Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Makaleler / Irak’ta Saddam Hüseyin ve Şii Çatışması
ırak ve saddam hüseyin tesa

Irak’ta Saddam Hüseyin ve Şii Çatışması

Özet

    Irak’ın %60-65’ini oluşturan Şiiler dini bakımdan en büyük topluluğu oluşturmaktadır. Ancak Irak kurulduğundan beri en çok baskı gören topluluklardan biridir. Özellikle Saddam Hüseyin döneminde baskı daha da artmış ve Şiiler şiddet yolunu seçerek mücadele etmişlerdir. Ancak bir sonuç elde edememişler karşılığında ağır hapis ve idam cezaları verilmiştir. Bu makalede Saddam Hüseyin ile Şiilerin yaşadıkları mücadeleden bahsedilecektir.

Anahtar Kelimeler: Irak, Şiilik, Saddam Hüseyin, Baas, Ayetullah

Giriş

   Şiiler Irak’ta çoğunluğu oluşturan dini mezheptir. Özellikle Güneydoğu Irak’ta yoğun olan Şiiler Irak’ta hem siyasal hem toplumsal olarak önemli bir güçtür. Nüfus olarak çoğunluk olmalarına rağmen Irak devleti kurulduğundan beri çeşitli baskı ve politikalara maruz kalmışlardır. Şiilerin buna tepkisi isyan ya da Irak’tan sürgün olarak olmuştur. Krallık rejiminin yıkılıp cumhuriyet rejimiyle birlikte Şii alimlerin önderliğiyle siyasi oluşum faaliyetlerine de başlamışlardır. Şiilere karşı baskı ve şiddet özellikle Baas Partisi döneminde artmıştır. Bunun nedeni olarak Baas Partisi’nin Sünni kökenli yöneticilerden oluşması gösterilebilir. Azınlık olan Sünniler önemli bir potansiyel güç olan Şiilere karşı baskı ve şiddet uygulamışlardır. Özellikle Saddam Hüseyin döneminde Şiiler örgütlenmeye başlamışlar hatta silahlı örgütler dahi kurmuşlardır. Saddam Hüseyin hükümetine karşı bazı gruplar şiddete karşılık şiddet düşüncesini benimseyip hükümete saldırılarda bulunmuşlardır. Bunun karşılığı ise Şiiler için ağır olmuştur. Makalemizin ana konusu Saddam Hüseyin ile Şiilerin çatışmasını ele almaktadır. İlk bölümde Şiiliğin tanımı yapılarak Irak’taki Şiilerin tarihi ve yerleşim bölgeleri kısaca anlatılmıştır. İkinci bölümde İngiliz işgali ve krallık döneminde, üçüncü bölümde ise cumhuriyet döneminde Şiiler anlatılmıştır. Dördüncü bölümde Irak Baas Partisi’nin kuruluşu ve yükselişi, beşinci bölümde Saddam Hüseyin dönemi ve Şiiler anlatılmıştır. Son bölümde ABD işgali, Saddam Hüseyin’in devrilmesi ve Şiiler anlatılıp sonuç bölümüyle de makale sonlandırılmıştır.

 

Irak’taki Şiilerin Tarihi ve Yerleşim Bölgeleri

   Şii veya Şîa kelimesinin kökü “tabi olmak, desteklemek; şâyi olmak, çoğalmak” anlamına gelen “şiyâ”dan gelir. Şii kelimesi de “taraftar, yardımcı, destekleyici; bir işi gerçekleştirmek için bir kimse etrafında toplanan grup” anlamına gelir.[1] Şiiliğin tanımını Prof. Dr. Hasan Onat şöyle yapmaktadır: “Şia, Ali b. EbîTalib’in Hz. Muhammed’den hemen sonra nass ve tayinle halife olduğuna inanan, imametin insanlığın sonuna dek, Hz. Ali’nin soyunda devam edeceğini ileri süren, bu imamların masum olduklarını iddia eden toplulukların müşterek adıdır.”[2]

   İslam tarihinde Şiiler birçok etkinliklerini Irak’taki Kûfe, Hille, Bağdat, Necef, Kerbelâ ve Samarra gibi şehirlerde gerçekleştirmişlerdir. Şiiliğin doğuşuna baktığımızda da şu anki Irak toprakları içerisinde doğmuş olduğunu görürüz. Cemel Savaşı’ndan sonra Hz. Ali’nin Basra’da dört ay kalmasıyla Irak’taki Şiiliğin ilk tohumları burada atıldı.[3] Daha sonra buradan bütün Irak’a yayılmaya başlayan Şiilik, Hz. Ali’nin halife olmasıyla etkinliğini daha da arttırmıştır. Bunun nedenlerinden biri de Hz. Ali’nin İslam devletinin başkentini Kûfe şehrine taşımasıdır. Hz. Ali’nin halifeliği döneminde neredeyse bütün Irak Şii olmuştur.[4] Hz. Ali’nin ölümünden sonra oğlu Hz. Hasan 6 ay halifelik yapsa da komutanların ihanetini görünce halifeliği Muaviye’ye bırakmıştır. Muaviye ise Hz. Hasan ile anlaşma yapıp kendisinden sonra kardeşi Hz. Hüseyin’i halife yapacağını söylemiştir ancak bu anlaşmaya uymamıştır. Muaviye kendinden sonra oğlu Yezid’i halife ilan etmiştir ve vasiyeti doğrultusunda Hz. Hüseyin’i kendisine itaat etmesini istemiştir. Hz. Hüseyin ise önce Medine’ye sonra Mekke’ye geçmiş, buralardaki desteklerle Kûfe’ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Kûfe’ye varmadan Kerbelâ’da kendisi, ailesi ve 72 arkadaşı ile katledilmiştir (680- 10 Muharrem 61). Böylece İslam’da mezhepsel ayrışma kesinleşmiştir. Bu olay Irak’taki halkı da derinden etkilemiştir. Iraktaki Şiiler her sene Muharrem ayında bu olayı anmak için çeşitli etkinlikler düzenlerler.

   Şiilerin Irak’taki yerleşimlerine baktığımız zaman daha çok Güneydoğu Irak’ta yerleştiklerini görürüz. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Basra, Necef, Kerbelâ gibi şehirler günümüzde de Iraktaki Şii nüfusun yoğun olduğu yerlerdir. Bağdat’ın belirli bölgeleri ve bazı Türkmen şehirleri de Şii nüfusun yoğun olduğu yerlerdir.

 

İngiliz İşgali ve Krallık Döneminde Irak Şiileri

İngilizler I. Dünya Savaşı sırasında Bahreyn’deki askeri kuvvetlerini harekete geçirerek 1 Kasım 1914’te Fav’a çıkartma yaparak Irak’ı işgal sürecine başladılar. Bu çıkartma sonrası Şii liderler cihad çağrısı yaptılar.[5] Aralarında Seyyid Muhsin el-Hekim’in de bulunduğu dini liderler bu çağrıya uydular ve İngilizlere karşı savaşmak için cepheye gittiler. İngilizlerin işgal için geldiği Irak’ta ilk günden beri Şii alimler Osmanlı Devleti’ne yardım ediyorlardı. Her ne kadar Osmanlı hakimiyetinden memnun olmasalar da İngilizlerden daha iyi bir otorite olarak görüyorlardı. İngilizler de bu duruma şaşırmışlardır. Çünkü Irak’ı işgal ettikleri zaman Şiilerin kendilerine yardım edeceklerini zannetmişlerdir.[6] Kendilerine yardım ettiklerini gören Osmanlı Devleti Şiilerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmış ancak daha sonra ilişkiler kötüye gitmiştir. Nedeni ise Şuaybe’deki yenilginin sorumlusu olarak Osmanlı Devleti Şii mücahidlerini göstermişlerdir. Bu suçlamalardan rahatsız olan bölge halkı Osmanlı Devleti’ne karşı bir isyan başlattı. Bu isyan özellikle Necef’te üst boyutlara ulaşmış ve Osmanlı memurları bu şehirden çıkarılarak Necef, halk tarafından yönetilmeye başlanmıştır.[7]

   11 Mart 1917 tarihine geldiğimizde İngilizler Bağdat’a girerek bayraklarını Kışla Meydanı’ndaki ünlü saat kulesine çekti.[8] Böylece yaklaşık 400 yıllık Osmanlı yönetimi sona ermişti. Ancak bu tarihten sonra Iraktaki topluluklar direnişe devam etmişlerdir. 27 Kasım 1918’de İngilizler Irak’ta söz sahibi olan kişilere üç sorudan oluşan bir plebisit hazırlamışlardır (İngilizlerin gözetiminde bir Arap devleti ister misiniz?, Bu devletin başında bir Arap prensi ister misiniz?, Bu Arap prensi kim olmalıdır?). Şiiler bu referandumu boykot etmişler ve İngilizler istedikleri sonucu elde edememişlerdir. Ancak daha sonra şehir şehir fikirler değişecekti. Örneğin; Kerbelâ’da Şerif Hüseyin’in oğullarından bir tanesinin hükümdar olmasını isteyenler ortaya çıkarken, Kazımiye ise bağımsız bir Arap devleti kurulması taraftarıydı.[9] Buradan anlaşılacağı üzere Şiiler de kendi içlerinde ayrılmışlardır.

   Nisan 1920’de yapılan San Remo Konferansı’yla Irak’ın İngilizlere bırakılması Iraklılar için hayal kırıklığına neden oldu. Bağdat’ta Şii ve Sünni cemaatlerin ortak katılımıyla mitingler düzenlendi. Kerbelâ’da ise Muhammed Rıza eş-Şirazi bir isyan hareketi başlatmak istiyordu. Haziran 1920’de ise Kerbelâ’da bildiri dağıtan 10 alim tutuklandı.[10] Ancak bu durum Şiileri harekete geçirmek için yetti. Temmuz ayında Orta Fırat’taki aşiretler ayaklanmaya başladılar. Bu isyan üç ay sürmüş ve İngilizler sert bir şekilde bastırmışlardır. İngilizler bu isyanı bastırmak için hava kuvvetlerini kullanmışlardır.

   Kahire Konferansı ile Irak Krallığı’na getirilen Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal 23 Haziran 1921’de Basra’ya gelerek Irak topraklarına ayak bastı. Şiiler Faysal hakkında ikiye bölünmüşlerdir: Faysal’a karşı olan ve Faysal’ı şartlı kabul eden grup. Ancak Faysal’ın Şiilerden destek alması önemliydi çünkü Şiiler Irak’ta çoğunluğu oluşturan gruptu. 23 Ağustos 1921’de Faysal resmî olarak Irak Kralı oldu.[11] Faysal’ın tahta geçmesinden sonra Şiiler bir nebze olsa sakinleşmişlerdir. Bu İngilizler tarafından Şii gücünün kırıldığı izlenimini verse de aslında tam bağımsızlık, İngiliz anlaşmasına muhalefet ve Vahabi saldırılarına karşı böyle olmadığı ortaya çıkmıştır.

   1923 yılında Ayetullah el-Halis sınır dışı edilince Şii alimleri gönüllü olarak İran’a sürgüne gitmişlerdir. Bazı Şii alimleri 1924 yılında Irak’a yeniden dönmüşlerdir. 1927’de ise Faysal zorunlu askerlik yasasını erteledi. Çünkü bu zorunlu askerlik meselesi Şiileri rahatsız eden konulardan biriydi. 1930’da Irak ve İngiltere arasında bağımsızlık anlaşması imzalandı ve 1932’de Irak tam bağımsız oldu. 1933’te Kral Faysal Bern’de vefat etti ve yerine oğlu Gazi geçti.[12] 1935’te Şiiler toprak ağaları ve zorunlu askerlik meselelerinden dolayı gösteriler düzenlediler . Şiiler ayrıca nüfusları oranınca parlamentoda temsil hakkı, özgür seçimler, basın özgürlüğü ve vergi indirimi talep ediyorlardı.[13]1935 ve 1936’da Orta Fırat aşiretleri tekrar ayaklandılar. 1939’da ise Gazi trafik kazasında hayatını kaybetmiş ve oğlu II. Faysal tahta geçmiştir. Bu dönem başbakan Nuri es-Said ve naib Abdullah dönemidir.

   Mayıs 1941’daki ayaklanmada ise Şiiler İngilizlere karşı tutum aldılar. Burada Nuri es-Said’in karşısında olan Raşid Ali el-Geylanî’ye açık bir şekilde destek vermişlerdir. 1948 yılında ise Salih Cebri Irak’ın ilk Şii başbakanı oldu. 1950’lilere geldiğimizde ise İngilizler komünizm tehdidine karşı Şii alimlerle işbirliği yapıyordu. 1951’de İran’da sürgünde bulunan ve komünizme karşı sert yazıları bulunan Şeyh Muhammed Halisi’yi Irak’a getirdi. 1953 yılında İngiliz büyükelçisi Necef’e Muhammed Hüseyin Kaşif el-Gita ile görüşmeye gitti ve komünistlere karşı güç birliği konusunda anlaştı.[14] 14 Temmuz 1958’de General Abdülkerim Kasım önderliğinde Irak’ta askeri darbe yapıldı. Kral II. Faysal, Nuri es-Said ve kral naibi Abdullah öldürüldü. Böylece Irak’ta krallık rejimi sona ermiş, cumhuriyet rejimi tahsis edilmiştir.

 

Cumhuriyet Döneminde Irak Şiileri

1958 Darbesi olmadan önce Şiiler siyasi oluşum içine girmeye başlamışlardı. Bunlardan en önemlisi 1957 yılında Necef’te Cemiyetü’l-Ulemai’d-Din (Din Alimleri Cemiyeti) öncülüğünde kurulan İslami Dava Partisi’dir (İDP).[15] En eski organize Şii hareketi olarak bilinir. Bu partinin en önde gelen ismi Muhammed Bakır es-Sadr’dır. Bu parti hızla artan Komünist eğilimle mücadele etme gayesini gütmektedir. Darbeden sonra General Kasım Irak Komünist Partisi ile işbirliği yaparak toprak ağalarını ekonomik ve siyasi gücünü kırdı. Toprak ağaları dini kuruluşların en büyük destekçisiydi.[16] Bazı Şii alimler bu reformlar hakkında başbakana mektup gönderdiler. Bu yaptıkları uygulamaların İslam’a aykırı olduğunu belirttiler. Daha sonra hükümet toprak sahiplerine tazminat ödedi ve toprak alan kişilere de yüksek oranda vergi vermelerini şart koştu. Siyasi ve ekonomik etkileri azalan bazı zengin Şii aileleri İngiltere’ye göç etmek zorunda kaldı.

   Şii ulema özellikle komünizme karşı örgütleniyor ve birbiri ardına fetvalar çıkarıyordu. 1960 yılında Büyük Ayetullah Muhsin Hakim bir fetva yayınlayarak Irak Komünist Partisi’ne (IKP) katılmayı yasaklamıştır.[17]General Kasım Şiilere yönelik bazı yararlı politikalar izlemiştir. Kerbelâ’da yoksullar için evler ve sus sistemi inşa edildi, Kerbelâ ile Necef arasındaki uzun yol inşaatı tamamlandı. Bürokrasi ve orduya Şiiler atanıp terfi ettirildi. General Kasım her ne kadar 1960’ta IKP ile ilişkisini yavaş yavaş kesmeye başlasa da 1963 yılındaki Abdüsselam Arif’in yaptığı darbeyi Şiiler desteklemişlerdir. Şiiler, Komünizmin Irak’ta arttığı dönemde gösterdikleri karşı duruş ile Komünizmin etki alanını büyük ölçüde durdurmuştur. Çıkarılan fetvalar ve örgütlenmeler Komünizmin Irak’ta güç kaybetmesinin nedenlerinden biridir.[18]

   1963 Darbesiyle birlikte başa geçen Abdüsselam Arif bu darbede Baasçıların desteğini almıştır. Darbeden sonra General Kasım idam edildi. Ancak 13 Kasım 1963’te Arif Baasçılara karşı bir darbe yaparak onları tasfiye etti. Bu Baasçıların ilk iktidar deneyimiydi ve daha sonra bundan ders çıkaracaklardı. İktidarda oldukları dönemde Baasçıların uyguladığı terör baskı politikalarına Şiiler karşı çıkmışlardır. Abdüsselam Arif Irak’ın ekonomisini o dönemin Mısır’ı gibi yapmayı planlıyor ve bu doğrultuda ekonomide bir sosyalizm benimsemişti. Bu doğrultuda ekonomide millileştirme politikaları başlatıldı ve bu Şiilere yönelik bir darbeydi. Çünkü Irak ticaret piyasasının çoğunluğu Şiilerin elindeydi.[19] Bu millileştirme politikaları Şiiler için ekonomik bir kayıptı ve Sünnilerin ekonomide ağırlığı gittikçe artıyordu. Ayrıca Sünniler başka alanlarda Şiilere baskı uyguluyorlardı. Örneğin;  Necef’e yabancıŞii öğrencilerin girişine kısıtlamalar dayatan önlemler alındı.[20] Iraklı olmayan ulemalara tacizler düzenlendi.

   Arif Hükümeti’nin 1964 yılında İran’dan sürgün edilen Ayetullah Ruhullah Humeyni’yi Necef’te yaşamasına kabul etmiştir. İran’da Şah’a karşı olduğu için sürgün edilen Humeyni ilk önce Bursa’ya sürgün edilmiş, daha sonra Necef şehrine kabul edilmiştir. Bu olaydan sonra Şiiler daha aktif politikada yer almaya başlamışlardır. Humeyni Irak hükümetini doğrudan hedef almasa da görüşlerini Şii liderlerle paylaştı.[21] Abdüsselam Arif 1966 yılında helikopter kazasında ölünce yerine kardeşi Abdurrahman Arif geçti. Bu dönemde 1967 Arap-İsrail Savaşı meydana geldi ve Şiiler İsrail’e tepki gösterdiler. IKP merkez komitesi partiden ayrılarak gerilla hareketlerine başlayarak hükümete saldırılar düzenlemeye başladılar. Bu saldırılar neticesinde Baasçılar gösteriler düzenlediler ve Şiiler bu gösterilere katıldılar. Baasçılar kendilerini Müslümanların kardeşi, Komünistlerin düşmanı olarak tanıtıyorlardı. 1968 yılına geldiğimizde Baasçılar Irak’ta darbe yapacaklar ve iktidarı tek başına ele geçireceklerdi. Ana başlığımıza geçmeden önce Baas Partisi’nden biraz bahsetmemiz gerekir.

 

Irak Baas Partisi’nin Kökeni ve İktidarı Ele Geçirişi

Baas Partisi’nin anlamına baktığımızda “Rönesans”, “yeniden doğuş” ve “diriliş” gibi anlamlara geldiğini görüyoruz. 1943 yılında Suriye’nin Şam kentinde kurulan Baas Partisi’nin kurucuları Ortadoks Hristiyan olan Mişel Eflak ve Sünni Arap olan Salah el-Bitar’dır. [22] Eflak ve Bitar Paris’te öğrenciyken tanışmışlar, Şam’a geldiklerinde fikirlerini uygulamaya başlamışlardır. 1947’de İskenderunlu bir Alevi olan Zeki Arsuzi’nin katılımıyla ilk kongre gerçekleşmiştir.[23]Partinin sloganı “Birlik, özgürlük ve sosyalizm”dir. Irak Baas Partisi’nin temelleri 1948 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra Bağdat’a giden 3 Suriyeli tarafından atılmıştır. Bu Suriyeliler Feyiz İsmail, Vasfi el-Ganim ve Süleyman el-Eysa’dır. Bu 3 Suriyelinin etkisiyle 1949 yılında Irak Baas Partisi kurulmuş ve 1951 yılında Şam’daki “Baas Ulusal Önderliği”tarafından da tanınmıştır.[24]

1958’de General Abdülkerim Kasım önderliğinde yapılan askeri darbede Baasçılar Kasım’a yardım ettiler. Suriye ve Mısır’ın kurduğu Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin etkisiyle Kasım, Baasçıları tehdit olarak görmeye başladı ve Baasçılar tasfiye edilmeye başlandı. 1963’teki Abdüsselam Arif önderliğindeki askeri darbede de Baasçılar Arif’i desteklediler. Darbeden 9 ay sonra Arif ile Baasçıların arası açılmış ve 13 Kasım 1963’te iç darbe yapılarak Baasçılar tasfiye edilmiştir. Bu tarihten sonra Baasçılar yer altında örgütlenmişlerdir. 17 Temmuz 1968’e geldiğimizde ise Baasçılar Abdurrahman Arif’e askeri bir darbe yaparak iktidarı tek başlarına ele geçirmişlerdir.

Saddam Hüseyin Döneminde Irak Şiileri ve Çatışmaları

   Saddam Hüseyin aslında 1979 yılında bir iç darbeyle Irak’ın lideri olsa da 1968 yılındaki Baas önderliğindeki askeri darbeden sonra ikinci adam olmuştur. İkinci adam olmasına rağmen yürüttüğü etkili politikalar darbeden sonra Irak Devlet Başkanı olan Ahmed Hasan el-Bekir’i perde arkasında bırakmıştır. Bu makalemizde Irak Baas Partisi’nin Şiilerle ilişkisini bu başlık altında göreceğiz.

 

Saddam Hüseyin

Saddam Hüseyin 28 Nisan 1937 yılında Tikrit’te dünyaya geldi. 1957’de Baas Partisine üye oldu. 1959 yılında General Kasım’a suikast yapan ekibin içinde yer aldı. Bu olaydan sonra Saddam Hüseyin ülkeden kaçtı ve Kahire’ye yerleşti. 1963’teki darbeden sonra ülkeye dönen Saddam Hüseyin Baasçıların tasfiye edilmesiyle hapse girdi. Daha sonra hapisten kaçan Saddam Hüseyin partinin yer altına çekilmesiyle birlikte siyasi tecrübesini kazandı. İleride lider olduğu zaman bu tecrübelerinden oldukça faydalanacaktır. 17 Temmuz 1968’deki darbeden sonra Saddam Hüseyin 1969’da Devrim Komuta Konseyi (DKK) Başkan Yardımcılığına getirilerek Irak Başkanı Ahmed Hasan el-Bekir’den sonra ikinci adam olmuştur.

 

Baas’ın İlk Yıllarında Iraklı Şiiler

Baas Partisi ve Şiiler arasındaki ilişkiler için Faleh Jabbar kitabında aynen şu ifadeleri kullanmıştır: “Baas idaresi altında dört ana çatışma alanı gelişti. İlkin, devletin sekülarizasyon hamlesi, esasen özerk Şii din müessesesine yöneltilmişti. İkinci olarak, totaliter Baas devleti, gerek siyasal temsil ve katılım çerçevesinde, gerekse ekonomik karların eşitsiz dağıtılması ve paylaştırılması çerçevesinde etnik, dini ve cemaatsel dengesizliği yeniden üretiyordu. Üçüncüsü, yönetici Baas’ın etatiste (devletçi), pan-Arap, sosyal-milliyetçi ideolojisi ile Davet modelinde Şii İslami gruplarca geliştirilen yerelci İslami söylem arasındaki ideolojik-kültürel çatışmaydı. Dördüncü alan, bölgesel politikaydı; yani, kısa bir işbirliği aralığı ( 1975- 1988) dışında gergin olan ve sonunda tarafları temditli bir sekiz yıl savaşına götüren Irak-İran ilişkileriydi.”[25] Darbeden sonra Hasan el-Bekir Yüksek Merci Muhsin el-Hekim’i Kûfe’de sürpriz bir şekilde ziyaret etmiştir. Bu ziyareti resmî gazetede yayınlatıp Şiilerin Baas rejimini tanıdığını göstermek için gerçekleştirmişti.[26]15 Nisan 1969’da Irak hükümeti İran’a deniz kuvvetlerine ait gemileri Şattülarap’a girmesine izin vermeyeceğini iletti. Bunun üzerine 1937’deki sınır anlaşmasını lağvetti. Bunun üzerine Hasan el-Bekir Muhsin el-Hekim’i tekrar ziyaret etti ve İran hükümetinin kınanmasını istedi. El-Hekim Şah’ı kınadı ancak İranlı hacıların Iraktaki kutsal şehirleri ziyaret ettikleri sırada böyle bir ziyaret olduğu için daha fazla ileri gitmedi. Bunun üzerine hükümet Necef’teki İranlı öğrencileri tutukladı.[27] Dini yayınlara sansür getirildi. El-Hekim’in araya girmesiyle öğrenciler serbest bırakıldı ve evlerine dönmelerine izin verildi.

   Ayetullah el-Hekim Necef’teki ulema ve tüccarları hükümetin icraatları konusunda Bağdat’a doğru harekete geçirdi. Hükümet de buna karşılık el-Hekim’in oğlunu tutuklayıp işkence etti ve ABD ve İsrail ajanı olduğu söylendi. Seyyid Hasan Şirazi hükümete eleştiriler getirdiği için Kerbelâ’da tutuklandı ve işkenceye maruz kaldı. Seyyid Abdülaziz el-Bedri, el-Hekim’in oğlunu savunan konuşma yaptı. O da tutuklandı ve cezaevinde öldürüldü.  Hükümet gitgide Şiilere karşı baskısını arttırıyordu. Buna karşılık Şii Merciliği toplum içerisinde güvenini yitirmiyor daha çok destekleniyordu.

   Ayetullah el-Hekim bu olaylardan sonra Baas rejimine karşı bir “cihat” planladı ancak halkın hükümete karşı bir silahlı çatışmaya hazır olup olmadığını bilmiyordu ve hükümetin baskıcı politikalarının da farkındaydı. Hükümet baskıcı politikalarına devam ediyordu. Necef’te dini bağışlara el koyuyor, dini uygulamaları yasaklıyordu. Devlet okullarında İslam dersleri kaldırılıyordu. Ayetullah el-Hekim’in yardımcıları tutuklandı. Buna tepki olarak Necef ve Basra’da üç gün süren hükümete karşı protestolar düzenlendi. El-Hekim Baas Partisi’ne üye olmayı yasakladı.[28] Hükümet de İslami gruplara üye olan kişilerin evlerini bastı. Bu kişiler tutuklandılar ve işkence gördüler.

   2 Haziran 1970’te Ayetullah el-Hekim vefat etti. Milyonlarca insan bu cenazeye katılmış ve katılanlar arasında Hasan el-Bekir de vardır. Ancak cenazede Hasan el-Bekir’e tepki gösterilmiş ve linç edilmekten son anda kurtulmuştur. Naaşı Bağdat’tan Necef’e üç günde gitmiş, taziyesi kırk gün sürmüştür. Ayetullah el-Hekim öldükten sonra otorite olarak Muhammed Bakır es-Sadr öne çıkmaya başlamıştır. Hükümet ise bu olaydan sonra bir dizi yaptırım uyguladı. 18 Temmuz 1974’te Davet Hareketi önderlerinin de aralarında bulunduğu 30 Şii tutuklandı. 5 kişi idam edildi, diğerleri ağır hapis cezalarına çarptırıldılar. [29] 1975 yılında İranla Cezayir Anlaşması sonrası Kürtlerden bazıları Şii bölgelerine sürüldü. 1977 yılında 30.000 Şii Necef’ten Kerbelâ’ya doğru İmam Hüseyin’i anmak için yola çıktı. Bu sırada Şii ulema tarafından örgütlenen bir “intifada” hareketi düzenlendi. Burada hükümet protesto edildi. Yürüyüş alayları Necef ve Kerbelâ arasında durduruldu ve ordu sert bir şekilde müdahale etti. Bu müdahaleler uluslararası çapta ses getirdi.

   Bazı araştırmacılar Baasçıların Şiileri hedef almasının iki nedenini belirtirler. Bunlar partinin laiklik ideolojisi ve Şiilerin siyasal etkisinden korkmaları.[30] Şiiler ise üç yönden Baasçılara karşıydı: laikliği, Şiileri partinin veya hükümetin yüksek kademelerine atamayı reddetmesi ve dini kurumlar dahil bütün kurumlara hakim olmak istemesi.[31] Bu arada Saddam Hüseyin de 1979’da iç darbeyle Hasan el-Bekir’i devirerek Irak’ta iktidarı kendi ellerine almıştı.

 

Saddam Hüseyin İktidarda

   1969’da DKK yardımcılığına getirildikten sonra Saddam Hüseyin, parti içinde daha çok aktif hâle gelmeye başlamıştır. Şüphelendiği kişileri tasfiye etmiş ve akrabalarını yönetim kadrolarına almaya başlamıştır. Perde arkasında olmasına rağmen parti içinde Hasan el-Bekir’den gitgide daha çok öne çıkmaya başlamıştır. Hatta 1970’lerin ortasında bu durum daha çok belli olacaktır. Saddam Hüseyin asker kökenli olmamasına rağmen 1974’te ona Korgenerallik rütbesi verilmiş ve ordu içindeki ağırlığı da arttırılmıştır.[32] Orduda gittikçe otoritesi artan Saddam Hüseyin karşısında Hasan el-Bekir’in otoritesi düşüyordu.

   1979’da Saddam Hüseyin saray içi bir darbeyle yönetimi ele geçirmiştir. Hasan el-Bekir hastalığını öne sürerek istifa etmiştir. Böylelikle 25 senelik Saddam Hüseyin iktidarı Irak’ta başlamış oldu. Ordu içindeki ağırlığını pekiştirmek için ise 19 Temmuz 1979’da kendisine Mareşal unvanını alacaktır.

 

Saddam Hüseyin Ve Irak Şiilerinin Çatışmaları

   Saddam Hüseyin dönemindeki ilk büyük Şii hareketi Muhammed Bakır es-Sadr önderliğinde 1979 Haziranda Necef ve Kerbelâ’da başlamıştır.[33] 12 Haziran 1979’da es-Sadr ev hapsine alınmıştır. Bu karardan 1 gün sonra taraftarları Necef’teki evinin önünde “Recep İntifadası”na başlamışlardır. Basra’dan Bağdat’a kadar çeşitli yerlerden insanlar es-Sadr’a destek olmak için akın etmişlerdir. Hatta es-Sadr’ın kız kardeşi Emine bu desteklere öncülük etmiştir. Bu sırada İran’da devrim de yaşanmaktadır. Es-Sadr devrimin lideri Humeyni’ye destek vermesiyle biliniyordu. Bu arada gözaltındaki es-SadrBaas Partisi aleyhine fetva verdi. Bu fetvada Baas Partisi’ne karşı bütün Müslümanları “cihat”açağrıyordu. Bu cihat emrini verdikten sonra hükümet baskılarını sürdürdü ve 3000 Şii tutuklandı. Bazıları idam edildi. 1979 Haziran ve Temmuz aylarında bir grup din adamı idam edildi. Ayrıca 15 din adamı sınır dışı edildi.

   Ayetullah es-SadrBaas Partisi’ne karşı demeçler vermeye devam ediyordu. Es-Sadr’a destek amacıyla bütün İslami hareketlerin kurduğu İslami Kurtuluş Hareketi 31 Temmuz 1979’da bir bildiri yayınladı. Es-Sadr’a destek burada da belirtiliyor ve şiddete karşı şiddet metodunu benimsediklerini açıklıyorlardı.[34] Askeri birlikler gerilla savaşlarına başlamış ve Saddam Hüseyin iktidarına karşı canlarını feda etmekten hiç çekinmiyorlardı. Dava Hareketi ise akın akın Iraklıların desteğini almaya başlamıştı. Çünkü Baasizm ile İslam Irak’ta iki zıt kutbu oluşturmuşlardı. Hükümetin baskıcı politikaları ve İran Devrimi’nin başarıya ulaşması İslami hareketlere taraftar çekmeyi kolaylaştırıyordu. 1979 Ağustos ayında İslami Çalışma Örgütü Bağdat’ta bir bombalı saldırıyla Saddam Hüseyin’e suikast düzenlemeye çalıştı. Ancak bu saldırı güvenlik güçlerince önlendi. Cemaate’l-Ulema ise şiddet eylemlerine destek vereceğini açıkladı ve 1979’da el-Şehit es-Sadr güçlerini kurdular. Kasım 1979 yılında Kerbelâ’da bir dini törende güvenlik güçlerine karşı ateş açıldı. Bu olaydan sonra bazı İslamcılar tutuklandı.

   Mart 1980’de Dava Partisi üyesi 96 kişi idam edildi. 31 Mart 1980’de Irak Devrim Mahkemesi İran Devrimi için tebrik mesajı yayınladıkları gerekçesiyle Dava Partisi’nin bütün üyelerinin idam edileceğini açıkladı.[35] Bir gün sonra İslam Çalışma Örgütü Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz’e suikast girişiminde bulundu. 9 Nisan 1980’de Muhammed Bakır es-Sadr ve kardeşi Emine idam edilmiştir. Baas yetkilileri direniş sembolü haline gelmemesi için mezar yerlerini sakladılar.[36] Bu arada Irak’ta görülmemiş bir sürgün hareketi başladı.[37] 30.000’in üzerinde Şii İran’a sürgüne gönderildi. Dava Partisi üyeleri de es-Sadr’ın idamından sonra yurt dışına kaçıp İran ve Suriye başta olmak üzere çeşitli ülkelere gitmişlerdir. Tarık Aziz’e suikast düzenleyen Semir Nur Ali’den ismini alan “Semir Nur Ali Grubu” 6 Haziran 1980’de Roma’daki Irak Büyükelçiliğine saldırdılar. Aynı grup daha sonra Bağdat’ta hükümet üyelerine saldıracaklardır.

   22 Eylül 1980’de Irak, İran’a savaş açtı.  İran-Irak Savaşının başlamasıyla da bazı Şii muhalifler ülkeyi terk etmişlerdir.[38] Bazıları İran’a giderek İran güçlerine destek vermişlerdir. Savaş sırasında da Saddam Hüseyin hükümeti Şiilere baskı uyguluyordu. Aslında bakılırsa savaş sebeplerinden biri de buydu. Çünkü Saddam Hüseyin Sünni kökenli bir liderdi. Çoğunluğu Şii olan ve İran Devrimi’ne açık destek veren grupları barındıran Irak, devrimin kendisine sıçrayacağından korkuyordu. Azınlık olarak ülkeyi yöneten Saddam Hüseyin aslında seküler politikalarla bir ulus inşa etmek niyetindeydi. Ancak Şiiler bunu Şii kimliğine ve inancına saldırı olarak nitelendirmiştir.[39]

   17 Kasım 1982’de Muhammed Bakır el-Hekim Tahran’da, Irak’ta İslami Devrim Yüksek Meclisi’nin [IİDYM] (el-Meclis ül-Ala lil Devre-i İslamiyyefil Irak) kuruluşunu ilan etti. Bu oluşum İran etkisi ve müdahalesi sonucu oluşmuştur.[40] Es-Sadr’ın idamından bu tarihe kadar Şiiler daha çok bölünmüşlerdir. Iraklı Şiiler faaliyetlerini İran’dan sürdürüyor ve İran’ın başarısı için çalışıyorlardır. 1983’de el-Hekim ailesinden 100’ün üzerinde kişi tutuklandı. Bunlardan 6’sı idam edildi. Saddam Hüseyin de bu meclise karşılık Bağdat’ta bir İslam Konferansı düzenledi. Başkanlığını da bir Şii din adamı yapıyordu. IİDYM 1983’te 200 gönüllüden oluşan “Irak Müslüman Savaşçıları” adında silahlı örgütünü kurdu. Kendisine bağlı olan Bedir Tugayları da İran devrim muhafızları tarafından eğitilmiştir. İran ile yakınlığından dolayı Iraklı Şiiler bu harekete şüphe ile bakmaktadır.[41] Ayrıca İslamcı kadınlar da “Müslüman Kadınlar Birliği” adı altında örgütlendiler. Savaş sırasında idam edilen Şiilerin sayısı tam olarak bilinmemektedir. Şiilerin kendileri bile kaç kişinin idam edildiğini bile bilmemektedirler.

   9 Nisan 1987’de eş-Şehid es-Sadr grubu, Musul’da Saddam Hüseyin’in konvoyuna silahlı saldırı düzenledi. Saddam Hüseyin bu saldırıdan kaçarak kurtuldu. 7 Eylül 1987’de yabancı diplomatlar Bakuba kentinde askeri bir tören sırasında protokol platformuna yapılan silahlı saldırıya şahitlik ettiler. 50 ila 100 kişi bu saldırıda hayatını kaybetti. Dava Partisi’nin desteğiyle Hizbullah Irak’taki hücrelerini örgütledi. Ayrıca Humeyni de Irak Hizbullahına örgütlenme emrini verdi.[42] Saddam Hüseyin 27 Kasım 1988’de silahlı Şii gruplar hariç olmak üzere siyasi parti kurma iznini verdi. Amaç dünyaya demokratik gözükmekti. Ancak bu demokratik tavır hiçbir zaman olmayacaktı.

   1989’da el-A’mal el-İslami adlı örgüt Bağdat’ta bir gece kulübü ve bir otele saldırı düzenledi. 1989 Ocak ve Şubat aylarında hükümet güçleri güneydeki Müslümanlara helikopterlerle saldırdı. Bu durum Saddam Hüseyin ve Şiiler arasındaki düşmanlığı daha da arttırdı. Haziran 1990’da IİDYM bir bildiri yayınlayarak Saddam Hüseyin devrilene kadar gerilla savaşının sürmesini istedi ve halkı bu uğurda mücadeleye çağırdı.

   İran ile savaştan sonra büyük kayıplara uğrayan Saddam Hüseyin gözünü Kuveyt’e dikmişti. Kuveyt ve Suudi Arabistan’dan aldığı borçların silinmesini talep etti ancak Kuveyt bunu kabul etmedi. Iraklılar Kuveyt’i İngilizlerin kendilerinden ayırdıkları bir parça olarak görüyorlardı. Bu yüzden de Saddam Hüseyin Kuveyt ile tarihsel bağdan söz etmeye de başlamıştı.[43]ABD Büyükelçisi April Glaspie ile görüşmesinden sonra Saddam Hüseyin eğer Kuveyt’e girerse ABD’nin buna ses çıkartmayacağını düşündü. 2 Ağustos 1990’da Irak Kuveyt’e girdi ve 8 Ağustosta Kuveyt’i 19. vilayeti olarak ilan etti. Saddam Hüseyin bu hareketiyle hedefleri üzerine çekmiş oldu. ABD’nin liderliğiyle yapılan operasyonlarla Irak Kuveyt’ten çıkarıldı. Bu süre zarfında Şii muhalefet de Saddam Hüseyin’in devrilmesi için çalıştı. 15 Şubat 1991’de ABD Başkanı George H. W. Bush Iraklılara devrim çağrısında bulundu. Ateşkesten sonra muhalefet isyan etmişti. Basra’nın bazı bölgeleri hariç güney bölgesinde Saddam Hüseyin’e karşı bir isyan başlamıştı. İsyan ilerledikçe hükümet güneyde kontrolü kaybetmeye başlamıştır. Emniyet ve istihbarat merkezleri Şiilerin eline geçmiştir. Iraklılar ilk başta isyana destek vermişler ancak bir belirsizlikten dolayı tedirginliğe düşmüşlerdir. Hatta İran’dan gelen Bedir Tugayları sınırdan sızarak olaylara dahil oldu. İsyan daha sonra başarısızlığa uğramış ve bu isyanı Saddam Hüseyin kısa sürede bastırmıştır. Bu isyanın başarısız olma nedenleri Bağdat’ta etkili olmaması ve isyanın stratejisinin olmamasıdır. Bu bakımdan Saddam Hüseyin çabucak toparlanmış ve isyanı bastırabilmiştir. Bu da Şiilerin cesaretini kırdı. Şiilerin isyanı Batı tarafından da destek bulmamıştır. Çünkü Batılı devletler her ne kadar bu isyanda Şiiler dağınık hareket etseler de Irak için potansiyel bir güç olarak görüyorlardı. Batılı devletler Irak’ın İran gibi bir Şii devletine dönüşmesinden çekinerek Şiilere desteği zayıf olmuştur.[44]

   1992 yılında 32. paralelin güneyi Irak hava kuvvetlerine bağlı uçaklara yasaklandı. Bu yerler Kerbela, Necef, Nasırıye, Amara ve Basra kentlerini kapsıyordu. 1996 yılında ABD tek taraflı olarak 33. paralele kaydırmıştır. Amacının Saddam Hüseyin’in komşu ülkelere saldırma gücünü zayıflatmak ve ABD’nin bu saldırıları engelleme gücünü arttırmaya yönelik olduğu söylenmiştir.[45] Bu uygulamalar İran’ın nüfuzunu zayıflatmak için yapılmıştır. Nitekim bölgesel güçler Şii bölgelerinde Saddam Hüseyin’in otoritesini tekrar kurması için göz yummuşlardır.

   Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra Saddam Hüseyin Şiilere karşı baskısını devam ettirse de Şiilerin gönlünü almak için birtakım politikalar uyguladı. Saddam Hüseyin dini sembolleri ve dini yaşamı özendiren politikalar uyguladı. Şiilere yönetimde daha çok yer vermeye başladı. Hz. Ali’nin doğum gününü Irak Ulusal Bayramı ilan etti; ancak kendisine hâlâ sıcak bakmayan liderlere karşı da baskıcı tavrını bırakmadı.[46] 1994’te Havza lideri Ayetullah Ali el-Sistani’nin medresesini kapatmış ve kendisine ev hapsi cezası vermiştir. 1999 yılında ise Şii toplumunda nüfuz sahibi biri olan Muhammed Sadık es-Sadr iki oğluyla birlikte bir suikaste kurban gitmiştir.

2003 ABD İşgali, Saddam Hüseyin İktidarının Sonu ve Iraklı Şiiler

   Tarihler 11 Eylül 2001’i gösterdiğinde ABD, tarihinin en zor günlerinden birine şahit oluyordu. İkiz Kuleler yıkılmış ve Pentagon’a saldırı düzenlenmişti Bu saldırıdan El-Kaide sorumlu tutuldu ve “War on Terror” çerçevesinde Afganistan işgal edildi. Bu durum ABD’nin güvenlik algısını da değiştirdi. George W. Bush bu saldırıdan sonra “Şer Ekseni” deyimini ortaya çıkardı ve bu eksen içindeki ülkeler Kuzey Kore, İran ve Irak’tı.[47]Ayrıca Irak yönetimi El-Kaide’ye destek vermekle suçlanıyordu.

    8 Kasım 2002 yılında BM Güvenlik Konseyi 1441 sayılı kararı açıkladı. Buna göre Irak’ı kitle imha silahlarını ortaya çıkarmasını, BM görevlilerinin istedikleri yerlere serbestçe girebilmesini, aksi takdirde Irak için ciddi sonuçlar olacağını belirtti. Bunu fırsat bilen Bush Yönetimi BM ve Avrupa ülkelerinin desteğini alarak askeri bir operasyon yapmayı hedefliyordu. BM ve İngiltere hariç Avrupa ülkelerinden fazla destek gelmeyince ABD tek taraflı 1441 sayılı kararı ihlal ettiğini söyleyerek Saddam Hüseyin ve oğullarına kırk sekiz saat içerisinde ülkeyi terk etmelerini söyledi.[48]

    “Irak’a Özgürlük Operasyonu (Operation Iraqi Freedom)” adıyla 20 Mart 2003’te Amerikan saldırısı başladı. Kuveyt’te bulunan İngiliz ve Amerikan askerleri de bu operasyona katılmışlardı. Üç hafta içinde Bağdat’a girildi ve böylece Irak’taki Baas rejimi sona erdi. Saddam Hüseyin’in 24 yıllık iktidarı böylece son bulmuş oluyordu. 1 Mayıs 2003’te ise Bush savaş operasyonlarının bittiğini açıkladı.

   2003 ABD işgalinden sonra işgale karşı çıkan en büyük otorite Ayetullah Ali el-Sistani olmuştur. İşgalden sonra el-Sistani başta olmak üzere Şii merciler işgali reddeden ve işgal kuvvetlerinin Irak’tan çıkmasını isteyen bir tavır ortaya koymuşlardır. Irak halkının seçeceği bir meclis ve adil bir şekilde seçimlerin yapılmasını talep etmişlerdir. Amerikalılar ise Şiilerin bu yönde kendilerine baskı yapacaklarını bilmektedirler. Şii alimler asla işgali tanımamışlar ve işgalcilerle uzlaşma yoluna gitmemişlerdir. Ayrıca Şii halkına sabretmelerini ve sakinlikle kalmalarını söylemişlerdir. Bütün fetvalar işgalcilerle temasa geçmeyi yasaklar ve onların işgalci olduklarını her an hatırlatmaktadırlar.[49] Bu tutumla barışçıl bir şekilde uzlaşmayı seçerek mercilerin devamlılığı da sağlanmıştır. Şiiler ABD’nin ülkeyi işgal ederek Saddam Hüseyin’den kurtardıkları söylemine kanmamaktadırlar. El-Sistani başta olmak üzere bütün Şii mercileri ABD askerlerinin Irak’ta bulunmasını hukukî olmadığını ve son asker çekilene kadar ülkenin işgal altında bulunduğunu belirtmişlerdir.

Sonuç

   Şiiler Irak’ın çoğunluğunu oluşturmasına rağmen Irak kurulduğundan beri baskı altında kalmışlar ve Saddam Hüseyin devrilene kadar yönetim kadrolarında pek bulunmamışlardır. Şiiler her ne kadar Irak’ı yönetenlerle ters düşseler de bilinmelidir ki Irak’taki en büyük siyasi güçlerden birisidir. Geçmişte Irak’ı yönetenler bunun farkında olmuşlar ve baskıcı politikalar yürütmüşlerdir. Özellikle Saddam Hüseyin döneminde tepkileri daha şiddetli olmuş ve bu tepki şiddet biçiminde bile gösterilmiştir. ABD İşgalinden sonra kurulan yeni sistemde başbakanlar Şii kökenli olmuşlardır. Şu anki Başbakan Haydar el-İbadi Şii kökenlidir ve İslami Dava Partisi’ne mensuptur. Şii merciler Irak’taki Şii çoğunluğun otoritesi olmuş günümüzde bu merciler merkezi hükümetten daha çok dinlenir hâle gelmiştir. Her dönemde baskı altında olsalar Iraklı Şiiler Irak siyasetinin en önemli parçalarından biri olmuş ve olmaya da devam edecektir.

Kaynakça

ABBAS, Ziya, Irak’ta Şii Merciliği’nin Siyasî Rolü, İstanbul, Önsöz Yayıncılık, Eylül 2013.

Al Jazeera, “TheIraqiBaathParty”, 23 Haziran 2005, http://www.aljazeera.com/archive/2005/06/2008410121344236996.html (Erişim Tarihi: 2 Ocak 2018).

AKOĞLU, Muharrem, “Irak’ta Şii Varlığı”, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, Güz 2013.

ALLAWİ, Ali A., Irak Kralı I. Faysal, çev. Hakan Abacı, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Şubat 2016.

ARI, Tayyar, Irak, İran ve ABD: Önleyici Savaş, Petrol ve Hegemonya, İstanbul, Alfa Yayınları, Ocak 2004.

CLEVELAND, William L., Modern Ortadoğu Tarihi, çev. Mehmet Harmancı, İstanbul, Agora Kitaplığı, 2008.

COP, Burak, “Suriye’yi Anlamak: Baas Nasıl Doğdu?”, 29 Kasım 2011, https://www.ntv.com.tr/dunya/suriyeyi-anlamak-baas-nasil-dogdu,PGZtoNqZ9EC8GdShJjaYhg (Erişim Tarihi: 2 Ocak 2018).

ÇAĞ, Galip – EKER, Sami , “Ortadoğu’da Baas Rejimleri: Suriye ve Irak”, Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası Avrasya Strateji Dergisi 2.

ERENLER, Muharrem, “Irak”, Hasan Öztürk (der.), Modern Orta Doğu Siyasi Tarihi, Ankara, BİLGESAM Yayınları, 2016.

Irak Siyasetini Anlama Kılavuzu, SETA Vakfı, Ankara, 2013.

JABBAR, Faleh A., Irak’ta Şii Hareketi ve Direniş, çev. Hikmet Hâlis, İstanbul, Agora Kitaplığı, Haziran 2004.

ONAT, Hasan, “Şiiliğin Doğuşu Meselesi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1997, Cilt XXXVI

ONAT, Hasan, Yirminci asırda Şiîlik ve İran İslam Devrimi.

ÖZTÜRK, Mehmet, “I. Körfez Savaşı’ndan (1990- 91) – 11 Eylül Sürecine ABD’nin Irak Politikası Ve Bunun Türk-Amerikan İlişkilerine Etkileri”, Akademik Bakış Dergisi, Sayı 19, Ocak-Şubat-Mart 2010.

PİRİNÇÇİ, Ferhat, “Irak’ta Saray İçi Darbe: Saddam Hüseyin ve İktidara Gelişi”, Ortadoğu Analiz, Eylül-Ekim 2016, Cilt: 8, Sayı: 76.

SUNGUR, Nevin, “ABD’de ‘Şer ekseni’ hazırlığı”, 5 Şubat 2002, http://arsiv.ntv.com.tr/news/134221.asp (Erişim Tarihi: 8 Ocak 2018).

TDV İslam Ansiklopedisi, cilt 39, 2010.

WİLEY, Joyce N., Irak Şiileri, çev. Metin Mutanoğlu – Osman Baş, İstanbul, Ekin Yayınları, Nisan 2004

Dipnotlar

[1] TDV İslam Ansiklopedisi, cilt 39, 2010, s. 111.

[2] Hasan Onat, “Şiiliğin Doğuşu Meselesi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1997, Cilt XXXVI, s. 81

[3] Ziya Abbas, Irak’ta Şii Merciliği’nin Siyasî Rolü, İstanbul, Önsöz Yayıncılık, Eylül 2013, s. 48.

[4] Abbas, a.g.e., s. 49.

[5] Joyce N. Wiley, Irak Şiileri, çev. Metin Mutanoğlu – Osman Baş, İstanbul, Ekin Yayınları, Nisan 2004, s. 30.

[6] Abbas,a.g.e., s. 118.

[7] Abbas, a.g.e., s. 123-124.

[8] Ali A. Allawi, Irak Kralı I. Faysal, çev. Hakan Abacı, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Şubat 2016, s. 418.

[9]Allawi, a.g.e., s. 422.

[10]Wiley, a.g.e., s. 33.

[11]Allawi, a.g.e., s. 458.

[12] William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, çev. Mehmet Harmancı, İstanbul, Agora Kitaplığı, 2008, s. 234.

[13]Wiley, a.g.e., s. 41.

[14]Wiley, a.g.e., s. 43.

[15] “Irak Siyasetini Anlama Kılavuzu”, SETA Vakfı, Ankara, 2013, s. 17.

[16]Wiley, a.g.e., s. 50.

[17]Muharrem Erenler, “Irak”, Hasan Öztürk (der.), Modern Orta Doğu Siyasi Tarihi, Ankara, BİLGESAM Yayınları, 2016, s. 170.

[18] Abbas, a.g.e., s. 201.

[19] Abbas, a.g.e., s. 202.

[20]Faleh A. Jabbar, Irak’ta Şii Hareketi ve Direniş, çev. Hikmet Hâlis, İstanbul, Agora Kitaplığı, Haziran 2004, s.178.

[21] Erenler, a.g.e., s. 171.

[22] Galip Çağ ve Sami Eker, “Ortadoğu’da Baas Rejimleri: Suriye ve Irak”, Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası Avrasya Strateji Dergisi 2, s. 61.

[23] Burak Cop, “Suriye’yi Anlamak: Baas Nasıl Doğdu?”, 29 Kasım 2011, https://www.ntv.com.tr/dunya/suriyeyi-anlamak-baas-nasil-dogdu,PGZtoNqZ9EC8GdShJjaYhg (Erişim Tarihi: 2 Ocak 2018).

[24] Al Jazeera, “TheIraqiBaathParty”, 23 Haziran 2005, http://www.aljazeera.com/archive/2005/06/2008410121344236996.html (Erişim Tarihi: 2 Ocak 2018)

[25]Jabbar, a.g.e., s. 280.

[26] Abbas, a.g.e., s. 206.

[27]Wiley, a.g.e., s. 65.

[28]Wiley, a.g.e., s. 66.

[29]Jabbar, a.g.e., s. 289.

[30] Abbas, a.g.e., s. 211.

[31] Cleveland, a.g.e., s. 456.

[32]Ferhat Pirinççi, “Irak’ta Saray İçi Darbe: Saddam Hüseyin ve İktidara Gelişi”, Ortadoğu Analiz, Eylül-Ekim 2016, Cilt: 8, Sayı: 76, s. 46.

[33] Tayyar Arı, Irak, İran ve ABD: Önleyici Savaş, Petrol ve Hegemonya, İstanbul, Alfa Yayınları, Ocak 2004, s. 375.

[34]Wiley, a.g.e., s. 77.

[35] Irak Siyasetini Anlama Kılavuzu, s. 18-19.

[36] Abbas, a.g.e., s. 227.

[37] Muharrem Akoğlu, “Irak’ta Şii Varlığı”, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, Güz 2013, s. 400.

[38] Akoğlu, a.g.m., s. 401.

[39] Erenler, a.g.e., s. 171.

[40]Jabbar, a.g.e., s. 334.

[41] Erenler, a.g.e., s. 172.

[42]Wiley, a.g.e., s. 91.

[43] Mehmet Öztürk, “I. Körfez Savaşı’ndan (1990- 91) – 11 Eylül Sürecine ABD’nin Irak Politikası Ve Bunun Türk-Amerikan İlişkilerine Etkileri”, Akademik Bakış Dergisi, Sayı 19, Ocak-Şubat-Mart 2010, s. 2.

[44] Arı, a.g.e., s. 469.

[45] Arı, a.g.e., s. 470.

[46] Hasan Onat, Yirminci asırda Şiîlik ve İran İslam Devrimi, s. 19-20

[47] Nevin Sungur, “ABD’de ‘Şer ekseni’ hazırlığı”, 5 Şubat 2002,  http://arsiv.ntv.com.tr/news/134221.asp (Erişim Tarihi: 8 Ocak 2018)

[48] Cleveland,a.g.e.,s. 596

[49] Abbas, a.g.e., s. 283.

 

Yazar Hakkında

Gökhan Cesur / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Marmara Üniversitesi Ortadoğu Siyasi Tarihi Ve Uluslararası İlişkileri / Yüksek Lisans

İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler / Lisans

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir