Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Makaleler / İsveç’te Sosyal Demokrasi

İsveç’te Sosyal Demokrasi

Özet

Sosyal demokrat partiler birçok ülkede iktidara gelmiş ve önemli izler bırakmıştır. Ancak bir ülke var ki modern tarihi bir sosyal demokrat partiyle özleşmiştir. Bu ülke İsveç’ten başkası değildir. İsveç’te 1920 yılında ilk defa iktidar olan SAP, İsveç’in talihini değiştiren partidir. Bu yazımızda İsveç Sosyal Demokrat Parti’nin kuruluşundan günümüze olan hikayesinden ve politikalarından bahsedeceğiz.

Anahtar Kelimeler: İsveç, sosyal demokrasi, SAP, refah devleti

İsveç’te Sosyal Demokrasinin ve SAP’ın Kuruluşu

İsveç’te sosyal demokrat fikirlerin öncüsü August Palm adlı bir terzi kalfasıdır. 1849’da Skaberjö’de doğan Palm, Danimarka ve Almanya’da çıraklık yapmış ve burada sosyal demokrat fikirlerle tanışmıştır. 1881 yılında İsveç’e dönmüş ve burada “Folkviljan (Halk İradesi) adlı dergiyi çıkarmıştır.[1] Burada sosyal demokrasiyi İsveçlilere tanıtmak amacındadır. İsveç’i baştan aşağıya dolaşmış ve burada konuşmalar yapmıştır. 1881 yılında Malmö’de yaptığı “Sosyal Demokratlar Ne İstiyor?” başlıklı toplantı, İsveç’te yapılan ilk sosyal demokrat toplantı olarak anılır.

Bu arada Palm’ın önderliğinde Malmö’de İsveç Sosyal Demokrat İşçi Birliği (Svenska Social demokratiska Arbetareförbundet) kuruldu. 1882’de yayınladığı dergide bu birliğin programı yayınlanmış ve böylece İsveç’te ilk kez bir sosyal demokrat program yayınlanmıştır.[2] Bu program 1875’te Almanya’da ele alınan Gotha Programı’nın bir tercümesi gibiydi. İsveç sosyal demokrasisi güçlenmek istiyorsa işçi sınıfında destek aramalıydı. Ancak işçi sınıfının desteğini sağlayarak diğer sınıfları karşısına almak niyetinde değildi. O yüzden her kesime hitap etmeliydi ancak temel işçi sınıfa hitap olarak kalmalıydı. İsveç’te Sosyal Demokrat Parti işçi sınıfından büyük destek alsa da Ortadoks bir işçi sınıfı yaratmamıştır.[3] İşçi sınıfından destek anlamında ufak bir örnek vermek gerekirse İsveç’in şu anki başbakanı Stefan Löfven, IF Metall adlı bir sendikanın başkanıydı.

1884’te Stockholm’de Sosyal Demokrasi Derneği entelektüellerin de katkısıyla sosyal demokrasi düşüncesini İsveç’e yayma hedefiyle kurulmuştur. Daha sonra başkanlığına Palm gelecektir. Derneğin ilk büyük başarısı 1886’daki İşçi Sendikası Merkez Komitesi seçimlerinde olmuştur. Merkez sağ işçi liderlerini seçimde yenmişler ve Palm’ın düşüncelerini esas alarak sendika politikalarını o yönde tayin etmişlerdir.[4] Bu dönemde İsveç’te sosyal demokrasinin kuruluş yılları olduğundan İsveç tarihinde önemli izleri bulunan liderler bu dönemde çıkmaya başlamışlardır. Örneğin Axel Danielsson, Frederik Stersky ve Hjalmar Barnting gibi liderler bu dönemin önemli isimlerindendir.

1889 tarihine geldiğimizde ise İsveç Sosyal Demokrat Partisi (Sveriges Social demokratiska Arbetarepartiet – İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi [SAP]) kurulmuş ve böylelikle İsveç yakın tarihine damgasını vuracak parti kurulmuştur. Bu parti Sosyal Demokrasi Derneği tarafından kurulmuştur. Delegelere baktığımızda 50 delegenin 46’sı işçidir. İlk kongresinde genel başkan seçilmemiş, 7 kişilik bir yürütme kurulu parti yönetmek için seçilmiştir. Bu yürütme kurulunun üyesi olan Hjalmar Branting zamanla sivrilmiş, partinin ilk genel başkanı olmuş ve aynı zamanda sosyal demokrat ilk başbakan olacaktır. SAP 1896’da ilk defa meclise (Riksdag) girmiş[5] ve giren ilk isim Hjalmar Branting olmuştur. Bu seçimde Liberaller ile ittifak kurmuşlardır. Ayrıca 1896’da parti ilk liderini seçmiştir. Bu isim Claes Tholin’dir. 1897 yılında parti ilk programını hazırlamış ve bu programın hazırlanmasında Axel Danielsson önemli katkıda bulunmuştur. Program SPD’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) “Erfurt Programı”na benzemektedir. Ancak bu İsveç sosyal demokrasinin özgün bir belgesi niteliği taşımamaktadır. Bu arada “İsveç Sendikalar Konferasyonu (Landsorganisationen i Sverige – LO) 1898’de kurulmuş ve SAP ile birlikte çalışmaktadır. SAP’ın güçlenmesinde LO’nun da önemli katkısı vardır. Demokratik bir toplumda ve demokratik kurallar içerisinde en güçlü parti – sendika işbirliği örneği SAP – LO işbirliğidir.[6]

Parti programını hazırlayan Danielsson, İsveç sosyal demokratların sözcüsüydü. O öldükten sonra bu sözcülüğü Hjalmar Branting yapacaktır. 1896’da Riksdag’da sadece Hjalmar Branting’in olması SAP’ın etkisinin mecliste sınırlı olmasını sağlıyordu. Ayrıca işçilerin bu yıllarda daha yeni yeni etkili olmaya başlamaları bir diğer etkendir. 1902’de yapılan seçimde ilk defa SAP tek başına girmiş ve %3,5 oyla 4 milletvekili çıkarmıştır. Bu seçimlerden sonra SAP’ın oylarının arttığını görmekteyiz. 1907’de partinin başına geçen Branting’den sonra SAP yavaş yavaş İsveç siyasetine etki etmeye başlayacaktır. Lider olduktan sonra işçi sınıfının eşit ve doğrudan oy hakkı için seferberlik ilan etmiş ve ayrıca partiyi Liberal unsurlarla desteklemiştir.[7] 1917’ye geldiğimizde SAP üçüncü büyük parti olmuş ve İsveç’in geleneksel iki partili sisteminde önemli bir güç olmuştur. Aynı yıl Liberaller ile koalisyon hükümeti oluşturmuşlar ve bu hükümette Hjalmar Branting Ekonomi Bakanı olmuştur.[8] Bu Branting için bir fırsat olmuştur çünkü bakanlığı boyunca İsveç’te sosyal demokrat reformlar yapmıştır. Ayrıca 1919’da düzenlenen Paris Barış Konferansı’nda İsveç adına kendisi katılımcı olmuştur. Milletler Cemiyeti’nde İsveç’in ilk temsilcisi olmuş ve 1919’daki Bern’de gerçekleştirilen İkinci Sosyalist Enternasyonal’in başkanlığını da yapmıştır.

SAP İktidar Partisi Oluyor

SAP, koalisyon hükümetinden sonra İsveç içerisinde gücünü iyice arttırmış ve bu durum Branting’e ilk başbakanlığı getirmiştir. 1920 yılında ilk defa başbakan olan Branting, İsveç tarihinin ilk sosyal demokrat başbakanı olma şerefine ulaşmıştır. Aslında Branting İsveç sosyal demokrasisinin ilklerini yaşayan bir devlet adamıdır. Bu yüzden kendisine “İsveç Sosyalizminin Babası” olarak anılmaktadır. Branting’in politikalarının sonucu 1920 yılındaki seçimlerde görülmüştür. 1920 yılında SAP ilk defa oyların %29,6’sını alarak İsveç’te 1. parti olmuştur. Belki de bu seçimlerden sonra SAP İsveç’in en büyük partisi haline gelmeye başlayacaktır. 1920 yılı aslında SAP’ın iktidar olmasındaki ipucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemlerde Almanya’da ve İngiltere’de sosyal demokrat hareket yükselmektedir.[9] Avrupa’da yükselen bu hareket İsveç’te de etkisini hissetmiş, bu iki ülkeden önce sosyal demokrat bir parti 1. parti olmuştur. Ayrıca 1921’de işçi hareketini barışla sürdürdüğü için Nobel Barış Ödülü’nü Norveçli Christian Lous Lange ile paylaşmıştır. 1925’te hayatını kaybeden Hjalmar Branting, İsveç’te sosyal demokrasinin yerleşmesi için ilk adımı atmış ve bunda başarılı olmuştur. Kendisinden sonra gelen Per Albin Hansson ile sosyal demokrasi iyice İsveç’te yerleşecektir.

Per Albin Hansson’un politikalarından önce bir teorisyenden bahsetmemiz yerinde olacaktır. Bu kişi Ernst Wigforss’tan başkası değildir. Wigforss, İsveç’te 3 defa ekonomi bakanı olmuş ve 1930’lardaki politikalarıyla İsveç’te sosyal demokrasinin iyice kök salmasında etkili olmuştur. 1908 yılında yazdığı “Maddeci Tarih Anlayışı” adlı kitabıyla üretim ilişkilerinin üst yapıyı belirlediğini, tarihsel diyalektiğin maddi koşullar içinde oluştuğu ve feodalizm içinden de sosyalizmin çıkacağı gibi klasik Marksist tezleri tekrarlar. Fakat Wigforss, kapitalizmin kendi doğal evrim sürecinde yok olmasını beklemek yerine ona müdahale edilmesini savunur.[10]Ayrıca işçi sınıfı sosyalizmi yoksullaşması sonucu getireceği tezine karşılık refahtan aldığı payla bunu gerçekleştireceği tezini ileri sürmüştür.[11] Bundan hareketle İsveç sosyal demokrasisinde devletleştirme ve kamulaştırma politikalarından çok hizmet sektörünün devletin müdahalesiyle refahı yükseltme amacı vardır. Yeni talepler yaratılarak arzın arttırılması bu politikanın temel amacıdır. Bunun karşısına da planlı yatırımlar yapılarak işsizlik önlendiği gibi refah da artacaktır.[12] Bu özellikleri ile İsveç sosyal demokrasisi aslında bir devletçi ekonomi değil karma ekonomi ile refah devleti yaratmayı hedeflemiştir. Köylü Partisi ile anlaşma yapan SAP, yaşanan ekonomik krize karşı devlet müdahalesini öngören programını uygulamaya koymuş ve bu programın uygulayıcısı Maliye Bakanı olarak Ernst Wigfross’tur.[13]

Per Albin Hansson’un politikalarına gelirsek onun politikaları “Halk Evi (People’s Home – Folkhemmet)” adı altında bilinir. Bunu “en yurtsever davranış herkesin evinde hissedeceği bir ülke yaratmak” olarak özetlemiştir.[14] Hansson’un 1928 yılında Riksdag’da yaptığı bu konuşma politikalarının özeti gibidir:

Örnek evde ayrıcalıklı olanlara ya da itilenlere yer yoktur, ne üstün tutulanlar ne de üvey evlatlar vardır orada. Kimse kimseyi kendinden küçük görmez, kimse kimsenin sırtından yarar sağlamaya çalışmaz, güçlü olan güçsüzü ezmez ve eşyalarına el koymaz. İyi evde eşitlik, düşüncelilik, işbirliği ve yardımlaşma hüküm sürer.”[15]

Bu konuşmadan çıkaracağımız üzere Hansson bu politikasıyla ülke içindeki herkesi kucaklayacağını, birlik ve beraberlikle hedeflenen refah devletine ulaşacağını belirtmiştir. Halk Evi politikası ile o dönemde yükselen Nazizm’e karşı İsveç toplumu demokratik topluluğun güçlü bir sembolü olmuştur.[16] Bu durum oylara da yansımıştır. Per Albin Hansson’un ilk seçimi olan 1928’den itibaren SAP’ın oyları artmış ve 1940’taki seçimlerde %53,8 oy oranına ulaşmıştır. Bu oranın II. Dünya Savaşı sırasında alınması dikkat çekicidir.

Olof Palme ve Tage Erlander

SAP’ın Altın Çağı

Per Albin Hansson’un 1946 yılında bir tramvay durağında kalp krizi geçirip ölmesinden sonra partinin başına Tage Erlander geldi. Berggren’e göre Hansson’un yanında Erlander zayıf bir politikacıydı.[17] Ancak yüksek çalışma kapasitesi ve yaratıcılığı onun parti başkanı olmasına yetmiştir. Erlander’in gelmesiyle SAP’ın altın çağı başlamıştır diyebiliriz. Aslında bu yıllara baktığımızda altın çağın başlaması tesadüf değildir. Çünkü bu yıllarda da “refah devleti”nin yükselişi başlamıştır. Akademisyen olan ve 1932’de ilk defa Riksdag’a giren Erlander, kabinede Eğitim Bakanlığı da yapmıştır. Kendi politikalarını “Folkhem (Refah Devleti)” adı altında uygulamıştır. Bu politikaların uygulanmasıyla oluşan finansal güvenliğin artması devlette bu alanda yeni rol oynaması sağlamış ve halk içinde “beklentilerin yükselmesi”ne neden olmuştur.[18]

Erlander 1946’dan 1969’a kadar başbakanlık yapmış ve bu süre demokratik bir ülkede yapılan en uzun başbakanlıklardan biridir. 1950’li yıllarda İngiltere, ABD gibi ülkelerde sosyal devlet politikalarına önem veren hükümetler düşerken İskandinavya’da sosyal demokrasi daha da güçlendi. Avrupa’da acaba ne zaman bu hükümetler düşecek derken Erlander’in 23 yıl üst üste başbakanlık yapması gerçekten de mucizedir. Ancak bu yıllarda İsveç savaştan kaçan bir ülke olmuş ve uygulanan politikalarla İsviçre’den sonra Avrupa’da kişi başına düşen milli gelir sıralamasında 2. olmuştur.[19] Bu dönemde uygulanan Keynesyen politikalar ekonomiye olan güveni arttırdı. Örneğin Sosyal İşler Bakanı Gustav Möller konut ve çocuklara yapılan ödenekleri arttırarak Kore Savaşı’nda oluşan enflasyon hareketlerinin neden olduğu para değeri kaybını önlemeye çalıştı.[20] Uygulanan bu politikalar 1956 yılındaki seçimde işçi sınıfının %72’sinin, orta sınıfın %24’ünün SAP’a oy vermesini sağlamıştır.[21] Erlanderli yıllarda SAP ortalama olarak %46’nın altına düşmemiştir. Sadece 1956 yılında %44,1 alan SAP, 1968 yılındaki seçimde %50,1 oranında oy almıştır.

Erlander’in başarılarının yanında sağ kolu diyebileceğimiz bir kişiyle de uyumu çok önemliydi. Bu kişi Olof Palme’den başkası değildi. Palme, burjuva bir aileden gelmiş hatta dedesi Sven Palme, Muhafazakâr Parti’den milletvekilliği yapmıştı. ABD’de Kenyon College’da okumuş hatta bu okula gitmeden önce merkez sağ düşüncede bir kişiydi. Gençliğinde Per Albin Hansson’un politikalarından etkilenen bir genç olsa da düşünceleri ABD’de değişmiştir. Okuduğu yıllarda Demokrat Parti’nin ABD’deki “New Deal” politikalarını yakından görmesi fikir değişikliğinin nedenlerinden biri diyebiliriz. İsveç’e döndükten sonra SAP’a üye olmuştur. 1952’de İsveç Öğrenci Birliği Federasyonu (SFS) başkanı olmuş ve siyasi kariyerine bu şekilde bir başlangıç yapmıştır diyebiliriz. 1953’te Tage Erlander’in ofisinde sekreter olarak işe başlamıştır.[22] 1958’de meclise girmiş, 1963’te devlet bakanı olmuştur. 1969’da başbakan olana kadar Ulaştırma ve Eğitim Bakanlıklarını bir arada yürütmüştür.[23] 1969’da Tage Erlander başbakanlıktan ve SAP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti. O dönem 42 yaşında olan Olof Palme, 14 Ekim 1969’da saat 14.30’da oybirliği ile genel başkan ilan edildi.[24] Böylelikle o dönemde en genç başbakan Palme olmuştur. Palme’nin mücadeleci kişiliği İsveçliler için bir umuda yol açmıştır.

Palme kendi düşüncesini “Demokratik Sosyalist” olarak tanımlıyordu. Bu tanım Bülent Ecevit’in CHP’nin politikasını “Ortanın Solu” demesine benzerdi. Ecevit ve Palme’ye baktığımızda neredeyse yaşıt, yurtdışında eğitim görmüş, karakter ve fikir olarak aynı adamlar olarak bu örneği vermemiz yerindedir. Biz Palme’nin bu deyişine dönecek olursak bu kavramı demokratik araçlarla hem ulusal hem de uluslararası planda sosyal adalet ve eşitliği yansıtan bir toplumsal yapıya ulaşmada kullanıyordu.[25] Bu fikir Ernst Wigfross’tan etkilenerek söylenmişti. İlk seçim olan 1970’te Palmeli SAP %45,3 oy aldı. Olof Palme savaşa karşı karşıtlığını her platformda dile getiriyordu. Özellikle Vietnam Savaşı’na karşı olan söylemi bu açıdan önemlidir. Bu söylemi ABD’de de yankı uyandırmış bazı vatandaşlar İsveç mallarını boykot dahi etmiştir. Ayrıca İran – Irak Savaşı için görüşmelerde arabulucu bile olmuştur. Hatta bu teklif bizzat BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim’dan gelmiştir.

1976’daki seçimlerde SAP 1. parti olmasına rağmen 40 yıllık iktidarını kaybetmiştir. Bu dönemde Ingmar Bergman gibi İsveç’in önde gelen isimleri de sosyal demokrasiye eleştiri yağdırmış ve seçimlerin galibi olsalar bile hükümet Merkez Parti – Halk Partisi koalisyonu ve başbakan Thorbjörn Fälldin olmuştur. Fälldin, Palme’nin en büyük rakibidir. Ancak Palme muhalefet olmaya hazırdı. 1979’daki seçimleri kazanmasına rağmen Palme hâlâ muhalefetteydi. Merkez – Halk – Muhafazakâr olan merkez sağ koalisyonu hükümet olacaktı. Muhafazakâr Partililer, 1981’de koalisyondan ayrılınca hükümette çatlamalar meydana getirdi. Bu da Fälldin’in partisini daha da gerilere itmesine neden oldu. 1982 yılındaki seçimlerden sonra Olof Palme tekrar başbakanlık koltuğuna oturdu. Tabii geri dönüşünde merkez sağ koalisyonların desteğinin azalması da vardı.  Politikalarıyla 1985’teki seçimden de zaferle ayrılan Palme, 28 Şubat 1986’da “Mozart Kardeşler” adlı sinemayı eşi Lizbet, oğlu Marten ve onun kız arkadaşı Ingrid ile izlemek için Grand Sineması’na gittiler. Sinema çıkışı Marten ve IngridOlof – Lizbet çiftinden ayrıldılar. O sırada bilinmeyen bir kişi Olof Palme’ye iki el ateş etti. Biri sırtına isabet etti, diğeri de eşi Lizbet’i sıyırarak geçti.[26] Dünyada en çok bilinen İsveçli politikacı böylece bir cinayete kurban gitmişti. Bu cinayet hâlâ çözülememiştir. Hatta İsveç bu cinayette PKK’dan bile şüphelenmiştir.[27] Çünkü Palme’nin PKK’ya karşı tavrı negatifti ve terör örgütü olarak görüyordu. Christer Pettersson adlı bir İsveçli mahkum edilmiş ancak İsveç Yüksek Mahkemesi tarafından aklanmıştır.[28] 32 yıl olmasına rağmen Olof Palme cinayeti hâlâ çözülememiş ve bu soruşturma zaman aşımına da uğratılmamıştır.

Altın Yılların Sonu ve Günümüzde SAP

Palme’nin ölümünden sonra partinin başına Ingvar Carlsson geçti. Carlsson da 1960’ların sonunda Erlander’in ofisinde çalışmaya başlamıştır.[29] Tabii bu dönem Üçüncü Yol tartışmalarının hafiften başladığı dönemlerdir. İsveç’te “Üçüncü Yol (Den tredjevägen)” tartışmalarını Maliye Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapmış olan Kjell-Olof Feldt ortaya atmıştır. Bu politika değişikliği sadece ekonomik ve mali politikalarla sınırlıydı. Üçüncü Yol 1990’larda diğer ülkelerde sıkı bir şekilde uygulanırken ancak İsveç’te refah devleti politikasının arka planını oluşturmadı.[30]Ancak bu politika değişikliğinin temel amacı, İsveç endüstrisinin rekabet gücünü artırmak, yatırımları arttırmak ve dengeli bir ekonomik büyüme oluşturmaktı.

1991 seçimlerinde SAP 1. parti olmasına rağmen kötüleşen ekonomik durumdan dolayı hükümeti merkez sağ koalisyona bırakmak zorunda kaldı. 1994 seçimlerinde önceki dönemde yaptıkları kesintileri kaldıracaklarını söz verince yeniden güç kazanarak tekrar hükümet kurdular.[31] Bu arada bir parantez açarsak Mona Sahlin olayı Ingvar Carlsson hükümetinde olmuştur. Mona Sahlin başbakan yardımcısıyken hükümet kartıyla Toblerone almış ve bunun ortaya çıkması üzerine istifa etmiştir. 1996 yılında Maliye Bakanı Göran Persson, parti kongresinde genel başkan seçilmiştir. 1998 yılında İsveç ekonomisi düzelse de aynı yıldaki seçimlerde SAP büyük oy kaybına uğramıştır. Ancak Persson liderliğindeki SAP tekrar hükümet kurmuştur. 2001 yılında işsizlere yönelik politikadan başka bir değişiklik yapılmadı. SAP’ın bu dönemki ılımlı politikaları ekonomik krize karşı bir refleks olarak görülmüştür.[32] Persson Euro’yu kabul ettirmek için baskı yapsa da bunu başaramamıştır.[33] 2002 seçimlerinde tekrar hükümet kuran SAP, 2006 seçimlerinden sonra hükümeti “İsveç İttifakı” adı verilen merkez sağ partilerin oluşturduğu ittifaka kaybetmiştir. Bu seçimden sonra Gören Persson istifa etmiş ve yerine Mona Sahlin gelmiştir. Ancak 2010 yılında Sahlin liderliğindeki SAP, Muhafazakâr Parti ile neredeyse aynı oyu almıştır. 2011’de Sahlin’in yerine Håkan Juholt seçilmiştir. Ancak bir politik skandalla istifa etmiştir. 2007’den 2011’e kadar eşiyle birlikte konutuna çok para harcadığını iddiası gazetede çıkınca bunun farkında olmadığını belirtmiştir. Ancak bu tartışmalar SAP içinde Juholt muhaliflerini arttırmış, 2012’de Juholt istifa etmiştir. Juholt’un yerine şu anki Stefan Löfven parti başkanı olmuştur. Löfven’in önderliğinde SAP, 2014 seçimlerinde zaferle ayrılmış ve Löfven başbakan olmuştur. Bu yıl yapılan son seçimlerde SAP, Yeşiller ve Sol Partinin oluşturduğu “Sol Blok” toplam %40,6; Muhafazakârlar, Merkez Parti, Liberal Parti ve Hristiyan Demokratlar’ın oluşturduğu “Sağ Blok”ise %40,3 oy aldı. Tabii burada en önemli konu aşırı sağ düşüncedeki İsveç Demokratlarının %17,2 oy almasıdır.[34] Göçmen karşıtı bu partinin güç kazanması ve blokların neredeyse aynı oy alması her ne kadar SAP hükümet lideri olsa da ülke içinde tartışmalara yaptığı politikaların tartışılmasına yol açmaktadır.

Sonuç

İsveç’in en eski partisi olan SAP, İsveç’i bugünkü durumuna getirmiş en önemli unsurdur. Uyguladığı politikalar İsveç’i fakir bir ülkeden zengin bir ülke haline getirmiş ve sosyal demokrasinin İskandinavya’ya yerleşmesini sağlamıştır. Sosyal demokrasi İskandinav ülkelerindeki gelişmişliğin sembolüdür aslında. İskandinav ülkeleri dünyada bugün hayranlıkla bakılan ülkelerdir. Bunun nedeni de refah devleti politikalarının ülke özellerinde gayet iyi uygulanışıdır. Aslında bu sosyal demokrasinin de başarısıdır. 100 yıl öncesine kadar fakir olan ülkeleri bugün hayranlıkla baktırabilecek bir duruma getirmesi ve bunun sosyal demokrat partilerle yapılması dersek her şeyi özetlemiş oluruz. Bugün hâlâ hükümette olan SAP, eski gücünü kaybetse de sosyal demokrat partilerin umudu ve örnek aldığı parti olarak siyasi yaşamına devam etmektedir. İsveç bugün bu konumdaysa tartışmasız SAP’ın politikaları sayesindedir diyebiliriz.

EK – 1

SAP LİDERLERİ

Claes Tholin 1886 – 1907
Hjalmar Branting 1907 – 1925
Per Albin Hansson 1925 – 1946
Tage Erlander 1946 – 1969
Olof Palme 1969 – 1986
Ingvar Carlsson 1986 – 1996
Göran Persson 1996 – 2007
Mona Sahlin 2007 – 2011
Hakan Juholt 2011 – 2012
Stefan Löfven 2012 –

EK – 2

August Palm: İsveç’te sosyal demokrat hareketi başlatan lider.

Ernst Wigfross: 1925 – 1949 yılları arası Maliye Bakanlığı yapmış, sosyal demokrat teorisyen.

Kjell-Olof Feldt: Maliye Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapmış, İsveç’te Üçüncü Yol politikalarının öncüsü olmuş siyasetçi.

Thorbjörn Fälldin: 1976 – 1982 yılları arasında başbakanlık yapmış Merkez Parti lideri.

KAYNAKÇA

ARNDT, Christoph,The Electoral Consequences of Third Way Welfare State Reforms, Amsterdam University Press, 2013

BERGGREN, Henrik,Olof Palme, çev. Turhan Kayalıoğlu, İstanbul, İş Bankası Yayınları, 2012

ÇUBUKÇU,Sevgi Uçan, “Sosyal Demokrasi”, H. Birsen Örs (der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014

ÖZDALGA, Haluk, Çağdaş Sosyal Demokrasinin Oluşumu, Hil Yayınları, İstanbul, 1984

RUIN, Olof, “Three Swedish Prime Ministers: Tage Erlander, Olof Palme and Ingvar Carlsson”, West EuropeanPolitics, Cilt:14, Sayı:3

TSAROUHAS,Dimitris, Social Democracy in Sweden, Tauris Academic Studies, 2008

TOSUN, Gülgün Erdoğan, Sosyal Demokrasi ve İlkeleri, Ankara, Alabanda Akademi, 2016

İnternet Siteleri

https://www.britannica.com

https://www.cnnturk.com

http://www.hurriyet.com.tr

http://www.thesocialdemocrat.us

https://tr.sputniknews.com

DİPNOTLAR

[1] Haluk Özdalga, Çağdaş Sosyal Demokrasinin Oluşumu, Hil Yayınları, İstanbul, 1984, s. 11.

[2]Özdalga, a.g.e., s. 12.

[3]Özldalga, a.g.e., s. 13.

[4]Özdalga, a.g.e., s. 14.

[5] https://www.britannica.com/topic/Swedish-Social-Democratic-Party

[6]Özdalga, a.g.e., s. 42.

[7] https://www.britannica.com/biography/Hjalmar-Branting

[8] https://www.nobelprize.org/prizes/peace/1921/branting/biographical/

[9] Bkz. Gökhan Cesur, “İngiltere’de Sosyal Demokrasi”, https://www.tesadernegi.org/ingilterede-sosyal-demokrasi.html

Gökhan Cesur, “Sosyal Demokrasi ve Almanya”, https://www.tesadernegi.org/sosyal-demokrasi-ve-almanya.html

[10] Sevgi Uçan Çubukçu, “Sosyal Demokrasi”, H. Birsen Örs (der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014, s. 276.

[11] Gülgün Erdoğan Tosun, Sosyal Demokrasi ve İlkeleri, Ankara, Alabanda Akademi, 2016, s. 27.

[12] Çubukçu, a.g.e., s. 277.

[13]Özdalga, a.g.e., s. 152.

[14]http://www.thesocialdemocrat.us/blog/the-folk-home (Erişim Tarihi: 26 Aralık 2018)

[15]Henrik Berggren, Olof Palme, çev. Turhan Kayalıoğlu, İstanbul, İş Bankası Yayınları, 2012, s. 58.

[16]Dimitris Tsarouhas, Social Democracy in Sweden, Tauris Academic Studies, 2008, s. 49.

[17]Berggren, a.g.e., 188.

[18]Tsarouhas, a.g.e., 52.

[19]Berggren, a.g.e., s. 189.

[20]Tsarouhas, a.g.e., s. 52.

[21]Tsarouhas, a.g.e., s. 53.

[22]Olof Ruin, “Three Swedish Prime Ministers: Tage Erlander, Olof Palme and Ingvar Carlsson”, West European Politics, Cilt:14, Sayı:3, s.60.

[23]Ruin, a.g.m., s. 60.

[24]Berggren, a.g.e., s. 363.

[25]Berggren, a.g.e., s. 368.

[26]Berggren, a.g.e., s. 575.

[27]http://www.hurriyet.com.tr/dunya/olof-palme-cinayetinde-pkk-parmagi-yeniden-arastiriliyor-28712209 (Erişim Tarihi: 29 Aralık 2018)

[28]https://tr.sputniknews.com/avrupa/201602261021142272-olof-palme-cinayet-isvec/ (Erişim Tarihi: 29 Aralık 2018)

[29]Ruin, a.g.m., s. 60.

[30]Christoph Arndt, The Electoral Consequences of Third Way Welfare State Reforms, Amsterdam University Press, 2013, s. 159.

[31]Arndt, a.g.e., s. 160.

[32]Arndt, a.g.e., s. 163.

[33] https://www.britannica.com/biography/Goran-Persson

[34]https://www.cnnturk.com/dunya/isvecteki-secimlerde-asiri-sag-guc-kazandi (Erişim Tarihi: 29 Aralık 2018)

Yazar Hakkında

Gökhan Cesur / TESA Siyaset Masası Yardımcı Direktörü

Marmara Üniversitesi

Ortadoğu Siyasi Tarihi Ve Uluslararası İlişkileri / Yüksek Lisans Öğrencisi

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler / Lisans Mezunu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir