Ana Sayfa / Çeviriler / Haber Çevirileri / Avrupa / İngiliz-Alman İlişkisi Brexit için Anahtar bir Konumda ama Birbirimizi Cidden Anlıyor muyuz?

İngiliz-Alman İlişkisi Brexit için Anahtar bir Konumda ama Birbirimizi Cidden Anlıyor muyuz?

Brüksel her ne kadar AB’nin başkenti olsa da Londra ve Berlin asıl ekonomik başkentler. Ama Avrupa’nın büyük “dost gibi görünen düşmanları” birbirlerini cidden tanıyorlar mı? Alman pasaportunu bu yıl alan William Cook, İngiliz-Alman ilişkisinin mitlerini açığa çıkarıyor.

Eylül ayında Theresa May, ünlü Chequers planını Avrupalı devletlere anlatmak için Salzburg’daki AB Zirvesi’ne gitti – en çok ikna etmek istediği lider Alman şansölyesi Angela Merkel’di. Etrafı kuşatılmış Başbakanımız için bu hakikat anıydı. Acaba Merkel, Michel Barnier’a (AB’nin Brexit Başmüzakerecisi) bize karşı acımasız olmamasını ve “payını al ve otur” anlaşması yapmasını mı söyleyecekti? Ya da May’e ortadan kaybolmasını ve planın boş bir şey olduğunu açığa çıkartmasını mı söyleyecekti?

Britanya AB’den çıkışı oyladığından beri aynı hikâye söylenip duruyor. Almanlar bizi savunmaya gelecekler mi? Kaybedecekleri çok şey mi var? Sakın bunlara güvenme. Yaklaşık 30 yıldır Almanya’dan gelişmeleri aktarıyorum ve öğrendiğim tek bir şey var. O da Almanlar kitapta ne yazıyorsa bunu yapmaya mecbur hissediyorlar. “Alles in ordnung” (Her şey düzen içinde) Avrupa’daki en temel anlayışları – ve eğer stereotiplere inanıyorsanız her şey için anlayışları bu. “Ama” ya da “Eğer” diye bir şey yok onlar için. Bir Alman sivil görevlinin bana dediği gibi: “Her şey ya siyah ya da beyazdır.”

Britanya 2016’da Brexit’i oyladığında klasik bir “Kalma” seçmeniydim: Londralı, liberal ve “ana akım medya” denen şeyin bir üyesi. Ama sonraki zamanlarda fikrimi değiştirdim. Beni yanlış anlamayın – Hala AB üyeliğinin, yanlışlarına rağmen Avrupa milletleri için en iyi seçenek olduğunu düşünüyorum. Ama aynı zamanda AB’nin bizsiz daha iyi olduğunu fark ettim. AB’nin halletmesi gereken büyük problemleri var ve bu problemleri AB şüphecisi milyonlarca İngilizin laf atmaları olmadan daha iyi bir şekilde halledecektir.

Britanya ve Almanya
    Britanya ve Almanya arasındaki ilişki “iki dünya savaşı ve Dünya Kupası’ndan” daha fazlası.

Futbolda İngiltere vs Almanya, en büyük uluslararası intikam maçıdır.

Bu fikstür bizim için büyük olabilir ama Almanlar için değil. Almanya’daki çoğu taraftar için Hollanda maçları derbi maçıdır. Bu durum yakınlık meselesinden kaynaklanıyor: Alman futbol kulüplerinin çoğu, Hollanda’dan birkaç saat uzaklıkta olan Ruhr’da toplanmıştır; çoğu Alman Hollanda’da çalışır ve tam tersi şekilde çoğu Hollandalı futbolcu Alman takımlarında oynar. Hollandalı taraftarlar, 1970’lerdeki “fantastik futbol takımlarının” 1974 Dünya Kupası finalinde sıradan bir Alman kulübüne yenilmesinden hala utanıyorlar. Daha ciddi olan bir sebep de İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanların Hollanda’yı işgali. Almanlar için İngiltere’nin 1966 Dünya Kupası finalinde Batı Almanya’yı yenmesi antik bir tarih. Sonuçta altı Dünya Kupası finalinde oynadılar ve üçünü kazandılar. Ek olarak, Almanların İngiliz futboluna karşı yumuşak karınları var: milli sporlarının doğduğu Anfield ya da Old Trafford Stadyumu’na “hac ziyareti” yapıyorlar.[/toggle]

Alman pasaportu almak bir gecede alınan bir karar değildi. Yıllardır başvurmayı düşünüyordum ama Brexit öncesi bu karar çok anlamlı değildi. Başlangıçtaki motivasyonum pratik amaçlar için olsa da sonraları daha duygusal bir durum haline geldi. Alman bir baba ve İngiliz bir anneyle birlikte bölünmüş bağlılıklarım oluştu. Savaş oyunlarından milliyetçi manşetlere kadar iki tarafı da görebiliyordum.

Geçen sefer Alman mirasımı yazdığım zaman bir okuyucu hangi milli takımı desteklediğimi sordu. İyi bir soru sormuştu ve cevabım, Britanya ve Almanya’ya karşı duygularımın nasıl değiştiğini ortaya çıkartacaktı. Çocukluğumdan beri Britanya’yı destekliyordum. 30 yaşımdayken 1996’da Almanya’yı desteklemeyi bıraktım. Bu bilinçli bir karar değildi – futbol ilişkileri asla böyle değildir. İngiltere-Almanya maçını izlemek için Wembley Stadyumu’na gittim ve iş penaltılara geldiğinde Almanya’nın kazanmasını istediğimi keşfettim. Norman Tebbit’in “kriket testi” üzerinde bir şey keşfettiğini sandım. Onun gibi desteklediğiniz bir şeyi anlatan çarpıcı bir şey olduğunu düşünüyorum.

Beni neyin etkilediğini tam olarak söyleyemem ama medya ilgisinin bu işte etkisinin çok olduğunu söyleyebilirim. Sadece turnuvanın işlenişi değil, ya da Alman futbolunun genel işlenişi de değil ama Almanya’nın bir bütün olarak Britanya’da işlenişi ve resmedilişi bunda etkili. Yarı Alman olmaktan dolayı her zaman utanmıştım. İngilizlerin her zaman iyi insanlar olduğunu düşünmüştüm. Geçmişte böyleydi ama ya şimdi? Çocukken her şey apaçık görünüyordu gözüme – Almanlar kötü insanlardı ve hala öyleler. Şimdi bundan artık emin değilim.

Almanya Tarihi
Almanya, kavrayış ve sevgi dolu zor ve bölünmüş bir tarihle yüzleşti.

Birleşme öncesi Almanya’ya ısınmak çok zordu – benim gibi birisi için bile. 1950 ve 1960’ların “Ekonomik Mucizesi”, (Wirtschaftswunder) geçmişini unutmakta kararlı ve Amerikan Rüyası’nı benimsemeye çalışan kapitalist bir Federal Cumhuriyet yaratmıştı. İlk ziyaretlerimde Batı Almanya bana sert ve ruhsuz geliyordu. Ama sonra Berlin Duvarı çökünce her şey değişti.

Almanya’nın birleşmesinin, “Dördüncü İmparatorluğun” (Viertes Reich) yükselişiyle alakalı sayısız korku hikayesi türetmesini hatırlamak çok komik görünüyor. Gerçekte bunun zıttı gerçekleşti. İki Almanya bir araya gelince, Doğu Almanya’yı yeniden inşa etme görevi Batı Almanya’nın ekonomisini bozdu. Almanya yeni bir ses keşfetti. 1991’de Berlin’e ilk defa, sonra Doğu Almanya’ya gittiğimde, daha nazik bir Almanya’yla karşılaştım – korkunç tarihiyle yüzleşmeye kararlı, daha aydınlanmacı ve kararlı bir devlet.

Tabi ki bir cennet değildi orası ama genel olarak bu yeni Almanların geleceği nazik ve itibarlı bir şekilde karşılayacağı görünüyordu. Öbür yandan Britanya geçmiş zaferlerle yaşıyordu sanki – sadece futbol konusunda değil ama AB ile ilgili meselelerde bile. Almanya, geçmişte Britanya için kullandığım özelliklerin çoğunu şimdi kucakladı: sabır, kibarlılık ve ılımlılık. Diğer yanda İngilizler giderek histerik ve cılız görünüyorlar. Birinin doğum günü partisinde yalnız kalan şımarık bir çocuk gibi, şişmiş bir kibrimiz var sanki. Avrupa’yla özel bir anlaşmayı hak ettik. Futbol konusunda zirveye çıkmayı hak ettik. Bu durum yıllardır böyleydi. Brexit bir gecede olmadı.

Merkel
                                               Almanların mizah anlayışı hiç yok mu?

Almanlar her şeyde iyidir.

Futbolda bile bu iddia çok boş bir şey çünkü Almanya’nın bu yılki Dünya Kupası’ndan gülünç elenişi bunu gösterdi. 1-0 galipler şöyle dursun, Almanya Milli Takımı çok istikrarsız çünkü 2014 Dünya Kupası yarı finalinde Brezilya’yı 7-1 yendi ve turnuvalarda 4-0 ilerlerken İsveç’le 4-4 berabere kaldı.

Hatta Almanya’da bile bu “her şeyde iyi olma” stereotipi azdır. İsviçre gibi her şeyin düzenli ve trenlerin bile bir saat gibi çalıştığı yerin aksine büyük Alman şehirleri kaotiktir – grafitilerle ve yol çalışmalarıyla doludur. Aynı zamanda bu durum, anarşik düzenlerinin bir parçası. Kırsal kesimde ise hayatın akışı ağırdır. Bismarck ülkeyi 1871’de birleştirmeden önce, Prusya çoğunlukla hayalperest ve filozofların anavatanı olarak anılıyordu ve bugün hala bu durum var.[/toggle] Son 30 yılda Almanya’da saydığımdan daha fazla bulundum. Bu gazete ve diğer sayfalar için Almanya’dan sayısız kez haber aktardım. Ve bana göre Merkel’in Barnier’a Britanya için ısmarlama iş yaptırma fikri hüsnükuruntu geliyor. Eğer anlaşma yapmadan ayrılırsak Alman otomobil üreticileri tabii ki büyük bir darbe alacak ama Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sonrası Merkel’in yaptırımları dayatmasıyla asıl büyük darbeyi aldılar. Üreticiler protesto etti bu durumu ama Merkel parmağını kıpırdatmadı.

Almanya’nın ekonomik çıkarlarını koruyacağını düşünen İngiliz düşüncesi, Almanların AB’yi nasıl gördüğü anlayışıyla çelişiyor. Britanya’nın AB’deki çıkarları hep ekonomikti, siyasi değil. Almanya’da ise bunun tam zıttıydı. İngiliz-Alman ilişkilerinin çoğu yönü gibi bu tamamen savaşla alakalı bir şey. Britanya İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler’e karşı duran güçlerden birisiydi, ondan dolayı savaş sonrası ulusal egemenliklerini paylaşmaktan çekindi. “Üçüncü İmparatorluğun” (Drittes Reich) soykırım geçmişi sonrası pişman Almanlar için işgal ettiği ülkelerle egemenlik paylaşmak önlerindeki tek seçenekti.

Avrupa’nın en fazla nüfusa sahip bir ülkesi olarak Almanya pastadan büyük bir dilim alıyor ama siyasi etkisi AB üyeliği ile sınırlı. Hitler’in ruhunun hala Almanları kovaladığı bir zamanda bu yolu beğeniyorlar. Çıkış müzakereleri için Alman diplomatlarıyla konuştuğumda gerçek gücün nerede olduğu konusunda çok açıklar: “Bu Avrupa Komisyonu’nun meselesidir.”

Almanya Britanya’ya çok fazla ürün satıyor – toplam ihracatının %6,6’sı ama Fransa (%8’den fazla) ve Benelüks ülkelerine (%10’dan fazla) daha fazla ihracat yapıyor. Almanya’nın 8 AB ülkesiyle sınırı var. İhracatının neredeyse üçte biri bu ülkelere gidiyor. Ortak pazarı dikkate almayan herhangi bir anlaşma Alman ihracatçılarını büyük bir boşlukta bırakabilir. İngiliz piyasasındaki kazanımlar daha büyük piyasaları eve doğru tehlikeye atabilir.

Almanların mizah anlayışı yoktur.

Bu cümleyi yanlışlamak daha zordur çünkü mizah, güzellik gibi seyircinin gözüyle alakalıdır. Eğer Almanların mizahsız olduğunu düşünüyorsanız ne söylediğim fark etmez. Ama İngilizler bunu söylediğinde, Almanların İngilizce’yi konuşma şeklini kastediyor. Diğer dilleri konuşmaya çalışırken diğerleri için ne kadar komik, değil mi?

Mizah çevirinin ilk kurbanı olduğu için eğer çok iyi Almanca konuşmuyorsanız, düzgün bir tablo yakalayamazsınız. Oldu ki yakaladınız, o zaman mizahın çok olduğunu gördüğünüzde şaşırabilirsiniz. Alman sineması gelişiyor ve en iyi Alman filmlerinin çoğu komedi filmleri. Alman birleşmesi hakkındaki eleştirel ve komik Elveda Lenin ve Hitler Günlükleri skandalının absürd yüzünü anlatan Schtonk’u izleyin.[/toggle] Kara sınırlarının çokluğu, Almanların Britanya’yı algılayışını derinden etkiliyor. Münih Avusturya’dan çok kısa mesafede. Berlin Polonya’dan, Dresden de Prag’dan çok kısa mesafede. Bu yakın mesafelere karşın Britanya çok uzakta kalıyor. Almanların Britanya’ya bakışı sevecen ama çok yakın değil. Almanya’nın Avusturya, Çekya, Benelüks ülkeleri ve Fransa ile daha yakın kültürel bağları oldu.

O zaman neden çoğu İngiliz politikacı Almanların Theresa May’i kurtarmaya çalıştığını düşünmekte ısrar ediyor? Her zamanki gibi bunun kısmi sebebi, kibrimizi çok abartmamız. Diğer kısmi sebep ise Almanların AB söz konusu olduğunda bizim gibi kuşkucu olduklarını varsaymamız. Britanya, Avrupa bizi ekonomik açıdan geçtiğinde AB’ye katıldı. Kıtanın geride kalmaya başlamasıyla beraber çekilmeye karar verdik. Ama İngilizlerin aksine Almanlar paraya bakmıyor. AB üyelikleri ahlaki kifayete dayanıyor. Bu sayede Üçüncü Dünya Savaşı’nı önlediklerine inanıyorlar ve gelecek savaşları da önleyebileceklerini düşünüyorlar.

Ama hala Britanya’da, AB’nin “Avrupa’yı ele geçirmek için tasarlanan bir Alman raketi” olduğu miti hüküm sürüyor. (1990’da ünlü Spectator mülakatında Nicholas Ridley’in söylediği gibi) Gerçekte bunun tam zıttı bir durum söz konusu. Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya AB üyeliğiyle güçlenmekten ziyade güç açısından sınırlandı. Euro, temkinli Fransa tarafından isteksiz Almanya’ya birleşme karşılığı itelendi.

Almanlar, savaş sonrası yeniden doğuşlarının sembollerinden Mark’tan hiç vazgeçmek istemediler. Almanya’yı ortak para birimine bağlamak, ihracatçıları için bir kaynağa dönüştü ama bu durum “Alman raketinden” ziyade Fransa’nın birleşik Almanya’yı sarsma planının istenmeyen bir sonucuydu.

Almanya, Britanya’nın hatırına kuralları esnetmeyecek – orası kesin. Avrupa’yla gelecek ilişkilerimiz bu modellerden birisinin yansıması olacak: Norveç, Kanada veya Dünya Ticaret Örgütü. (DTÖ) Hangisini seçeceğimiz bize bağlı ama bu bizim standardımıza uymayacak.

Dolayısıyla bu durum İngiliz-Alman ilişkilerinin geleceğini nerede bırakıyor? “Daha yakın birlik” gibi şeylerle uğraşmadan ilişkilerimizin iyi anlaşma yapıcıları olarak ilerleyebileceğini düşünüyorum. Ayrılık iki tarafın kalbini sevgiyle dolduracak. Almanlar her zaman Britanya’nın yumuşak karnını biliyordu. Belki “kontrolü geri aldığımızda” Britanya iltifatlara dönecek. Sonuçta bira, futbol ve kötü saç kesimlerine düşkünlüğümüzle çok farklı değiliz – aşırı milliyetçi gazetelerimiz ne söylerse söylesin.

Kaynak: https://www.independent.co.uk/news/long_reads/brexit-britain-germany-relationship-world-cup-world-war-angela-merkal-reunification-berlin-a8536051.html

Çevirmen Hakkında

Sinan Karaoğlu

 

 

 

 


Sinan KARAOĞLU / TESA İngilizce Çevirmeni

Sabancı Üniversitesi

Siyaset Bilimi & Uluslararası Çalışmalar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir