Ana Sayfa / Yazılarımız / Işık Doğu’dan Yükselir

Işık Doğu’dan Yükselir

Tarih tekerrür ediyor, biz de buna canlı tanık oluyorduk. Amerika’nın göçmen ve Müslüman politikasının temelleri, içinde yaşadığımız yüzyılda ortaya çıkmadı elbette. Bu politikaları anlayabilmek için İkinci Dünya Savaşı’na ve hatta ondan da öncesine gitmek gerekir.
Anne Frank… Yahudi Soykırımı’nın[1]en genç simgelerinden biri olarak tanınıyor. Küçücük bedenine ve ömrüne yaşından büyük acıları sığdıran Anne’in hayatı Amerika ile değişebilirdi. Fakat II. Dünya Savaşı sırasında Alman işgalinden kaçıp ABD’ye sığınmak isteyen Avrupalı Yahudiler, tıpkı bugün Suriye iç savaşından kaçıp kurtulmak isteyen mültecilerle tüm tartışmalara rağmen aynı engellerle karşılaştılar. Hitler’in acımasız yaptırımlarından kaçmaya çalışan ve başarısız olan birçok kişi arasında Anne Frank ve ailesi de bulunuyordu. Anne’in günlüğünde  anlattıklarına göre; 1941 yılına gelindiğinde, Frank ailesi Almanya’dan Hollanda’ya taşındı, bu taşınmadan sadece birkaç yıl evvel, babası Otto Frank, Birleşik Devletler için vize başvurusunda bulundu fakat başvurular kabul edilmedi.
Otto Frank, Amerikan ticaret ve siyaset camiasında üst düzey bağlantılar kurmuş ancak bu bile güvenli geçiş ve Amerika’ya giriş vizesi alabilmesi için yeterli olamamıştı. Ardından, eski üniversite arkadaşına yazdığı bir mektupta, “Başka bir ülkeye göç etmek zorundayım ve görebildiğim kadarıyla gidebileceğim tek yer Amerika’dır.” dedi. Babanın bu mesajı da cevapsız kalmıştı. Çaresiz  kalan Anne Frank ve ailesi, Nazi Almanya’sı ile tanıştı ve farklı toplama kamplarına gönderildiler. Ailesinin birçok ferdini bu toplama kampında yitirdi, kendisi ve ablası tifüsten hayatını kaybetti. Babası Otto Frank ise, Kızıl Ordu’nun gelmesiyle kurtulabildi. Anne Frank bugün Amerika’da yaşayan 87 yaşında bir kadın olabilirdi ancak bunun yerine, Almanya’daki Bergen-Belsen[2]toplama kampında 15 yaşında hayatını kaybetti.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, mültecilerin hukuki durumuna dair Cenevre Sözleşmesi,[3]28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanmış ve 22 Nisan 1954 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Satır arasında mülteci tanımı “1951 yılından önce ve Avrupa’da meydana gelen olaylar” olarak sınırlandırılmıştı. Alınan kararlar doğrultusunda sözleşmede yer alan üçüncü madde ise şöyle: “Taraf Devletler, bu sözleşme hükümlerini mültecilere, ırk, din veya geldikleri ülke bakımından ayırım yapmadan uygulayacaklardır.”

 

8 Kasım 2016 tarihinde yapılan  başkanlık seçimlerine Donald Trump Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olarak girmiş, Demokratların adayı Hillary Clinton’ı geçerek Amerika Birleşik Devletleri’nin 45. devlet başkanı seçilmiştir. Seçim süreci, kampanyaları, demeçleri, göreve başlaması derken attığı her adım, söylediği her söz siyasi arenada büyük yankılara neden oldu. Trump, kampanyası süresince birçok kez Müslümanları hedef alan açıklamalarda bulunmuştu; Fransa’nın başkenti Paris’te, Kasım 2015’te düzenlenen saldırıların ardından,[4]Müslümanların ABD’ye sokulmaması gerektiğini söyleyerek[5]büyük tepki çekmiş ancak daha sonra bu sözlerinin “Sadece öneri” olduğunu belirterek geri adım atmıştı. Daha sonra ise ABD’deki Müslümanların terörle mücadele kapsamında fişlenmesini “ciddi şekilde” düşünmeleri gerektiğini belirtip ülkedeki bazı camileri kapatabileceğini pek çok kez ifade etmişti. Seçim gecesi,  7 Aralık 2015’te yaptığı ve “Müslümanlar’ın ABD’ye girişinin yasaklanması gerektiğini” savunduğu açıklaması, Trump’ın internet sitesinden kaldırıldı.
Açıklama kaldırıldı ancak Trump, göreve geldiği ilk haftada  Suriye, Irak, İran, Libya, Somali, Sudan ve Yemen’e yönelik vize uygulamalarını askıya alarak, bu ülke vatandaşlarına vize verilmesi işlemini geçici olarak durdurma kararı aldı[6]. Vize uygulamalarının askıya alınmasının yanı sıra, zulme uğrayan azınlıktaki dini gruplar dışında, mültecilerin ABD’ye girişi de birkaç aylığına durduruldu. Mültecilere yönelik kararın, daha sıkı bir güvenlik inceleme protokolü getirilene kadar devam edeceği belirtiliyordu. Bunlar olurken Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanı,  ABD Başkanı Donald Trump’ı arayarak, yedi  Müslüman ülkenin vatandaşlarına verdiği seyehat yasağı kararının küresel derecede öfkeyi tetiklemediğini, İslamofobik olmadığını ve herhangi bir dini hedeflemediğini söyledi. Bu kadarla da yetinmeyip, kararı savundu.
Ancak Amerikan halkı hiçbir din, ırk, ideoloji gözetmeksizin havaalanları ve meydanlara akın etti. Halk, alınan karara  büyük tepki gösteriyordu. Öyle ki bazı eyaletlerde, Trump’ın 20 Ocak 2017’deki yemin töreninden bile daha büyük bir kalabalık, kararı protesto etmek için toplanmıştı.  Karar, tüm dünyada yankılandı ve tepki gördü, birçok ülkede protesto edildi.[7][8]Berlin’de bir grup GreenPeace üyesi genç, Berlin Duvarı önünde açtıkları pankart ile Trump’a “barış” mesajı yolluyordu.[9]

GreenPeace üyeleri, Berlin Duvarı Önünde ‘Başkan, Duvarlar Ayrıştırır, Köprüler Kuralım’ yazılı pankartlarıyla.
Amerika’ya ilk Müslüman göç dalgası 1912-1975 yılları arasına gerçekleşmiştir. Bu yıllarda, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistin’de yaşanan ekonomik krizler neticesinde, buraya gelen göçmenlerin çoğu kalifiyesiz eleman ya da çiftçi kesimindendi.
Amerika’da ırk ayrımcılığı 1970’lere kadar sürerken, siyahlara karşı çıkışın tarihi 1775’lere dek uzanıyordu. Beyaz üstünlüğü ve beyazların şiddet eğilimi karşısında siyahlara hiçbir hak tanınmıyordu. Binlerce siyahi, Afro-Amerikan, Ortaçağ’dan kalma görüntülerle ve yöntemlerle yaşam hakları ellerinden alınıyor ya da kötü muamele görüyordu. Tüm bunlar yaşanırken kilise, esaretleri meşrulaştırmaya çalışıyor, yalnızca beyazların üstünlüğünü savunuyor, haklarını koruyor ve ‘diğerlerine’ yaşama şansı vermiyordu. Buna karşın İslamiyet’in buyurduğu; “Allah katında insanlar arasında ırk ayrımı yoktur” mesajı siyahi kitlenin İslam’a yönelmesi için yeterli olacaktı.
Tevhid inancının geçte olsa ulaştığı Amerika’da, ekseriyet itibariyle ilk İslami örgütlü çalışma 1913 yılında asıl adı Timothy Drew olan Noble Drew Ali’nin “Faslılar İlim Mabedi”ni kurmasıyla başladı[10]. Bu teşkilat, 20-30 sene sonra Elijah Muhammed’in geliştireceği öğretinin temellerini atmaktaydı. Malcolm X de bu harekete dahil olup, 1962’ye kadar hareketin en etkin şahıslarından biri olacaktı. Malcolm kısa hayatına birçok tecrübeyi sığdırabilmiş ve bu kısa hayatının son deminde uyuyan “siyah kitleler”i ayağa kaldırabilmişti. Amerika’da, Müslüman safları Malcolm’un sayesinde sıklaşmıştı.[11][12]
20.yy da Malcolm safları sıklaştıra dursun ondan yaklaşık 700 yıl önce bu dünyadan geçmiş bulunan Mevlana, Trump’ın aksine “Ne olursan ol gel” diyordu. Terörün tüm dünyada kırılmalar, infialler yarattığı bilinen bir gerçeklik. Zaten terörün tanımı da tam olarak bu değil mi; toplumda korku uyandırarak baskı kurmak, yıldırmak. Nedenleri siyasi, dinsel ya da ekonomik olsa da yöntem ve sonuç aynı: yıldırmak, korkutmak, şiddet, daha çok şiddet ve daha büyük şiddet…  Trump ‘ın neden altmış üç Müslüman ülkeden sadece bu yedi ülkeyi istemediğini hepimiz anlıyor olsak da, İslami terörle Müslümanları neden ayır(a)madığını tıpkı  Amerikalılar gibi biz de anlayamıyoruz.
İslamiyet denilince sadece Deaş gibi örgütleri anlamak, Trump gibi figürlerin işini kolaylaştırıyor olabilir mi? Hristiyanlıktan sonra dünyanın en çok inanılan ikinci dini ve araştırmalara göre bu din, dünya nüfusunun %23’ünü oluşturmakta. Deaş ve onun gibi sırtını şiddete dayayan örgütler, Müslümanları temsil etmiyor aksine toplumlarda kötü bir algı oluşmasına sebep oluyor. İslamiyet adına yarattıkları terör, hiçbir “Müslümanın”  tasvip ettiği bir şey değildir.
Hiçbir ekonomik çıkar ve siyasi bakış açısı dışlamayı haklı kılamaz. Bugün Trump, verdiği bu kararla Cenevre Sözleşmesi de dahil olmak üzere birçok uluslararası anlaşmalara bağlı yükümlülüklerine aykırı davrandı. Cenevre Sözleşmesi kararlarına her ne kadar uymaları gerekse de bu tarz anlaşmaları ve barışı sağlayacak uluslar üstü kurumları o dönemin hegemon güçler tarafından oluşturduğunu ve uluslararası sistemin kutup devletleri tarafından yönlendirildiğini dikkate almak gerekir. Bir diğer görmemiz gereken şey ise ABD milliyetçiliğinin, Amerikan vatandaşlığı tarafından oluşturulduğudur.
Dipnot
Kaynaklar
Yazan Hakkında

Melis Berfin Bayar
Beykent Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir