Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
birleşik krallık
Kaynak: E-International Relations

İngiltere’nin Brexit Sonrası Küresel Rolü: Araştırmaya Değer Neler Var?

Avrupa Birliği’nden ayrıldıktan sonra Birleşik Krallık hükümetinin karşılaştığı zorluklar ne olursa olsun, tavsiye eksikliği bunlardan biri değil. Birleşik Krallık’ın gelecekteki dış politikası hakkında muazzam miktarda yazı yazıldı (Policy Exchange, 2019; Chatham House, 2021). Bu makale, bazı önemli tartışmaları özetlemekte ve araştırma için verimli olabilecek alanlara işaret etmektedir. Birleşik Krallık’ın bir devlet olarak gücü hakkında dengeli bir şekilde yazı kaleme almak zordur. İngiliz medyasında ve Brexit sürecinde, Avrupa ve ötesinde gücünü fazlasıyla abartan bir şovence unsur var. Bununla birlikte, bu yanılsamaları çürütürken pek çok kişi çok ileri gidiyor ve normal ölçülerde Birleşik Krallık, imparatorluğunu kaybetmesinden bu yana, kültürel, ekonomik, mali, politik ve askeri olarak olağanüstü derecede önemli bir ülke oldu.

Bir bakıma, eldeki tema yani İngiltere’nin Avrupalı güçler, ABD ve daha geniş dünyayla ilişkisi yeni bir olgu değil. 1945’ten beri bilim insanları, Churchill’in Amerika, Avrupa ve İngiliz Milletler Topluluğu (Gaskarth, 2014) şeklindeki ünlü paradigmasına dayanarak İngiltere’nin dış politikasını analiz ettiler. Son zamanlarda İngiliz Milletler Topluluğu fikri, Anglosphere’e (CANZUK fikri) indirgenmiş veya tüm dünyayı kapsayacak şekilde genişletilmiştir. İngiltere’nin dış politika duruşu sorunu, eski ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson’un İngiltere’nin bir imparatorluğu kaybettiği ancak henüz bir rol bulamadığı şeklindeki ünlü sözünde daha eleştirel bir çerçeveye oturtuldu (Sanders, Houghton, 2017). Birleşik Krallık’ın ABD ile Birleşik Krallık arasında bir “köprü” olduğu fikri de popüler oldu ama bu her zaman sorunlu oldu. 2005 yılında, Irak Savaşı başladıktan sonra bir yazı yazan William Wallace, İngiltere’nin, George W. Bush Amerika’sının bir tebaası haline geldiği için bu pozisyonun çöktüğünü yazdı.

Köprü olduğunu iddia eden herhangi bir ülkeye, her zaman sağlam bir şüpheyle bakılmalıdır ve bu İngiltere’nin durumunda da geçerlidir. Örneğin Almanya’nın ABD ile muhatap olarak İngiltere’ye ihtiyaç duyduğu iması, safiyeti genişletiyor. İngiltere’nin Ukrayna krizi gibi son tartışmalardaki göreli marjinalleşmesi dikkat çekiciydi ve Brexit kesinlikle “köprü” idealinin tabutuna çivi çaktı. Birleşik Krallık, temel politikalarını ve NATO’nun merkeziyetini destekleyeceğine güvenilebilecek güçlü ve iddialı bir AB ülkesi olarak ABD için çok yararlıydı. ABD’ye olan ilgisi kuşkusuz azalacaktır. Yeni bir paradigma veya çerçeveye ihtiyaç var, ancak Brexit yanlısı hareketin (Daddow, 2019) bir parçasını oluşturduğu ve Brexit gerçeği göz önüne alındığında çelişkili göründüğü için “Küresel Britanya” ifadesi bu duruma uygun değil. Birleşik Krallık’ın durumu, küresel rolünü (yeniden) inşa etmeye çalışan büyük bir ülkenin yapılandırmacı akademisyenleri için büyüleyici bir gerçek zamanlı vaka çalışması sunuyor (Daddow, 2019).

Kuzey İrlandalı tarihçi John Bew, Birleşik Krallık hükümetinin 2021’in başlarında yayınlanacak olan “Güvenlik, Savunma, Kalkınma ve Dış Politikanın Bütünleşik İncelemesi” başlıklı iddialı politika analizine liderlik ediyor (Cooper, 2021). Bir tarihçinin katılımı birçok kişi tarafından iyi bir şey olarak görülüyor çünkü Birleşik Krallık’ın geleceğine dair ölçülü bir analiz sağlanmalı. Bununla birlikte, Britanya’nın tarihi bir sıra dışılık taşır ve bazı tarihçiler, Birleşik Krallık ile ABD arasında veya Birleşik Krallık’ın tarihsel rolü ile Avrupa’daki mevcut güç yapıları arasında yeterince ayrım yapamayan Birleşik Krallık’ın AB dışındaki gücüne dair abartılı vizyonlar ortaya atmışlardır (Simms, 2017). Brexit sonrası bu yeni belgenin daha gerçekçi olması muhtemeldir. Bu belge, yıllardır en önemli stratejik belge olarak adlandırılıyor, ancak böylesine hızlı hareket eden bir dünyaya ayak uydurmak iyi olur. Herhangi bir tür “büyük strateji”nin (bir dizi ilkenin aksine) 21. yüzyılda hala uygulanabilir olup olmadığı sorgulanabilir. Bu son nokta hiçbir şekilde sadece İngiltere için geçerli değil.

En önemli sorunlardan biri, İngiltere’nin gelecekteki dış politikasının Brexit’ten (şu anda gerçek olan) ve bununla ilişkili endişeden ne ölçüde ayrılabileceği. Birleşik Krallık’ın gelecekteki rolünü anlamak için önce Brexit’in bize, Birleşik Krallık hakkında ne anlattığına ve gelecekteki Birleşik Krallık-AB ilişkilerinin beklentilerine bakmalıyız. AB’den ayrılma sürecinin, İngiltere’nin büyük bir güç olma iddialarına göre alçakgönüllü olduğu ve AB’nin yargılamalara büyük ölçüde hâkim olduğu konusunda çok az şüphe olabilir. 2019 Çekilme Anlaşması, Birleşik Krallık içinde bir ticaret sınırı oluşturdu. İngiltere’yi AB’ye on milyarlarca sterlin ödemeyi taahhüt etti ve onu, temsil olmaksızın tüm AB yasalarını uygulamak zorunda olduğu bir geçiş dönemine soktu. Tüm bunlar bir ticaret anlaşması müzakere etme fırsatı karşılığında oldu. 2020’nin sonundaki Ticaret ve İş Birliği Anlaşması tarifelerden kaçınıyor, ancak her ne kadar bu, çoğunlukla İngiltere hükümetinin tercihi olsa da Birleşik Krallık için nispeten zayıf pazar erişimi sunuyor ve finansal hizmetler ve verilerle ilgili önemli kararları AB’nin elinde bırakıyor. Antlaşma, balıkçılık bölgeleri üzerinde tam kontrolü yeniden elde etme sembolik (“kolay kazanım”) görevinde bile başarılı olamadı.

O halde Brexit sürecinin Birleşik Krallık’ın düşünülenden daha zayıf bir güç olduğunu “ortaya çıkardığı” söylenebilir mi? Hayır. Burada, gerçekliğin açığa çıktığı dünyaya dair rasyonalist pozitivist bir bakış açısı ile gerçekliğin birlikte oluştuğu şeylere daha geniş anlamda yansıtıcı bir yaklaşım arasındaki ayrım önemlidir. Durum, Birleşik Krallık’ın AB’de her zaman zayıf olması değil, İngiltere’nin iç siyasi krizlerinin onu Avrupa’da (en azından şimdilik) rolünü daha az inşa etme yoluna koymasıdır. Sade bir dille anlatılacak olursa Brexit sürecinin tüm “ortaya koyduğu” şey şudur: Eğer bir ülke, uygulanabilir bir plan olmadan ve esas olarak iç politikaya dayalı pozisyonlara ve kendi kaldıracına dair gerçekçi olmayan bir görüşe sahip gelişmiş bir bölgesel entegrasyon projesinden çekilmeye karar verirse, bunun olumsuz şartlarda ve / veya ekonomik olarak hasar bırakarak son bulacağıdır.

Amaçlarımız açısından daha önemli olan soru şu: Brexit, İngiltere’yi büyük bir güç olarak nerede konumlandırıyor? Britanya’nın artık farklı türde bir ekonomi politikası izlemek için kesinlikle daha fazla seçeneği var. ABD, Hindistan ve Çin gibi devletlerle ticaret anlaşmaları arayabilir ancak yine de hepsi son derece zor beklentiler. Brexit yanlısı tarafta, İngiltere’nin daha hızlı Covid-19 aşılama sürecinin AB çapında bir yaklaşıma bağlı kalmamanın avantajlarını gösterdiği, ancak jürinin hala hangi yaklaşımın daha iyi çalıştığı konusunda kararsız kaldığı söylenebilir. Daha genel olarak, AB’nin Birleşik Krallık’ın dış politikasını gerçekten kısıtlamadığını anlamak önemlidir (dış politika ve güvenlik politikası, tarım ve ticaret gibi kolektif olarak kontrol edilmekten çok hala “hükümetler arasıdır”), bu nedenle AB’den ayrılmanın yararı net değildir.

Birleşik Krallık, artık AB ülkeleriyle dolaşım özgürlüğünü sona erdirdiği için, daha fazla ülkeyle seyahati serbestleştirmek veya İngiliz istihbarat müttefiklerinden oluşan “beş gözlü” grupla daha ileri gitmek konusunda kendisini daha özgür görebilir. Buradaki önemli soru, Britanya’nın kendisini AB’nin dış politika pozisyonlarıyla ne kadar uyumlu hale getireceği veya kendisini onlardan nasıl ayırt edeceğidir. İngiltere’nin AB ile Ortaklık Konseyi’nin bir parçası olarak dış politika konularına yapısal iş birliğini dahil etmeyi reddetmesi dikkate değerdir. Birleşik Krallık, yaptırımlar gibi konular da dahil olmak üzere uygun gördüğü zaman hala iş birliği yapabileceğinden, bunun üzerinde çok fazla durulmamalıdır. Trump döneminde bile İngiltere’nin İran anlaşması, İsrail-Filistin çatışması ve iklim değişikliği gibi konularda “Avrupa” ana akımına bağlı kalması dikkat çekiciydi. Brexit, liberal (ve özellikle Avrupalı) Batı’nın kalıcı gücü hakkında bir fikir veriyor olabilir. Bu temel ortak değerler ekonomik ve siyasi rekabetlerin üstesinden gelebilir mi?

Brexit sonrası İngiltere, yumuşak güç kavramının yararlılığına dair büyüleyici bir vaka çalışması olabilir (veya olmayabilir). Yumuşak güç, popüler kullanımı Joseph Nye’nin orijinal formülasyonuna (2004) kıyasla biraz fazla basitleştirilmiş olmasına rağmen, genellikle temelde anlamsız olduğu için eleştirilir. Açıktır ki, Premier Lig veya Sherlock’un popülaritesi İngiliz hükümeti için herhangi bir siyasi etkiye dönüşemez. Birleşik Krallık üniversitelerinin kapsamlı rolü veya İngiliz biliminin prestiji, Birleşik Krallık’ın tamamı için bir tür uzun vadeli etki olarak anlaşılabilir. Genel olarak Brand Britain, uluslararası medya tarafından genellikle bir kibir ve kendine zarar verme eylemi olarak gösterilen Brexit’ten büyük zarar gördü. Bu tür bir itibar zedelenmesi zamanla aşılabilir.

Birleşik Krallık’ın bazı yönleri hala etkileyici: Kapsamlı istihbarat yeteneklerine ve askeri kaynaklara sahip bir nükleer güç. Halen BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyesidir. Ekonomisi, dünyanın en büyük ekonomilerinden biridir ve bilimsel kaynakları, pek çok açıdan kültürel ve eğitimsel nüfuzu kadar olağanüstüdür. Yine de sert ekonomik veya askeri güçle diğer ülkeleri kendi iradesine yönlendirecek veya zorlayacak kadar büyük değil. Chatham House’da yakın tarihte yazılan bir makale, Britanya’nın büyük bir güçten ziyade küresel bir aracı olmayı hedeflemesi gerektiğini savunuyor (2019). Britanya, “liberal demokrasiyi korumak, uluslararası barış ve güvenliği teşvik etmek, iklim değişikliğiyle mücadele, küresel vergi şeffaflığını ve eşitliği savunmak, ekonomik büyüme” gibi temel hedeflerin peşinden gitmede lider koordinasyon ve ağ kurma rolü oynamaya çalışmalıdır. Bu bağlamda Birleşik Krallık’ın yardım hedefinin (GSYİH’nın yüzde 0,7’den şimdi yüzde 0,5’e) yakın zamanda düşürülmesi, bu yıl küresel kriz için korkunç bir mesaj gönderiyor. Bununla birlikte İngiltere, hala orantılı olarak diğer büyük ülkelerden daha fazlasını verme yolunda. Bazıları için tartışmalı olan bu rapor, İngiltere’nin AB ile en yakın şekilde çalışması ve rolünü ondan ayırmaya çalışmakla zaman kaybetmemesi gerektiğini vurguluyor. Avrupa’daki (artık ana kurumun dışında olduğu için) ve DTÖ’deki faaliyetleri artırma ihtiyacına dayalı olarak İngiltere’nin diplomatik kaynaklarının üzerindeki baskıya işaret ediyor.

İngiltere’nin de önemli güvenlik açıkları var. Çeşitli denizaşırı bölgeleri (Cebelitarık, Britanya Virjin Adaları ve Falkland Adaları dahil), Brexit’in ekonomik ve politik etkisinden etkilenerek onları farklı şekillerde açığa çıkardı. Hükümetin Hint-Pasifik’e olan ilgisi anlaşılabilir, ancak İngiltere’nin konumu ve kaynakları üzerindeki baskı göz önüne alındığında bunun ne kadar sürdürülebilir olduğunu bilmek zor. Genel olarak, bunun uğruna bir şeyler yapmak iyi bir fikir değil ve İngiltere, gururunu ve statüsünü telafi etme çabalarının buna yol açabileceği durumlarda dikkatli olmalıdır. Bu, Chatham House’un uyardığı türden bir şey, ancak “küresel aracı” olma yönündeki bu mütevazı öneri, Brexit sonrası İngiltere’nin yaralı gururunu tatmin etmeyebilir. Pasifik’te artan askeri müdahalenin, Birleşik Krallık’a bölgedeki ABD politikasını şekillendirmede önemli bir rol vermeden yalnızca sorun yarattığına dair endişeler var (bu belirleyici faktör olacak). Psikolojinin rolü, uluslararası ilişkiler çalışmalarına daha fazla dahil edildi (Lebow, 2018) ve Brexit sonrası İngiltere, büyüleyici bir vaka çalışması sunacak.

En büyük tehlike, İskoç veya Kuzey İrlandalı seçmenler tarafından desteklenmeyen sert bir Brexit’in, Birleşik Krallık’ın bütünlüğüne yönelik iç tehdit olmasıdır. Buna ek olarak, pandeminin kötü yönetiminin sonuçları ve bunun Brexit gerilimlerini nasıl şiddetlendirebileceği de var. İrlanda birliği, ilke olarak İngiliz seçkinleri tarafından bir olasılık olarak uzun süredir kabul edilen bir şeydir, ancak İskoçya’nın kaybı, İngiltere’nin büyük güç iddialarına büyük bir darbe olur ve hatta BM Güvenlik Konseyi’ndeki kalıcı yerini bile tehlikeye atabilir.

Yazar: Dr. Patrick Holden

Dr. Patrick Holden, Plymouth Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Programı Direktörüdür. İlgi alanları, özellikle kalkınma siyaseti ve Avrupa Birliği olmak üzere kamu politikası ve jeopolitik arasındaki bağlantılara odaklanmaktadır.

Kaynak: E-International Relations

 

Referanslar


Chatham House (2021) Global Britain, Global Broker (Küresel Britanya Küresel Aracı), 21 Ocak 2021 https://www.chathamhouse.org/2021/01/global-britain-global-broker

Cooper, c. (2021) ‘The man who knows what Global Britain means (Küresel Britanya’nın Ne Anlama Geldiğini Bilen Adam)’, Politico, 14, Ocak 2021, https://www.politico.eu/article/john-bew-global-britain-uk-eu/

Daddow, O (2019), ‘GlobalBritain™: the discursive construction of Britain’s post-Brexit World role (GlobalBritain™: Britanya’nın Brexit Sonrası Dünya’daki Rolünün Söylemsel İnşası)’, Global Affairs Cilt 5, No. 1, https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/23340460.2019.1599297 1599297

Gaskarth, J. (2013) British Foreign Policy: Crises, Conflicts and Future Challenges, Polity Press (Britanya Dış Politikası: Krizler, Çatışmalar ve Gelecek Zorluklar, Polity Press).

Lebow, RN (2016) Key Texts in Political Psychology and International Relations Theory, Springer (Siyasal Psikoloji ve Uluslararası İlişkiler Teorisinde Anahtar Metinler, Springer).

Nye: J. (2004) Soft Power: The means to success in World Politics (Yumuşak Güç: Dünya Politikasında Başarıya Giden Yollar), New York: Public Affairs.

Policy Exchange (2019) Making Global Britain Work (Küresel Britanya’yı Gerçekleştirmek), https://policyexchange.org.uk/publication/making-global-britain-work/

Sanders, D. ve D.P. Houghton (2017) Losing an Empire, Finding a Role: British Foreign Policy Since 1945 (Bir İmparatorluğu Kaybetmek, Rol Bulmak: 1945 Sonrası İngiliz Dış Politikası), Palgrave.

Simms, B. (2017) “The world after Brexit: The crucial variable is not British power but the weakness of Europe (Brexit Sonrası Dünya: Önemli Değişken İngiliz Gücü Değil, Avrupa’nın Zayıflığı)” New Statesman, 1 Mart 2017, https://www.newstatesman.com/world/europe/2017/03/world-after-brexit