sosyalizm ve ulusçuluk taleplerle başlayıp büyük oranda başarısızlığa uğramışlardır.

İtalyan ve Alman birliklerinin kurulmasını uluslararası şartların elverişli olmasına bağlayabiliriz. Ulusçuluk, liberalizm ve sosyalizm gibi tabandan gelenler akımlarla uluslararası şartların zaten değişmiş olduğu bir ortamda Avrupa devletlerinin parçalı kalması bugünden bakarak imkansız gibi görülse de bu süreç özellikle İtalya için kolay olmamış hem Fransa’yı ikna etmesi gerekmiş, hem Avusturya’yla kanlı mücadeleler vermiştir. Birliğin oluşması için birçok kırılma noktası gösterilse de eğer kişiler açısından bakarsak 3. Napolyon’un ve Kont Covour’un iktidara gelmesi, eğer olaylar üzerinden bakacak olursak Kırım Savaşı’nı milat gösterebiliriz.

İtalya’nın Ulusal Ortamı

Metternich’in tanımıyla yalnızca bir coğrafi bölge ismi olan İtalya yüzyıllardır şehir devletleri tarafından idare ediliyordu. İtalyan  halkı, Napolyon  egemenliği sırasında  liberal fikirlerin tadını tatmıştı. Ne var ki, Metternich, birleşik Almanya gibi, Avusturya’nın yanıbaşında birleşik bir İtalya’nın  ortaya çıkmasını istemediğinden, İtalya’yı da küçük krallıklardan mey­dana gelen bir dağınıklık içinde tutmaya muvaffak olmuştu. Ayrıca,  İtalya’da eski kral ve dükalar tekrar yerlerini aldılar ve eski yönetimlerini aynen uygulamaya koy­dular. Esasen, kuzey İtalya devletlerinden bazılarının başına da Avusturya prensle­rinden bazıları  getirilmişti. Bunların liberal bir yönetimi benimsemeleri elbette ki beklenemezdi. Lâkin, Fransız işgali sırasında İtalya’da milliyetçilik duyguları da canlanmıştı. Şimdi Avusturya’nın  bütün İtalya üzerinde kurduğu bu baskı ve kontrol, İtalyanlara ağır gelmeye başladı. Lombardiya ve Venedik Cumhuriyeti Avusturya’nın kontrolündeydi. bu durum “İtalyan halkı” için ziyadesiyle gurur kırıcıydı. Ayrıca, Avusturya’nın kontrolündeki bölge, Habsburg monarkları tarafından yönetilen bazı devletlerden ötürü de büyümüştü: Toscana, Modena, Parma. Papalık tekrar kurulmuş ama Avusturya, Ferrara ve Comacchio kalelerinde garnizon bulundurma hakkını elde etmişti.  Güney İtalya’daki Sicilya ve Napoli’de de Fransız Bourbon hanedanlığı vardı. Geriye kalan Piemonte – Sandinya Krallığı birliğin kurulmasında ana aktör olacaktır.

İtalyan Birliği’ne devlet başkanlarının yanı sıra halk tabanında da çok ciddi destek vardır. Garibaldi, Mazzini ve Gioberti gibi halk kahramanları halkı sürekli ateşlemiştir. Öyle ki bu İtalyan Birliği’ni Alman Birliğinden ayıran en önemli faktördür. Giuseppe Verdi’nin eserleri ve demeçleri halkı sürekli canlı ve umutlu tutuyordu.

1820 Devrimleri

İspanya merkezli başlayan devrim Güney Avrupa’da etkili olmuş, İtalya’da ise Napoli’de Carbonari Cemiyeti önderliğinde kendini göstermiştir. Napoli Kralı I. Ferdinand (İspanya kralı Ferdinand’ın amcası)’ı 1812 İspanyol Anayasasına benzer bir anayasayı kabule zorladılar.

Carbonari: Mason yapılanmasına benzeyen ve liberal bir İtalya kurmayı amaçlayan gizli bir örgüt. Napoli’de kurulmuştur ve Papalık şehirlerine daha sonra da Lombardiya ve Venedik’e yayılmıştır.

1830 Devrimleri

Paris’te krala karşı çıkan ayaklanma çok geçmeden Orta İtalya’ya da sıçradı. Bu ayaklanmasının ana aktörü olarak Mazzini’nin kurduğu Genç İtalya (Giovanni Italia) örgütü olmuştur. 1831’de Modena ayaklanması ve ardından gelen papalık devletlerindeki karışıklar sonrasında Avusturya ordusu ayaklanmayı şiddetle bastırdı.

1848 Devrimleri

İtalya’da Napoli ve Palermo’da başlamış tüm Avrupa’ya yayılmıştır.  Napoli’de ve Piemonte’de anayasalar yürürlüğe girdi. Venedik ve Lombardiya da karıştı ve bağımsızlıklarını ilan ettiler. Pieomente Avusturya’yaya karşı mücaleye girdi ve Goito savaşını kazandıysa da Napoli’nin verdiği desteği geri çekmesiyle Avusturya Venedik ve Lombardiya’ya tekrar sahip oldu.

Papalık bölgesinde de işler karışmış, Papa Roma dışına kaçmıştı. 1849’da Kurucu Meclis Roma’da cumhuriyet ilan etti. Bu arada Mazzini, Floransa(Firenze)’ya giderek 18 Şubat’ta bir cumhuriyet ilan etmişti. Fakat Piemonte’nin ve Garibaldi’nin Avusturya’ya karşı savaşlar kaybetmesi ile mutlakiyetçi yönetimler geri geldi. Böylece İtalyan halkı bağımsızlığın ve birliğin mutlakiyetçiler altında olamayacağını ancak ve ancak liberal özgür bir düzende birliğin gerçekleşebileceğini anlamışlardı. 1848 devrimleri Avusturya’nın İtalya’daki otoritesinin ciddi oranda azaldığı göstermiştir ve bu zaferler Avusturya için son zaferler olacaktır.

Bu yenilgiler sonrasında Piemonte tahtına II. Victor Emanuelle geçmiştir. Yeni kral başbakanlığa 1852’de ateşli bir İtalyan birliği savunucusu olan Kont Cavour’u getirdi. Aslında İtalyan Birliği oluşumunda 3 isim ön plana çıkar: Fransa Kralı III. Napolyon, İtalya Başbakanı Kont Cavour, Genç İtalya örgütünün kurucusu Mazzini. Bunun yanında daha devrimci olan Garibaldi de sayılabilir. III. Napolyon ve Kont Cavour diplomaside Garibaldi sahada İtalyan birliği için ciddi mesai harcamalardır.

III. Napolyon

Büyük Napolyon’un yeğeni olan Fransa kralı III. Napolyon en az amcası kadar Avrupa siyasetinde etkin olmak istemiş, Kissinger’a göre başarısız ve ikilemleri olan bir devlet adamıdır. Kissinger’ın onun için böyle bir tanımlaması yapmasının nedeni Alman Birliği’ne engel olamamış olmasıdır. III. Napoleon, gençliğinde,  Avusturya’nın İtalya’daki hegemonyasına karşı savaşan gizli İtalyan derneklerinin üyesi idi. 1848’de Cumhurbaşkanı seçilen Napoleon, bir hükümet darbesi sonucunda, 1852’de kendisini imparator ilan etti.  İtalyan birliğinin kurulmasına Orsini suikastından sonra çok daha etkili bi biçimde devam etti. Napolyon’un düşüncesi güçlü bir İtalya’dan ziyade Fransa’nın kontrolü altında gevşek yapılı bir İtalya yaratmaktı ama hem uluslararası koşulların elverişli olması hem de İtalya halkının bu konuda ateşli olması nedeniyle Fransa’nın güneyinden güçlü bir İtalya ortaya çıkacaktır.

Kırım Savaşı (1853-56)

Kırım Savaşı sanayi devriminin etkisiyle kitlesel can kayıplarının olduğu ilk savaş olmuştur. Osmanlı Devletinin denge politikasının bir yansıması olarak Rusya’ya karşı Avrupa devletleri Rusya’yı Karadenizde sınırlandırmaya gelmiştir. Savaşa İngiltere ve Fransa dışında sürpriz bir devlet olan Piemonte de dahil olmuş savaşa küçük bir kuvvetle girmişti. Böylece İtalya uluslararası sistemde kendini göstermiş oluyordu. Ayrıca Piemonte bu savaşla İngiltere’yi de arkasına almış oluyordu.  Kırım Savaşı’nın ardından III. Napolyon’un önderliğinde yapılan Paris Kongresi(1856) yine Piemonte’nin katılması açısından önemlidir. Kimilerine göre 1848 Devrimleri kimilerine göre Kırım Savaşı Viyana düzenini yıkmıştır. Toplumsal olarak devrimler, Kırım savaşı ve Paris kongresi ile de sisteme yeni katılan aktörler açısından Viyana düzeni gerçekten de son bulmuştur.

Plombières Görüşmesi (1858)

III. Napolyon’un Carbonari Cemiyetine ihanet ettiğini düşünerek suikast girişiminde bulunan cemiyet üyeleri ağır bir şekilde cezalandırılmış fakat Napolyon’da bu olaydan sonra İtalyan birliği için daha fazla gayret göstermeye başlamıştır. Orsini Suikasti diye geçen olaydan sonra Başbakan Kont Cavour’la İmparator III. Napolyon’un gizli yaptığı Plombières görüşmesinde İtalyan Birliğine giden yolda yol haritası çizilmiştir. Alınan karar Avusturya’yı kışkırtarak İtalya’ya saldırmasını sağlamak ve Fransanın yardımıyla Avusturya’yı İtalyan yarım adasından atmaktır. Fakat bunu yaparken de Prusya’nın olaya müdahale olmasını engellemektir.

1)  Prens  Napolyon, Piyemonte Kralı Victor Emmanuel’in kızı ile evlenecek.

2)   Avusturya’ya  karşı birlikte savaşılacak. Bunun için Fransa 200 bin ve Piyemonte de  100 bin kişilik bir ordu hazırlıyacak. Ayrıca, Fransa Piyemonte’ye silâh ve savaş malzemesi  verecek ve Piyemonte Fransa’dan borç alacak.

3) Savaşın çıkması için öyle bir taktik kullanılacak ki, ilk silâhı Avusturya  patlata­caktı. Yani, Avusturya’nın Piyemonte’ye saldırması beklenecekti. Avusturya  saldır­gan duruma düşeceğinden, diğer devletlerin Avusturya’ya yardım etmesi müm­kün  olmayacaktı.

4)  Savaştan  önce, Avusturya’nın diplomatik bakımdan izole edilmesi  için Fransa gereken teşebbüsleri yapacaktı.

5)  Papa’nın başkanlığında 4 devletten meydana  gelen bir “Konfederasyon” kurulacakı. Bu 4 devlet şunlardı: Lombardiya ve Venediğin de Piemonte’ye katılmasıyla kurulacak “Kuzey  İtalya Krallığı”; Papalık devletleri; Sicilya Krallığı; ve geriye kalan diğer devletlerin birleşmesinden meydana gelecek bir “Merkezî İtalya  Krallığı”.

6)  Nihayet, Fransa’nın güneydoğu sınırlarının güvenliğini sağla­mak amacı ile, Savoie ve muhtemelen Nice’i Fransa alacaktı.

Plombières  anlaşması, Fransa ve İtalya  arasında, 18 Ocak 1859 da imzalanan resmî bir ittifak haline getirildi.

Solferino Savaşı

Bu görüşmeden sonra III. Napolyon hem halk tabanında broşürler dağıtarak hem de diplomatik yönden İtalya için mesaiye başladı. İngiltere’nin durumu önemliydi. Güneyde, Akdenizde güçlü bir devlet istemezdi lakin İngiliz halkının İtalyan halkından yana tavır takınmasından dolayı tarafsızlığı tercih etti.

Avusturya ve Prusya’nın arasının bozuk olmasından da yararlanan III. Napolyon, Prusya’nın olası bir Piemonte Avusturya savaşında Prusya’nın tarafsız kalacağından emin oldu.

tek gereken Avusturya’nın Piemonte’ye saldırmasıydı, bunun için de Kont Cavour Avusturya’yı kışkırtmak için kolları sıvamıştı. Ülkede gerek gönüllü gerek ordu düzeyinde adı konulmamış seferlik ilanı oldu. Bunun üzerine Avusturya Piemonte’ye ültimatom yolladı. Piemonte, 26 Nisanda Avusturya’nın ültimatomunu reddetti.  Aynı gün Fransa’da, saldırıya uğrayan müttefikini yalnız bırakmayacağını bütün devletlere bildirdi. İngiltere, barışı kurtarmak için son bir aracılık teşebbüsünde bulun­duysa da, artık çok geçti. 29 Nisanda Avusturya kuvvetleri Piemonte sınırların­dan içeri girmeye başlamıştı. Aynı anda da Fransız kuvvetleri, Avusturya’nın tahmin  etmediği bir şekilde Alpleri aşıyordu. Avusturya kaçınılmaz bir şekilde kaybetmeye mahkûm olmuştu.  Önce Lombardiya kurtarıldı. Papalık şehirleri ve Güney İtalya da bu sayede karışmaya başladı. Avusturya 26 Haziran’da Solferino’da tekrar yenildi. Böylece birliğin kurulması için en büyük engel olan Avusturya ortadan kalkmış oluyordu. Bu sefer sorun geriye kalan toprakların ne kadarı Fransa’da ne kadarı yeni İtalya’da kalacağı idi. 1859  Ağustos’unda Toskana halkı kendile­rini Piemonte’ye kattıklarını ilân ettiler. Arkasından, Modena ve Parma ile, Papalık Devleti’ne bağlı olan Romagna ve Bologna da, halk oylaması ile Piemonte’ye katıldılar. 1860 Martı geldiğinde, Venedik ve Roma hariç, bütün kuzey ve orta İtalya, Piemonte ile birleşmiş bulunuyordu.  Böylece, İtalyan Birliği (Italia Una) çok büyük bir adım atmış olmaktaydı. Nice ve Savoi ise Fransa’da kaldı. Bu durum Piemonte ile Fransa’nın arasının açılmasına ve hatta İtalyan halkının III. Napolyon’a kırılmasına yol açtı. Sicilya ve Napoli’de çıkan ayaklanmalardan sonra bölgeye yürüyen* Garibaldi buraların İtalyan Birliğine katılmasını sağlamış bir nevi güney İtalya’nın fatihi olmuştur.

Torino’daki Parlamentoda 14 Mart 1861’de Birleşik İtalya Krallığı resmen ilan edilmiştir. Vittorio Emanuele “Tanrı’nın lütfu ve halkın iradesi tarafından İtalya Kralı” ünvanını kabul etmiştir. Avusturya’nın elindeki Venedik  ile III. Napolyon’un askerleri ısrarından  korunan Roma kalıyordu. Venedik 1866’da, Roma  da 1870’de İtalyan Birliği içine alınacaktır.

Sonuç

  • Viyana Sistemi tamamen tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş, daha kaotik bir sistemin kapıları aralanmıştır. Sisteme İtalya ve ardından Almanya katılmış güç dengesi değişmiştir.
  • Alman Birliği’ne giden yol hızlanmış, sistemi zorlayan saldırgan Almanya dünya savaşlarına sebep olmuştur.
  • Avrupa ikiye bölünmüş, ittifaklar ortaya çıkmıştır.

Schulze’ye göre 1848, 1859 (İtalya Krizi), 1871 (Alman Birliği) yılları birbiriyle bağlıdır. Ulusçuluk çağında henüz devleti olmayan bu iki milletin edebiyatında ve toplumsal köklerinde birlik isteği mevcuttur. Hegel’in yazılarında Verdi’nin deyişlerinde bir büyük devlete açlık vardır. Her ulus bir devlettir. Ayrıca İtalyanların ve Almanların ulus devlet isteği diğer devletlerin ulusal varlıklarına bir tepki de olabilir. İtalya’nın güneyindeki Fransa’nın uydu kralları ve kuzeyindeki Avusturya işgali kısmen de olsa aynı dili konuşan bölge halkının gururuna dokunmuştur. Öyle ki İtalya’da halkın tüm kesimleri beraber birlik için mücadele etmişlerdir.

“Toplumsal düzen gerçekten bir tehditle karşılaşmaya, dayandığı büyük ilkeler ciddi tehlikelere maruz kalmaya görsün; kanımız odur ki muhafazakar parti saflarına ilk katılanlar, en kararlı muhalifler, en coşkulu cumhuriyetçiler olacaktır.”

Kaynakça

  1. Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914), Türk Tarih Kurumu, 1997
  2. Hagen Schulze, Avrupa’da Ulus Devlet, Literatür Yayıncılık, İstanbul, 2005
  3. Eric Hobsbawm, Sermaye Çağı, Dost Kitapevi, Ankara 2009
  4. Henry Kissenger, Diplomasi,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2000
  5. Toktamış Ateş, Siyasal Tarih, İstanbul Bilgi üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2009
  6. Faruk Sönmezoğlu; Hakan Güneş; Erhan Keleşoğlu,  Uluslararası İlişkilere Giriş, Der Yayınları, İstanbul, 2009
  7. John Baptist Scalabrini, 2. Risorgimento and the Strengthening of the Consciousness of Unity, 1994
  8. Vittoriano ou Monument à Victor Emmanuel II, Rome, Italie (2013) erişim: 28 Eylül 2018, https://www.fotocommunity.fr/photo/vittoriano-ou-monument-a-victor-emmanuel-ii-dream30/30806778
  9. Italian Unification Cavour, Garibaldi and the Making of Italy erişim: 28 Eylül 2018, https://www.age-of-the-sage.org/history/italian_unification.html

Dipnotlar

Yazar Hakkında

Ebru Ören / TESA Siyaset Birimi Araştırmacı Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler İngilizce Yüksek Lisans Öğrencisi

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Lisans Mezunu 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir