Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Kitap Analizi / İran’ın Bölgesel Faaliyetleri ve Güç Unsurları – Kitap Analizi

İran’ın Bölgesel Faaliyetleri ve Güç Unsurları – Kitap Analizi

Yazan: Lale CEVHEROĞLU

1) Giriş

Uluslararası ilişkilerde rakibini etkisiz hale getirmek veya varmak istediği hedefe uluşmak için sarf edilen çaba “güç” kavramı ile ilişkilidir. Değişen dünya ile pek tabi güç kavramı da değişmekte ve çeşitli hale gelmektedir. Örneğin devletler varsıllıklarını bir psikolojik savaşla da gösterebilir veya askeri bir donanmayla da.  Bu durum yumuşak ve sert güç diye tanımlanır. Devletlerin sistemi böyle iken İran için de aynı şey geçerlidir. Bu yazımda sizlere Abdullah Yegin’in ele aldığı İran’ın Bölgesel Faaliyetleri ve Güç Unsurları kitabını değerlendirerek, Ortadoğu’nun önemli devletlerinden biri olan İran’ın gerek stratejilerini gerekse faaliyetlerini aktarmaya çalışacağım.

2) İran’ın Güç Unsurları

2.1) İran’ın yumuşak gücü

Uluslararası arenada yer edinmek, güvenliğini sağlamak isteyen her devlet “güç” arayışı içindedir. Çeşit çeşit güç unsurlarının bulunması aslında temelinde sert güç ve yumuşak güce dayanır. Sert güç; daha askeri, doğal kaynaklar veya sermaye üzerineyken, yumuşak güç; daha çok kültür, toplum yapısı, ideoloji gibi kavramları içerir. Devletler bu taktikler üzerinde edinim sağlamakta ve diğer devlet üzerindeki etkisini bu yollarla göstermektedir. Devletler güç ve etkisini arttırmak için diğer devletin vatandaşlarının zihinlerini kuşatmaktadır. Yumuşak güç ile asıl hedef insandır. Böylelikle ülke insanının kültürel mezhepsel veya dini açıdan derinliklerine inerek devleti bu yollarla çökertmeye çalışmaktadır. Bu çeşitlilik yeni dünyamıza Soğuk Savaş’ın yarattığı psikolojik savaşla girerken, her devletin taktiği olmuştur. Bunlardan birisi de İran İslam Cumhuriyeti’dir.

Ortadoğu’nun stratejik konum ve her açıdan önemli ülkesi, fikrimce ABD’nin de çekindiği İran köklü medeniyete sahip ve yapısı gereğince mezhepsel unsurları da bünyesinde barındırmaktadır. Böylelikle yumuşak güç açısından azımsanamaz imkân ve potansiyele sahiptir. Kendine özgü yönetim ve politika anlayışına sahip olması kendine has yumuşak gücün olmasına da etki etmiştir. Amacı ise, kendisinin karşıtı olarak gördüğü düşünce ve davranışları etkilemekti.Peki, kim bu karşıt? Batı mı yoksa Şii mezhebinden olmayanlar mı? Kitapta dile getirilen İran halkı her ne kadar İslamlaştırma, Şiileştirme ve Fars kökenini tanıtma tavrını benimsese de yumuşak gücünü gösterdiği taraf da yine aynı şekilde bu camiadır. Yani İran yumuşak güç tavrını kendisi olan taraftan yana kullanmaktadır.

Dile getirmek gerekir ki İran’ın kendine uyguladığı bu tavır onun hassasiyet içerisinde devam etmesini gerektirmektedir. Örneğin Şiilikten yararlanırken diğer İslam dünyası aleyhine işler. Fars kültüründen yararlanırken de bu sefer Şii camiasını tetiklemiş olur. Bu durum İran’ın yumuşak gücünü sınırlamaktadır. Ancak hız kesmeden faaliyetlerine devam eden İran yumuşak gücünü sert güce dayandırmaktan da geri kalmamıştır.

İran’ın yumuşak güç alanlarına bakacak olursak; dil, din ve etnisite bunlardan birisidir. 75 milyonluk nüfusun % 98’inin Müslüman olması ve buna ek olarak Şiilik ve Farsça da ülkenin önemli unsurlarındandır. İran’ın benliğini oluşturana Şiilik ve Fars kültürü sınırlarını aşan coğrafyalarda da konuşulmaktadır. Bunun etkisiyle de Farsçanın sonradan gelme bir dil ve kültür olmaması Hindistan, Pakistan, Türkiye, Bosna Hersek, Hırvatistan, Karadağ ve Makedonya gibi dilleri de etkilemiştir. Bünyesinde Türkçe, Kürtçe, Arapça, konuşan dilleri de içeren İran farklı ülkeler üzerinden de yakınlık kurma imkânına sahip olmuştur ve bu durum yumuşak gücün etkisine sebep olmuştur.

Bunun yanında İran’ın kültürel ve siyasi temsilcilikleri de yumuşak güç açısından önemli bir kavramdır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde edinim sağlamaya çalışan İran, Ortadoğu ülkelerinin yüzde 86.67’sinde, pasifik ülkelerin yüzde 56.67’sinde, Avrupa Devletleri’nin yüzde 75.61’inde ve Afrika ülkelerinin yüzde yirmisinde elçiliklerini barındırmaktadır. Aynı şekilde kültürel temsilciliklerini de bulunduran İran yumuşak güç etkisini bu alanda da göstermektedir.

Bunlarla birlikte dostluk dernekleri kurarak, dünyaca izlenen ve takip edilen medya ve iletişim kanallarıyla, üniversitelerin gerçekleştirdiği ortak amaç ve mühendislik projeleriyle İran yumuşak gücüne güç katmaktadır.

Bu yumuşak gücün bir parçası olan İran diğer yumuşak güç kullanıcı devletler gibi birçok sorunla da karşı karşıyadır;

  • Kültürel çeşitlilik en önemli sorundur. Yumuşak gücün tam zıttı batı medeniyetlerine değil de kendisi gibi din, dil ve mezhebe karşı uygulaması ülkenin bütünlüğü için tehlikeli bir sorundur. Örneğin çoğunluğun Şii olması bünyesinde Sünni barındırmadığı anlamına gelmez. Bir başka ülkenin Sünni topluluğuna karşı yumuşak güç uygulamayınca kendi nezdindeki Sünnilerin yaklaşmasına sebep olabilir. Bu durum farklı topluluklar veya diller için de geçerlidir.
  • Uygulayacağı yumuşak gücün yönünü hangi tarafa ne şekilde belirleyememesi de İran’ın önündeki diğer sorunlardan birisidir. İrancılık yaklaşımındayken bir anda Şiilik yönüne çevrilmesi ciddiyetsizlik olarak algılanabilir ki bu durum ortaya güven sorunu da çıkarır.
  • Bir başka sorun ise; batının daha esnek yapısına nazaran İran’ın baskıcı yapısıdır. Örneğin her ne kadar batı kanalları İran uydusu tarafından yasaklanmış olsa da İran halkının bu kanallara kendi kanallarından daha yoğun ilgi göstermesi aşikârdır. Bu durum batının özgür dünyasını öne sürerken İran’ın yumuşak gücüne yan etki niteliğindedir.

Kısacası, devletlerin yarışında önemli bir aktör olan yumuşak güç her ülke gibi İran’ı da kapsamaktadır. Yapısı, gücü, tarihi ve konumu gereği ne nitelikte ve ne alanlarda bir yumuşak güce sahip olduğunu göstermektedir. Kültür din, dil, ırk bakımından farklılıklara sahip olan İran, çeşit çeşit sorunla karşı karşıya kalsa da bu güç yarışından geri durmamıştır.

2.2) İran’ın sert gücü

Devletlerin rekabetinde yumuşak güç kadar önemli olan bir diğer güç kaynağı ise sert güçtür. Herhangi bir aktör üzerinde etkisini göstermek adına uyguladığı ekonomik, siyasi veya askeri güçtür, sert güç. Kapasitesinde coğrafi, askeri ve ekonomik gücü barındıran karşısındakini etkileyebilecek niteliktedir. Bu demektir ki sert güç, bir başkasının davranışını ekonomik veya askeri güçle etkileyebilmektir.

Söz konusu İran olunca aynı unsurlar İran için de geçerlidir. Yani jeopolitik konum, ekonomik güç, askeri stratejiler İran’ın sert gücünü etkileyen etmenlerdir.

Yazıya jeopolitik konumla devam edecek olursak; coğrafya kaderdir diyerek ülkenin iç ve dış politikasını belirleyen en önemli faktördür. Bu durumda İran’ın da jeopolitik önemini göz önüne alırsak uzun sahilleri ve stratejik noktalara hâkimiyeti ve iki büyük enerji havzası olan Basra körfezi ve Hazar Denizi içerisinde yer alması uluslararası arenada  rolünün önemini açıkça sergilemektedir.

Siyasi açıdan ise ülkenin sert gücü doğal kaynaklara dayanır. İran’ın doğal kaynaklarına bakacak olursak petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu farkındalıkla dünya siyasetinde önemli bir güç olan İran dünya siyaseti ilişkilerini de bu güç kayağı üzerinden devam ettirmektedir. Böylece İran jeopolitik açıdan doğalgaz ve petrol kaynaklarına sahip olması, Basra Körfezi Hazar Denizi ve Orta Asya ile bağlantısının olması güvenliği tehdit edici aktörleri yok etmek ve çıkarları dâhilinde ilişkilerini sürdürmek veya politikasını devam ettirmek için sert güç kullanmaktadır.

Sert güç unsurları arasında askeri operasyonlar da bulunmaktadır. İran’ın savaş stratejisine bakacak olursak asimetrik savaş tekniğine dayandığını söyleyebiliriz. 1979 Devrimi sonrası uyguladığı asimetrik savaş şok edici ani baskınları kapsamaktadır. Gerek hava gerekse deniz üzerinden savunma kapasitelerini güçlendirmek yerine zayıf noktalarını tespit ederek o alanlara yoğunlaşması kendileri için bir avantaj sağlamıştır.

Her devlet gibi silahlı kuvvet ve biri barındıran İran, klasik silahlı unsurlara sahiptir. Birimlerinde ise Besic, Devrim Muhafızları ve Kudüs Tugayları Ordusu’nu barındırmaktadır. Gönüllülük içeren Besic, İslam devrimini iç ve dış tehditlerden korumak amaçlı kurulmuştur ve daha çok toplumsal olaylarda görev almıştır. Devrim muhafızları ise İran Devrimi’nden kısa süre sonra kurulmuş kadın erkek fark etmeksizin en önemli silahlı güç konumundadır. Kudüs Tugayları Ordusu’nun faaliyetleri gizli olarak kalıp liderlerden doğrudan emir alıp yine liderler arası rapor sunan bir birimdir. Hem politik hem askeri hem de ekonomik girişimlerde bulunan bu birim dünyanın birçok yerinde faaliyet göstermektedir.

Vekâlet savaşlarıyla da realistliğini ortaya koyan İran çeşit çeşit isyancı gruptan faydalanmıştır. Örneğin, Lübnan Hizbullah’ı Iraktaki Şii gruplar Filistin’deki direniş grupları İran’ın eseridir. Sert güç faktörüyle vekâlet savaşlarında da önemli rol oynamıştır. Bugün Suriye’deki bu kaosun ucu İran’ın yetiştirdiği ordulara da dayanmaktadır. Böylelikle İran’ın gücüne de güç gelmiştir.

Tüm güç unsurlarının sonucuna gelecek olursak tarih boyunca bölgesel veya küresel anlamda bir edinime ulaşmak güç kavramından geçer. Bir devletin varsıllığı gücüne bağlıdır ve bu gücü uyguladığı yumuşak veya sert güçle elde edebilir. İnsanı ele alan mezhep, din, dil, ideoloji kavramları adı altında uygulanan saldırılar yumuşak güç unsuru niteliğindeykenekonomik askeri saldırılar sert güç unsuru niteliğindedir. Bunun için savunma veya saldırı niyetinde olan devletler çıkarlarını ve konumlarını düşünmek için her ne sorunla karşılaşırsa karşılaşsın bu teknikleri kullanmakla yükümlüdür ve İran da gerek coğrafi konumu gerekse tarihsel açıdan öneminden dolayı bu iki güç açısından oldukça güçlü ve önemli konumdadır. Gücünü arttırma eğilimini bölgesel faaliyetlerinden bahsederek yazımı ilerleteceğim.

3) İran’ın bölgesel faaliyetleri

Şii esaslı İran İslam Cumhuriyeti Ortadoğu’ya uyguladığı politikalardan esas olarak Şii kitlesini hedef almıştır, ikinci olarak ise İrancılık politikasıyla İran kültürünün yakın olduğu bölgeleri esas almıştır.

Son dönem Ortadoğu’su ve İran’ına bakacak olursak Arap Baharı’yla dönemin eski dönem gibi olmayacağını düşünen İran tehdidin kendisine doğru gelmekte olduğunu anlayıp stratejilerini ona göre belirlemekte ve rolünü daha etkin oynamaktan çekinmemektedir. Abdullah Yegin’in ele aldığı ülkeler hangi güç unsurlarını da ele aldığını tespit etmek amacıyla başarılı bir belirleyici kıstas olmuştur.

3.1.) Lübnan

Arap Ortadoğu ülkesi olan Lübnan 1943 yılından Fransa sömürüsünden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş ve etnik mezhebi açıdan hassas olmak ile birlikte coğrafi konumundan da önemli bir ülkedir. Mezhep ve din çeşitliliğinin fazlalığı ile birlikte hükümeti hem Hristiyan hem de Müslüman yöneticiler tarafından oluşması hem Hristiyanların hem de Müslümanların ilgisini buraya yöneltmiştir.

İran ile ilişkileri Safevi Dönemi’ndeki din adamı göçüyle başlarken modern anlamda aralarındaki bağ iki ülkenin de Şii topluluğuna sahip olmasıdır. Bu nedenle 1979 devriminden en çok etkilenen ülkedir Lübnan. Lübnan’daki din adamları, bu yeni İslam Cumhuriyeti’ni kendileri için ümit ve destek kaynağı olarak gördüklerinden kendi desteklerini İran üzerinden hiç eksiltmediler. Örneğin İran Irak savaşında ülke içerisinde birçok ayrılıkçı düşünce olmasına rağmen desteklemekten geri durmadılar. Süreç böyle devam ederken fikrimce İran’ın maşası olması İran’ın gücüne güç katmıştı. Dolayısıyla İran’ın Lübnan’da faaliyet göstermesi alenen başlamış ve bugün hala devam etmektedir.

Kültürel ve tarihsel benzerlikleriyle birbirlerinin destekçisi olmasının yanında İran’ın Lübnan’a ekonomik yardımları da önemli bir atılımdır. Okullar hastaneler ve altyapı üzerine önemli katkılanının yanında özellikle 33 gün savaşlarında yıkıma uğrayan Lübnan’dan yardımını eksik etmemiştir. Aynı zamanda Şii mezhebindeki verginin Lübnan için harcanması da ekonomik yardım ve örgüttü nüfuz oluşturma açısından geçiştirilemeyecek bir faaliyettir.

Hizbullah, İran devriminden hemen sonra İsrail tehdidine karşı Filistin’i savunmak için 600 gönüllünün bir araya gelerek Lübnan’a geçmesiyle kurulan Şii politik askeri ve dini bir örgüttür. Örgütün ideolojisinde ise Lübnan’ın emperyalist güçlerden arınılıp tek çözümün İslam Cumhuriyeti’ne dayanmasıdır. En önemli mücadelesi ise Lübnan’dan İsrail ordusunu çıkarmak değil, İsrail’i tamamen ortadan kaldırmaktır.

Siyonist düşmanlığını kurmuş oldukları iletişim kanallarıyla tüm dünyaya duyurmuş olan bu örgüt aynı zamanda birçok dernek kurum kurarak İsrail’in yarattığı yıkımları onarmak, istihdamı sağlayacak kurum ve kuruluşlar kurmak doğal afet hasarlarını önlemek gibi birçok sosyal faaliyetlerdeyer almışlardır.

Sonuç olarak tam anlamıyla İran’a hizmet eden Hizbullah örgütü temel vazife olarak İran çıkarlarını korumakla yükümlüdür.

3.2) Afganistan

Yine aynı kültür, tarih ve mezhebe sahip olan bu iki ülke aslında aynı toprak parçası halindeyken 18 yy. İngiltere’sinin politikasıyla Afganistan İran’dan ayrılmıştır. İki ülke arasındaki Şii mezhebinin ve dil ortaklığı birbirinin doğal bir parçası olduğunun da göstergesidir. İran hiçbir zaman ilgi ve odağını Afganistan’dan çekmezken araya giren komünist ihtilali ile kırılma noktası olsa da birbirlerine olan bağlılığı devam etmektedir. Bu da tabi ki Taliban’ın devrilmesiyle mümkün olmuştur.

70’li yıllardan beri her anlamda geri kalan Afganistan’ınyardımına İran koşmuştu. Ekonomik, kültürel, politik, toplumsal ve dini olmak üzere her alanda varlığını belli etmiştir. Bu sebeple İran, Afganistan üzerinden fazlaca rol ve söz sahibi olma hakkı kazanmıştır.

Uluslararası camiada, doğrudan ve vatandaşlara yönelik üç farklı yöntemle ekonomik faaliyet gösteren İran ilk aşamada toplumları bir araya getirerek önemli yardımlarda bulunmuştur. Örneğin Londra Konferansı’nda 100 milyon dolar toplaması, uyuşturucu ile mücadele için Afganistan’a yılda 50 milyon dolar toplaması uluslararası camiada yaptığı yardımlardan birkaçıdır. Doğrudan yaptığı yardımlar ise demiryolu enerji transferi ticari projeler gibi yardımları içermektedir. Vatandaşlarına yönelik yardımları ise İmam Humeyni İmdat Komitesi kuruluşu aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Değinilmesi gerekir ki bu bir hayır kurumu değil yine İran’ın politikası ve mezhebi amaçları doğrultusunda hareket etmiş bir kuruluştur. Giyim, gıda, kurs ve maddi yardım gibi insan ihtiyaçlarını yanında aynı zamanda politik propagandalarını sürdürmektedir. Kısacası komşu ülkesiyle esasında çıkarları doğrultusunda ilgilenen İran ve gelişmekte olan bir Afganistan ülkesi dünya seyrindedir.

Ekonomik faaliyetlerinin yanında politik ve kültürel alanda da rol oynayan İran’ın Afganistan üzerinde ulaşmak istediği hedefeler aslında Pakistan, Suudi Arabistan gibi ülkeleri Afganistan’dan uzak tutarak kendisine bağımlı bir ülke haline getirmek. Bunun beraberinde Afganistan’daki Şiilerin refah ve huzurunu sağlamak. Söz konusu çalışmaların konusu çalışmaların semeresini başka alanlarda da toplamaktan geri durmamıştır. Bugün Suriye Savaşı’nda Esad’ın destekçisi olarak bulunan Afgan- Şii ordusu bunun en bariz örneğidir.

3.3.) Irak

Irak-İran ilişkileri Afgan-İran, Lübnan-İran ilişkilerine nazaran sürekli gelgit halindedir. 2003 yılına kadar süregelen savaş Saddam Hüseyin’den sonra daha iş birlikleri düzeyine gelmiştir. Şii mezhebinin ortaklığı ile birbirlerine karşı daha rahat tavırla sergilemesine etken olmuştur.

İran’ın Irak üzerindeki faaliyetleri daha çok Şii hareketleri üzerine olmuştur. Saddam Hüseyin sonrası geri gelen Şiiler ile hükümet kuruldu ve siyasal sosyal politik gibi devletin her alanında bir kimlik edindiler. Bunda tabi ki İran’ın desteği de büyük etkendir. Iraklı Şiilerin değil güçlenmesini, yalnız kalmasını isteyen Arap Sünnilerin aksine İran sürekli destek vermiştir. Böylece Şiiler iktidarda kalma güçlerini İran’dan alırken aynı zamanda İran’a olan bağımlılıklarını da gittikçe arttırmıştır. Çünkü Irak’ta yaşanan her çatışmada arkalarında destekçi olarak İran’ı bulmaları İran’a karşı güven duygusunun artmasını sağlamıştır.

3.4.) Suriye

İran Devrimi’nin büyük destekçilerinden olan Suriye, iki ülkenin İsrail’e karşı Filistin’i savunması, ABD’nin Basra Körfezi’ne karargâh kurmasına kaşı aynı cephede yer alması ikilinin ilişkilerinin birbiriyle iyi yönde olduğunun göstergesidir. Beraberinde gelen Irak-İran savaşlarında İran’ın destekçisi olan Suriye, Irak Baas rejimin karşısında yer aldı. Ancak kanaatimce Suriye aynı zamanda İran’ın daha fazla güçlenmesini de istememektedir ki buna binaen Irak Baas rejiminin çökmesini istemediği de söylenebilir. Suriye daha fazla İran’ın etkisi altında kalıp Irak’ı daha fazla karşısına almak istemiyor. Ancak yine de Suriye İran’ı alenen destekleyen ülke konumundaydı.

İran’ın Suriye üzerindeki tavrına bakacak olursak bugünden söz ederek durumu açıklayabiliriz. Diğer Ortadoğu ülkelerinin aksine İran, Suriye’yi desteklemekte çünkü Suriye’nin akıbetini kaybetmesi devamında kendisi için de bir tehlike demektir. Bölgenin ABD veya İsrail tarafından ele geçirilmesi İran için sıranın kendisine geldiğine işarettir. İran, Lübnan, Afganistan, Irak gibi devletlerin kültürel veya mezhepsel açıdan benzerliklerinden faaliyet gösterse de Suriye için aynı şey söz konusu değildir. Aksine Nusayriler tarafından yönetilen Suriye’nin Şiilere dair hiçbir benzer veya ortak noktası yoktur. Dolayısıyla aralarındaki bu ilişki tamamen politik bir anlaşma ile sınırlı.Kısacası İran’ın Suriye’yi desteklemekteki tek amacı kendi güvenliğidir. Bunun Suriye savaşı değil ABD ile olan mücadelesi olduğunu bilmekte ve buna göre hareket etmektedir. Bu yüzden Suriye iç savaşında politik askeri ve ekonomik her alanda rolünü arttırmakta ve Afganistan, Lübnan gibi ülkelere sağladığı yardımların karşılığını oluşturduğu milislerle burada boy göstermeleriyle almaktadır.

4.) Sonuç

Değerlendirmeye alınan yazı çerçevesinde varılması gereken sonuç; devletler her alanda rakip her alanda saldırgan ve her alanda savunmacıyken her alanda çıkarlarına göre hareket etmektedir. Bunu nasıl yaptıklarının veya karşısındaki aktörün hangi zayıf noktasından yaralanmasının hiçbir önemi yoktur. Olması gereken şey güçtür. Güçlerini de geleneksel savaşların aksine askeri saldırılarla değil günümüz dünyasının trendi psikolojik ve insan zihnine dayalı savaşlarla yapmaktır. Tabi bu durum sert gücün önemini yitirmemekle birlikte söz konusudur. Bunlardan biri de bölgesel ve küresel anlamda gerek konumu gerekse doğal kaynakları gerekse de mezhebiyle büyük öneme sahip İran’dır. Kitapta ele alınan ülkelere bakarak konuşacak olursak ortak kültür,din, dil, ırk veya politik açıdan çıkarlarına uygunşekilde davranmış ve Afganistan, Lübnan gibi ülkeleri kendisine yumuşak güç unsuruyla bağlamıştır. Gerektiği yerde de sert gücünü göstermekten çekinmeyen İran, Suriye iç savaşıyla da kendini belli etmiştir. Köklü medeniyetinin avantajıyla birçok bölgede etkili olmuş bir İran, sert güç ve yumuşak güç kavramlarını anlamakta ve ülkelerin bu doğrultuda nasıl hareket ettiğini kavramada önemli bir örnek olmuştur.

Yazar Hakkında

Lale Cevheroğlu / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Yeditepe Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir