Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
şamanizm
mehrnews.com'dan alınmıştır.

İlkel Çağlardan Günümüze Bir Miras: Şamanizm

“…Akarsuların kaynağı üzerinde, bir dağın ak zirvesinde, gürleyen buzulların yanında

yaşar yıldırım. Dağın yankısının anasıdır. Gökyüzünde uçar ve demir kanatlarıyla gürler.

 Ayaklarından, parlak kırmızı alevler çıkar…”

Şaman Ukwun[1]

Giriş

Türk yurdu Orta Asya’nın kuzeyinden başlayıp, Anadolu coğrafyasına kadar uzanan binlerce yıllık bir serüven… İlkel çağlardan günümüze kadar adından söz ettiren, Doğu’nun ‘Şemenniye’[2], Batı’nın ise ‘Şamanizm’ adını verdiği bu kadim dinin nakış nakış işlendiği geleneklerimiz, göreneklerimiz… Kadim inanışlarını dünyanın dört bir yanına taşıyan göçebe Türklerin benimsediği onlarca dinden sadece bir tanesidir Şamanizm. Totemizm, Natürizm[3] ve Animizm[4] gibi inanç kültürlerinin ekseriyetle dahil olduğu bu inanış, kümülatif bir ilkel din oluşumudur. Peki Şamanizm günümüz Türklerinin günlük alışkanlıklarında hala varlığını sürdürmekte midir? Yazının temelini oluşturan bu konu Şaman inancının Anadolu geleneklerinde yankı bulan kısımlarını ele alacaktır.

Şamanizm Kavramı

Şamanlık kavramı ilkel çağlardan beri karşımıza çıkan, ortak bir kitaba sahip olmadığı halde örüntülü anlatım izleyen; biri, diğerinin devamı niteliğinde gerçekleşen bir görüngüdür.[5] Şamanlığın ilkel evresi, kadim bir döneme ait olmakla birlikte, bu devir ancak ve ancak günümüzdeki Neo-Şamanlıkta görülen izleri akabinde kavranabilmektedir.[6] Şamanizm sözcüğünün etimolojik kökeni incelendiğinde, Sibirya kavimleri ve klanlarının dini inançlarını ve bu inançlar etrafında şekillenen dini törenlerini ifade eden bir terim olduğu görülmektedir. ‘Rahip, Keşiş, Budist’ anlamlarına gelen Tunguzca ‘Saman’ sözcüğünün Rusça yolu ile günümüze kadar ulaştığı bilinmektedir.[7] Bazı araştırmacılara göre Şamanizm’in doğduğu kadim topraklar Merkez Asya olarak kabul edilse de en eski Şamanizm motiflerine Fransa’daki Lascaux Mağarası’nda rastlanmaktadır. [8]

Kuş maskeli ölü bir adam ve yaralı bizon, M.Ö 15.000-13.000

Klan, Totem, Mana

Şamanizme ait güvenilir verilerin kısıtlı olması sebebiyle Totem inancını rehber olarak kabul etmek ve İlkel Şamanlık ile Totemcilik arasında karşılaştırmalar yapmak daha doğru olacaktır. Bu hususta, üzerinde durulması gereken terimler Klan, Totem ve Mana’dır.

Aynı totem etrafında birleşmiş insan zümresine ‘klan’, genel olarak hayvan ve bitki türlerine atfedilen ve klanın atası olarak kabul edilen mistik simgelere ‘totem’, doğadaki her nesnede bulunan mukaddes kuvvetlere ise ‘mana’ adı verilir.

Durkheim ve Gauchet’e göre; ilkel insanların günlük hayatta yakalayamadığı coşkunluk ve heyecan, ancak bir kabile, klan veya cemaatin ayin ve ritüellerinde bulunabilir.[9] İşte bu sebeple, ilk görüngü olarak sürekli temas halinde bulundukları ve bu heyecanı simgeleyen kutsal nesnelere bir kuvvet atfetmişler ve bu kuvvetin totemde ruh bulduğuna inanıp, ona tapmışlardır. Bu mevcudiyetin bir ürünü olarak inanma, tapınma, tören gibi unsurlar ortaya çıkmış, nesneler haram ve helal; mukaddes ve lamukaddes olarak ikiye ayrılmışlardır.[10]

Bu inanışa göre helal kılınan ve doğal hayatta bulunan nesneler mukaddes değillerdir. Yasaklarla kuşatılmış olanlar ise haramdırlar, yani mukaddestirler. Örneğin, aynı totemden bir kadınla evlenmek yasaktır. Ekzogami’nin[11] çıkış noktası olarak totem inancını kabul etmek yanlış olmayacaktır. Tabu olarak anılan bu nesnelere hürmette kusur edenler cezalandırılırlar; ancak ayinler ve iyi niyetler onlarla teması kolaylaştırırlar.

Engin Deniz

Anaerkil bir toplumsal yapıyı temelinde barındıran Şamanizm, güçlü kadın şifacılarıyla da adından sıkça bahsettirmektedir. Erkek şamanlara nazaran, kadın şamanlar bünyesinde daha büyük bir metapsişik kuvvet barındırmaktadır. Abdülkadir İnan’ın bu husustaki, “Yakutlarda erkek şamanlar, özel cübbeleri bulunmadığı zaman kadın entarisi ile ayin yaparlardı.” cümlesi, Şamanizm’deki ‘kadın’ vurgusunu gözler önüne sermektedir. Bu konuda süregelen diğer bir gelenek ise erkek şamanların bir tutam da olsa saç uzatma ritüelidir.[12]

Totemciliğin temelinde yatan anlayış neticesinde görülmektedir ki; kurbanlar, ayinler, yasaklanan fiiller ve nesneler Türklere atfedilen İlkel Şamanlıkta da mevcutturlar. Klanın yerini ‘oymak’[13], totemin yerini ise ‘tus’[14] almıştır.

Kolektif bilince işlemiş Şamanizm geleneklerinin Türklerdeki bakayalarını[15] incelediğimizde, birçok önemli husus göze çarpmaktadır. Örneğin, Kazan Tatarlarında kemik kırmak, yontulmuş bir baltayı veya orağı ateşe atmak, çadırın eşiğine basmak ve yere süt dökmek yasaktır. Yere düşen bir nesnenin temizliği ise ancak iki ateş arasından geçirilirse mümkündür. Tatar uruklarına yeni katılan kişiler de bu inançla takdis edilirler.[16]

Türklerin sihre ve manaya inandıklarına, putlar inşa ettiklerine ve birtakım taşlara anlamlar yüklediklerine dair bilgiler ise bütün kaynaklarda mevcuttur. Özellikle Başkurt Türklerinin uruklarında, kahinler ve metapsişik şifacılar birçok nesneye daha büyük anlamlar addetmiştirler. Bunların başında yağmur, ölüm, hayat, gündüz, ağaç ve kış gibi olguların bir Tanrı olarak kabul edilmesi ve Gök Tanrı ile birlikte ahenk içinde evreni kucaklaması, Başkurt Türklerinin yaşayış tarzına Şamanist geleneklerin birer yansımalarıdır.[17]

 

Mahmud Kaşgari Divan-ı Lügatit Türk adlı eserinde, Türklerin gökyüzüne ve ulu görünen çoğu nesneye tanrı dediğini ve onlara taptıklarını kaydetmiştir. Çınar ağaçlarını, zirvesi görünmeyen dağları ve coşkun ırmakları bu nesnelere örnek olarak göstermek yanlış olmayacaktır.

Bu eserlerde görülen bilgiler haricinde, nesilden nesile aktarılan destanlarla da Türklerin İlkel Şamanizm ile bağıntılı olan geleneklerini tahayyül etmek mümkündür.

Göze çarpan ilk figür, Bozkurt’tur. Oğuz uruklarında rehber, Tukyu uruklarında anne, Uygurlar’da ise cet olarak betimlenen bu simge, kökleşmiş bir geleneğin sembolüdür.[18]

Abdülkadir İnan bir başka anekdotunda Kazak Kırgızları hakkında şunları nakletmektedir: ‘Bir kadını kocası kovmuş, o da bir kıra çıkmış ve orada yorgunluktan uyuyakalmış. Uyandığı zaman, başına Hügü kuşunun konduğunu görmüş. Kadın bu kuştan gebe kalmış ve kendinden üreyen nesil, bir oymak vücuda getirmiş. Bugün bu oymaktan biri, bu kuşlardan birini nerede görse hürmet eder, birinin elinde görse satın alır ve serbest bırakırmış.’

Oğuzların yirmi dört boya ayrılması; kendilerine özgü damga ve sembollerin bulunmasının da totem inancıyla ilintili olduğu bilinmektedir.[19] Kaşgarlı Mahmud Divan-ı Lügatit Türk’te bu oymak isimlerinden bahsederken, ecdat sözcüğünü özellikle vurgulamaktadır. Bu fikirden ilham aldığını düşündüğüm Ziya Gökalp ise bu boyların birer totemi ifade ettiğini ve Çikil (keçi)[20], Oğuz (öküz), Tonguz (domuz)[21], Alayundluğ (at sürüsü)[22] gibi isimlerin İlkel Şamanlıktan kalma bir anane olduğunu öne sürmektedir.[23]

(ekrembugraekinci.com adresinden alınmıştır)

Kaşgarlı’nın verdiği bilgilerde de görülmektedir ki, bir boy oymaklara dahi ayrılsa, bağlı bulunulan kavmin simgelendiği bir damga kullanılmaktadır. ‘Keza Seyitgazi’de Büyük Yayla’ya giderken Yağıbasan Yörüklerinin oturdukları aynı isimli köy arazisi dahilinde kadim bir mezarlık vardır. Mezar taşlarının bazısında ay, bazısında yıldız, bazısında tanımadığım bir kuş bazılarında ise ok resmi vardır. Ankara’nın Bala taraflarında oturan Bayat ve Harmandalı Türkmenlerinin kadınlarının da aynı şekillerle dövme yaptıkları görülmüştür.’(Yörükan,1929)

Alevilik geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan Yeniçerilerde de görülen ‘damga ve dövme’ geleneği, totem dini kadar kadim olan İlkel Şamanlığın kalıntılarından yalnızca biridir.[24]

Alevilik ve İlkel Şamanlık

Anadolu’daki Alevi topluluklarında süregelen inanç sistemi ve geleneklerde, İlkel Şamanlığın izleri açık bir şekilde görülmektedir. İlkel kabilelerde olduğu gibi, kutsal bir topluluk olan erenler divanına taparlar.[25] Bu divanın veya topluluğun beyi addedilen kişiler, ‘dede’ ve ‘pir’[26] sıfatlarıyla anılırlar. Zıtlıkların kaynağındaki bu büyük roller, Şamanlıkta olduğu gibi yüce bir enerjiden değil, dedelerin veya pirlerin hikmetinden kaynaklanmaktadır. İyiliğin ve kötülüğün, bolluğun ve kıtlığın kaynağında bu inanış yatar.

Alevilikteki itirafta bulunma ritüeli de Şaman kültürünün bir devamı niteliğinde aksetmektedir. Bu düşüncenin temelinde ise ‘Vahdet-i Mevcut’[27] kavramı yatmaktadır. Kaşgarlı Mahmud’un Divan’ında kaydettiği üzere, doğa ve tanrı mefhumunun tek çatı altında incelenmesi Şamanizm kültüründe mümkün kılınmıştır. (Sayfa 3)

İmam Cafer-i Sadık Buyruğu’nda belirtilen bazı ifadeler, itiraf merasiminin önemini gözler önüne sermektedir.

 “Eğer talip günahını saklarsa, tarikat-ı aliyede kezzaptır. Yol haini olur, iman eğrisi olur, tarikat ona helal olmaz, yediği lokma haram olur. Sema etse lup sayılır, Ceme gelen Müslim bacılara baksa namahremdir. Kar edem derken zarar eder. Şeriattan, tarikattan eli boş olur, neuzübillah mahşerde meydan-ı arasatta kalır, kimse sahip olmaz. Aman ey kardaş günahını saklamayıp derdini söyle, karanlık kabre koma, burda söyle.” [28]

Eski Türklerde, dini törenlerin kurban kesmek ve adak adamak suretiyle yapıldığı yazılı kaynaklarda mevcuttur. Bu merasimler, dört mevsimde dört kurban şeklinde seyretmektedir. Adanan kurbanlar köpek, koyun, domuz ve horoz gibi ehlileştirilebilen hayvanlardır. Alevilerde ise dört mevsim ve dört kurban geleneği devam etmiş, yalnızca köpek ve domuz değişmiştir. [29]

Şamanizm’de görülen kadim mezarlıklar, Alevi kültüründeki ‘yatır’ geleneğiyle örtüşmektedir. Bereket için, onlara dua etmek gerekmektedir. Cem Ayini esnasında yapılan bir duada:

“Veli Baba benim şu derdimi gör, koyunlarımdan hastalığı kaldır, tarlama bereket ver”[30], şeklinde dualar ederler.

alevilik
(ergenekun.net adresinden alınmıştır)

Şamanist İnancın Türk Geleneklerindeki Kalıntıları

İlkel Şamanizme ait kalıntıların sadece bir zümreye ait olduğu inanışı yaygın olsa da Alevilerdeki Şamanizm vurgusu dini merasimler halinde, Anadolu coğrafyasında yaşayan günümüz Türklerinde ise gelenek ve görenekler şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Bu adetlerden en önemli ve kabul edilenlerini sıralayacak olursak, başta lohusalık dönemi, ölüm sonrası ritüeller ve bereket duaları göze çarpmaktadır.[31]

Şamanist inanışa göre, kabilenin ileri gelen kahini veyahut Kam’ı ölünün bulunduğu eve gelerek dua etmekte ve henüz dünyada olan ruhu teskin edip ona rehberlik ederek öteki alemde huzur bulmasını sağlamaktaydı. Yedinci, yirmi birinci ve kırkıncı gün tekrarlanan bu dualar, ölen kişinin ruhu evi terk edene kadar devam etmekteydi. Türklerdeki ölü evinde ‘Mevlid’ okutma geleneği ise bu sembolik ritüelin devamı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. İslam coğrafyalarına baktığımızda, bu ananenin sadece Türklerde var olduğunu görmekle birlikte, ölülerin ardından okunan ilk Mevlid’in (Vesiletü’n Necat) 14. yüzyılda Süleyman Çelebi tarafından yazıldığı bilinmektedir.  [32]

Kadim mezarlıkların ve sanat eseri sayılabilecek nitelikteki mezar taşı süslemelerinin sadece Anadolu’da ve Türklerin etkilediği coğrafyalarda bulunması, Şamanist inancın bakayalarından bir diğeridir.[33]

(facebook.com/tengribizmenen sayfasından alınmıştır)

Kırk sayısının mukaddes sayıldığı Şamanizm inancından günümüze kadar ulaşan ‘kırkı çıkmak’ deyimi ise genel olarak lohusa kadınlar ve bebekleri için kullanılmaktadır. Şaman geleneğine göre, bebeği ve yeni doğum yapmış anneyi kötü ruhlardan korumak için kırk gün gerekmekte; bu sebeple çadıra sadece baba ve şifacılar kabul edilmektedir. Şifacıların ve kahinlerin getirdiği çörek otunun ve mukaddes eşyaların bulunduğu yere kötü ruhların giremediğine inanılmaktadır. Yeni doğum yapan kadınların başına kırk gün boyunca taktıkları kırmızı kurdele ise lohusalık hummasından[34] korunmak içindir.[35]

Gelinliğin üzerine bağlanan kırmızı kurdele, düşünülenin aksine bekareti değil kısmeti simgelemektedir. Nişanlanan çiftin parmağına ve okumaya yeni geçmiş çocukların yakalarına takılan kırmızı kurdelelerin de uğuru temsil ettiği bilinmektedir.

Evrendeki her nesnenin bir ruhu olduğuna inanan ve adak geleneğine sıkı sıkıya bağlı olan Şamanlar, ağaç dallarına renkli kumaşlar bağlayarak dilek ayinleri gerçekleştirmektedirler. Günümüz Türkiyesinde sıkça rastladığımız bu gelenek, mistik bir inanışın izlerini taşımaktadır. [36]

şaman
(yenicaggazetesi.com.tr adresinden alınmıştır)

Doğa ile iç içe yaşayan Anadolu halkının sürdürmekte olduğu diğer bir Şamanist gelenek ise, meyve vermeyen ağaçlara çivi çakarak, ağacın içine yerleşmiş kötü ruhu defetme inancıdır. Bu hususta, Anadolu coğrafyasında yaşayan atalarımın sözlü tarih kapsamında değerlendirilebilecek bir hikayesinde şu anlatılır;

‘Her yıl bol mahsul veren ağaç meyve veremez olmuşsa, o ağacın dallarına ‘Yada Taşı’ (Cede Taşı olarak da bilinir[37]) konulur. Eğer bir ağaç meyve veriyor fakat bu ağaçtan toplanan meyveler hızlıca çürüyorsa, o ağacın dibine bir balta bırakılır. Yedi gün boyunca ağaç sulanmaz. Kötü ruhlar bu baltayı gördüklerinde o ağacın kesileceğini düşünüp oradan uzaklaşırlar.’[38]

Her gün farkında olmadan yapılan, ilkel şamanlıktan kalma diğer bir alışkanlık ise tahtaya vurmaktır. Kolektif bilinç ile günümüze kadar ulaşmış bu ilginç gelenek, göçebe Türklerin daha önce bilmedikleri bir ormana girerken ağaçlara vurmak suretiyle kötü ruhları kovduğuna dayalı inanıştan kaynaklanmaktadır. Bu kültür, Avrupa halklarında da sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. [39]

Kötü ruhlardan arınmanın diğer bir yolu da kurşun dökmektir. Şamanizmdeki adı ise ‘kut dökme’ olarak literatürde yerini almıştır. Suyun içine dökülen kurşunun üzerindeki şekilleri okuyan Şamanlar, sivri uçları nazar, yuvarlak hatları insan, düz parçaları ise yürek olarak tefsir etmişlerdir.[40]

Sonuç

Ortaklaşa mutabık olunan bir dünya görüşüne sahip Şamanizm inancı, tanrı, ruh ve evren gibi soyut kavramları temel alan, Orta Asya ve Sibirya dolaylarındaki ilkel toplumlarda karşımıza çıkan bir tapınma biçimidir. Şaman ise algısı bilinmeyen, olağandışı bir alana genişletebilen, metapsişik yeteneklere sahip olan kişidir. Hiyerarşik bir inanç sistemini reddeden Şamanizm hem dünya görüşü hem de öğretileri ile günümüzdeki pek çok geleneğin temeline işlemiş durumdadır. Türklerin ilk dini olarak kabul gören bu inanış, özellikle Anadolu coğrafyasını derinden etkilemiştir. Tanrıyı ve doğayı ‘Vahdet-i Mevcut’ mefhumunda birleştiren Şamanizm, kolektif bilinç neticesinde Türk adetlerinde yankı bulmaktadır.

 


Kaynakça

Ahmet İbn-i Fadlan: Seyahatname, 10.yy, https://tr.pdfdrive.com/search?q=seyahatname&pagecount=&pubyear=&searchin=tr, (Erişim Tarihi 25.01.2020)

Aslan, Namık: Kurt Motifinin Türk Menşe Efsanelerindeki Anlamı Üzerine, Milli Folklor Dergisi, Sayı 87, 2010

Baştürk, Efe: Dinsel Bağın Siyasalın Kuruluşunda Etkisi ve Şamanizm: Eski Türk Toplumu Bağlamında Değerlendirme, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 2018

Bekki, Salahaddin: Turkish Culture & Haci Bektas Veli Research Quarterly, 2008

Biruni: Kitâbü’l-Cemâhir fî maʿrifeti’l, https://www.academia.edu/34039941/K%C4%B1ymetli_Ta%C5%9Flar_ve_Metaller_Kitab%C4%B1_Kit%C3%A2bul_Cem%C3%A2hir_f%C3%AE_Marifetil-Cev%C3%A2hir_, (Erişim Tarihi 16.02.2020)

Çelik, Hasan: Alevi/Kızılbaş, Bektaşi Buyrukları’ndan Hareketle ve Genel Ahlak İlkelerine Göre Talip, Rehber, Pir Ve Mürşid İlişkileri, İnönü Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 5, Sayı 2, 2016

Gökalp, Ziya: Küçük Mecmua, Müdafaa-i Hukuk Yayınları, 2009

Gökbel, Ahmet: Anadolu’da Yaşayan Halk İnanışlarından Çaput Bağlama ve Nazar, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1996

İbn-i Nedim: El-Fihrist,  https://www.academia.edu/35574546/Muhammed_b._%C4%B0sh%C3%A2k_en-Ned%C3%AEm_el-Fihrist_3._Mak%C3%A2le_2._Fen_, (Erişim Tarihi 19.02.2020)

İnan, Abdulkadir: Tarihte ve Günümüzde Şamanizm, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1986

İSAM, http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D01777/2006_29/2006_29_KURTAO.pdf,180 (Erişim Tarihi 25.01.2020)

Kubbealtı Lügatı, http://www.lugatim.com/s/yunt, (Erişim Tarihi 16.02.2020)

Mahmud Kaşgari: Divan-ı Lügat’it Türk, 1072-1074,

https://tr.pdfdrive.com/divan%C3%BC-lugatit-t%C3%BCrk-i-e40490262.html, (Erişim Tarihi 02.03.2020)

Paktin, Yeşim: Şaman Yorumları ve Büyüsellik, Ankara, 2013

Reșìdeʿd-dìn Fazlullah: Câmi’ut-Tevârîh,1335, https://www.pdfsayar.com/CAM%C4%B0%C3%9CT-TEVAR%C4%B0H-pdf-1.html, (Erişim Tarihi 05.02.2020)

Sabbağ, Çiğdem, Yarullina Ramilya: Anadolu ve Kazan Tatar Türk Geleneklerinde Yeme İçme Kültürünün Yeri, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 51

Tarihte En Eski Kaynak, https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ke%C3%A7i, (Erişim Tarihi 16.02.2020)

Ülker, Necmi: İzmir-Agora Ören Yerindeki Osmanlı Dönemi Mezar Kitabelerinden Örnekler, Tarih İncelemeleri Dergisi, 2007

Wiki Sözlük, https://tr.wiktionary.org/wiki/tonguz, (Erişim Tarihi 16.02.2020)

Yardımcı, Gürcan: Altay Bölgesi Türk Halklarında Şaman Başlıkları, Uluslararası Kültürel ve Sosyal Araştırmalar Dergisi (UKSAD), 2017

Yörükan, Yusuf Ziya: Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 2005

[1] Anonim

[2] Bu konu hususunda İbn-i Nedim Fihrist’i incelenmelidir.

[3] Doğacılık.

[4] Canlıcılık.

[5] Bir felsefe terimi olarak; gözlenebilen, duyularla algılanabilen her şey, her olgu ve olay.

[6] Yusuf Ziya Yörükan, Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 2005, s.19

[7] Saadettin Gömeç, Şamanizm ve Eski Türk Dini, PAÜ. Eğitim Fak.Derg., 1998, Sayı 4, s. 40

[8] Mustafa Cumhur İzgi, “Şamanizm ve Şamanlara Genel Bakış”, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi 2, 2012, s.31-38

[9] Efe Baştürk, “Dinsel Bağın Siyasalın Kuruluşunda Etkisi ve Şamanizm: Eski Türk Toplumu Bağlamında Değerlendirme”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 2018, s.101

[10] A.g.e, Yörükan, s.21

[11] Seçilen eşin akraba grubu dışından olması durumudur.

[12] Abdulkadir İnan, Tarihte ve Günümüzde Şamanizm, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1986, s.89

[13] Dil ve kültür yönünden büyük bir türdeşlik gösteren, birçok boydan oluşan, yapısındaki aileler arasında toplum, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan göçebe veya yerleşik nitelikteki topluluk.

[14] Eski Türklerin Tengricilik inancında, içinde bir ruhu barındıran cisme verilen isim.

[15] Kalıntı.

[16] Çiğdem Sabbağ, Ramilya Yarullina, “Anadolu ve Kazan Tatar Türk Geleneklerinde Yeme İçme Kültürünün Yeri”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 10,  Sayı: 51 , s.1353

[17] Ahmet İbn-i Fadlan Seyahatnamesi

[18] Namık Aslan, “Kurt Motifinin Türk Menşe Efsanelerindeki Anlamı Üzerine”, Milli Folklor Dergisi, Sayı 87, 2010, s.74

[19] Bu hususta Cami’üt-Tevarih adlı eser incelenmelidir.

[20] Tarihte En Eski Kaynak, 2020, https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ke%C3%A7i (Erişim Tarihi 16.02.2020)

[21] Wiki Sözlük, 2020, https://tr.wiktionary.org/wiki/tonguz, (Erişim Tarihi 16.02.2020)

[22] Kubbealtı Lügatı, 2020, http://www.lugatim.com/s/yunt, (Erişim Tarihi 16.02.2020)

[23]Ziya Gökalp, Küçük Mecmua, Müdafaa-i Hukuk Yayinlari, 2009, s.111

[24] A.g.e, Yörükan, s.27

[25]Hasan Çelik, “Alevi/Kızılbaş, Bektaşi Buyrukları’ndan Hareketle ve Genel Ahlak İlkelerine Göre Talip, Rehber, Pir Ve Mürşid İlişkileri”, İnönü Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 5, Sayı 2, 2016, s.125

[26] Yaşlı kimse.

[27] Tabiat olarak bütün mevcudatın Tanrı olduğu inanışı.

[28] A.g.e, Yörükan, s.32

[29] Salahaddin Bekki, “Turkish Culture & Haci Bektas Veli Research Quarterly”, 2008, Sayı 45, s. 93-101

[30] A.g.e, Yörükan, s.36

[31]Bu konu hususunda faydalanılan kaynaklar Biruni’nin, Kitâbü’l-Cemâhir fî maʿrifeti’l-cevâhir ve Kaşgarlı Mahmut’un Divan-I Lügat’it Türk kitaplarıdır.

[32] İSAM, http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D01777/2006_29/2006_29_KURTAO.pdf,180 (Erişim Tarihi 25.01.2020)

[33] Necmi Ülker, “İzmir-Agora Ören Yerindeki Osmanlı Dönemi Mezar Kitabelerinden Örnekler”, Tarih İncelemeleri Dergisi,2007, s.195-218

[34] Yeni doğum yapmış kadınlarda görülen ve yüksek ateş, aşırı terleme, nabız atışı ve komaya varan şekilde giderek ağırlaşan hastalık

[35] Gürcan Yardımcı, “Altay Bölgesi Türk Halklarında Şaman Başlıkları”, Uluslararası Kültürel ve Sosyal Araştırmalar Dergisi (UKSAD), s.509-521

[36] Ahmet Gökbel, “Anadolu’da Yaşayan Halk İnanışlarından Çaput Bağlama ve Nazar”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1996, s.176

[37] Türk/Altay mitolojisinde, Tanrının kamlara armağan ettiği, yağmur, kar getirdiğine inanılan bir taştır. Şamanlar tarafından bir tas içine atılan bu taşın yağmur ve bereket getirdiği söylenir.

[38] 2018 yılında emekli tarih öğretmeni dedem Duran Demirci ile yaptığım söyleşiye ait bir anektod.

[39] Yeşim Paktin, Şaman Yorumları ve Büyüsellik, Ankara, 2013, s.2

[40]A.g.e, Yörükan, s.16