Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Makaleler / İngiltere’de Sosyal Demokrasi

İngiltere’de Sosyal Demokrasi

Giriş

Sanayi Devrimi’nin başladığı yer olan İngiltere, işçi hareketlerinin önemli olduğu bir ülkedir. İşçiler birçok hak için birlikte mücadele etmişler ve bu hakların bir kısmını almışlardır. Tabii bu hareketler İngiltere’de yeni düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlamış, sosyalizmden de etkilenen düşünürler bu işçi hareketlerini kontrol etmeye başlamışlardır. İşçiler yalnızca sendikal olarak değil politik olarak da var olmaya başlamışlar ve bu varoluş onlara parti kurmalarını da sağlamıştır. 1906 yılında kurulan İşçi Partisi, bu işçi hareketinin bir devamı olmuş ve sonucunda da İngiltere’nin en büyük iki partisinden biri olmuştur. İngiltere’de sosyal demokrasinin öncüsü olmuşlar, hatta dünyada “Refah Devleti” kavramını ve ilkelerini dünyaya yaymışlardır. Elbette her partide olduğu gibi dönüşüm geçirmişler ve bugünlere gelebilmişlerdir. Bu makalemizde kısaca İngiltere’deki işçi hareketlerini ve İngiliz İşçi Partisi’nin kurulduğundan bugüne kadar olan dönemi ele alacağız.

İngiltere’de Sosyal Demokrasinin Doğuşu

İngiltere, Sanayi Devrimi’nin başladığı ülke olarak işçi hareketlerinin başladığı yerdir. İşçiler yaşadığı koşullar itibariyle zamanla haklarını aramaya ve bunun için de mücadeleye başlamışlardır. Bu haklar genellikle siyasi ve sosyal haklardır. Örneğin 1825 yılına kadar işçilerin bir birlik kurması yasaktı. Bu tarihte grev yapmamak şartıyla işçi birliklerine izin verildi ve “trade-union” olarak tanımlanan sendikalar ortaya çıktı.[1] Avam Kamarası’na bakacak olursak gerçekten içler acısıydı. Manchester gibi yeni kurulmuş kasabaların temsiliyeti yoktu. Mülk sahipleri, Avam Kamarası’na girme hakkını kazanıyor ve oy verme de buna göre belirleniyordu. Diğer bir deyimle malı mülkü olan kendi kendini yönetiyordu. Öte yandan temsil hakkı mal alınır gibi satılıyordu. Bu oylar için de geçerliydi. Seçimler o döneme göre masraflı olduğundan zengin kimseler adaylıklarını koyup Avam Kamarası’na seçiliyorlardı. Bu dönemde yükselen orta sınıf ise kısmen temsil ediliyor veya hiç temsil edilmiyordu.[2]

1830 yılında iktidara gelen Whigler, kamaranın ıslahat edilmesi konusunda öncelikli olduklarını bildirdiler. 1830 yılında “I. Reform Bill” hazırlandı. Buna göre Avam Kamarası, nüfus temsili olarak yeniden hazırlanıyor, orta sınıfa oy hakkı tanıyordu. Ancak işçi sınıfına neredeyse hiç denilebilecek ölçüde oy hakkı tanınıyordu. Bu tasarı reddedildi. Ardından yapılan genel seçimde reform isteyenler çoğunluğu sağladı. Ondan sonra hazırlanan tasarı bu sefer Lordlar Kamarası’ndan geçmedi. Ancak Haziran 1832’de hazırlanan tasarı kabul edildi (Reform Bill of 1832) ve bundan en çok orta sınıf yararlandı. Bu yüzden işçi sınıfı bu tasarıya 1832 İhaneti (Betrayal of 1832) adını vermişlerdir.[3] Bundan sonra işçi sınıfı mücadelesine hız kazandırmış ve 1838’de “Chartism” adı altında bir hareket oluşturmuşlardır. “People’s Charter” adlı bildiri işçi sınıfına da haklar tanınmasını istiyordu. Bu hareket işçi liderleri, bazı aydın ve milletvekillerinden oluşuyordu. Bu bildiriyi altı madde ile özetlersek 1) 21 yaşını geçen erkeklere oy hakkı verilmesi, 2) Seçim çevrelerinin birbirine eşit olarak düzenlenmesi, 3) Gizli seçimin kabul edilmesi, 4) Parlamento seçimlerinin her yıl yapılması, 5)Milletvekilliği için mülkiyet şartının kaldırılması, 6) Parlamento üyelerine maaş verilmesi idi.[4] 1848 yılına kadar devam eden bu hareket bu bildirideki maddelerin kabul edilmemesi üzerine önemlerini yitirdiler. 1867 yılında Benjamin Disraeli’nin çıkardığı bir “Reform Act” ile birlikte işçiler seçim haklarını kazandıktan sonra liberalleri desteklemeye başlamışlardır. 1868 yılında George Howell, V. R. Cremer ve E. O.Greening adlı üç işçi, Liberaller tarafından aday gösterilmiştir.

1887’ye geldiğimizde işsizliğin başladığı yıllarda bağımsız bir işçi partisinin kurulması gerektiği konuşulmaya başlanmış, İskoçya ve Kuzey İngiltere’de buna yönelik girişimler başlanmıştır. 1887 yılında İşçi Sendikaları Kongresi’ne, Ayrshire Madenciler Sendikası’nın delegesi olarak katılan James Keir Hardie bunu ilk defa dile getirerek “İskoç İşçi Partisi (ScottishLabourParty)”ni kurmuştur. 1893 yılında bu parti “Bağımsız İşçi Partisi (Independent Labour Party)” adını almıştır. Böylelikle 1906 yılında kurulacak olan İşçi Partisi’nin temelleri atılmıştır.

İngiltere’de sosyal demokrasinin kuruluşuna baktığımızda Fabian Derneği önemli bir yer tutar. Bu dernek 1884 yılında Prof. Thomas Davidson öncülüğünde kurulmuştur. Dernek ismini zamanı kollayan hücum taktikleriyle Kartaca ordusunu mağlup eden Romalı General Fabius’tan alır.[5] Bu derneğin düşünceleri Fabianizm veya Fabian sosyalizmi diye adlandırılır. Bu dernek sosyalist düşüncesi Marx’tan etkilenmeyen tek sosyalist düşünce olarak bilinir. Ayrıca Britanya’daki işçi hareketi, Avrupa sosyalizmini Fabiancı fikirlerle tanıştırarak bugünkü anlamda sosyal demokrasiyi Marksist sosyalizmden ayırmaya yardımcı olmuştur.[6]

Fabiancılığın kökleri Owencı ütopik bir sosyalizmdir. Owencılık, adını Robert Owen’dan alır. Robert Owen yedi kardeşten beşincisi olarak Newtown, Galler’de dünyaya gelmiştir. 10 yaşında tekstil dükkanında çalışmaya başlar. Dükkanın sahibi iyi bir kütüphaneye sahiptir ve Owen buradan özellikle dini bilgiler öğrenir. 19 yaşında Manchester’daki bir pamuk fabrikasında müfettiş olur. Daha sonra bu fabrikanın ortaklarından biri olur.[7] İşte fikirlerini bu sayede ortaya koymaya başlar. Onun sosyalizmi hiçbir zaman kaynaşamayan iki öğeyi barındırmıştır: yarar ve onun fikirlerini özel ihtiyaçlarını karşılamak için uyarlayan ve geliştiren işçilerin deneyimleri.[8] 1820 yılında ABD’de New Harmony Çiftliği’nde ütopik bir topluluk kurmaya çabalamış, ancak başarısız olmuştur. 1830’lu yıllarda “Emek Borsası (Labour Exchanges)” sistemini geliştiren Owen, Londra’da 1832’de ve Birmingham’da 1833’te kurulan “Hakkaniyetli Emek Borsası (Equitable Labour Exchange)” ile bu fikrini uygulamaya soktu. Zanaatkârlar buraya ürettikleri ürünleri getiriyorlar, üretime harcadıkları saat miktarı karşılığında bir bono alıyorlar, bunu başka ürünlere karşılık olarak değiştiriyorlardı.[9] Ancak zanaatkarların fazla çalışıyor gösterilmesi ve bono sistemiyle amaç para kullanımını kaldırmak olmasına karşın uzmanların hâlâ parasal olarak değerlendirme yapmasıyla bu sistem de başarısız oldu. 1834’te kurulan “Konsolide Meslekler Büyük Ulusal Birliği (Grand National Consolidated Trade Union)” Owen’ın başka bir projesiydi ancak bu da başarısız oldu. 1834’ten sonra Owencılık yaygın hale geldi ve bunun gücüyle Owen çeşitli düşünceler ortaya koymuştur. Owen’ın devrimci pratiğe karşı bir kavrayış yoktur.[10] Ayrıca Owen “Chartism” hareketine de destek vermiştir. 1840’lı yıllarda “Tüm Ulusların Tüm Sınıfları Derneği (Association of All Classes of All Nations)” adını verdiği bir dernek ağının çeşitli şubeleri açıldı. Bu dernek sosyalist bir propaganda yaparak yeni bir toplum oluşturmayı amaçlıyordu. Öldükten sonra düşüncelerinin etkisi azalmaya başlamıştır.[11]

Owencılığı biraz özetledikten sonra Fabianizmin öncülerinden sayılan Sidney Webb ve eşi Beatrice Webb, Avrupa sosyalistleri ile benzer düşüncelere sahip olmalarına karşın devrimci taktiklere karşı çıkmışlar; sosyalizmin yavaş yavaş devletleştirme politikaları ile gelmesi taraftarı olmuşlardır. Fabiancılar kendilerini işçi hareketi değil bir entelektüel hareket olarak görüyorlardı. Fabian sosyalizmi, kapitalist pazarın doğurduğu eşitsizlikleri gidermek, daha adil ve yaşanılabilir bir toplum olmak için devlet müdahalesini savunur. Devlet bunu yavaş yavaş ve aşamalı biçimde gerçekleştirmelidir. Fabiancılara göre kapitalizmin planlanması gerekliydi. Bunu Ricardo’nun rant teorisinden esinlenerek ortaya çıkardıkları belediyecilik tezleriyle belirtiyorlardı. Emek-sermaye arasındaki değil, mülk sahibi azınlık ve bütün toplum katmanları arası çatışma belirleyici olandır. Değeri sadece işçi sınıf yaratmaz bütün sınıflar yaratır. Bu nedenlerden dolayı Fabiancılar devlet müdahalesinin gerekli olduğu tezini ortaya koymuşlardır.[12]

İşçi Partisinin (Labour Party) Kuruluşu ve Gelişimi

İngiliz seçim sistemine baktığımız çoğunluk sistemine dayanır ve bunun sonucunda iki partili bir sistem ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılın başına kadar Whig (Muhafazakârlar – daha sonra bu parti bugünkü Muhafazakâr Partiye (Conservative Party) dönüşecektir) ve Tory (Liberaller) arasındaki rekabet ön plana çıkmıştır. Ancak 1906’da kurulan İşçi Partisi (Labour Party) ile bu düzen kırılmış ve ileriki dönemde Muhafazakâr Parti ile günümüzün iki parti sistemini kurmuştur.

İşçi Sendikaları Kongresi (Trade Union Congress – TUC) Britanya’yı II. Enternasyonal’de temsil eden kuruluştu. Bu kongre Liberal Parti ile 1890’lara kadar yakın bir ilişkiye girmiş ve sonrasında 1900 yılında İşçi Temsil Komitesi (Labour Representation Committee – LRC) kurulmuştur. Bu komite Fabiancılardan etkilenmiş ve 1906 yılında İşçi Partisi adıyla partileşmiştir.[13]İlk genel başkanı Keir Hardie’dir. İşçi Partisi, İngiltere’deki İşçi Hareketi (Labour Movement) veya İşçi Sınıfı Hareketi (Working-Class Movement) safhasının bir parçasını oluşturur. Bu arada İşçi Temsil Komitesi’nin 6 yılda 900.000 üyesi vardı.[14] 1906 yılında yapılan seçimde İşçi Partisi % 4.8 oy alarak 50 adayın 29’unu Avam Kamarası’na gönderdi. Bakıldığında 1906’da bir başarıdan söz edilebilir. Buradaki milletvekilleri işçiler lehine bazı düzenlemeler yaptırınca İngiltere’deki sosyalistlerin umutları arttı. 1910’daki iki seçimde sırasıyla 78 ve 56 aday göstermiş, 40 (%7.6) ve 42 (%7.1) adayı kamaraya göndermiştir. Ancak bu seçimler 1906’daki seçimlerden sonra partilileri tatmin etmemiştir.[15]

İşçi Partisi bu seçimlerden sonra ağırlığını kamara içinde daha çok koyacaktır. Bu arada İşçi Partisi’nin popülerliği ülke içinde de yayılıyordu. Sendika veya sosyalist derneklere üye olmayan fertler de partinin üyesi olmak istiyorlardı. Ancak tüzük gereği bu imkansızdı. Bu yönde hemen çalışmalar başlatıldı ve Ağustos 1917’de bir komisyon kurularak tüzük değişikliği için kollar sıvandı. Düzenleme yapıldı ve 28 Ağustos 1913’de aktedilen İşçi Partisi’nin Olağanüstü Kongresi’ne sunuldu. Böylelikle bu düzenleme kabul edildi ve 1918’den itibaren herkes partiye üye olma şansı yakaladı.[16] Bu arada 1914-18 yıllarında savaş için kurulan koalisyonda İşçi Partili bir milletvekili girmiş ve eğitim işlerini üstlenmiştir. Kamara’da İşçi Partililer daha önce olduğu gibi yine Liberal Parti’yi desteklemiş ve Liberallerin reformlarında da İşçi Partisi’nin etkisi görülmektedir. Ancak koalisyonun son yıllarında başa gelen Lloyd George hükümetine daha fazla Muhafazakâr bakan alınmasından sonra İşçi Partisi koalisyona desteği kesti. Savaştan sonra yapılan 1918 seçimi İşçi Partisi için hiç de iyi olmadı. 361 adaydan sadece 57’si kamaraya girebildi. Burada 1917 Rus Devrimi sırasında kurulan İngiliz Komünist Partisi işçileri kendi yanına çekmek istiyordu. 1922 seçimlerinde ikinci parti olan İşçi Partisi artık Muhafazakârlar ile birlikte en büyük iki parti haline geldi. Ramsey MacDonald yönetiminde ise İşçi Partisi yükselişe geçmeye başlamıştı. Seçimlerden sonra hükümeti düşüren MacDonald, kendisi başbakanlığa gelmiş ve böylece ilk defa İşçi Partisi hükümet kurmaya yetkilendirilmiştir. Ancak 1924’te büyük bir yenilgiye uğrayacaktır.

Başbakan Clement Attlee (sağda) ve Dışişleri Bakanı Ernest Bevin (solda)

1929 Bunalımından II. Dünya Savaşı Sonrası İktidara

1929 Bunalımı kapitalizm için büyük yıkım olmuş, sosyal demokrasi için adeta bir fırsat olmuştur. Bu bunalımdan sonra tüm dünyada işsizlik ve yoksulluk artmış, üretim ise düşmüştür. İşte bu krize ilaç yazan isim İngiltere’den çıkmıştır. O isim John Maynard Keynes’tir. 1936’da yazdığı “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi (The General Theory of Employment, Interestand Money)” adlı eseri adeta bu krizin reçetesi gibidir. Ayrıca 1930’larda Keynes İşçi Partisi’nin oluşturduğu komisyonların başkanlığını da yapmıştır. Keynes gelişmiş ekonomileri depresyon altındayken incelemiş ve yeni bir makro iktisat önerisi getirmiştir. Keynes’e göre piyasa serbest bırakıldığında efektif talep yetersizliğiyle eksik istihdamda dengeye gelir. Tam istihdamda dengeye gelmesi için devletin piyasaya aktif müdahalesi gerekir. Bunun için ilk yol maliye politikalarıdır. Para politikası daha az etkindir ve bu ancak ikinci seçenek olabilir.[17]Keynesyen düşünce sosyal demokrasi ekonomik modelinin temel taşı da diyebiliriz. Çünkü birçok sosyal demokrat parti Keynesyen ekonomi düşüncesiyle ekonomi politikalarını geliştirmiştir.

İşçi Partisi, Keynes’in görüşlerini uygulamaya çalışmış ancak yalnızca merkezi ve yerel yönetimler ile halk konutları yapılmıştır. ABD’de Franklin D. Roosevelt’in uyguladığı “New Deal” politikası Keynesyen düşünceye yakın bir politikadır ve ABD bu sayede ekonomik bunalımdan kurtulmuştur. Bunun sonucunda kapitalist ekonomiler devlet müdahalesi yaklaşımına daha çok yaklaşmışlardır. Her ne kadar Faşist bir düşünceye sahip olsa da Almanya’daki Nasyonal Sosyalistler, ekonomide devletin aktif müdahalesi sonucunda ekonomik krizden fazla etkilenmemişlerdir. Bu durum kesin kez ekonomide devletin olduğu SSCB için de geçerlidir.

1945 yılındaki seçimler İşçi Partisi için önemli bir yere sahiptir. Oyların %47.7’sini alan parti 393 milletvekili çıkarmıştır. Savaştan galip olarak ayrılan Winston Churchill hükümetini Clement Attlee ile deviren İşçi Partisi büyük bir seçim zaferi kazanmıştır. Ayrıca bu zafer sosyal demokrasinin altın çağına girdiği dönemlerde gelmiştir. Bu seçimlere İşçi Partisi«Let us Face the Future» (Geleceği Karşılayalım) adlı bir program ile girdi. Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı bu program ile İşçi Partisi büyük başarı elde etmiştir.[18] İşçi Partisi’nin 1945 yılındaki zaferindeki orta sınıf desteği önemlidir. Orta sınıf bu seçimlerde İşçi Partisi’ne duyduğu kuşkulardan arınmış ve destek olmuştur. Clement Attlee, iktidar olduktan sonra “Beveridge Planı” ile refah devleti politikalarını uygulamaya başlamıştır. Plan, adını ekonomist William Beveridge’den almıştır. 1909 yılında yazdığı “İşsizlik: Endüstrinin Bir Sorunu (“Unemployment: A Problem of Industry”)” kitabıyla da bilinen Beveridge, planını 1942 yılında hazırlamış ve refah devleti politikalarının gerekliliğini savunmuştur.[19] Bu plana uygun şekilde sağlık, iş güvenliği ve eğitim gibi alanlarda köklü reformlar yapılmış; madencilik, bankacılık, demiryolları, elektrik – gaz işletmeleri ve Merkez Bankası (Bank of England) kademeli olarak devletleştirilmiştir.[20]Bu dönemde yapılan sağlık reformları İngiltere için çok önem taşımaktadır. Çünkü bu sağlık reformları İngiliz sağlık sisteminin oturmasını ve sistemin bugüne kadar gelmesini sağlamıştır. 1950 seçimlerini yine kazanan İşçi Partisi, bir yıl sonraki seçimleri kaybetmiştir. Kaybetmesinin nedeni orta sınıfın desteğini çekmesidir. İşçilere karşı çok haklar tanınması orta sınıfı rahatsız etmiş ve bu oylara yansımıştır.

1945 – 51 arası İşçi Partisi hükümeti parti tarihinde önemli bir yere sahiptir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik olarak kötü durumda olan ve sömürgelerini kaybeden İngiltere’nin ekonomik olarak tekrar toparlanmasında büyük rol oynamıştır. Hatta bir dizide İngiltere’yi sis bulutlarının kaplaması olayında bir politikacının Attlee’ye “Şu anda siz iktidarda olsaydınız bu başımıza gelmezdi.” sözleri her şeyi özetlemektedir.

1951 Sonrasından Üçüncü Yola

1951 seçiminden sonra 1955 seçimlerinde de başarılı olamayan İşçi Partisi’nde Clement Attlee 1935’ten beri sürdürdüğü genel başkanlıktan ayrılmıştır. 1955’ten sonra İşçi Partisi 1964 seçimlerinde Harold Wilson başkanlığında tekrar iktidara gelmiştir. 150 yıl sonra en genç başbakan olan Wilson, 1970 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür. 1974’te tekrar birinci olup koalisyon hükümeti kuran Wilson, 1976’da ekonomik nedenlerden dolayı istifa etmiştir.[21] Tarihe bakıldığı zaman sosyal demokrasinin kriz yıllarına denk geldiğini görmekteyiz. Refah devletinin yaşadığı kriz İşçi Partisi’nin eleştirilere maruz kalmasını engelleyememiştir. Bu eleştirinin en büyüğü demokratik sosyalistlerden gelmiştir. Refah devletinin sosyal adaletsizliği azaltmadığını ve sosyal hizmet mekanizmasının başarısız olduğunu ileri sürmüşlerdir. Refah devleti politikaları aşırı merkeziyetçi bir yapı olup ekonomik verimliliğin düşmesine neden olmuştur. Refah devletinin düzenleyici rolü doktor, öğretmen gibi profesyonellere bağlı kalmış, bunların gücü ve rolü artmıştır. Refah devletinin temel noktası olan kamu harcamaları, artmaya başlamış ve ekonomiyi olumsuz etkilemiştir.[22] Burada aslında Keynesyen ekonominin eleştirisi yapılmıştır. Demokratik sosyalistlerin temel eleştirileri bu şekildedir. 1979 seçimlerinde Margaret Thatcher, bu yönlerden İşçi Partisi’ni eleştirmiş ve seçimleri kazanmıştır. Böylece 1979’dan 1997’ye kadar sürecek Muhafazakâr Parti iktidarı başlamıştır (Margaret Thatcher 1979 – 90, John Major 1990 – 97).

1980’ler Neoliberalizmin başladığı yıllar olarak bilinir. 1979’dan sonra İşçi Partisi sola daha çok kayış göstermiştir. 1981’de tüzük değişikliği yapan partide sol görüş daha da hakim olmuştur. 1983’te Michael Foot önderliğinde parti tarihinin söylem olarak en solcu bildirgesidir. Bu seçimlerin kaybedilmesinden Foot istifa etmiş yerine gelen Neil Kinnock modernleşme çalışmalarına hız vermiştir. Ona göre tek taraflı silahsızlanma, bankaların ulusallaşması gibi bazı popüler olmayan politikalardan vazgeçilmesi gerekiyordu. Bu düşünceler medya ve reklamlarda daha belirgin hale gelmiştir.[23] 1994’te Tony Blair’ın genel başkan olmasından sonra İşçi Partisi ideolojik olarak dönüşümü hızlanmıştır.

Blair politikaları genel olarak “Üçüncü Yol (Third Way)” olarak adlandırılır. Bu politikaların öncüsü İngiliz sosyolog Anthony Giddens’tır. Giddens, Üçüncü Yolu sosyal demokrasinin revize edilmiş hali olarak tanımlamıştır. Giddens bu kitapla dünyadaki değişimi sosyal demokrasiye entegre etmek istemiştir. Ona göre Üçüncü Yol politikalarının en temel hedefi vatandaşların bu zamanda yaşanan küreselleşme, kişisel yaşamdaki dönüşümler ve doğayla ilişki bağlamında ortaya çıkan önemli değişimler yoluyla kendi yaşam yollarına yardımcı olabilmektir.[24] Sosyal demokratlar, küreselleşmeyi ulusal bütünlüğe ve geleneksel değerlere karşı bir tehdit gibi gören aşırı sağın ekonomik ve kültürel korunmacılığına karşı mücadele etmelidir. Üçüncü Yol programları sosyal adaletle bağını koparmamalıdır. İzlenecek yeni politikalar “sorumluluk yoksa hak da yok” ilkesine göredir. Bu ilke herkes için uygulanmalıdır. Diğer ilke ise “demokrasi yoksa otorite de yok” ilkesidir. Otoritenin tesisi sadece demokrasi ile var olmalıdır. Üçüncü Yol Değerleri’ni Anthony Giddens şöyle sıralamıştır:

  • Eşitlik
  • İhtiyaç sahiplerinin korunması
  • Özerklik bağlamında özgürlük
  • Sorumluluk yoksa hak da yok
  • Demokrasi yoksa otorite de yok
  • Kozmopolit çoğulculuk
  • Felsefi muhafazakârlık

Giddens ayrıca gerilimlerden oluşan beş ikilemden söz etmektedir. Bunlar küreselleşme, bireyselcilik, sol ve sağ, politik temsil ve ekolojik sorunlar.[25] Dönüşüm bu beş ikilemde gerçekleşirken siyasetin bu değişimi algılamaz. İşte Üçüncü Yol bu ikilemleri çözmek için üretilmiş bir düşüncedir. Hayri Kozanoğlu Birikim Dergisi’ndeki yazısında Giddens hakkında şunları söylemiştir:[26]

“Giddens, Üçüncü Yol’un eski sol veya sosyal demokrasi doktrini ile neo-liberalizm veya yeni sağdan farklı bir yol tutturmak gereğinden doğduğunu söyleyerek, yeni politikayı tanımayarak büyük bir fikir aramanın gerçekçi olmadığı kanısında. Her iki ideolojiden de beş ayrı boyutta -politik değerler, ekonomi, hükümet, ulus ve refah devleti- ayrılan bir yaklaşımın yeterli olduğunu söylüyor.

1) Bugünkü sorun küreselleşmeye, kültürel farklılıklara, bilimsel ve teknolojik değişime verdiği cevaplarla sağ-sol ayrımını kesen veya yeniden şekillendiren bir yaklaşım. Sosyal adaleti kabullenirken, sınıf politikasını reddeden, sınıfları çaprazlayarak destek arayan bir hareket. Otoriteryen eğilimlere ve yabancı düşmanlığına karşı duran, bireysel özgürlükleri kolektif kaynaklar ve sosyal adalet anlayışına bağımlı olarak düşünen bir zihniyet.

2) Yeni bir karma ekonomi yaratmak. Burada denge devlet mülkiyetindeki ve özel mülkiyetteki kuruluşlar arasında değil, regülasyon ve deregülasyon arasında kurulacak. Örneğin tekellerin ekonomik rekabeti tehdidine karşı çıkılacak.

3) Sosyal demokratlar devleti ve hükümeti büyütmeye, neo-liberaller küçültmeye çalışırken, Üçüncü Yolcular yeniden yapılandıracaklar. Yeni demokratik devlet bazı yetkilerini aşağı doğru yerellere ve bölgelere devrederken, bazı yetkilerini yukarı doğru uluslarüstü kurumlara bırakacak. Doğrudan demokrasi uygulamaları ve referandumlarla demokrasi zenginleştirilecek.

4) Sosyal demokrasinin enternasyonalizmine, neo-liberallerin muhafazakâr milletine karşı kozmopolit ulusu savunmak. Bu hükümranlığının yeni sınırlarını görebilen, ulusal kimliği düşünümsel (reflexive) bir süreçte oluşturan ve mükemmel bir modernleşme projesi olarak gören bir ulustur.

5) Sosyal demokratlar beşikten mezara koruyan güçlü refah devletini insancıl bir toplumun gereği sayarken; neo-liberaller girişimciliğin düşmanı, miskinliğin kaynağı görür ve refah devletini bir güvenlik ağına indirgemeye çalışırlar. Üçüncü Yol’un refah devleti ise sosyal yatırımcı devlet olacak. Mümkün olduğunca insan sermayesine yatırım yapacak, sadece beklenmedik risklere karşı koruyuculuk rolü üstlenecek.”

Giddens bu düşünceleriyle sosyal demokrasiye yeni bir yorum katmış ve sosyal demokratlar arasında yeni tartışmaya yol açmıştır. Tony Blair’ın başbakanlığı döneminde bu politikalar sadece İngiltere’de değil bütün dünyada tartışılmıştır ki bunun en bilineni ABD’nin Irak’a karşı müdahalesidir.

Başbakan Tony Blair ve Maliye Bakanı Gordon Brown

Tony Blair’ın Başbakanlığından Günümüze İşçi Partisi

1 Mayıs 1997’de İşçi Partisi Tony Blair’ın öncülüğünce oylarını %8.8 arttırmış ve %43.2 oy oranına ulaşmıştır. Böylelikle 18 yıl sonra İşçi Partisi tekrar iktidar olmuştur. 43 yaşında başbakan olan Blair en genç başbakan unvanını eski İşçi Partili Harold Wilson’dan almıştır. Partideki yeni yüzler ve klasik sosyal demokrasi söyleminden vazgeçilmesi İşçi Partisi’ni tekrar iktidara taşımıştır.[27] Hatta ılımlı merkez sola kayarak Muhafazakârları da etkilemeyi başarmışlardır. Güney İngiltere, orta sınıf vatandaşlar, Kuzey İngiltere, İskoçlar, Galliler ve Londralılardan, sendikacılar, kentli işçi sınıfı ve üniversite mezunu kamu sektörü uzmanlarına dek uzanan geniş bir yelpazeden oy alabilmişlerdir. Daha sonra Tony Blair, İşçi Partisi Tüzüğü’ndeki meşhur 4. maddeyi kaldıracaktır. Bu madde, el emeği ve düşünsel emeği ile çalışan işçiler için üretim araçlarının ortak mülkiyetini, ürünlerin dağıtım ve bölüşümünün en adil biçimde yapılmasını garanti ediyordu. Bu maddenin kaldırılması aslında İşçi Partisi’nin yaşadığı dönüşümü çok net anlatmaktadır. Bu maddenin kaldırılmasından sonraki eleştirilere Blair, İşçi Partisi’nin sosyal adalete karşı bağlılık ilkesinden sapmayacağı anlamına geldiğini belirtmiştir. Bu maddenin kaldırılması sembolik olsa da aslında geçmişle koparılan bağ ima ediliyordu. Blair, partiye “Yeni İşçi Partisi” diyordu ve bununla partiye yeni bir soluk getirdiklerini gösteriyordu. Bu yüzden Eski İşçi Partisi’ni sürekli eleştiriyordu.  Blair, sosyal düzen açısından 1980’lerin bencilliğini ve ahlak dışı bireyciliğini reddederek ve topluma ahlaki bir vizyon sağlamaya çalışarak muhafazakarlardan farkını ortaya koymaya çabalamıştır. Amacı İşçi Partisi’ni iş çevrelerinin yanında sosyal olarak dezavantajlı grupların da destek vermesini istiyordu.[28]

İşçi Partisi başarısını ABD’yi örnek alarak gerçekleştirdi. Bundan önce İşçi Partililer Almanya’yı örnek alıyordu ama oradaki başarısızlık yönü ABD’ye çevrilmesine neden olmuştur. Özellikle 1993’te Demokrat Parti adayı Bill Clinton’ın seçim propagandası ile ilgilenmişlerdir. Bu nedenlerden birisidir. İkincisi de parti kadrolarının çoğunun ABD’de eğitim almasıdır. Clinton dönemi çalışma bakanı Robert Reich’tan etkilenmişlerdir. Reich’in temel argümanı, modern küresel ekonomik sermaye ve yatırımın coğrafi ve siyasal sınırlara bağlı kalmadan kolaylıkla hareket edebilmesidir.[29] Bu bağlamda Üçüncü Yol politikaları uygulamaya sokulmuştur.

2001 ve 2005 seçimlerinde her ne kadar oy kaybetse de İşçi Partisi seçimleri kazanmıştır. 2005’ten sonra Blair’ın da liderliği tartışılmaya başlanmıştır. Çünkü İngiltere’nin ABD’ye Irak konusunda verdiği destek ülke içinde büyük tepkiye yol açmıştır. Bu tepki 2005 seçimlerinde de görülmüştür. Parti oylarını 2001 seçimlerine göre %5.5 düşürmüştür. Bazı kesimlerse bu desteği görmezden gelip ekonomik başarıyı ön plana çıkarıyordu. Parti içinde de Blair’ı eleştiren ve başbakanlığı bırakmasını söyleyen kişiler de vardı. İskoçya’da ve yerel düzeyde İşçi Partisi’nin güç kaybetmesi Tony Blair’ın istifasını getirmiştir.[30] 27 Haziran 2007’de görevinden ayrılan Blair’ın yerine Maliye Bakanı Gordon Brown gelmiştir. Brown da Tony Blair’ın politikalarını sürdürmüştür. Ekonomi politikaları küreselleşmeye denk düşmüş ve küresel ekonomik krizden çıkmak için “küresel bir yaklaşıma” ihtiyaç olduğunu kabul etmiştir.[31]Yeni İşçiler uzun süre yönetimde kalmasına rağmen İşçi Partisi’nin ideolojik temelini ve siyasal bilincini güçlendirememişlerdir. Bunun sonucunda 2010’da Muhafazakârlara karşı yenilgi ve Gordon Brown’un istifası olmuştur. Onun yerine Ed Miliband genel başkan oldu. Ancak o da 2015 yılındaki seçimlerde partinin oyunu %1 oranında arttırınca başarısız olduklarını itiraf etti ve istifa etti. Yerine seçilen Jeremy Corbyn daha sosyalist bir adaydı. Sürpriz bir şekilde aday olan Corbyn, kamuoyunda desteklenmeye başlandı. Partiyi eski sosyalist çizgiye döndürme sözü veren Corbyn, bu tavrıyla partililer tarafından desteklendi. Hatta seçilmesi için sokaklarda kampanyalar düzenlendi. Corbyn, Blair’ın politikalarını sık sık eleştirdi ve en sert eleştirisi ABD’ye Irak konusunda verdiği destekti. Corbyn’in savunduğu politikalar şöyledir:

– Kesinti politikaları sonlandırılacak.

– Ödenmeyen vergilere odaklanılacak ve en zenginlerin en fazla vergiyi vermeleri sağlanacak.

– “Sıfır saat” adlı geçici işçi sözleşmesi sistemi kaldırılacak.

– Özelleştirmeler durdurulacak.

– Demiryolu ve enerji sektörlerinde yeniden kamulaştırmaya gidilecek.

– Londra gibi kentlerde kiraların aşırı yüksekliğini önlemek için kira kontrolüne gidilecek.

– Trident nükleer silahlı denizaltılarının yenilenmesi projesi iptal edilecek.

– Bütçeden savunmaya ayrılan pay azaltılacak.

– Kraliyet ailesinin varlığı sürecek. (Corbyn, cumhuriyeti savunduğu belirtiyor ancak New Statement’da yer alan röportajında Kraliyet ailesinin kaldırılmasına yönelik bir mücadelenin gündeminde olmadığını söyledi.)

– Dış politikada Corbyn’ın deyişiyle “radikal bir değişikliğe gidilecek”.

– Orta Doğu’da barış için “herkesle görüşülecek”.

– İngiltere, IŞİD’e yönelik hava operasyonları dahil Orta Doğu’da herhangi bir askeri müdahalede bulunmayacak.

– NATO’dan çıkmaya çalışılacak.[32]

Corbyn, genel başkan olarak ilk seçimi olan 2017 seçiminde %9.6’lık bir artışla %40 almış ve Muhafazakârların sadece %2.4 oy oranı gerisinde kalmıştır. Bu Corbyn politikalarının desteklendiğini gösteriyor.

Sonuç

İşçi Partisi İngiltere’de İşçi Hareketi’nin politik alanda devamı olmuş ve bu alanda çeşitli reformlar yaparak işçilerin haklarını koruyan parti olarak 1970’lere kadar bu şekilde anılmışlardır. Her ne kadar adı İşçi Partisi olsa da parti dünyanın koşullarında politikalarını değiştirmek zorunda kalmış, her kesimden kimseye hitap etmeye başlamıştır. 70’lerden sonra kimi zaman merkez sol parti olmuşlar, kimi zaman sola daha çok yaklaşmışlardır. Özellikle 1990’lardaki değişimi ile birlikte neo-liberal kayıştan bile söz edilmiştir. Bu dönüşümler kaçınılmaz olarak partinin eleştirilmesine de neden olmuştur. Özellikle son yıllarda Tony Blair’ın liderliğinde parti ilk başta tutulmasına rağmen daha sonra uyguladığı politikalar ile gözden düşmüşlerdir. Corbyn’in seçim performansı ve eski İşçi Partisi havası seçmenleri umutlandırmıştır. Son olarak söyleyeceğimiz ne olursa olsun İşçi Partisi Muhafazakârın en büyük rakibi olmaya devam etmekte ve son seçimdeki başarısı bir dahaki seçimlerde eğer Muhafazakârlar iktidarda kalmak istiyorsa daha dikkatli politikalar üretmesi gerektiği görülmüştür.

Kaynakça

BİROL,Özlen Hiç, “Klasikler, Marx, Keynes ve Sonrası: Laissez – Faire Liberalizminden Günümüz Piyasa Ekonomisine”, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2013, Cilt: 15, Sayı: 1

ÇUBUKÇU,Sevgi Uçan, “Sosyal Demokrasi”, H. Birsen Örs (der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014

GIDDENS,Anthony, Üçüncü Yol: Sosyal Demokrasinin Yeniden Dirilişi, çev. Mehmet Özay, Birey Yayıncılık, İstanbul, 2000

KARAOSMANOĞLU,M. Tuncer, “İngiliz İşçi Partisi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1961, Cilt: 18, Sayı: 1

KOZANOĞLU,Hayri, “Üçüncü Yol: Sosyal Demokrasi İçin Tek Yol mu, Son Yol mu?”, Birikim Dergisi, Sayı: 113, Eylül 1998

SOYSAL, Mümtaz, “İngiliz İşçi Partisi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 1957, Cilt: 12, Sayı: 1

THOMPSON, E. P., İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu, çev. Uygur Kocabaşoğlu, Birikim Kitapları, İstanbul, 2015

TOSUN, Gülgün Erdoğan, Sosyal Demokrasi ve İlkeleri, Ankara, Alabanda Akademi, 2016

TÜRKBAY, Rezzan Ayhan, “İngiliz İşçi Partisinin İdeolojik Dönüşümü”, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2015, Cilt: 4, Sayı: 1

USLU,Ateş, “Avrupa’da Erken Dönem Sosyalist Teori ve İşçi Hareketleri (1830-1840)”, Akademik İncelemeler Dergisi, 2014, Cilt: 9, Sayı: 1

İnternet Siteleri

www.britannica.com

www.hurriyet.com.tr

www.theguardian.com

Dipnotlar

[1] Mümtaz Soysal, “İngiliz İşçi Partisi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 1957, Cilt: 12, Sayı: 1, s. 75.

[2] M. Tuncer Karaosmanoğlu, “İngiliz İşçi Partisi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1961, Cilt: 18, Sayı: 1, s. 231 – 232.

[3] Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 233.

[4] Soysal, a.g.e., s. 75.

[5] Gülgün Erdoğan Tosun, Sosyal Demokrasi ve İlkeleri, Ankara, Alabanda Akademi, 2016, s. 19.

[6] Sevgi Uçan Çubukçu, “Sosyal Demokrasi”, H. Birsen Örs (der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014, s. 265 – 266.

[7] https://www.britannica.com/biography/Robert-Owen

[8] E. P. Thompson, İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu, çev. Uygur Kocabaşoğlu, Birikim Kitapları, İstanbul, 2015, s. 926.

[9] Ateş Uslu, “Avrupa’da Erken Dönem Sosyalist Teori ve İşçi Hareketleri (1830-1840)”, Akademik İncelemeler Dergisi, 2014, Cilt: 9, Sayı: 1, s. 8.

[10]Thompson, a.g.e., s. 934.

[11] Uslu, a.g.e., s. 9.

[12] Çubukçu, a.g.e., s. 266.

[13] Çubukçu, a.g.e., s. 265.

[14] Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 238.

[15] Soysal, a.g.e., s. 79.

[16] Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 239.

[17] Özlen Hiç Birol, “Klasikler, Marx, Keynes ve Sonrası: Laissez – Faire Liberalizminden Günümüz Piyasa Ekonomisine”, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2013, Cilt: 15, Sayı: 1, s. 103.

[18] Karaosmanoğlu, a.g.e., s. 241.

[19] https://www.theguardian.com/politics/2001/mar/14/past.education

[20] Çubukçu, a.g.e., s. 284.

[21] https://www.britannica.com/biography/Harold-Wilson-Baron-Wilson-of-Rievaulx

[22] Rezzan Ayhan Türkbay, “İngiliz İşçi Partisinin İdeolojik Dönüşümü”, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2015, Cilt: 4, Sayı: 1, s. 146.

[23] Türkbay, a.g.e., s. 147.

[24]Anthony Giddens, Üçüncü Yol: Sosyal Demokrasinin Yeniden Dirilişi, çev. Mehmet Özay, Birey Yayıncılık, İstanbul, 2000, s. 75.

[25]Giddens, a.g.e., s. 39.

[26] Hayri Kozanoğlu, “Üçüncü Yol: Sosyal Demokrasi İçin Tek Yol mu, Son Yol mu?”, Birikim Dergisi, Sayı: 113, Eylül 1998. (http://www.birikimdergisi.com/birikim-yazi/5243/ucuncu-yol-sosyal-demokrasi-icin-tek-yol-mu-son-yol-mu#.W8oV03szbIU)

[27] Türkbay, a.g.e., s. 149.

[28] Türkbay, a.g.e., s. 150.

[29] Türkbay, a.g.e., s. 150.

[30] https://www.britannica.com/biography/Tony-Blair

[31] Türkbay, a.g.e., s. 152.

[32] http://www.hurriyet.com.tr/dunya/isci-partisi-liderligine-sosyalist-aday-jeremy-corbyn-secildi-30055964

 

Yazar Hakkında

Gökhan Cesur / TESA Siyaset Masası Yardımcı Direktörü

Marmara Üniversitesi

Ortadoğu Siyasi Tarihi Ve Uluslararası İlişkileri / Yüksek Lisans Öğrencisi

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler / Lisans Mezunu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir